Efsanevi ve yitik bir kütüphanenin izleri, kökleri antik çağlara uzansa da etkisi hâlâ canlı olan bir bilgelik ve esin kaynağının kalıntılarına götürüyor insanoğlunu. Geç antik dönemin bu büyük öğrenim merkezi, İskenderiye'nin 643 yılındaki düşüşüyle birlikte yok olsa da, bugün Grek, Roma, Yahudi ve Süryani kültürlerinin kesiştiği bir kavşak noktasının temsili orunu olmayı sürdürüyor. Ortaçağ'ı ve modern çağları biçimleyen bir entelektüel enerjinin kaynağı, konusunun ehil akademisyenlerince açık ve betimleyici bir dille çözümleniyor bu kitapta.
"Kütüphane kocaman bir labirenttir. Dünya labirentinin simgesi, içine girersin, dışarı çıkıp çıkamayacağını bilmezsin." (U.Eco, Gülün Adı'ndan)
İÖ 7.yy'a ait Assurbanipal Kütüphanesi dünyada bugüne kadar görülmüş en gayretli el yazması koleksiyoncularından biri olsa da, kitaplara olan aşırı düşkünlük, daha çok, ipuçları Mezopotamya, Suriye, Anadolu ve hatta 'çivi yazısı' kullanan Yakındoğu'nun çoğu yerinde bulunabilecek çok daha eski bir gelenekten doğmuştur. Arşiv geleneğinin İÖ 4.bin yılda yazının ortaya çıkışıyla eş zamanlı olarak ortaya çıktığı şüphe götürmez bir gerçektir. Yani, bilimsel birikimin inkâr edilemez bir anıtı olan Assurbanipal Kütüphanesi'ne gelinceye kadar, Dicle-Fırat nehri vadisinde rahat iki buçuk üç bin yıllık arşivsel, küratoryal ve kayıt tutulan nitelikte bir gelenek belgelenebilir.
İskenderiye Kütüphanesi Büyük İskender'in vasiyeti (İÖ 323) üzerine , generallerinden I.Ptolemaios Soter (İÖ 304) tarafından yaptırılmış ve kurduğu hanedan himayesinde gelişmiştir.
Atina demokrasisinin (ve dolayısıyla Roma cumhuriyetinin) hiçbir zaman bir halk kütüphanesi kurmamış olması dikkate değerdir. Evrensel kitap koleksiyonu gibi bir şey hayal etmek sadece tiranların, kralların ve imparatorların kültürel gösteriş meraklarının bir sonucuydu.
Burası, Sparta kralı Menelaos'un tanrılara ödemesi gereken miktarı vermediği için yirmi günlüğüne alıkonulduğu yer. Burası, Homeros tarafından en az 2.800 yıl önce Odysseia'nın 4.kitabında yukarıdaki gibi tarif edilen ver. Burası, demir atıp denizden epey uzaktaki Mareotis Gölü'nden taze su almak için gelen sayısız başka insanın düşlerini süslemiş olan o yer. Burası, bir fatihin durup, buranın büyük bir şehir kurmak için çok güzel bir nokta olduğunu düşündüğü yer. Burası, bir krallar hanedanının İÖ 323'ten İO 31'e kadar, neredeyse 300 yıl boyunca hüküm sürdüğü yer. Burası, bilinen dünyanın her yerinden âlimlerin öğretmek, öğrenmek, tartışmak ve eski dünyanın en muhteşem kütüphanesini yaratmak için toplandıkları yer. Burası, güçlü adamların güçlerine güç katmak için eli açık hükümdarlardan para istemeye ya da güçlerini kaybettikleri için sığınmaya geldikleri yer. Burası aynı zamanda, başka güçlü adamların yok etmeye geldikleri yer.
Prensler ve prenslikler ile bilgi ve bilginlik tarihiyle bağlantılı olan İskenderiye, karma bir model oluşturmaktadır –biraz 'danışma komitesi', biraz lisansüstü eğitim birimi, biraz gözlemevi, biraz da laboratuar. Ama İskenderiye şehri sadece fikir alışverişi açısından değil, mal-mülk ve insanlar açısından da ticaret merkeziydi. Hem dini, hem de dinleri barındıran bir yerdi– tüm tanrılara tapınılan, Yahudilerin, putperestlerin ve Hıristiyanların İran'daki Zerdüşt inancıyla Hindistan'daki Budizm ve Hinduizm'in etkisi altındaki teolojileri tartıştığı bir ver. Kimilerine göre Neo-Platonculuk Iskenderiye'de ortaya çıkmıştır. Ne var ki, ona enerji ve hayat veren bu gerilimler aynı zamanda onun varlığını tehdit ediyordu.
Kütüphane-Müze'nin düzenlediği etkinlikler hakkında çok az şey bilmemize rağmen, İskenderiye'nin daha sonra ün kazanmasını sağlayacak bilimsel ve edebi araştırmalara epey katkıda bulunduğundan şüphe duymak için hiçbir neden yoktur. Müze ayrıca İskenderiye'nin dışında kötü niyetli yorumlar yapılmasına da neden oldu. Dönemin şüpheci filozofu ve hicivcisi Phleiuslu Timon şöyle demişti: "Nüfusu son derece kalabalık olan Mısır'da dünyadan uzak yaşayan ve Musaların tavuk kümesinde hiç durmadan bir şeyler tartışan bir sürü kitapkurdu besleniyor." Strabon, belli ki kişisel bilgilerine dayanarak, şunları kaydetmiştir: “Müze aynı zamanda kraliyet saraylarının da bir parçasıdır."
İskenderiye'nin en kapsamlı etki sağlayan başarılarından biri, bilgeliği Helenistik dünyada kabul edilen haliyle alıp yeni fikirlerle sentezlemesiydi. İdeal bir perspektiften bakıldığında, tüm sanat ve bilim dallarının bilgelik arayışı içinde ortaya çıktığı söylenebilir, ama bunun filozoflar arasındaki kadar belirgin olduğu bir yer daha yoktur: Bu ‘bilgelik âşıkları’nın kozmolojileri olağan sınırların ötesine geçen varoluşun doğasını yansıtır ve inceler.
İlk kütüphaneci olarak, Aristoteles'in öğrencisi Phaleronlu Demetrios çağrılmıştır (İÖ 3.yy). Kitap düzenlemelerini hocasının okulunda kullandığı şekilde düzenledi ve yine onun Lykeion'unda olduğu gibi alimlere kalacak yer de sağladı. Dünyadaki tüm hükümdarlara mektup yazarak kopyasını çıkarmak için kitaplarını ödünç istemiştir. Ama sonra geri vermemiştir!
Kütüphanedeki parşömen tomarlarının 400.000 ila 700.000 sayısına çıktığı söylenmektedir.
İkinci kütüphaneci Ephesoslu Zenedotos'tur. Onun zamanında dünyadaki ilk konu kataloğu - Pinakes (tabletler) - yapılmıştır (İÖ 3.yy).
Sonra Rodoslu Apollonios gelmiş (İÖ 270), Arkhimedes davet edilmiş, uzun süre burada önemli buluşlar yapmıştır.
Knidoslu mimar Sostratos, Pharos'u (İskenderiye fenerini) yapmış; ışığı 30 mil açıktan görülmekte imiş (İÖ. 3.yy).
Yerine Stoacı Kyreneli Eratosthenes geçmiştir. Yıllık takvimi oluşturmuş, dünyanın yuvarlak olduğunu öne sürmüş ve dünyanın çapını 80 km yanılmayla bulmuş, okyanusların bağlantılı olduğunu, batıya giderek Hindistan'a varılacağını öne sürmüştür (İÖ. 3.yy).
