1909 Kilikya Katliamlarının yarattığı facialara dair en net, en çıplak gözlemleri bulabileceğimiz bir tanıklık örneği. Kaleminin kuvvetiyle kendini çoktan kanıtlamış bulunan bu gözde Osmanlı Ermeni aydının birçok açıdan emsalsiz bulunan ve on binlerce Ermeninin hayatına mal olan bu felaketi, belki de birkaç yıl sonra milyonların canını alacak soykırımın provasını, aktarması gerçekten çok kıymetli. Bu gerçtek sebebiyledir ki Yıkıntılar Arasında (ավերակներխն մէջ) çağdaş Ermeni edebiyatının yapıtaşlarından biri kabul edilmektedir.
Katliamın yarattığı dehşeti ve yıkımı iki yüz küsur sayfa boyunca büyük bir incelikle ve tüm korkunçluğuyla aktaran Yesayan, içinde bulunduğu ve başkentteki Ermeni Merkez Yönetimi tarafından yollanan ekibin gözlemlediği ve deneyimlediği tarifsiz acıyı sonraları "tanıklık edebiyatı" olarak kanona geçecek bir tür içinde okuyucuya aktarıyor. Bu açıdan Ermeni edebiyatı için de bazı ilkleri sağlamıştır diyebiliriz.
Kiliselerde, hastanelerde, yetimhanelerde yakılan binlerce Ermeninin kül olan ve Çukurova'nın dört bir yanına un ufak savrulan kemikleri, gözlerinin önünde evlatlarının tecavüze uğramasına, insanlıkla alakası bulunmayan katliamlara kurban gitmesine ya da açlıktan ölmesine maruz kalan ve akıl sağlığını yitiren yüzlerce hatta binlerce anne, silahlı direnişe geçebilen birkaç küçük kasaba haricinde Kilikya'daki binlerce yıllık insani ve kültürel varlığını yitirmeye yüz tutan Ermeni dünyası...Belki de hepsinden kötüsü, İstanbul'daki Ermeni seçkinlerin ve Patrikhane yönetiminin Kilikya'daki insanlık ayıbına sırtını dönmesidir ki Yesayan, eserin aslında pek bahsetmediği bu meseleleri New York'ta Ermenice yayınlanan "Arakadz" gazetesinde yayınladığı ve Aras Yayıncılık basımının ikinci kısmını oluşturan bir dizi makalesinde genişçe masaya yatırır. İstanbul'daki birçok Ermeni seçkinin, siyasi elitin ve Patrikhane mensubunun insanı dehşete düşüren ihmali ve umursamazlığı, Yesayan'ın Patrikhane heyetinden bir azanı Ermeni yetimhanesindeki çocuklar için ayakkabı talep edilmesine cevaben söylediğini aktardığı şu cümleyle özetlenebilir:
"Onlar yalınayak dolaşmaya alışıklar, merak etmeyin, onlara bir şey olmaz."
Yesayan'ın makale serileri ve Meclisi Mebusan vekili Babigyan'ın hazırladığı etraflıca raporla birlikte bu eser, okuyucuya Kiliya Katliamlarının yalnızca kendi zamanı için değil, yüzyılları kapsayan bir süreç için bile ne denli devasa ve bir o kadar da mide bulandırıcı bir felaket olduğunu açıkça göstermektedir. Gariptir, 31 Mart'taki meşrutiyet karşıtı ayaklanmanın bastırılmasının ertesinde Osmanlı aydınlarının gözünde eşitlikçi bir geleceğin göz kırptığının izlerini görmemize rağmen aynı Osmanlı Ermenisi aydınlar (Yesayan ve Babigyan) ısrarla Kilikya Katliamlarının olanca çıplaklığıyla anlatılmadığı takdirde meşrutiyetin gelmesinin Ermenilerin kanla ve acıyla yoğrulmuş kaderini değiştirmeyeceğine işaret etmektedir. Babigyan'dan bir alıntıyla yazımı bitiriyorum:
"Oysa bir hastalık, ancak teşhisi konur ve tedavi edilirse iyileşebilir. Saklandığında şifa mümkün değildir."
Hamidiye Katliamları'ndan beri bu topraklardaki Ermenilerin yaşadıkları bize şunu gösteriyor ki hükümetler değişse de, devletler yıkılsa da Türkiye'nin hastalıkları gizlenmeye devam ediyor ve bu hastalıklar her nüksettiğinde kan ve irinle yoğrulan, daha da ezilen Ermeniler oluyor. Yüzyıllık kurbanlara tekrar tekrar hüküm giydiriliyor.