What do you think?


Identity
There are situations in which we fail for a moment to recognize the person we are with, in which the identity of the other is erased while we simultaneously doubt our own. This also happens with couples--indeed, above all with couples, because lovers fear more than anything else "losing sight" of that loved one.
With stunning artfulness in expanding and playing variations on the meaningful moment, Milan Kundera has made this situation--and the vague sense of panic it inspires--the very fabric of his novel. Here brevity goes hand in hand with intensity, and a moment of bewilderment marks the start of a labyrinthine journey during which the reader repeatedly crosses the border between the real and the unreal, between what occurs in the world outside, and what the mind creates in its solitude.
Of all contemporary writers, only Kundera can transform such a hidden and disconcerting perception into the material for a novel, one of his finest, most painful, and most enlightening. Which, surprisingly, turns out to be a love story.
With stunning artfulness in expanding and playing variations on the meaningful moment, Milan Kundera has made this situation--and the vague sense of panic it inspires--the very fabric of his novel. Here brevity goes hand in hand with intensity, and a moment of bewilderment marks the start of a labyrinthine journey during which the reader repeatedly crosses the border between the real and the unreal, between what occurs in the world outside, and what the mind creates in its solitude.
Of all contemporary writers, only Kundera can transform such a hidden and disconcerting perception into the material for a novel, one of his finest, most painful, and most enlightening. Which, surprisingly, turns out to be a love story.
176 pages, Paperback
First published October 29, 1997
About the author
Milan Kundera
171 books19.7k followersMilan Kundera (1 April 1929 – 11 July 2023) was a Czech and French novelist. He went into exile in France in 1975, acquiring citizenship in 1981. His Czechoslovak citizenship was revoked in 1979, but he was granted Czech citizenship in 2019.
Kundera wrote in Czech and French. He revises the French translations of all his books; people therefore consider these original works as not translations. He is best known for his novels, including The Joke (1967), The Book of Laughter and Forgetting (1979), and The Unbearable Lightness of Being (1984), all of which exhibit his extreme though often comical skepticism.
Kundera wrote in Czech and French. He revises the French translations of all his books; people therefore consider these original works as not translations. He is best known for his novels, including The Joke (1967), The Book of Laughter and Forgetting (1979), and The Unbearable Lightness of Being (1984), all of which exhibit his extreme though often comical skepticism.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 30 of 54 reviews
July 27, 2022
Milan Kundera’nın yazarlığı, sözleri usta kullanışı bu sıradan hikayeyi kurtarıyor. Uyumsuz bir çiftin, kadının erkekten yaşça çok büyük olduğu, kaybettiği çocuğunun ardından yaşadığı olumsuz duyguların yoğunluğuna rağmen kendini bu kayıp sonrası özgür hissettiğini söyleyecek kadar ipte yürüyen cambaz misali heran düşecek ve yere yapışacak ruh yapısında bir kadın ile, onu seven ama güvensizliğinden sorgulayan bir erkek arasında yıpranan ve biten bir aşk hikayesi. Kurgu gğzel, anlatım güzel ve akıcı, varoluşu sorgulayıcı bir hikaye, hepsi bu.
March 7, 2017
Ne var ki duygulara kimse karşı koyamaz, oradadırlar ve her türlü bastırma girişiminden bağımsızdırlar. İnsan, yaptığı bir hareket, söylediği bir söz yüzünden kendine kızabilir, ama yaşadığı bir duygu yüzünden kızamaz, çünkü duygularımız üzerinde hiçbir gücümüz yoktur.
January 5, 2026
Kundera bu incecik kitabın içine yine bir sürü düşünceler sığdırmış .
Yine bir varoluş sancısı ,yine ters yüz edilen felsefik söylemler .Kundera baya istisnalarla kaideleri sarsma derdinde .
Tutkulu mu değil ama simbiyoz bir aşk ekseninde bakış ve görünür olmaktan yola çıkan bir kimlik arayışı .
Başlangıçta bir oyun gibi hatta çok daha romantik bir kurguya dönüşebilecekken herşeyin sarpa sarması .
Tuhaf bir şekilde yaşananlar çok fantastik ne alaka dediğim anda belli belirsiz araya serpiştirilen Rüya imgelerinin sona doğru tam bir karnavala dönüşü .( Bu versiyonları Hesse ile kulllanmayı seviyorlar )
Çok ayrıntı var o kadar parçalı ki zihnimde toparlaması zor .Bir yerlerde bir çocuk yası var .Paralel bir hayat ihtimali hep düşüncelerde ama bunu tabiki bilemeyiz .
PS : Kısa bir kitap olduğu için sanki tanışma kitabı olabilir .
Yine bir varoluş sancısı ,yine ters yüz edilen felsefik söylemler .Kundera baya istisnalarla kaideleri sarsma derdinde .
Tutkulu mu değil ama simbiyoz bir aşk ekseninde bakış ve görünür olmaktan yola çıkan bir kimlik arayışı .
Başlangıçta bir oyun gibi hatta çok daha romantik bir kurguya dönüşebilecekken herşeyin sarpa sarması .
Tuhaf bir şekilde yaşananlar çok fantastik ne alaka dediğim anda belli belirsiz araya serpiştirilen Rüya imgelerinin sona doğru tam bir karnavala dönüşü .( Bu versiyonları Hesse ile kulllanmayı seviyorlar )
Çok ayrıntı var o kadar parçalı ki zihnimde toparlaması zor .Bir yerlerde bir çocuk yası var .Paralel bir hayat ihtimali hep düşüncelerde ama bunu tabiki bilemeyiz .
PS : Kısa bir kitap olduğu için sanki tanışma kitabı olabilir .
Read
May 19, 2020-----spoiler-----
Attığımız her adımın kontrol edilip kayda geçirildiği, büyük mağazalarda kameraların bizi gözetlediği, insanların geçerken birbirine sürekli sürtündüğü, insanın, ertesi gün araştırmacılar ve anketçiler tarafından sorguya çekilmeden sevişemediği ('nerede sevişiyorsunuz?' 'haftada kaç kez?' 'prezervatifle mi, prezervatifsiz mi?') bu dünyada, bir insan nasıl olur da herkesin gözü önünde kaybolur, hiç iz bırakmadan yok olur? Sf:8
Sevdiği kadının fiziksel görünüşünü bir başka kadınınkiyle karıştırmak. Bunu şimdiye kadar kaç kez yaşadı! Hep aynı şaşkınlığa düşerek: Onunla ötekiler arasındaki fark bu kadar az mı? Sf:27
Kurtulduğunu düşündü, çünkü Jean-Marc'ın sesi aşkın sesiydi, o huzursuzluk anında varlığını unuttuğu sesti, onu okşayan, onu rahatlatan aşkın sesiydi; ne var ki, o bu sesi duymaya henüz hazır değildi; sanki uzaktan, çok uzaklardan geliyordu; inanabilmek için, o sesi bir süre daha duyması gerekiyordu. Sf:31
Onu sevdiğini ve güzel bulduğunu istediği kadar söylesin, Jean Marc'ın aşk dolu bakışı onu avutamazdı. Çünkü aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır. Sf:44
Özlem mi? Karşısında oturduğuna göre, ona nasıl özlem duyabilirdi ki? İnsan, var olan birinin yokluğundan nasıl acı duyabilir? (Jean Marc bu soruyu cevaplayabilirdi: İnsan, sevdiği adamın karşısında özlemle yanabilir; onun gelecekte var olmayacağını seziyorsa; sevdiği adamın ölümü, görülmemekle birlikte daha o zamandan varlığını duyuruyorsa.) Sf:47
Dostluk, bir insana yalnızca belleğinin doğru çalışmasını sağlamak için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ben'ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. Ben'in çekilip küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor ve bu sulama işi, geçmişin tanıkları ile yani dostlar ile sürekli temas halinde kalmayı zorunlu kılıyor. Onlar bizim aynamız, belleğimiz, onlardan hiçbir şey beklemiyoruz, yeter ki zaman zaman o aynayı parlatsınlar, parlatsınlar ki, yüzeyinde kendimizi görebilelim. Sf:52
İhanet seni kahrediyorsa, suçlanmışsan, günah keçisine dönmüşsen, seni tanıyan kişilerden farklı iki tepki bekleyebilirsin: İçlerinden bazıları, post kapma peşinde koşanlara katılacak, ötekiler de sana sezdirmeden, hiçbir şey bilmiyormuş gibi, hiçbir şey duymamış gibi davranacaklardır, öyle ki, onlarla görüşmeyi, konuşmayı sürdürebilirsin. Bir şey sezdirmeyen, incelik gösteren o ikinci kategoriye giren insanlar senin dostlarındır. Sf:55
Şimdiye kadar hiç öyle öpüşmediler mi?
Evet, öpüştüler. Daha birbirlerinin adını bile bilmedikleri dönemde. Bir dağ otelinin büyük salonunda, içki içip gevezelik eden insanların ortasında, birbirlerine sıradan şeyler söylediler, ama ses tonları, birbirlerine karşılıklı istek duyduklarını ele verdi ve kimsenin olmadığı bir koridora çekilip öpüştüler. Chantal, ağzını açıp dilini Jean Marc'ın ağzına kaydırdı, orada bulacağı her şeyi çekip alma arzusu içindeydi. Dillerinin ateşliliği tensel bir gereklilik değil, karşısındakine, tüm varlığıyla, hemen, yabanıl biçimde ve bir an gecikmeden sevişmeye hazır olduğunu anlatmanın bir yoluydu. Ağız salgılarının, arzu ya da zevk ile hiç ilgisi yoktu, onlar yalnızca birer haberciydi. Birbirlerine doğrudan ve yüksek sesle 'seninle sevişmek istiyorum, hemen, hiç zaman yitirmeden' demeye cesaretleri yoktu, bu durumda, salgıları onların adına konuşuyordu. Sf:58
İki insanın karşılıklı sevgisini, birbirlerine söyledikleri sözlerin azlığıyla ya da çokluğuyla ölçemezsin. Sf:83
Chantal gülümsedi; Jean Marc ona başka bir anısını anlattı: 'On dört yaşında ya var, ya yoktum, dedem, marangoz olan değil, öteki, ölüm döşeğinde yatıyordu. Günlerdir ağzından, hiçbir anlamı olmayan bir ses çıkıyordu; hatta bu bir inleme de değildi, çünkü acı çekmiyordu; bir sözcüğü söylemeye de çalışmıyordu, hayır, konuşma yetisini yitirmemişti; yalnızca, söyleyecek bir şeyi, iletecek somut bir mesajı yoktu, konuşacak birini de aramıyordu, artık kimseyle ilgilenmiyordu, ağzından çıkan sesle yalnız başınaydı, tek bir ses, yalnızca soluk alması gerektiğinde kesilen bir aaaaa sesi. Ona baktım, büyülenmiş gibiydim ve o sesi hiç unutmadım, çünkü, çocuk sayılacak yaşta olsam da onu anladığını sandım: İşte, diyordu, varolduğu biçimiyle varolan zamanla yüzleşen yaşam; ve ben bu yüzleşmenin, can sıkıntısı denen şey olduğunu anladım. Dedem, can sıkıntısını bu sesle, sonu gelmez aaaaa sesiyle ifade ediyordu; o aaaaa sesini çıkarmayacak olsaydı, zaman onu ezecekti; ve dedemin, zamana karşı doğrultabileceği tek bir silah vardı, o sonu gelmez, zavallı aaaaa sesi. Sf:85
Bir doktor, bir çiftçiden başka biçimde düşünüyordu, bir askerin davranışı, bir köy öğretmeninin davranışına benzemiyordu. Oysa bugün, hepimiz birbirimizin benzeriyiz; işimize karşı gösterdiğimiz ortak ilgisizlik bizi birbirimize bağlıyor. Bu ilgisizlik bir tutku haline geldi. Çağımızın tek büyük, kolektif tutkusu. Sf:86
Yalnızca tıkınmaya, çiftleşmeye, tuvalet kağıdına yazgılıysak, kimiz biz? Ve elimizden yalnızca bunu yapmak geliyorsa, bize söyledikleri gibi, özgür varlıklar olmaktan nasıl gurur duyabiliriz? Sf:145
-------spoiler------
Attığımız her adımın kontrol edilip kayda geçirildiği, büyük mağazalarda kameraların bizi gözetlediği, insanların geçerken birbirine sürekli sürtündüğü, insanın, ertesi gün araştırmacılar ve anketçiler tarafından sorguya çekilmeden sevişemediği ('nerede sevişiyorsunuz?' 'haftada kaç kez?' 'prezervatifle mi, prezervatifsiz mi?') bu dünyada, bir insan nasıl olur da herkesin gözü önünde kaybolur, hiç iz bırakmadan yok olur? Sf:8
Sevdiği kadının fiziksel görünüşünü bir başka kadınınkiyle karıştırmak. Bunu şimdiye kadar kaç kez yaşadı! Hep aynı şaşkınlığa düşerek: Onunla ötekiler arasındaki fark bu kadar az mı? Sf:27
Kurtulduğunu düşündü, çünkü Jean-Marc'ın sesi aşkın sesiydi, o huzursuzluk anında varlığını unuttuğu sesti, onu okşayan, onu rahatlatan aşkın sesiydi; ne var ki, o bu sesi duymaya henüz hazır değildi; sanki uzaktan, çok uzaklardan geliyordu; inanabilmek için, o sesi bir süre daha duyması gerekiyordu. Sf:31
Onu sevdiğini ve güzel bulduğunu istediği kadar söylesin, Jean Marc'ın aşk dolu bakışı onu avutamazdı. Çünkü aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır. Sf:44
Özlem mi? Karşısında oturduğuna göre, ona nasıl özlem duyabilirdi ki? İnsan, var olan birinin yokluğundan nasıl acı duyabilir? (Jean Marc bu soruyu cevaplayabilirdi: İnsan, sevdiği adamın karşısında özlemle yanabilir; onun gelecekte var olmayacağını seziyorsa; sevdiği adamın ölümü, görülmemekle birlikte daha o zamandan varlığını duyuruyorsa.) Sf:47
Dostluk, bir insana yalnızca belleğinin doğru çalışmasını sağlamak için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ben'ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. Ben'in çekilip küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor ve bu sulama işi, geçmişin tanıkları ile yani dostlar ile sürekli temas halinde kalmayı zorunlu kılıyor. Onlar bizim aynamız, belleğimiz, onlardan hiçbir şey beklemiyoruz, yeter ki zaman zaman o aynayı parlatsınlar, parlatsınlar ki, yüzeyinde kendimizi görebilelim. Sf:52
İhanet seni kahrediyorsa, suçlanmışsan, günah keçisine dönmüşsen, seni tanıyan kişilerden farklı iki tepki bekleyebilirsin: İçlerinden bazıları, post kapma peşinde koşanlara katılacak, ötekiler de sana sezdirmeden, hiçbir şey bilmiyormuş gibi, hiçbir şey duymamış gibi davranacaklardır, öyle ki, onlarla görüşmeyi, konuşmayı sürdürebilirsin. Bir şey sezdirmeyen, incelik gösteren o ikinci kategoriye giren insanlar senin dostlarındır. Sf:55
Şimdiye kadar hiç öyle öpüşmediler mi?
Evet, öpüştüler. Daha birbirlerinin adını bile bilmedikleri dönemde. Bir dağ otelinin büyük salonunda, içki içip gevezelik eden insanların ortasında, birbirlerine sıradan şeyler söylediler, ama ses tonları, birbirlerine karşılıklı istek duyduklarını ele verdi ve kimsenin olmadığı bir koridora çekilip öpüştüler. Chantal, ağzını açıp dilini Jean Marc'ın ağzına kaydırdı, orada bulacağı her şeyi çekip alma arzusu içindeydi. Dillerinin ateşliliği tensel bir gereklilik değil, karşısındakine, tüm varlığıyla, hemen, yabanıl biçimde ve bir an gecikmeden sevişmeye hazır olduğunu anlatmanın bir yoluydu. Ağız salgılarının, arzu ya da zevk ile hiç ilgisi yoktu, onlar yalnızca birer haberciydi. Birbirlerine doğrudan ve yüksek sesle 'seninle sevişmek istiyorum, hemen, hiç zaman yitirmeden' demeye cesaretleri yoktu, bu durumda, salgıları onların adına konuşuyordu. Sf:58
İki insanın karşılıklı sevgisini, birbirlerine söyledikleri sözlerin azlığıyla ya da çokluğuyla ölçemezsin. Sf:83
Chantal gülümsedi; Jean Marc ona başka bir anısını anlattı: 'On dört yaşında ya var, ya yoktum, dedem, marangoz olan değil, öteki, ölüm döşeğinde yatıyordu. Günlerdir ağzından, hiçbir anlamı olmayan bir ses çıkıyordu; hatta bu bir inleme de değildi, çünkü acı çekmiyordu; bir sözcüğü söylemeye de çalışmıyordu, hayır, konuşma yetisini yitirmemişti; yalnızca, söyleyecek bir şeyi, iletecek somut bir mesajı yoktu, konuşacak birini de aramıyordu, artık kimseyle ilgilenmiyordu, ağzından çıkan sesle yalnız başınaydı, tek bir ses, yalnızca soluk alması gerektiğinde kesilen bir aaaaa sesi. Ona baktım, büyülenmiş gibiydim ve o sesi hiç unutmadım, çünkü, çocuk sayılacak yaşta olsam da onu anladığını sandım: İşte, diyordu, varolduğu biçimiyle varolan zamanla yüzleşen yaşam; ve ben bu yüzleşmenin, can sıkıntısı denen şey olduğunu anladım. Dedem, can sıkıntısını bu sesle, sonu gelmez aaaaa sesiyle ifade ediyordu; o aaaaa sesini çıkarmayacak olsaydı, zaman onu ezecekti; ve dedemin, zamana karşı doğrultabileceği tek bir silah vardı, o sonu gelmez, zavallı aaaaa sesi. Sf:85
Bir doktor, bir çiftçiden başka biçimde düşünüyordu, bir askerin davranışı, bir köy öğretmeninin davranışına benzemiyordu. Oysa bugün, hepimiz birbirimizin benzeriyiz; işimize karşı gösterdiğimiz ortak ilgisizlik bizi birbirimize bağlıyor. Bu ilgisizlik bir tutku haline geldi. Çağımızın tek büyük, kolektif tutkusu. Sf:86
Yalnızca tıkınmaya, çiftleşmeye, tuvalet kağıdına yazgılıysak, kimiz biz? Ve elimizden yalnızca bunu yapmak geliyorsa, bize söyledikleri gibi, özgür varlıklar olmaktan nasıl gurur duyabiliriz? Sf:145
-------spoiler------
July 28, 2017
Bu kitabı okurken kendimi bir türlü bitmeyen ama sonunu da merak ettiren bir Fransız sanat filmini izliyor gibi hissettim :)
Milan Kundera, müthiş bir filozof bence ve olaylara bakış açısı, düşünme şekli, yaptığı benzetmeler ile beni kendine hayran bıraktı. Özellikle reklamcılara "sefalet makyajcıları" diye yaptığı benzetme beni müthiş eğlendirdi.
