What do you think?


Point Counter Point
Aldous Huxley's lifelong concern with the dichotomy between passion and reason finds its fullest expression both thematically and formally in his masterpiece Point Counter Point. By presenting a vision of life in which diverse aspects of experience are observed simultaneously, Huxley characterizes the symptoms of "the disease of the modern man" in the manner of a composer--themes and characters are repeated, altered slightly, and played off one another in a tone that is at once critical and sympathetic.
First published in 1928, Huxley's satiric view of intellectual life in the '20s is populated with characters based on such celebrities as D.H. Lawrence, Katherine Mansfield, Nancy Cunard, and John Middleton Murry, as well as Huxley himself.
First published in 1928, Huxley's satiric view of intellectual life in the '20s is populated with characters based on such celebrities as D.H. Lawrence, Katherine Mansfield, Nancy Cunard, and John Middleton Murry, as well as Huxley himself.
432 pages, Paperback
First published January 1, 1928
About the author
Aldous Huxley
963 books14.3k followersAldous Leonard Huxley was an English writer and philosopher. His bibliography spans nearly 50 books, including non-fiction works, as well as essays, narratives, and poems.
Born into the prominent Huxley family, he graduated from Balliol College, Oxford, with a degree in English literature. Early in his career, he published short stories and poetry and edited the literary magazine Oxford Poetry, before going on to publish travel writing, satire, and screenplays. He spent the latter part of his life in the United States, living in Los Angeles from 1937 until his death. By the end of his life, Huxley was widely acknowledged as one of the foremost intellectuals of his time. He was nominated for the Nobel Prize in Literature nine times, and was elected Companion of Literature by the Royal Society of Literature in 1962.
Huxley was a pacifist. He grew interested in philosophical mysticism, as well as universalism, addressing these subjects in his works such as The Perennial Philosophy (1945), which illustrates commonalities between Western and Eastern mysticism, and The Doors of Perception (1954), which interprets his own psychedelic experience with mescaline. In his most famous novel Brave New World (1932) and his final novel Island (1962), he presented his visions of dystopia and utopia, respectively.
Born into the prominent Huxley family, he graduated from Balliol College, Oxford, with a degree in English literature. Early in his career, he published short stories and poetry and edited the literary magazine Oxford Poetry, before going on to publish travel writing, satire, and screenplays. He spent the latter part of his life in the United States, living in Los Angeles from 1937 until his death. By the end of his life, Huxley was widely acknowledged as one of the foremost intellectuals of his time. He was nominated for the Nobel Prize in Literature nine times, and was elected Companion of Literature by the Royal Society of Literature in 1962.
Huxley was a pacifist. He grew interested in philosophical mysticism, as well as universalism, addressing these subjects in his works such as The Perennial Philosophy (1945), which illustrates commonalities between Western and Eastern mysticism, and The Doors of Perception (1954), which interprets his own psychedelic experience with mescaline. In his most famous novel Brave New World (1932) and his final novel Island (1962), he presented his visions of dystopia and utopia, respectively.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 12 of 12 reviews
July 13, 2018
Aldous Huxley’in “Ses Sese Karşı” başlıklı romanı, yazarın çok bilinen distopik eseri “Cesur Yeni Dünya" ve ondan biraz daha az bilinen ütopyası “Ada”dan çok farklı.
Ses Sese Karşı, 1900’lü yılların başında çoğu İngiliz aristokrat sınıftan bir grup insanın kendileri, birbirleri, hayat, tanrı, ölüm ve toplum hakkındaki görüşlerini içeren bir roman. Pek az aksiyon, pek çok diyalog ve düşünceden oluşan 700 sayfalık kitap çok akıcı ve kolay bir okuma vadetmiyor. Roman kişilerinin teker teker seriminin yapıldığı kitabın ilk yarısında, bu kurguda bir başkahraman olmadığını, yazarın öne çıkardığı 10 küsür karaktere de bilinçli olarak eşit mesafede durduğunu kavradıktan sonra ise eşsiz bir edebiyat şöleni ile başlıyor.
