Mîna Urgan'ın İngiliz Edebiyatı Tarihi isimli beş ciltlik yapıtı Yapı Kredi Yayınları'nın Delta dizisinde tek cilt olarak yayımlandı. Bir büyük edebiyatın yüzlerce yılını bir roman lezzetiyle okutan bu beş cilt hâlâ işlevini ve amacını koruyor. Üstelik bu kez tek ciltte toplanan yapıt edebiyat meraklısı okura ulaşıyor.
Mîna Urgan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden emekli oldu. Thomas Malory, Henry Fielding, Balzac, Aldous Huxley, Graham Greene, William Golding, John Galsworthy ve Shakespeare’den çeviriler yaptı. Elizabeth Çağı Tiyatrosunda Soytarılar, Sir Thomas More ve Ütopya, Shakespeare üstüne iki ciltlik bir inceleme, Shakespeare ve Hamlet (1984) ile beş ciltlik İngiliz Edebiyatı Tarihi (1986-93) yanında, Virginia Woolf (YKY, 1995) ve D.H. Lawrence (YKY, 1997) incelemeleri yayımlandı. Bir Dinozorun Anıları’ndan (1998) sonra yazdığı Bir Dinozorun Gezileri de Yapı Kredi Yayınları arasından çıktı (1999). Ülkemizde “İngiliz edebiyatının duayeni” olan Prof. Dr. Mîna Urgan, 15 Haziran 2000’de 85 yaşında İstanbul’da öldü.
Uzun bir okuma sona erdi. Bu kitaptan İngiliz Edebiyatı tarihine geçmiş yazar/şairlerin %90'nın büyük yazar/şair olmadığını, şiirlerinin, oyunlarının pek öyle bir değeri olmadığını, ayrıca şiir yazanların bir kısmının yazdıklarını düzyazı ile, düzyazı ile yazanların da şiir olarak yazsalar daha iyi yazmış olacaklarını öğrendim. Bütün kitap boyunca tekrarlandığı için kitabın zihnime en kuvvetli işlenen vurgusu bu oldu. İlginç olan, Mina Urgan'ın beğenmediği yazar ve şairlerin Türkçe'de kitaplarının şimdiye kadar ya hiç ya da az sayıda yayınlanmış olması ya da son zamanlarda yayınlanmaya başlanmış olmaları.
Aslında 5 ayrı kitap YKY'nin delta serisinde tek ve oldukça kalın bir cilt olarak yayınlanmış. İlk iki ciltte Mina Urgan İngiliz edebiyat tarihinin ilk dönemlerini şekillendiren İngiliz tarihini de edebiyatı ile birlikte anlatıyor. Böylece bu bölümlerden İngiliz ulusunun adaya Keltlerin üstüne gelen Anglosaksonlar, Anglosaksonların üstüne gelen Normanlar şeklinde nasıl ortaya çıktığını da öğreniyoruz. İlerleyen kitaplarda giderek daha az İngiliz tarihine değiniliyor. İlk kitaplar birer edebiyat tarihi kitabının yanında İngiliz tarihinin kısa özetini anlatan kitaplar olarak da görülebilir.
Tolkien'in İş Bankası Yayınları biyografisinde Tolkien'in okuduğu Oxford'daki İngiliz Edebiyatı bölümünün, Chaucer öncesi ve sonrası modern dönem diye ikiye ayrıldığını Tolkien'in Chaucer öncesi Anglosakson edebiyatını seçtiğini, Tolkien'in Normanların İngiliz Edebiyatı'na etkisini hiç beğenmediğini okumuştum. Mina Urgan'ın kitabından Normanlar adayı istila ettikten sonra adaya getirdikleri kültürün İngiliz Edebiyatı'nın tabiatını nasıl değiştirdiğini öğrenme imkanı bulmuş oldum.
İlk ve ikinci ciltler diğer yazarların yanı sıra Elizabeth Çağı oyun yazarları ve Shakespeare, John Milton, Jonathan Swift, William Blake ve romantikler Wordsworth, Coleridge, Shelley, Keats, Byron gibi yazar/şairleri içeriyor.
Üçüncü cilt İngiliz Edebiyatında romanın başlangıcı konusu ile açıldı. Dönemin yazarlarını ele aldı. Bu bölümün ikinci yarısından itibaren kısaca Gotik edebiyat ve yazarlarına değindikten sonra Viktorya Çağına giriş yaptı.
