Bu kitaptaki şiirler; sanki Attilâ'nın yüreğinden kopmuş parçalar gibi dizilmiş dizelerden oluşuyor. Aşkın sadece gülümsemelerle dolu bir bahçe olmadığını, içinde fırtınaların koptuğu bir deniz olduğunu hissettiriyor okuyucuya. İlhan, satır aralarına gizlediği hüzünle, aşkın en derin yaralarını deşiyor. Şiirlerindeki her kelime, bir ayrılık acısını, bir özlemi, bir yalnızlığı fısıldıyor. Sadece bireyin iç dünyasına değil, toplumun yüreğine de dokunuyor. Sanki her şiir, kalbin en gizli köşelerinde sakladığımız sorulara cevap arıyor. İlhan'ın şiirlerini okurken, kendimizi yalnız hissetmiyoruz; çünkü biliyoruz ki, aşkın bu kadar acımasız yüzüyle sadece biz değil, herkes mücadele ediyor.
Attilâ, şiirinde ağır ve zor anlaşılabilecek kelimeler kullanıyor. Ve bu eski Türkçe kelimeler ve ifadeler kullanarak şiire kendine özgü bir derinlik katıyor. Bu, dönemin kültürel dokusunu yansıtırken, şiire sanatsal bir hava da veriyor. Ancak bu dil tarzı, şiiri okurken daha fazla dikkat ve çaba gerektiriyor.
Sevmek kalın bir tünel bir kere girildi, artık anlamı yok gecenin gündüzün
Gülümsemesi bile ne kadar acılı, sanki gözyaşları dudaklarından
Nerede ne zaman kaç kere yaşadık, nasıl bir sevdâysa eskitmemiş yıllar
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var, öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil, çünkü ayrılık da sevdâya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili