Hayatımızın ilk bölümünde bize biçilmiş rollere göre yaşar, kendimizi bu kurallara göre değerlendiririz. Sonra bunun bizi tatmin etmediğini fark ettiğimizde, ilk defa, "Aslında ne istiyorum?" diye sorar ve bunu daha önce sormadığımız için kendimize kızarız.
Hayatının ikinci bölümüne hoş geldin.
İlk bölüm yalan değildi. Bugüne kadar bir yalanı yaşamadık. Bugüne ulaşmamız için yaşamamız gerekeni yaşadık.
Asıl soru, bugünden itibaren ne yapacağız?
Jung, son derece hazırlıksız yakalandığımız bu "hayatımızın ikinci yarısı" için, şakayla karışık bir öneri veriyor: "Yetişkinliğe giriş okulları olmalı." Belki böyle bir okul yok, ancak bu cümleye denk geldiğinden beri bu fikrin büyüsüne kapılan biri var: Emre Özarslan, namı diğer Huzursuz Beyin, psikolog ve terapistlerden filozoflara, biliminsanlarından sanatçılara, hayalindeki "akademik kadro"yu bir araya getirerek hazırladığı Neden Böyleyim? Nasıl Değişebilirim?'de bize kendimiz üzerine düşünme fırsatı sunuyor. Jung, Nietzsche, Kierkegaard, Freud gibi isimlerin de dahil olduğu bir "eğitimciler ordusu", bize kendimizi geçmişten kurtarmayı ve arzularımız doğrultusunda dönüşmeyi öğretiyor.
Huzursuz Beyin hesabı daha takipçi sayısı binleri görmeden (şu an takipçi sayısı 250binin üzerinde) karşıma çıkan ve çok beğenerek takip ettiğim, "bunu mutlaka okumalısın" diye paylaşımları arkadaşlarıma gönderdigim bir hesaptı. Hâlâ da aynı ilgiyle takip ediyorum. Kitapta bahsettiği haftalık bültenlerin de sıkı takipçisiydim. Kitap çıkar çıkmaz okumak istiyordum ama bugüne kısmet oldu. Çok okuma, çok düşünüp irdeleme meyvesi bir kitap. Haftalık bültenlerde çıkılan yolculuk daha donanımlı şekilde bütünleşmiş burada. Sadece bültenler değil tabii, yanlış anlaşılmasın. Kitap önce sorun tespiti yaptırıyor sonra bulunduğumuz A noktasından B noktası hedefi belirlemek için kafa yorduruyor ve nihayetinde hedefimiz B noktasına nasıl gideriz için ışık tutuyor. Bu tür kitaplardan, "okuyunca hayatım değişecek" beklentisi olanlara kötü bir haberim var, kimse sizi değiştiremez, size bir kaç yol gösterebilir ancak. Bu kitap o açıdan oldukça zengin ve ileri okumalar yapmak için güzel kaynaklar sunuyor. Yazarın kendi öyküsünden verdiği örnekler samimi ve gerçekçi. "Sen mükemmelsin, ne istesen yaparsın" gibi boş söylemler yerine daha gerçekçi yaklaşımlar var. Hayat hiçbir zaman toz pembe olmayacak ama daha yaşanılır kılmak için yapılabilecekler var diyor size. Etrafınızdaki insanları anlamak ve ilişkileri düzenlemek konusunda da oldukça güzel tespit ve öneriler var. Sindire sindire okumalık bir kitap olmuş. Kitapta Seneca'dan bir alıntı vardı, onunla bitireyim: "Asıl bilgelik, gerçeği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, ne zaman değiştirilemez olduğunu anlayıp sukünetle kabulleneceğimizi bilmekti."
Bir süredir haftalık bültenlerini severek takip ettiğim Emre Özarslan'ın kitap haberi verdiğinde sevindim ve aynı hevesle okumaya başladım. Bülteni okurken de sıklıkla kapıldığım hisler, evet bunu ben de böyle yaşıyorum/görüyorum/hissediyorum dediğim öyle çok konuyu güzel alıntı ve cozumlemelerle aktarmasını çok sevdim. Gerçek kaygılara veya günlük sorunlara içinde yersiz ve sonsuz bir döngüye girmeden ne yapabilirim sorusuna verdiği cevaplar hepimiz için geçerli bana kalırsa. Çok severek okudum.
