"Gazinonun körfeze bakan bir penceresinin kenarında hemen donatılan içki masasında yerini aldığı zaman, artık Selanik'teki haşarı Mustafa Kemal'dir. Önce Rum garsonuna takılır:
-Kral Konstantin de buraya gelip bir kadeh rakı içti mi
-Hayır Paşa Efendimiz...
-O halde İzmir'i neden almak istemiş" (s.23)
Derinlere işlemiş köklerin; gövdenin, ömrü sona erip suları çekilince, kuruyan, güdükleşen,gölgesiz dalcıkları vardır. Bunların üzerine kuşlar bile yuva yapmazlar. Osmanlı Padişahlığı tarih sahnesinden silinirken, bu haldeydi… (s.51)
Bir gece evimden yalnızdım Eşim Adnan bey (Adıvar) eve çok geç geldi…Fakat çok sarhoştu. Kendi kendine söyleniyordu ; -Saltanatı kaldırıyoruz hanım. Saltanat kalkıyor işte. Artık padişah yok. Padişahlık yok…ya, biz bu akşam, saltanatı kaldırmaya karar verdik. Saltanatı kaldırıyoruz. Saltanat kalktı. (s.55-56)
“ Son Gazi …şöyle devam eder ; Zannediyorum ki, ondan sonraki çalışmalarım cümlenin malumudur. Hiçbir yerde beş sene oturmayacak kadar emek sarf etmiş bulunuyorum. Ben zannediyorum ki, bu hizmetlerimden dolayı milletimin muhabbetine ve teveccühüne mazhar oldum. Belki bütün İslam aleminin teveccühüne mazharım (s.68)
Daha ilk temaslarda açığa çıktı ki, gelenlerin de en önemli gördükleri dava din, hilafet gibi meselelerdir! Gazi’ye de soruyorlardı:
- Yeni hükümetin dini olacak mı?
- Vardır efendim, islam dinidir. İslam, dini fikir hürriyetine mani değildir
- Yani hükümet bir din ile tedeyyün edecek mi?
Fakat her sabrın bir sınırı vardır:
- Edecek mi, etmeyecek mi bilmem!... (s.71)
“ Ölüm, yaradılışın tabii bir kanunudur. Fakat bazen ne hazin görünüşler arzeder. Burada yatan validem, cebrin, zulmün, bütün milleti felaket uçurumuna götüren keyfi bir idarenin kurbanı olmuştur” (s.76)
“Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışmıştır. Milletimiz yeniden bir devlet vücuda getirmiştir. Adına Türk Devleti derler. Bu devlet Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun hükümeti tarafından idare olunur” (s.77)
İsmet Paşa hakkında;
“Nizam dışı hareketlerin coşkun öncüsü ve bir heyecan adamı değildi” (s.101)
“İsviçre Konfederasyonu Başkanı sözlerini “Yeryüzünde iyi niyetli insanlara selam” cümlesi ile bitirdi. (s.103)
“En büyük ruhlu adamlar bile, şahsi kuvvet sahibi olmanın cazibesine mukavemet edememişlerdir” (s.157)
“Zaman henüz, çok şeylere gebeydi” (s.159)
“İhtilalci kadronun bir gün kendi içinde parçalanması, ihtilallerin değişmez kanunudur. Eğer bir Milli Mücadele’ye bir ihtilal dersek, o da bu kanunun hükmünden kendini kurtaramadı. Ve ihtilali yapan kadro, bir gün kendi içinde parçalandı” (s.175)
“Her ihtilalin, vakti gelincei kendi çocuklarını yemenin kaçınılmaz bir kanun olduğu, bu sayfadalarda tekrarlanmıştır” (s.192)
“TOPRAK YAĞMURA KANMAYINCA” (s.199)
“İnkilabı, başlayan tamamlayacaktır” (s.208)
“ÖLÜ MAZİ, GELENEK DEMEK DEĞİLDİR” (s.217)
“Mahkeme hızla ilerledi. Ama arada hoş sahneler de geçti. İTC devri hariciye nazırlarından Ahmet Nesimi Beye:
-Harbe nasıl girildi ?
