KASABALILAR; “dürüst ama saf değillerdi.”
ŞÖYLE SÖYLÜYORLARDI:
“Benim komutanım yoktur!
Duracak olsam, evden çıkmazdım!
Kimse beni zorla çalıştıramaz!
Eğer yaptıysam, öyle olması gerektiği içindir, insan yapamayacağı şeyi zaten yapmaz!
Ben siyahım, vitrinimin bembeyaz olması lazım!”
ŞÖYLE DÜŞÜNÜYORLARDI:
“Ahşap ahşap, demir demir, insan insandır.
Bir kişinin demirci, marangoz ya da ayakkabıcı olması tesadüf eseridir.
Dikkatli bakılırsa, her bireyin uğraştığı işe benzediğini görmek mümkündür.”
“Bir marangozun, elleri, vücudu ve ruhu, tahtanın kendisinden daha kaba olamaz.
Olsa olsa, bir oduncu böyle olur, ama o da zaten acımasızca ve hiç düşünmeden kaldırıp indirdiği, baltanın bir eşidir.”
“Demirci ustası da kuvvet kullanarak, vura vura, çalışır ama, tek bir farkla. Uyması gereken ölçüler, ulaşması gereken bir nokta, takip etmesi gereken bir fikir olur. Kesmek ya da kırmak için değil, düzleştirmek, yuvarlamak ya da şekil vermek için vurur. Eğer bozması gerekirse bile, bu ilerde tekrar yapmak içindir.”
İTİRAZ EDİYORLARDI:
“Birisi sırf parası olduğu ya da bununla böbürlendiği için, bunu başkalarının gözüne sokup, mallarına el koyma hakkı kazanabilir miydi hiç?”
PEKİ:
“Nasıl bir güç, her zaman dik duran bu adamları bir korku demetine çevirmeyi başarabilir di?”
ŞİMDİ:
“Arada sırada birilerinin kuyruğuna basıyorlarsa, ortada çok fazla kuyruk olmasındandı ve ortada bir suç varsa, bu daha çok kuyrukların sahiplerinindi.”
ANLAMIYORLARDI:
“Hangi çağda yaşıyoruz, nerede benim haklarım? Borcu olmayanın korkusu da olmaz.
Ne hakkı? Artık korkmak için, borçlu olmak gerekmiyor.”
NE OLMUŞTU?
“Dünyayı yaratan, onu daha sonra parçalamak üzere mi yaratmıştı?”
ARTIK:
“Aksilikler hiç eksik olmuyor.
Rahip’in söylediğine göre bu Adem’in günahının bir sonucuymuş!
İnsanlar, tövbe bile edemeden ölebilir, takdiri ilahi!”
“Safça bir ümitle, sabah pencereyi açtıklarında, engellerden arınmış bir manzara ile karşılaşacaklarını sanan, iyimser vatandaşlardı.”
“Herşeyin sonuna yaklaşmaktayken, uğraşıp da, mısraları yazıya dökmenin ne anlamı vardı ki!
Zaten, kağıtlar ortadan ilk kaybolacak olanlardandı.”
“İnsan bir şeyi görmeyi çok isterse, gördüğünü sanırdı.”
“Görmemek için gözlerini kapatanlardılar.”
“Kasaba için, geleceğin tanımı; ölüm, pislik içinde çürüme, ve sığır leşlerinin her tarafı kaplaması idi.”
“Krizi fırsata çevirmeyi bilen biri, her zaman çıkardı, tıpkı şimdi, hiç olmadıkları kadar iyi durumda olan keneler gibi.”
“Ebedi karanlık yaklaşmakta olduğundan, birkaç mum ya da şamdandan fayda beklemek de yararsızdı.”
“Boyun eğerek, hayalete dönüşmüş, kasabadaki kibirli böğürtülerden oluşan barajı, yalnızca ağlayan bir kaç çocuğun ve cıvıldayan çobanaldatanların sesi aşabiliyordu.”
“Sadece uyumak, unutmak ve hazırlanmaktı hayat.”
NİHAYET:
“Geçmiş, iyi ya da kötü, bir şekilde alt edilmişti.
Buna nasıl katlanabildikleri meçhul de olsa, korkularını aşmışlardı, ancak henüz yaşanmamış kötülükler olacaktı.”
“Hafif yağmurun ardından çıkan güneşin, bu bataklığı kurutması daha ne kadar sürecekti?”
“Güneş herşeyi kurutsa bile, hayvanların toynaklarıyla öğütülen ve rüzgarla havaya kaldırılan, ince toz tabakası, hüzün dolu geçmişin acı hatırası olarak daha uzun süre orada kalacaktı.”