Kitabın orijinal adı “Point Counter Point” adını bir müzik terimi olan “Counterpoint”ten almış. Eserin çevirmeni Mina Urgan, oldukça açıklayıcı olan önsözünde bu konuda şöyle demiş:
“Counterpoint, bir ezgiye eşlik etmek üzere eklenen başka bir ezgi ya da ezgilerdir. Bir müzik parçasında çeşitli ezgiler kaynaştığı gibi; Ses Sese Karşı’da da birbirleriyle kaynaşan, çeşitli kişiler, çeşitli görüşler, çeşitli durumlar bulunur.”
Kendisi de bir İngiliz seçkini olan Huxley, bu romanına yazarlar, ressamlar, yayıncılar, bilim adamları, sosyalistler, faşistler ekleyerek , onların seslerini yanyana koyarak, çarpıştırarak kendi çağını anlatmış. Bu açıdan bu roman çok sesli bir düşünce romanı. Huxley’in kendi sesi ise romanın en hüzünlü karakterlerinden biri olan Philip Quarles’in dilinden duyuluyor. Hayatının bir bölümünde kör olan Huxley, Quarles’i topal çizerek bir ipucu vermiş aslında.
Ses Sese Karşı, 1900’lü yılların başında çoğu İngiliz aristokrat sınıftan bir grup insanın kendileri, birbirleri, hayat, tanrı, ölüm ve toplum hakkındaki görüşlerini içeren bir roman. Pek az aksiyon, pek çok diyalog ve düşünceden oluşan 700 sayfalık kitap çok akıcı ve kolay bir okuma vadetmiyor. Roman kişilerinin teker teker seriminin yapıldığı kitabın ilk yarısında, bu kurguda bir başkahraman olmadığını, yazarın öne çıkardığı 10 küsür karaktere de bilinçli olarak eşit mesafede durduğunu kavradıktan sonra ise eşsiz bir edebiyat şöleni ile başlıyor.
Kitabın orijinal adı “Point Counter Point” adını bir müzik terimi olan “Counterpoint”ten almış. Eserin çevirmeni Mina Urgan, oldukça açıklayıcı olan önsözünde bu konuda şöyle demiş:
“Counterpoint, bir ezgiye eşlik etmek üzere eklenen başka bir ezgi ya da ezgilerdir. Bir müzik parçasında çeşitli ezgiler kaynaştığı gibi; Ses Sese Karşı’da da birbirleriyle kaynaşan, çeşitli kişiler, çeşitli görüşler, çeşitli durumlar bulunur.”
Kendisi de bir İngiliz seçkini olan Huxley, bu romanına yazarlar, ressamlar, yayıncılar, bilim adamları, sosyalistler, faşistler ekleyerek , onların seslerini yanyana koyarak, çarpıştırarak kendi çağını anlatmış. Bu açıdan bu roman çok sesli bir düşünce romanı. Huxley’in kendi sesi ise romanın en hüzünlü karakterlerinden biri olan Philip Quarles’in dilinden duyuluyor. Hayatının bir bölümünde kör olan Huxley, Quarles’i topal çizerek bir ipucu vermiş aslında.
April 7, 2025
Ses Sese Karşı, tanıtımında da vurgulandığı gibi bir “düşünce edebiyatı” romanı. Huxley, karakterler üzerinden entelektüel tartışmaları kurarak modernitenin getirdiği meseleleri edebi bir zeminde tartışıyor. Bu yönüyle romanın anlatı tekniği oldukça özgün ve etkileyici. En azından benim açımdan. Bu tarzı gerçekten sevdim; edebiyat ile düşüncenin böylesine iç içe geçtiği metinleri okumak büyük bir keyif olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki benzer örnekleri pek fazla yok gibi görünüyor. O yüzden bu roman, benim için ayrı bir değer kazandı.
Bu arada bağlam 1920'ler İngilteresi.
Bu arada bağlam 1920'ler İngilteresi.