Chantal ve Jean-Marc'ın arasındaki aşktan, dostluktan ve kuşkulardan çok daha ötesinde bir şeyler anlatıyordu bu kitap bence. Kadın ve erkeğin varoluş sorununa nasıl da farklı bakabildiklerini anlatıyordu. Birbirleriyle bu kadar çatışırken bütünleşen başka bir zıtlık var mıydı?
Bu kitabı bence özellikle yazarın insan ilişkilerini sorgulama biçimi için okumalısınız. Bir de, hala filminin çekilmemiş olması beni çok şaşırttı :)
Milan Kundera, müthiş bir filozof bence ve olaylara bakış açısı, düşünme şekli, yaptığı benzetmeler ile beni kendine hayran bıraktı. Özellikle reklamcılara "sefalet makyajcıları" diye yaptığı benzetme beni müthiş eğlendirdi.
Chantal ve Jean-Marc'ın arasındaki aşktan, dostluktan ve kuşkulardan çok daha ötesinde bir şeyler anlatıyordu bu kitap bence. Kadın ve erkeğin varoluş sorununa nasıl da farklı bakabildiklerini anlatıyordu. Birbirleriyle bu kadar çatışırken bütünleşen başka bir zıtlık var mıydı?
Bu kitabı bence özellikle yazarın insan ilişkilerini sorgulama biçimi için okumalısınız. Bir de, hala filminin çekilmemiş olması beni çok şaşırttı :)
October 14, 2018
Kundera'nın en güzel romanlarından biri... Çünkü yaşamı ve yaşarken neden bir kimliğe sahip olmamız gerektiğini doya doya sorgulayabileceğimiz bir eser. Ölünce kimliğimiz-varsa şayet- tek kelimeyle tanımlanabilir hâle gelecek zaten. Eh o zaman, yaşarken kimlik/kişilik sahibi olmanın nasıl bir anlamı olacak ki? Her okuduğum kitapta daha çok saygı duyduğum (sevgim sonsuz zaten) Bay Kundera'ya Kimlik için bir kez daha şapka çıkartıyorum. Ben keyifle okudum, herkese tavsiye ederim. =)
November 10, 2024
“Bilincimin bütünüyle berrak olduğunu söylemiyorum. Olup bitenin farkındayım, ne var ki, her şey biraz deforma olmuştu, düşte olduğu gibi. Ama gerçek yaşamda gördüğün karabasan kısa sürer,bağırmaya başlar uyanırsın, oysa ben bağıramıyordum. Bir karabasanın ortasında bir türlü bağıramamak. “
Allah rahmet eylesin babamın yaşadığı 50 günlük yoğun bakım sürecinde onun hissettiğini düşündüğüm hisler tam olarak bu şekildeydi ..
“ sen ölmekle beni seninle olma zevkinden yoksun bıraktın, ama aynı zamanda özgür kıldın. Sevmediğim bir dünya ile yuzyuze özgür bıraktıın beni. Ve bu dünyayı sevmediğimi söyleyebiliyorsam sen artık yanımda olmadığın içindir.
Sana şimdi söylemek istediğim,beni bırakıp gittkten bu kadar yıl sonra, senin ölümünü bir armağan olarak algılamış olmak ve sonunda bu korkunç armağanı kabullenmiş olmam”
“ önümdeki yaşamı bir ağaç olarak düşünüyorum, ona olasılıklar ağacı adını vermiştim. İnsan yaşamı ancak kısa bir süre bu biçimiyle görebilir. Yaşam sonra insana değişmez biçimde dayatılmış bir yol içinden bir daha hiç çıkılmayacak bir tunel gibi görünür. O ağacın görüntüsü içimizde silinmez bir özlem olarak kalır”
Bu dünyada doğmak ister şans ister şanssızlık olsun. Yaşamı geçirmenin en iyi yolu ilerleyip giden neşeli ve gürültücü bir kalabalığa kendini bırakmaktır
Allah rahmet eylesin babamın yaşadığı 50 günlük yoğun bakım sürecinde onun hissettiğini düşündüğüm hisler tam olarak bu şekildeydi ..
“ sen ölmekle beni seninle olma zevkinden yoksun bıraktın, ama aynı zamanda özgür kıldın. Sevmediğim bir dünya ile yuzyuze özgür bıraktıın beni. Ve bu dünyayı sevmediğimi söyleyebiliyorsam sen artık yanımda olmadığın içindir.
Sana şimdi söylemek istediğim,beni bırakıp gittkten bu kadar yıl sonra, senin ölümünü bir armağan olarak algılamış olmak ve sonunda bu korkunç armağanı kabullenmiş olmam”
“ önümdeki yaşamı bir ağaç olarak düşünüyorum, ona olasılıklar ağacı adını vermiştim. İnsan yaşamı ancak kısa bir süre bu biçimiyle görebilir. Yaşam sonra insana değişmez biçimde dayatılmış bir yol içinden bir daha hiç çıkılmayacak bir tunel gibi görünür. O ağacın görüntüsü içimizde silinmez bir özlem olarak kalır”
Bu dünyada doğmak ister şans ister şanssızlık olsun. Yaşamı geçirmenin en iyi yolu ilerleyip giden neşeli ve gürültücü bir kalabalığa kendini bırakmaktır
July 6, 2021
Son sayfaları aklımı o kadar karıştırdı ki kendimi bi düşten uyanmış gibi hissediyorum.
December 3, 2024
çok eski baskısını okuduğumdan çevirisi biraz garip geldi ama okunması zor bir kitap olmasa da kolay da değildi Sadece aşk ve içsel takıntıyı okudum gibi hissettim. karakterlerin kendi aralarındaki konusmaları kopuk, zaten okurken devamlı o eksiklik hissediliyor o yüzden 50 sayfasından sonra ilerlemedi. Belki de başka kitabından başlamalıydım..