Diye sorulduğu zaman onun cevabı şu şekilde idi:
-Ben hariciye nazırı oldum ama, siyasetle meşgul değildim. Zaten karım da siyasetle uğraşmama müsaade etmiyordu” ( s.269-s.270)
“Cumhuriyet, Bizans’ı adam edecektir” (s.279)
"insan, mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli..." (Atatürk, 17 Mart 1937) (s.309)
“Ama şu gerçektir ki Atatürk, aktif hayatın çarklarından, devlet meselelerin çatışalarından gittikçe çekiliyordu. Halkın ona biçtiği efsanevi kahraman libası ve büründüğü resmi heybet içinde gittikçe kendi içine gömülüyordu. Ama milletin muhayyilesinde gittikçe insanüst bir varlık haline geliyordu” (s.355)
“Çalışan fabrikanın seslerini duyduğunda
-İşte bu bir musikidir” (s. 358)
“Halkın en düşündürücü hali, onun susuşudur. Eğer halk susuyorsa, homurdanıyor demektir” (s.363)
“Şu sözler M. Kemal’indir;
“ T.B.M.M Hükümetinin sabit, olumlu ve maddi bir siyaseti vardır. O da, Türkiye’nin belirli milli sınırlar içinde, hayatını ve istikbalini sağlamaktır” Aralık 1921
M. Kemal çağında yaşayan dünya liderleri içinde, kendi memleketinin dış siyaseti için böyle bir sözü, yalnız M. Kemal söyleyebilmiştir. Çünkü bu liderlerin hemen hepsini gözleri, kendi sınırlarının dışındaydı (s.383)
“Benim takip ettiğim hattı hareket, ancak kendi fikrimin mahsulüdür” (s.420)
“Halktan biri olarak doğdu. Bir adsızdı. Adını kendi yaptı. Ama öldüğü gün ona: -Milletin en büyük evladı, dediler. Çağın ve insanlığın en büyük evladı, dediler…Şimdi hem soydaşları, hem bütün dünya, O’nu böyle anarlar” (s.441)
“Şahsiyet; Ben’in, yani Ene’nin tekamülüdür” (s.449)
“Eseri ile, onu yarattıkça tanışır ve eserini, tanıştıkça yaratır” (s. 450)
“Kısacası kendi mihveri etrafında bir insandı. Bu bakımdan yalnızdı. Ama, kimsesiz değildi” (s.456)
“Kızım! Sen bir kocayla değil, kaplanla evlendin. Kaplana gem vurulmaz” (Velet Çelebi’nin Latife hanıma cevabı ) (s.460)
“Hayatımda yaptığım en büyük hatalardan bir evlenmekti” (s.461)
“Bir Bozkurt bekleniyordu ve elbet bir gün o Bozkurt gelecekti”
“ Prof. Dr. Herbert Melzig ….
-Kendimi sofra başında ve içtiği zaman daha iyi buluyordu. Asıl şahsiyeti ve iç alemi o zaman beliriyor. İçmeden önce sakin, iddiasız, hatta mahcup bir insan. Gerçi aralarında başka benzetme noktaları yoktur ama, bu noktada EDVARD 8 de böyledir. (eski İngiliz Kralı) Sofrada oturup içkisini almadan önce EDVARD 8, hatta hiç yaşamaz gibidir. Ama ondan sonra bir başka insan meydana çıkar. Böyle şahsiyetler ancak kendi alışkanlıkları içinde kendilerini bulurlar ve bu alışkanlıklar içinde yaşarlar” (s.510)
"Atatürk'ün ilk bezginliğini Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde sezmiştim. Hepimiz bu yıldönümü kutlamaya heyecanla hazırlanıyorduk. Halbuki akşam sofralarından birinde Atatürk: - Bana gelince, ben bir şey hissetmiyorum" (Tek Adam, Cilt 3, s.512)
“… Dans eder. Ama bu balo, son balosudur. Ona şahit olan gazeteciden şunları dinleyelim:
Asker gibi genç ve mevzun adımlarla büfeden ayrıldı. Orkestra şefine:
-Sarı zeybek…
Diye haykırdı ve adında Ödemiş ve Aydın efelerini de hayran edecek bir zeybeğin kahraman figürlerini icraya başladı. Bu bir kahramanlık ayini idi. Tıbbın derin üstatlarından:
“Rejime riayet ederse nihayet dokuz ay yaşayabilir, bir yıl yaşaması için bir mucize bile kafi gelmez teşhisini alan ve bunu bilen bir adam, dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu. Bu, ölüme meydan okumak demekti…
“Saray erkanı bu vaziyete korkarak bakıyorlardı. Yine o anda onun, bu teesürde bir merhamet sezmiş ve kızmış gib, raksına bir kat daha şiddet verdiği görüldü. Tahtaya vuran dizlerinden çıkan sesler, kafesinden kurtulmak isteyen kükreyişini andırıyordu…
“Orkestra, zeybeğin son notalarını bitirince, kadınlar ve erkekler, göstermemek için ipekli mendillerini acele acele gözlerine bastırılarken Atatürk, ağız dolusu bir kahkaha attı…” (s.519)
“Bunlar hiçbir şeyden anlamıyorlar. İcap ederse içmeyeceğim. Fakat bunlara hastalığımın rakı ile hiçbir alakası olmadığını da ispat edeceğim” (s.521)
“Ölümü istemek bir cesaret değildir, ama, ölümden korkmak da bir ahmaklıktır” (s.521)
“Zaten ulu ağaçlar gibi ulu şahsiyetlerin de hayattan kopuşu güç ve çetindir”
“Atatürk’ün yatak odasına girenler değil, kafasına girenler tanır” Falih Rıfkı Atay
“İnkilap devri, eğer Cumhuriyet ilanını başlangıç alırsak, 29 Ekim 1923’ten, 3 Kasım 1928’e kadar, 5 yıl 1 ay sürecektir” (.s.532)