Her Salı günü gönderdiği bültenlerini de çok severek okuduğum “Huzursuz Beyin” büyük vaatlere girmeden ve kendi yaşadıkları veya yaşamadıkları ile büyüklük taslamadan hayatımızın çeşitli zamanlarında karşımıza çıkabilecek sorulara kendi bakış açısıyla ve akademik referanslar ile cevap arayan bir rehber. Kimi anlatılar tanıdık olsa da onları derli toplu okumak; yeni bakış açıları öğrenmek zevkliydi. Özellikle kendi hayatından örneklere yer vermiş olması da kurgu dışı okumanın sıkıcılığını hafifletti.
“Oruç Aruoba, bilinç kazanmanın aslında bizi saran boşluğu fark etmemiz olduğunu söyler. Yani tam bilince ulaştığımızda aslında tam bir boşlukla karşılaşırız ve bu, en dolu anımız olur.”
Kişisel gelişim kitaplarında en sevmediğim "bunu bunu yapmalısın", "bu işin doğrusu benim dediğim budur", "başarılı olmak istiyorsan bunları yap" gibi dayatma ve "en iyisini, tek doğruyu ben bilirim" söyleminden uzak, bir bilgi derlemesi oluşu beni içine çekti. Bu bilgi derlemesini, bağlamından kopmadan, ilintili öğeleri uygun ilmeklerle dokuyan yapısı nedeniyle oldukça beğendim.
Bu kitaba kişisel gelişim kitabı değil, bir farkındalık kitabı olarak bakıyorum. Ne mutlu ki bir başkasının dikte etmesine, doğrudan yönlendirmesine ihtiyaç duymayacak kendimin farkındayım. Farkındalığımın düzlemini, farklı açılar göstererek genişletmesi nedeniyle, tavsiye ederim.
Bu platformda çokça puanlama yaptım. İlk defa yorum yazmak istedim. Kitabı düşünerek, bilgi edinerek, sorgulayarak, duygulanarak okudum. Emre Özarslan bize çok samimi ama çok derin bir birikim hediye ediyor. İçerisinde değindiği her referans, her özet bilgi daha derin bir araştırmayı hak ediyor elbette. Bu kadar geniş bir konuyu, bu kadar derli toplu sunan bir kaynağa daha önce rastlamadım. Mükemmel olduğunu iddia etmiyorum. Tabi ki her okuyucu kendine yakın bölümler bulabileceği gibi eksik veya fazla göreceği yerler de bulabilir. Ben bu kitabı bir yol gösterici, daha derinden tanımak istediğim bir arkadaş gibi yanımda tutacağım. Son olarak kitabın en sonundaki “Kötü Geçen Günler İçin Bir Hatırlatma Notu” bölümü için yazara ayrıca teşekkür ediyorum. Bu bir sayfalık notu herkes okumalı ve üzerinde düşünmeli. En azından benim çocuklarıma vereceğim en değerli mesaj bu sayfa olacaktır. Çok tebrik ediyorum ve gönülden teşekkür ediyorum.
"Hepimiz Godot'yu bekleriz. Oysa buluşmaya bir türlü gelmeyen kendimiziz."
Birçoğumuzun ilgi ve sevgiye takip ettiği bir hesap olan Huzursuz Beyini oluşturan Emre Özarslan, hayatını anlamlı ve yaşanılır kılmaya çabalayan, Jung'un şifacı tanımına uygun, azimli bir yazar.
Kendi yaşamına "Michelangelo Etkisi" uygulamış gibi duran Emre Özarslan, titiz ve kapsamlı bir eser oluşturmuş: "Neden Böyleyim? Nasıl Değişebilirim?"
Birçoğumuz, bu soruları, hayatımızın bazı anlarında kendimize yöneltiyoruz. Hem de merhametsizce, suçlarca. Burada suç yok, suçlu yok. Çaba ve şefkat var.