October 9, 2014
İyice milan kundera'nın diline alışmış bulunmaktayım. Bu romanda da inanılmaz iyi bir düşünce ağının içine yerleştirilmiş güzel bir hikaye var. "Erkekler artık dönüp bana bakmıyor" cümlesinin geldiği nokta şaşırtıcı.
July 11, 2022
“Ne var ki duygulara kimse karşı koyamaz,oradadırlar ve her türlü bastırma girişiminden bağımsızdırlar.İnsan, yaptığı bir haraket, söylediği bir söz yüzünden kendine kızabilir, ama yaşadığı bir duygu yüzünden kızamaz, çünkü duygularımız üzerinde hiçbir gücümüz yoktur.”
March 8, 2026
Bana Ne Kardeşim...!
Sıkı bir okumayla bir oturuşta bitirilebilecek Kimlik masamda yirmi günden fazla kaldı. Okumaya elim gitmedi. Bu gidişle Milan Kundera'yla papaz olacağım. Kimlik okuduğum dördüncü romanı. Ve durum ikide iki. Kimlik'in vakit geçirmek için yazılmış bir havası var veya bir işle meşgulken kafayı dağıtmak için verilmiş aralarda, molalarda yazılmış sanki. Kundera'nın cümleleri (gereği yokken) uzun ve kalabalık tutmasını yukarıda anlattığım gibi romanı nasıl yazdığını gizlemesi yönünde yorumluyorum. Huzursuz bir çifti kurgulamak yazarlığının son dönemindeki Kundera için çocuk oyuncağı bile değil. Geriye bu kurguyu işlemek kalıyor. Romanın ilk yarısında kumsal, kaldırım, otel, lokanta, ev gibi ortamlarda Chantal-Jean Marc çiftini ya yalnız ya da birlikte, deneme kitaplarına konu olacak kavramları düşünürken, tartışırken buluyoruz. Mesela Chantal otele yerleştiği turistik kasabada gezinirken kadınların yanında erkeklerin her tarafıyla-omuzlarında, arka/ön kangurularda, kollarında, ellerinde ve bebek arabasında-bebek taşıdığını görünce durum tespiti yapıyor; babalar tuhaflaştı, bu erkekler baba otoritesini kaybetmiş iskele babası diyor. Yine aynı Chantal'ın yolu kumsala düşüyor, orada uçurtma uçuran erkekleri görüp ayaküstü durum tespiti yapıyor; erkekler karılarından kaçıyor, metreslerine gideceklerine uçurtma uçuruyorlar. Chantal-Jean Marc çifti evdeler ve dostluk kavramından sohbet ediyorlar; özetle dostluk, düşmanın varlığında gelen bir durumdur tespiti yapılıyor. Bu sahnelerin romanın konu planıyla-aşklarını sorgulamak suretiyle kimlik arayışında bulunulmasıyla-bir ilgisi var mı, açıkcası ben bağlantı kuramadım. Romanın ikinci yarısında-ki, bu ayrım kitapta yok ben yapıyorum-Milan Kundera odağı Chantal-Jean Marc çiftine tutup bırakıyor. Kimlik'in sorunu "keyif kovalayan" okuru oyun dışında bırakmasıdır. Hayattan biliyoruz ki insan "dahil olduğu" oyundan keyif alabilir. Milan Kundera olay örgüsünde her bir detayı düşünerek okuru roman dışı bırakmayı başarıyor. Karakterlerin her bir davranışının nedeni, nasılı, niçini ve sonuçlarıyla açıklamasını yapıyor. Okur için geriye karakterleri seyretmek kalıyor. Chantal-Jean Marc geçimsiziğinin tanıklığını yapmakta bana yanlış bir şey varmış gibi geliyor. Bana ne kardeşim Chantal'ın çocuğu ölmüş de, bu da yasa girmiş de, çocuğunu bir türlü unutamıyormuş da, görümcesi de kalkmış çocuk yap unutursun demiş, vay efendim bunu nasıl dersin de hemen evi terk edip kocasını boşamış, yeni sayfa açmış da, iyi para getiren bir işe girmiş de, ev almış, bi de erkek bulmuş kendine, didişip duruyorlar, oouvvv oku dur artık bunları! BANA NE! Aşklarını sorguluyorlarmış. Bırakın bu işleri. Sorgulama mı görmedik biz? Hayatımı sorgulama, hesaplaşma romanları okuyarak çürüttüm ben ve alışkanlıkla hâlâ da okuyorum. Kimlik'in masamda yirmi gün kalmasının tek nedeni, kötü çeviriydi. Kundera'nın uzun, kalabalık cümleleri kötü çeviride soğuk duş etkisi yaptı bende. Dedim ya elim gitmedi Kimlik'e.