Tam beklediğim gibi Viktorya Çağı bölümünde okuma hızım dibe vurdu. Bu bölümden sağ çıkabilmek için kitabın yanına eşzamanlı okuduğum iki tane Warcraft kitabı dahil ettim.
Son cillte Viktorya Çağına tepki duyan yazarlara geçtiğimde, kitapta Swinburne ile ilgili yazıldığı gibi: "İngiltere'nin yağmurlu ve sisli havasında rengarenk kanatlarını bir süre sergilemiş tropikal bir kuşa benzetilen Charles Algernon Swinburne...", yeniden ışığa çıkmış gibi oldum. Kitabın son bölümü Oscar Wilde ve estetikçilerde zaten artık başka bir dünyaya geçmiştik
Son not olarak, dikkatimi çeken bir nokta, Mina Urgan'ın bir edebiyat tarihi kitabından bekleneceği gibi kitapta sıklıkla geçen ahlaki meseleleri ele alırken kullandığı değerler. Bu değerlerin bir kısmının günümüzde bir miktar outdated kaldığını hissettim. Ahlaki meseleleri değerlendirirken kitabın yazarını her zaman takip edemedim.
Bunca yıldır baskısı bulunmasına, çok sayıda yeni baskı yapmış olmasına rağmen kitaptaki imla hatalarının sayısı şaşırtıcı. Neredeyse iki üç sayfada bir imla hatası ile karşılaştım. Kitabın kalınlığına bölündüğünde bütün kitapta yaklaşık 500-600 imla hatası var demek. Bu imla hatalarından bazıları cümlenin anlamını zıttına çevirecek türden hatalar. Bununla birlikte kitaptaki yazıların ve cilt baskısının kalitesinden, okurken aldığım zevkin yüksekliğinden olsa gerek bu imla hataları okurken bu sayıda imla hatası bulunduran diğer kitaplardaki gibi rahatsız etmedi.
Azimle ama araya boşluklar bırakarak, başka kitaplar katarak sonunda bitirdim. Okuduğum pek çok kitap hakkında detaylı incelemeleri okumak şahane bir şeymiş, kitapları okurken dikkat etmediğim, düşünmediğim detaylara dönüp bakmamı sağladı, çok farklı açılardan görmemi sağladı. Ama en güzeli sadece yazdıklarını okuduğum insanların hayat hikayelerini okuyarak ete kemiğe büründüklerini gördüm gözlerimin önünde. Bence şahane bir kitap bu. Ama birazcık zorlayabiliyor.
Beş kitabın bir arada sunulduğu bir baskı. Kalınlığı göz korkutsa da her gün bir miktar okuyarak tahmin edilenden daha kısa sürede bitebilecek bir kitap. (Ben ara verdim.) Okunanlar arasındaki bağlantıları, devamlılığı daha iyi görmek için de seri bir şekilde okumak daha faydalı olacaktır. Türkçe’de böyle bir kaynak olması güzel.
Urgan incelediği metinlerin olay örgüsünü, içeriğini gayet detaylı anlatıyor. Okuduğunuz ve okumadığınız kitaplar ve yazarlar hakkında hem genel hem detaylı bilgi sahibi oluyorsunuz. Bu bizi şoke eder, bunu anlamayız, bunu kabul ederiz, bunu etmeyiz, gibi cümleleriyle Urgan’ın kişisel kesin yargıları göze çarpıyor. Giriş’te Güven Turan’ın belirttiği gibi “Bugünün edebiyat tarihçilerini de eleştirmenlerini de hop oturtup hop kaldıracak bir yaklaşım sergiliyor kısacası.”. (9) Urgan’ın kendi bakış açısı da aldığı eğitimle, hayat tarzıyla, bulunduğu çevreyle şekillenmiştir tabii.
Kitabın baskısı kaliteli. 2003 yılında Delta serisinin ikinci kitabı olarak basılmış. Kalın bir kitap olmasına rağmen çok ağır değil. Kitap bu şekilde toparlanırken bir son okuma yapılmadı mı acaba? Yazım ve imla hataları göz ardı edilebilecek gibi değil. Alıntılar için kaynak da eklenmemiş.