Etkin bir varoluşun anlam ve sanatla mümkün olacağına inanıyorum. Emre Özarslan da belli ki çok sormuş, soruşturmuş, okumuş, araştırmış ve en önemlisi çabalamış ve bence bir başarı örneği olmuş. Bunları diyorsam olmuş, bitmiş bir durum değil bu. Hala çabalayan, uğraşan biri.
Yazı dili, çok severek okuduğum "Varoluşçu Psikoterapi" kitabının yazarı, usta psikiyatrist Irvin D. Yalom ile entelektüel birikimi ile modern kültürü filozofca yorumlayabilen değerli Bülent Somay'ın tarzlarının bir potada eritilmiş hali gibi. Bilge, mütevazi ve tatmin edici.
Bu kitap, uzun yıllar ve okumaların birikimi, bunu kuvvetle hissettiriyor. En güncel makaleler, psikiyatristler ve filozofların yanı sıra müzik, sanat, edebiyat, sinema alanından da muazzam örnekler mevcut. Tüm bu bilgiler, kendimize giden bir yolu tuğla tuğla inşa edebilmemiz için bize uzanan bir dost eli gibi.
Emre Özarslan'ın bireysel yolculuğuna da eşlik ettiğimiz kitapta, üst tondan dikte eden bir tutuma asla yer yok. Erişilebilir, anlaşılabilir ve en önemlisi uygulanabilir bilgiler mevcut.
"Herkesin iki hayatı vardır. İkincisi, yalnızca bir hayatınız olduğunu anladığınızda başlar."
Bu değerli kitabı, okumak ve öğrenmekten ayrı bir haz duyan kitapseverler başta olmak üzere, kendiyle derdi olan ve kendini arayan herkese tavsiye ederim.
Bu kitabı okuduğum için memnunum. Derin bir bakış açısı sunduğu veya hiçbir yerde bulamayacağım bilgiler barındırdığı için değil fakat kitabın yazarının bu kitabı yazmak için onca bilgiyi bir araya getirip bağlantılı olarak sunmak için sarf ettiği çabayı görebiliyorum. Kolay okunabilir olması ve sadece bilimsel değil, aynı zamanda edebiyattan ve psikolojiden bilgiler ve alıntılar içermesi de kesinlikle okuma zevkini arttırıyor.
Kitaptan bir puan kırdım çünkü her ne kadar ciddi bir kusuru olmasa da kitaptan inanılmaz zevk almadım veya çok derin bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Bunun yanı sıra ilk bölümlerde gereğinden fazla felsefe ve edebiyat alıntısı yaptığını düşünüyorum. Bu tarz alıntıları okumak bazen bana kişinin kendi yazdıklarına güvenmediği için başka yazarların düşüncelerini alıntılayıp okuyucuda "ben önemli bir şey okuyorum" hissiyatın yaratmak adına yapılmış ucuz numaraymış gibi hissettiriyor. Elbette böyle bir amaçla yazıldıklarını iddia etmiyorum.
Diğer bir takıldığım nokta yazarın sosyal anksiyetesini ve aşırı çekingenliğini "meğer Jung a göre sadece içedönükmüşüm" diye adlandırması. Jung un bazı fikirlerine hakim olsam da içedönüklük konusundaki net fikirlerini bilmediğimden kesin konuşmak istemiyorum ama (kesin konuşacağım) içedönük olmak böyle bir şey değil. Yazarın hayatını özellikle geçmişte bu kadar sekteye uğrattığını düşünürsek bu aşırı çekingenliği hastalık diye adlandırmak bence gayet yerinde.
Yazarın tüm bu çekingenliğine rağmen açtığı blogu ve koçluktan para kazandığını düşününce takdir etmemem mümkün değil.
Yazarın çok emek verdiği satırlardan belli. Psikoloji, kişisel gelişim ve farkındalık alanlarından pek çok bilgiyi bir araya getirip bunlar arasında anlamlı bağlantılar kurmuş. Bunu yaparken kişisel deneyimlerini de içtenlikle paylaştığı için kitap kuru bir teoriye dönüşmüyor. Kendine dönmek isteyenler için yumuşak bir başlangıç, bu yolda ilerleyenler içinse iyi bir toparlama ve hatırlatma niteliğinde.