June 12, 2025
Böyle bir dönemde Ses Sese Karşı iyi bir tercih miydi bilmiyorum ancak zaman zaman okuma süreci bir güreşe dönüşse de “böyle bir kitabı olan insan nasıl sadece ‘Cesur Yeni Dünya’nın yazarı’ olarak tanımlanır diye sorduğum, hayran olduğum bir kitap oldu.
Kitap hakkında çok uzun uzun bir şeyler anlatmayacağım, bu içimden gelmemesinden öte bu kitabın bir kurgudan öte bir düşünce ve Birinci Dünya Savaşı sonrası kolektif bir ruhsal yıkımın ardından kendini yeniden bulmaya ve tanımlamaya çalışan insanlığın, farklı sınıflar ve birbirinden çok farklı karakterlerin zihinlerinde gezinerek ilerlediğiniz bir kitap. Sanırım kendisine en yakın gösterebileceğim örnek, Büyülü Dağ. Eğer Büyülü Dağ’ın zihin ve düşünce akışlarını sevdiyseniz bunu bir de 20’lerin sonunda İngiliz sanat ve bilim çevresindeki halini okumak isterseniz mutlaka bakın. Bence Ses Sese Karşı’yı Büyülü Dağ’dan bir adım daha güzel yapan nokta ise kitabı Huxley’in kendisinde ve tanıdığı insanlardan yola çıkarak pek çok biyografiyi birleştirerek inşa etmesi. Bunu yaparken de Thomas Mann kadar simgesel ya da metaforik değil açık bir dil kullanması. Yine de okuduğum zaman ve ruh halinden bağımsız bir şekilde gerek olay bazlı ilerlememesi gerekse içerisinde sürüklendiği fikir akışıyla okuması çok kolay bir kitap değil. Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımın altında insanların bir şeyleri suçlama ve tutunma gereksiniminin sömürülmesinden beslenen ve yükselen aşırı sağ ideoloji, ağır ağır ayak sesleri duyulan İkinci Dünya Savaşı ve böyle bir toplumsal dönüşümün ortasında birey olarak normalleşme arzusu ve kişisel sorunlarıyla karakterlerin ve politikanın arasında sürüklendiğim, oldukça yorucu, çok yavaş ilerleyen, bazı günler elimin dahi gitmediği ancak okuduğum her sayfadan da ayrı bir keyif almama sebep oldu. Büyülü Dağ gibi kitapları seviyorsanız ve bir kitaba ayırabilecek yeterince dikkatiniz varsa mutlaka okuyun
Kitap hakkında çok uzun uzun bir şeyler anlatmayacağım, bu içimden gelmemesinden öte bu kitabın bir kurgudan öte bir düşünce ve Birinci Dünya Savaşı sonrası kolektif bir ruhsal yıkımın ardından kendini yeniden bulmaya ve tanımlamaya çalışan insanlığın, farklı sınıflar ve birbirinden çok farklı karakterlerin zihinlerinde gezinerek ilerlediğiniz bir kitap. Sanırım kendisine en yakın gösterebileceğim örnek, Büyülü Dağ. Eğer Büyülü Dağ’ın zihin ve düşünce akışlarını sevdiyseniz bunu bir de 20’lerin sonunda İngiliz sanat ve bilim çevresindeki halini okumak isterseniz mutlaka bakın. Bence Ses Sese Karşı’yı Büyülü Dağ’dan bir adım daha güzel yapan nokta ise kitabı Huxley’in kendisinde ve tanıdığı insanlardan yola çıkarak pek çok biyografiyi birleştirerek inşa etmesi. Bunu yaparken de Thomas Mann kadar simgesel ya da metaforik değil açık bir dil kullanması. Yine de okuduğum zaman ve ruh halinden bağımsız bir şekilde gerek olay bazlı ilerlememesi gerekse içerisinde sürüklendiği fikir akışıyla okuması çok kolay bir kitap değil. Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımın altında insanların bir şeyleri suçlama ve tutunma gereksiniminin sömürülmesinden beslenen ve yükselen aşırı sağ ideoloji, ağır ağır ayak sesleri duyulan İkinci Dünya Savaşı ve böyle bir toplumsal dönüşümün ortasında birey olarak normalleşme arzusu ve kişisel sorunlarıyla karakterlerin ve politikanın arasında sürüklendiğim, oldukça yorucu, çok yavaş ilerleyen, bazı günler elimin dahi gitmediği ancak okuduğum her sayfadan da ayrı bir keyif almama sebep oldu. Büyülü Dağ gibi kitapları seviyorsanız ve bir kitaba ayırabilecek yeterince dikkatiniz varsa mutlaka okuyun