Sıkı bir okumayla bir oturuşta bitirilebilecek Kimlik masamda yirmi günden fazla kaldı. Okumaya elim gitmedi. Bu gidişle Milan Kundera'yla papaz olacağım. Kimlik okuduğum dördüncü romanı. Ve durum ikide iki. Kimlik'in vakit geçirmek için yazılmış bir havası var veya bir işle meşgulken kafayı dağıtmak için verilmiş aralarda, molalarda yazılmış sanki. Kundera'nın cümleleri (gereği yokken) uzun ve kalabalık tutmasını yukarıda anlattığım gibi romanı nasıl yazdığını gizlemesi yönünde yorumluyorum. Huzursuz bir çifti kurgulamak yazarlığının son dönemindeki Kundera için çocuk oyuncağı bile değil. Geriye bu kurguyu işlemek kalıyor. Romanın ilk yarısında kumsal, kaldırım, otel, lokanta, ev gibi ortamlarda Chantal-Jean Marc çiftini ya yalnız ya da birlikte, deneme kitaplarına konu olacak kavramları düşünürken, tartışırken buluyoruz. Mesela Chantal otele yerleştiği turistik kasabada gezinirken kadınların yanında erkeklerin her tarafıyla-omuzlarında, arka/ön kangurularda, kollarında, ellerinde ve bebek arabasında-bebek taşıdığını görünce durum tespiti yapıyor; babalar tuhaflaştı, bu erkekler baba otoritesini kaybetmiş iskele babası diyor. Yine aynı Chantal'ın yolu kumsala düşüyor, orada uçurtma uçuran erkekleri görüp ayaküstü durum tespiti yapıyor; erkekler karılarından kaçıyor, metreslerine gideceklerine uçurtma uçuruyorlar. Chantal-Jean Marc çifti evdeler ve dostluk kavramından sohbet ediyorlar; özetle dostluk, düşmanın varlığında gelen bir durumdur tespiti yapılıyor. Bu sahnelerin romanın konu planıyla-aşklarını sorgulamak suretiyle kimlik arayışında bulunulmasıyla-bir ilgisi var mı, açıkcası ben bağlantı kuramadım. Romanın ikinci yarısında-ki, bu ayrım kitapta yok ben yapıyorum-Milan Kundera odağı Chantal-Jean Marc çiftine tutup bırakıyor. Kimlik'in sorunu "keyif kovalayan" okuru oyun dışında bırakmasıdır. Hayattan biliyoruz ki insan "dahil olduğu" oyundan keyif alabilir. Milan Kundera olay örgüsünde her bir detayı düşünerek okuru roman dışı bırakmayı başarıyor. Karakterlerin her bir davranışının nedeni, nasılı, niçini ve sonuçlarıyla açıklamasını yapıyor. Okur için geriye karakterleri seyretmek kalıyor. Chantal-Jean Marc geçimsiziğinin tanıklığını yapmakta bana yanlış bir şey varmış gibi geliyor. Bana ne kardeşim Chantal'ın çocuğu ölmüş de, bu da yasa girmiş de, çocuğunu bir türlü unutamıyormuş da, görümcesi de kalkmış çocuk yap unutursun demiş, vay efendim bunu nasıl dersin de hemen evi terk edip kocasını boşamış, yeni sayfa açmış da, iyi para getiren bir işe girmiş de, ev almış, bi de erkek bulmuş kendine, didişip duruyorlar, oouvvv oku dur artık bunları! BANA NE! Aşklarını sorguluyorlarmış. Bırakın bu işleri. Sorgulama mı görmedik biz? Hayatımı sorgulama, hesaplaşma romanları okuyarak çürüttüm ben ve alışkanlıkla hâlâ da okuyorum. Kimlik'in masamda yirmi gün kalmasının tek nedeni, kötü çeviriydi. Kundera'nın uzun, kalabalık cümleleri kötü çeviride soğuk duş etkisi yaptı bende. Dedim ya elim gitmedi Kimlik'e.
July 2, 2017
fonda,çocuk çığlıkları jean -marc düşüncelerini sürdürüyor: chantal'ın nefret ettiği şeye böylesine kolayca uyum sağlaması gerçekten çok hayran olunacak bir şey mi? iki ayrı yüze sahip olmak gerçekten bir başarı mı? jean marc,chantal'ın reklam dünyasında çağrısız bir konuk ,bir casus,maske takmış bir düşman ,gizli bir terörist gibi olmasından vaktiyle hoşlanmıştı.ne var ki bir terörist değil,politik terminolojiye başvuracak olursa , bir işbirlikçiydi. nefret edilecek bir iktidarı kendini onunla özdeşleştirmeksizin kullanan,kendini ondan bütünüyle ayrı tutmakla birlikte onun hesabına çalışan ve günün birinde kendisini yargılayanların karşısında ,savunma olarak,iki yüzlü olduğunu ileri sürecek biri.
June 27, 2020
- Seni tanıdığımdan bu yana her şey değişti. Bunun nedeni, yaptığım küçük işlerin benim gözümde daha tutkulu hale gelmiş olması değil. Çevremde olup biten her şeyi, ikimizin arasında konuşulacak konulara dönüştürmem.
+ Başka şeylerden de konuşabilirdik!
- İki insanın birbirini sevmesi, kendilerini dünyadan yalıtması çok güzel bir şey. İyi de, bu başbaşalıklarını ne ile besleyebilirler? Dünya, üzerinde konuşulmayacak kadar iğrenç de olsa birbirleriyle konuşabilmek için bunu yapmaya gerek duyarlar.
+ Karşılıklı konuşmasalar da olur.
+ Başka şeylerden de konuşabilirdik!
- İki insanın birbirini sevmesi, kendilerini dünyadan yalıtması çok güzel bir şey. İyi de, bu başbaşalıklarını ne ile besleyebilirler? Dünya, üzerinde konuşulmayacak kadar iğrenç de olsa birbirleriyle konuşabilmek için bunu yapmaya gerek duyarlar.
+ Karşılıklı konuşmasalar da olur.
October 7, 2022
Kundera’nın okuduğum 2.kitabı oldu Kimlik. Daha şimdiden en sevdiğim yazarlardan biri oldu kendisi. İnsan ruhunu ve psikolojisini müthiş iyi gözlemleyen, bunu anlatırken asla yormayan ve fakat cümleleri okuduktan sonra insanı şöyle bi tavana baktırıp düşüncelere daldıran harika bir yazar🫶🏼
September 9, 2023
"Gerçeğin gerçekdışına, gerçekliğin düşe dönüştüğü kesin an hangisi? Sınır neredeydi? Sınır nerede?"
July 1, 2023
“Çünkü aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır.”
March 2, 2026
Aşk, tutku, arzu ve duyguların karmaşıklığını çok iyi yansıtan bir kitap olmuş. İki karakterin de uzun arayışlarını okumak benim için çok keyifliydi.
September 6, 2023
Insan travmalarini atlatamaz, iliskiler eskiyor,yaslilikla birlikte depresyon ve birlikte oldugumuz kisiyi yorma hastaligi dahada derinlesiyor, yazar kroniklesmis sikintilarin gercek yada ruya ayirt etmeksizin yasamimizi ve iliskilerimizi nasil hastalandirdigini anlatmis ve gene her olumlu insan gibi yasam ne sorusunu sorup, gene cevabini bulamamis,kitapta bazi kisimlar cok tekrar edilmis icsel konusmalarla baygin bir hal almis ,kunderayi ilk defa okuyacaklara tavsiye etmem
November 11, 2022
Kundera'nın diğer eserlerinin yanında biraz sönük kalsa da yine de keyifle okudum. Özellikle Kundera'nın hayatta yaşarken fark etmediğimiz detayları anlatması beni her zaman hem şaşırtıyor hem de yazarın gözlem gücüne hayran bırakıyor.