O dönemde astronomlar, güneş merkezli güneş sistemi önermiş, canlı insanlar (mahkumlar) üzerinde anatomi çalışmaları yapılmış ve protestolara yol açmıştır.
Bu altın çağın ardından, Byzantionlu dil bilgisi uzmanı Aristophanes yirmi yıl isteksizce çalışmıştır. Tanınmış bir Homeros uzmanı olan Semadirekli Aristharkos (İÖ 153) son kütüphanecidir ve bilim, bu dönemden sonra edebiyat eleştirisinin egemenliği altına girmiştir.
Kütüphane, İS 4. yüzyıla kadar 700 yıl boyunca çok sayıda bilgine başvuru kaynağı olmuştur.
Julius Caesar İÖ 47 yılında İskenderiye'yi ele geçirmek için Ptolemaios'un limandaki filolarını yakmış, yangın şehire sıçramış ve liman yakınındaki depolardaki binlerce (40.000 civarında) parşömen tomarı (biblos) yanarak yok olmuştur; ana kütüphanenin ise 272 yılında Roma İmparatoru Aurelian tarafından ve/veya 391 yılında şehrin psikoposu Theophilos tarafından yıkıldığı düşünülmektedir.
İS 391'de, İskenderiye Hristiyan piskoposu Theophilos'un şehirdeki tapınaklardan birini kiliseye dönüştürme girişimine putperestlerin ayaklanarak büyük hasar yaratması karşılığında, imparator Theodosius'un Serapeion dahil tüm kitapları yaktırarak konuyu kökünden temizleme çabası, ikinci yangına yol açmıştır.
İS 641'de, hicretin 22. yılında Arap istilası başlamış, Amr İbnü'l-As şehri ele geçirmiş, Halife Ömer'e kütüphanedeki kalan dini kitapları ne yapacağını sormuş, onun "Allahın kitabı yeter, yok edin onları" diye karşılık vermesi üzerine, kitaplar altı ay boyunca halk hamamlarında yakılarak bitirilmiştir; söylenceye göre, bu imhadan yalnızca Aristoteles'in kitapları kurtulmuştur. Öte yandan, bunun sonradan gelişen bir söylenti olduğuna ve 4.yy sonuna gelindiğinde İskenderiye'deki iki kütüphanenin de yok olduğuna dair çok sayıda belge vardır.
This is a difficult book to slog through. Like many collections of essays, it's a rather mixed bag: some of the essays are fairly readable, other are head-scratchingly esoteric. The final essay about Umberto Eco's The Name of the Rose is interesting, even to those who have not read that book (I read this volume before I read Eco's novel), although the author makes a mistake and refers to the blind monk in the story as Malachi (he's thinking of Jorge; Malachi isn't blind). Personally I think the first and third essays in the collection are the strongest; the sixth and eighth are the weakest (with the eighth in particular being virtually unreadable). I can't imagine that this book would be of interest to the casual scholar; this is not an engaging introduction to what the historical library of Alexandria was like, but rather a deeply erudite (and unfortunately only spottily interesting) look at how that library (and others like it) can influence culture in a number of ways. The premise is interesting; the execution is lacking.
Büyük İskender'in vasiyeti (İÖ 323) üzerine , generallerinden I. Ptolemaios Soter (İÖ 304) tarafından yaptırılmış ve kurduğu hanedan himayesinde gelişmiştir. Parşömen tomarlarının 400.000 ila 700.000 sayısına çıktığı söylenmektedir.
İlk kütüphaneci olarak, Phaleronlu Demetrios çağırıldı . Dünyadaki tüm hükümdarlara mektup yazarak kopyasını çıkarmak için kitaplarını ödünç istemiştir. Ama sonra geri vermemiştir !
İkinci kütüphaneci Ephesoslu Zenedotos. Dünyadaki ilk konu kataloğu - Pinakes (tabletler) - yapılmıştır.