October 7, 2018
Huxley'in 19 karakterden oluşturduğu tam bir karakter nasıl oluşturulur çalışması. İnsanın eline defteri alıp satır satır okuyacağı bir kitap. Söylendiğine göre hepsi de yazarın çevresinden tanıdığı bildiği insanlar. Entellektüel, akıllı, yaşamlarını istedikleri gibi yönetebilecek maddiyatı olup yaşam sıkıntısı çekmeseler de hayata, varoluşa toplum ve insan ruhuna ait yetkin bilgileri olan ve bunu daha da şekillendirme uğraşındaki insanlar. Aralarındaki detaylarda saklı farklılıkları bile öyle açıklayıcı olarak anlatıyor ki, kişiler bile kendilerini böyle net bir bakışla tanımamıştır. Üstelik düşünce romanlarının uydurma olduğunu böylesi bir düşünce romanında, kendisi olarak düşünülen phillip karakterine söyletmesi ne kadar objektif olarak baktığını açıklıyor bizlere.
July 16, 2012
İçinde çok sayıda karakter bulundurmasına rağmen kafa karıştırmayan ve söyledikleriyle insanı düşünmeye zorlayan bir kitap. Okuduğum en iyi düşün kitaplarından birisi olabilir sanırım.
March 14, 2019
Bu kitap bana edebiyat uzerine dusunmenin onemini hatirlatan kitap oldu. Bos bos okuyup gecerdim de yine... mina urganin onsozu animsatti her seyi. Anlamlari.
July 19, 2026
“İşte böylelerinden oluşur tanrının cenneti”
April 7, 2016
Aldous Huxley'nin okuduğum ilk kitabı. çok derin ve gözlem yeteneği müthiş bir yazarmış. Bu 20.yy İngiltere'sinde geçen bir portre-roman. Yani roman olay örgüsü üzerine kurulu değil. Birbirinden çok farklı yaklaşık 15 karakter ve bunların derinlemesine analizi romanı oluşturuyor. Karakterlerin hiçbiri ana karakter değil. Hepsini aynı derecede derinlemesine tanıyoruz okurken... Karakterleri; psikolojik, sosyolojik ve siyasi bakış açılarını iç sesleri ve birbirleriyle olan diyaloglarıyla tanıyoruz. Farklı bir roman anlayışı ile yazılmış. Bunu okuduktan sonra Huxley'in en ünlü eseri Cesur Yeni Dünya'yı daha çok merak ettim...
November 1, 2019
İnsanlık tarihinin -şahsi kanaatimce- en entelektüel beyninden doğmuş kusursuz bir şaheser. Bu kusursuzluğu biraz da, romanın belli bölümlerinde kendine ve yazarına yerinde eleştiriler yönlendirebilmesinden kaynaklanıyor. Kusurlarını dile getirerek kusursuzlaşıyor bir bakıma. Eserin içinde tadı damağımda kalan birçok bölüm olmasına karşın, en sevdiğim kısım şuydu:
"...Sanskrit dilinden de, kimyadan da, iktisat biliminden de çok daha güç bir iştir yaşamak. Aydın kişinin yaşaması, bir çocuğun oynaması gibi bir şeydir. İşte bu yüzdendir ki; aydınlar önce çocuklaşır, sonra aptallaşırlar. En sonunda da kana susamış delilere ve yabansı hayvanlara dönüşürler. Baskıya uğrayan yetenekler; yozlaşır, kokuşur, ilkelleşir ama ölmez. Ne var ki, aydın bir çocuk, aydın bir deli ya da aydın bir hayvan olmak; tutarlı ve olgun bir insan olmaktan çok daha kolaydır. Yüksek eğitimin bu denli rağbet görmesinin nedenlerinden biri de budur. Kitaplara ve üniversitelere akın, meyhaneye akın gibi bir şeydir. İnsanlar bu acayip ve gülünç çağdaş dünyada doğru dürüst yaşamanın güçlüklerini anladıkları için, işi bir çeşit ayyaşlığa vuruyorlar, yaşama sanatındaki yürekler acısı becerisizliklerini unutmak istiyorlar...