July 12, 2025
Puanım : 10/6
"Savunduğu iri cümleler ne kadar saçma olursa, bundan o kadar gurur duyuyordu, çünkü ancak çok zeki biri, saçma düşüncelere mantıklı bir anlam kazandırabilirdi."
Bu kitapla ilgili daha doğrusu Milan Kundera ile ilgili ilginç hislerim var. Yazardan okuduğum ilk roman oldu Kimlik, öyle aman aman bayılmış da hissetmiyorum kendimi romana karşı. Fakat içimde inanılmaz bir yazarın diğer kitaplarını okumalıyım hissi oluştu. Sanıyorum ki bu hissin kaynağı yazarın dilinden ve analiz kabiliyetinden geliyor. Çünkü Kundera'nın analizleri çok basit ve çok derinlikli. "Basit" ten kastım da sıradan olmaları değil günlük hayatın içinden, insana dair analizler olmaları.
Romanda, Chantal ve Jean-Marc adındaki bir çiftin eskimeye yüz tutmuş ilişkilerini canlandırma çabalarını okuyoruz. Tabii Milan Kundera'nın müthiş analizleriyle. Aslında romanın konusu bundan ibaret gibi ama tam da değil gibi de özelliklede romanın son iki sayfası insanın aklını -en azından benim aklımı- bir hayli karıştırıyor. Normalde son iki sayfayı okuyuncaya kadar biri bana "Bu romanın teması ne?" diye sorsa ben direkt ilişki, aşk vesaire falan derim fakat son iki sayfandan sonra anlatıcının araya girmesiyle ve okuyucuya çeşitli sorular yöneltmesiyle romanın teması bir anda farlı bir biçim alıyor. Düş nedir?, Gerçek nedir?, Düş ve gerçek ne kadar ayrıdır?, Fanteziler gerçekliği ne kadar şekillendirir?, Rastlantılar hayatımızı ne kadar etkiler?... Romanın son iki sayfasında bu kadar keskin bir dönüşün olması beni bir hayli şaşırttı. Kundera'nın iyi bir yazar olduğunu -benim sevebileceğim bir yazar olduğunu- düşünsem de son anda yapılan bu keskin dönüşün kurgusal anlamda biraz yetersiz kaçtığını düşünüyorum.
Genel olarak romanı sevdim. Üstte de belirttiğim gibi romanda kullanılan dil ve analizler bende kesinlikle diğer Kundera kitaplarını da okumak adına büyük bir iştah uyandırdı. Açıkçası bu kadar kendine aşık etmeden, kendine karşı bu kadar okutma arzusu yaratan bir yazardan diğer kitapları adına da heyecanlandığımı söylemeliyim. O zaman herkese iyi okumalar.
"Savunduğu iri cümleler ne kadar saçma olursa, bundan o kadar gurur duyuyordu, çünkü ancak çok zeki biri, saçma düşüncelere mantıklı bir anlam kazandırabilirdi."
Bu kitapla ilgili daha doğrusu Milan Kundera ile ilgili ilginç hislerim var. Yazardan okuduğum ilk roman oldu Kimlik, öyle aman aman bayılmış da hissetmiyorum kendimi romana karşı. Fakat içimde inanılmaz bir yazarın diğer kitaplarını okumalıyım hissi oluştu. Sanıyorum ki bu hissin kaynağı yazarın dilinden ve analiz kabiliyetinden geliyor. Çünkü Kundera'nın analizleri çok basit ve çok derinlikli. "Basit" ten kastım da sıradan olmaları değil günlük hayatın içinden, insana dair analizler olmaları.
Romanda, Chantal ve Jean-Marc adındaki bir çiftin eskimeye yüz tutmuş ilişkilerini canlandırma çabalarını okuyoruz. Tabii Milan Kundera'nın müthiş analizleriyle. Aslında romanın konusu bundan ibaret gibi ama tam da değil gibi de özelliklede romanın son iki sayfası insanın aklını -en azından benim aklımı- bir hayli karıştırıyor. Normalde son iki sayfayı okuyuncaya kadar biri bana "Bu romanın teması ne?" diye sorsa ben direkt ilişki, aşk vesaire falan derim fakat son iki sayfandan sonra anlatıcının araya girmesiyle ve okuyucuya çeşitli sorular yöneltmesiyle romanın teması bir anda farlı bir biçim alıyor. Düş nedir?, Gerçek nedir?, Düş ve gerçek ne kadar ayrıdır?, Fanteziler gerçekliği ne kadar şekillendirir?, Rastlantılar hayatımızı ne kadar etkiler?... Romanın son iki sayfasında bu kadar keskin bir dönüşün olması beni bir hayli şaşırttı. Kundera'nın iyi bir yazar olduğunu -benim sevebileceğim bir yazar olduğunu- düşünsem de son anda yapılan bu keskin dönüşün kurgusal anlamda biraz yetersiz kaçtığını düşünüyorum.
Genel olarak romanı sevdim. Üstte de belirttiğim gibi romanda kullanılan dil ve analizler bende kesinlikle diğer Kundera kitaplarını da okumak adına büyük bir iştah uyandırdı. Açıkçası bu kadar kendine aşık etmeden, kendine karşı bu kadar okutma arzusu yaratan bir yazardan diğer kitapları adına da heyecanlandığımı söylemeliyim. O zaman herkese iyi okumalar.
March 15, 2026
Kundera çok küçük bir psikolojik mekanizmayı aldı ve büyüttü. Bir çift arasındaki sıradan bir güvensizlik, küçük bir oyun, küçük bir yanlış anlamayla başladı. Ama sonra bu oyun karakterlerin kimlik algısını yavaş yavaş bozdu. İnsanların kendilerini başkalarının bakışı üzerinden kurduklarını ve bu bakış değiştiğinde kendilerinin de değiştiğini, ne kadar kırılgan ve kolay manipüle edilebilir olduğunu gösterdi.