——
You can feel the author’s dedication in every page. He brings together insights from psychology, personal growth, and self-awareness, weaving meaningful connections between them. By sharing his own experiences along the way, he keeps the book from becoming purely theoretical. It’s a gentle starting point for those beginning their journey of self-discovery, and a thoughtful recap or reminder for those already on the path.
Beklentimin üzerinde dolulukta, her sayfasında düşünecek bir şeyler veren ve parçadan bütüne ilerleyen, bunlara rağmen sindire kabullene okunduğu için çok yavaş ilerlediğim bir kitap oldu. Psikoloji kitapları üzerinde yaşadığım ya dili çok ağır ya da içeriği hayattan kopuk ve bilimsel ikileminden sıyrılmış, benim anlayabileceğim şekilde bilimi ve pratiği içine almış.
Sadece, başucumda her gördüğümde gülümseten ve birilerine açıklama yapmam gerektiğini hissettiren bir problem vardı, o da ismi. Ben olsaydım ismini değiştirirdim, ama bu halinin de nedenini ve sonucunu anlayabiliyorum. Bir de çok çok daha iyi bir kapak tasarımını hak ettiğini düşünüyorum.
Uzun zamandir zaten Huzursuz Beyin blogunu takip ediyordum, simdi kitabi okumak cok guzel oldu. Hayatla ilgili yasanan problemlere bir perspektif olmasi acisindan cok guzel yazilmis. Bunun yaninda, baglanma stillerine bence cok vurgu yapilmis, bir noktadan sonra bence akis icerisinde cokda gerek yoktu bu konuya donmeye. Kesinlikle ve kesinlikle durarak, yavasca okunmasi gerektigini dusunuyorum. Cok guzel referanslar var kitap icinde, ozumsenmesi lazim diye dusunuyorum.
Sindire sindire döne döne okunmalı yazarın sosyal medya uzerindeki yayinlari takip edip e-posta guruba uzun zamandir üyeyim. Konu hakkinda cok derin bir tarama yapilmis. Yazar sak diye referanslari ile ortaya koyuyor konuyu. Kitabın aslinda seri olmasi gerekiyor sanki
İinsana ve hayata dair birçok alandan çokça bilgiyi ustalıkla bir potada eritip önümüze sunması hayranlık uyandırıcı, bir başucu kitabı, ne yazsa okurum diyeceğim bir yazar daha.
Psikolojik yaklaşımlardan bir demet olarak hazırlanmış bu kitap; sıradan insanın, sıradan hayatına bir rehber gibi. Kendiyle uğraşan ve beni de kendimle uğraşmaya iten insanlara saygım sonsuz.
Emre Özarslan bültenlerinde de kitabında da okuyucusuyla çok cömert ve cesur bir yerden bağ kurarak konuşuyor. Nörobilimden de girse, bir filozofun görüşünü de ortaya koysa kanlı canlı gerçek bir insan olarak kendi deneyimini de samimiyetle paylaşıyor. O nedenle bu kitap sadece çok iyi bir okurun bizimle notlarını paylaşmasından ibaret değil. Kendini anlamak ve daha tatminkâr bir yaşama giden yolda bir dönüşüm çağrısı hisseden herkes için hem bir yol haritası var içinde hem de çok iyi bir hikâye anlatıcısının elinden çıkmış ve samimiyetle paylaşılmış gerçek hikâyeler... Bilimsel araştırma sonuçları da var anneanne masalları da... Kitabın kapağında da içeriğinde de bolca beyin var evet ama benim bu kitabı çok sevmemin temelinde sanırım en çok içinde “yürek” olması var!
O zaman yaşam tatminini artırmak ve “İyi ki varım yahu, iyi ki yaşıyorum” diyebilmek isteyen herkese benden de yürekten tavsiyedir bu kitap. Eline, emeğine sağlık sevgili huzursuz…