...Kitaplarla ve konferanslarla avunmak, içki ve çapkınlıkla avunmaktan daha iyi. Kitap okuduktan, konferans dinledikten sonra, insanın başı ağrımaz; seviştikten sonra duyulan o ümitsiz hüzün sarmaz insanı...
...Tıpkı ayyaşlar gibi, soyut bir güzellik kavramına tapanlar gibi, işadamları gibi, eğlence peşinden koşanlar gibi; gerçeği araştıranların da ahmaklaştıklarını, çocuklaştıklarını ve yozlaştıklarını gördüm..."
"...Sanskrit dilinden de, kimyadan da, iktisat biliminden de çok daha güç bir iştir yaşamak. Aydın kişinin yaşaması, bir çocuğun oynaması gibi bir şeydir. İşte bu yüzdendir ki; aydınlar önce çocuklaşır, sonra aptallaşırlar. En sonunda da kana susamış delilere ve yabansı hayvanlara dönüşürler. Baskıya uğrayan yetenekler; yozlaşır, kokuşur, ilkelleşir ama ölmez. Ne var ki, aydın bir çocuk, aydın bir deli ya da aydın bir hayvan olmak; tutarlı ve olgun bir insan olmaktan çok daha kolaydır. Yüksek eğitimin bu denli rağbet görmesinin nedenlerinden biri de budur. Kitaplara ve üniversitelere akın, meyhaneye akın gibi bir şeydir. İnsanlar bu acayip ve gülünç çağdaş dünyada doğru dürüst yaşamanın güçlüklerini anladıkları için, işi bir çeşit ayyaşlığa vuruyorlar, yaşama sanatındaki yürekler acısı becerisizliklerini unutmak istiyorlar...
...Kitaplarla ve konferanslarla avunmak, içki ve çapkınlıkla avunmaktan daha iyi. Kitap okuduktan, konferans dinledikten sonra, insanın başı ağrımaz; seviştikten sonra duyulan o ümitsiz hüzün sarmaz insanı...
...Tıpkı ayyaşlar gibi, soyut bir güzellik kavramına tapanlar gibi, işadamları gibi, eğlence peşinden koşanlar gibi; gerçeği araştıranların da ahmaklaştıklarını, çocuklaştıklarını ve yozlaştıklarını gördüm..."
May 26, 2025
Aslında Huxley çok iyi bir şey yapıyor. Anlatmak istediklerini roman yoluyla anlatmanın en güzel yollarından birine başvuruyor. Fakat bir romanda genelde benim aradığım şey bu değil. O nedenle çok sevemedim.
April 29, 2015
Ne edeceklerini şaşırmış kalburun üstündeki bireyleri konu edinen, derin gözlemler, ince göndermeler, hoş tartışmaların cirit attığı bir roman. Okumaktan keyif aldığım gibi, içerisindeki tartışmalardan ve dipnotlarından oldukça yararlandım. Güzel kurgulanmış bir taşlama eser gibi sanki.
Mina Urgan'ın önsözünü kitabın ortalarında yeniden okumak bana iyi geldi.
Mina Urgan'ın önsözünü kitabın ortalarında yeniden okumak bana iyi geldi.
Displaying 1 - 12 of 12 reviews