Sonra Rodoslu Apollonios gelmiş (İÖ 270), Arkhimedes davet edilmiş, uzun süre burada önemli buluşlar yapmıştır. Knidoslu mimar Sostratos, Pharos'u (İskenderiye fenerini) yapmış, ışığı 30 mil açıktan görülmekte imiş.
Yerine Stoacı Kyreneli Eratosthenes geçti. Takvimi oluşturdu, Dünyanın yuvarlak olduğunu öne sürdü, dünyanın çapını 80 km yanılmayla buldu. Astronomlar, güneş merkezli güneş sistemi önerdi, Canlı insanlar (mahkumlar) üzerinde anatomi çalışmaları, protestolara yol açmıştır.
Bu altın çağın ardından, Byzantionlu dil bilgisi uzmanı Aristophanes yirmi yıl isteksizce çalıştı.
Son kütüphaneci, Semadirekli Aristharkos (İÖ 153) tanınmış bir Homeros uzmanı idi. Bilim, Edebiyat eleştirisinin egemenliği altına girdi.
Kütüphane, İS 4. yüzyıla kadar 700 yıl boyunca çok sayıda bilgine başvuru kaynağı olmuştur.
Kütüphanenin Sonu
Julius Caesar İÖ 47 yılında İskenderiye yi ele geçirmek için Ptolemaios'un limandaki filolarını yaktı. Yangın şehire sıçradı ve binlerce parşömen tomarı (biblos) yanarak yok oldu.
İkinci yangın, İS 391'de İskenderiye Hristiyan piskoposu Theophilos'un şehirdeki tapınaklardan birini kiliseye dönüştürme girişimine putperestlerin ayaklanarak büyük hasar yaratması üzerine imparator Theodosius'un Serapeion dahil tüm kitapları yaktırarak kökünden temizleme çabasıdır.
İS 641'de , hicretin 22. yılında Arap istilası başladı , Emir Amr İbnü'l-As şehri ele geçirdi. Halife Ömer'e kütüphanedeki kalan dini kitapları ne yapacağını sordu. O da, Allahın kitabı yeter, yok edin onları, dedi. Kitaplar altı ay boyunca halk hamamlarında yakılarak bitirildi.
It is very hard to find books about the Library of Alexandria, at least it was for me, doing a paper on this in a short timeframe. So this was helpful! The book is full of interesting anecdotes, remarks and history regarding the library, which are difficult to find to ay the very least.
However, there are quite a few historical inaccuracies here. The Ptolemaic dynasty lineage has been very off in the later years, surrounding Kleopatra VII and her brothers? Father? Husbands?? Uncles??? Completely off. I cross-referenced it with multiple other sources because I needed to get it right and for some reason, MacLeod got the entire relations and numbers off. I mean let's face it, it's difficult, they all married each other and where named Ptolemy and Kleopatra but still, it was not accurate.
Overall though, a great read but proceed with caution.
Weird book…. A blurb on the back cover reads, “Fascinating…should appeal to the general as well as the academic reader.” The essays were often readable to a layperson (me) but just as often were nearly impenetrably academic.
A most fascinating bunch of articles by various authors with topics around the library of Alexandria. And the bibliography at the end, is a treasure trove in itself!
I found it a little hard to follow but it had vast amounts of information and history! Although challenging, I enjoyed reading this! I would recommend it for people with previous understanding of the library of Alexandria and the ancient world as my understanding is minimal hence my struggles in reading this type of book.
This is an edited volume by scholars from Australia. I've read a number of the chapters or similar material elsewhere. I plan to read it selectively alongside The Rise and Fall of Alexandria. I am discouraged to find few readers wrote reviews or even made comments. Since I had to get it through inter-library loan, I hope the lack of reviews is due to lack of availability.
I tried to finish this. Could not get past the delivery of facts, facts, and things that are to prove a position. It didn't read well. This seems intended for an audience that is more into the scholarship and wants to dive more into the details.