Birinin kendini çekici hissedip hissetmemesi bile çoğu zaman başkasının ona nasıl baktığına bağlı. Birkaç anonim mektup, birkaç ima, birkaç yanlış yorumla insanın kendine dair algısı değişebilir. Ne tuhaf. Ve kendimizi çoğu zaman çok ciddi bir şekilde kurmaya çalışıyoruz ama aslında kimliklerimiz büyük ölçüde kırılgan oyunlara dayanıyor. Biraz bakış, biraz arzu, biraz kıskançlık, biraz hayal gücü ve işte tatatatam bir şeyiz ve bir şey değiliz.
“On altı yaşında ona söylemiş olduğum bir şeyi anımsattı bana. İşte o anda, bugün insanlar arasındaki tek dostluk biçiminin ne olduğunu anladım. Dostluk, bir insana yalnızca belleğinin doğru çalışmasını sağlamak için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ‘Ben’ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. ‘Ben’in çöküp küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor.”
Birinin kendini çekici hissedip hissetmemesi bile çoğu zaman başkasının ona nasıl baktığına bağlı. Birkaç anonim mektup, birkaç ima, birkaç yanlış yorumla insanın kendine dair algısı değişebilir. Ne tuhaf. Ve kendimizi çoğu zaman çok ciddi bir şekilde kurmaya çalışıyoruz ama aslında kimliklerimiz büyük ölçüde kırılgan oyunlara dayanıyor. Biraz bakış, biraz arzu, biraz kıskançlık, biraz hayal gücü ve işte tatatatam bir şeyiz ve bir şey değiliz.
“On altı yaşında ona söylemiş olduğum bir şeyi anımsattı bana. İşte o anda, bugün insanlar arasındaki tek dostluk biçiminin ne olduğunu anladım. Dostluk, bir insana yalnızca belleğinin doğru çalışmasını sağlamak için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ‘Ben’ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. ‘Ben’in çöküp küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor.”
May 13, 2026
"Bu dünyada doğmuş olmak ister şans, ister şanssızlık olsun, yaşamını burada geçirmenin en iyi yolu, benim şu anda yaptığım gibi, ilerleyip giden neşeli ve gürültücü bir kalabalığa kendini bırakmaktır."
Prag seyahatim netleşince elim hemen yeni bir Kundera kitabına gitti. Konusu da ilgimi çekmişti aslında ama bitirdiğimde beklediğim etkiyi tam olarak bırakmadı bende; içimde tuhaf bir yarım kalmışlık hissi vardı.
Kitapta Chantal ve Jean-Marc adlı iki karakterin ilişkisini okuyoruz. İlişki yavaş yavaş açılıyor ve bizi ikisinin de kendi iç dünyasına götürüyor. Zamanla aralarındaki mesafe bana sanki birbirlerini hiç tanımamışlar gibi hissettirdi. Sevdiğimiz kişiyi gerçekten görüyor muyuz, yoksa zihnimizde kurduğumuz bir tasarımı mı seviyoruz, sorusu kitap boyunca dolanıp duruyor.
Kundera'nın o ince, neredeyse şeffaf üslubu güzeldi; çok söylemeden çok şey hissettiriyor. Kısa bir kitap olmasına rağmen etkisi oldukça çoktu ama bilmiyorum, yine de bir şeyler tam oturmadı bende. Belki de bu hafiflik, hikâyenin bende bırakması gereken izi sildi.
Prag seyahatim netleşince elim hemen yeni bir Kundera kitabına gitti. Konusu da ilgimi çekmişti aslında ama bitirdiğimde beklediğim etkiyi tam olarak bırakmadı bende; içimde tuhaf bir yarım kalmışlık hissi vardı.
Kitapta Chantal ve Jean-Marc adlı iki karakterin ilişkisini okuyoruz. İlişki yavaş yavaş açılıyor ve bizi ikisinin de kendi iç dünyasına götürüyor. Zamanla aralarındaki mesafe bana sanki birbirlerini hiç tanımamışlar gibi hissettirdi. Sevdiğimiz kişiyi gerçekten görüyor muyuz, yoksa zihnimizde kurduğumuz bir tasarımı mı seviyoruz, sorusu kitap boyunca dolanıp duruyor.
Kundera'nın o ince, neredeyse şeffaf üslubu güzeldi; çok söylemeden çok şey hissettiriyor. Kısa bir kitap olmasına rağmen etkisi oldukça çoktu ama bilmiyorum, yine de bir şeyler tam oturmadı bende. Belki de bu hafiflik, hikâyenin bende bırakması gereken izi sildi.
October 2, 2026
Gerçekten etkileyici bir kitap. Chantal ın kaybettiği bebeği için yıllar sonra mutlu olduğu çünkü hayatının akışının değiştiğini fark ettiği sahne etkileyiciydi. İkiside sanki yalnız ruhlardı fakat bir şekilde birbirlerini buldular ama beraberlerkende kendi yalnızlıklarını bir şekilde içte yaşamaya devam ettiler. Aşk, iki insanın yalnızlığını ortadan kaldırmaz sadece o yalnızlığı paylaşılabilir kılar. Sanırım bunun yüzünden chantal mektupları jean-marc a söylemedi ve ötekide mektup üzerinden oyun kurarak bu konuyu konuşmak istedi veya ama tabi gidişat tahmininden tamamen farklıydı.
En son ingiltereye gitme sahnesinde ise gerçek dünya/rüya dünyası içiçe geçmiş izleni vererek Chantal ın bir nevi ingiltereye sürüklenişine tanık oluyoruz. Söylediği uydurma şeyler gerçek hayatta karşılığını bulmaya başlıyor ve hayatının kontrolünü iyice kaybettiğini düşünmeye başlayarak akışa uyuyor. Peki ya burda jean-marcın perspektifinden nasıl bir çözümleme yapmalı?
En son ingiltereye gitme sahnesinde ise gerçek dünya/rüya dünyası içiçe geçmiş izleni vererek Chantal ın bir nevi ingiltereye sürüklenişine tanık oluyoruz. Söylediği uydurma şeyler gerçek hayatta karşılığını bulmaya başlıyor ve hayatının kontrolünü iyice kaybettiğini düşünmeye başlayarak akışa uyuyor. Peki ya burda jean-marcın perspektifinden nasıl bir çözümleme yapmalı?
This entire review has been hidden because of spoilers.
August 18, 2017
Şüphenin, aşkın düşmanı olduğu tek seferde okumalık bir hikaye. Milan Kundera'nın kitaplarının en sevdiğim yönü, herhangi bir günde denk geldiğimiz herhangi bir insanın hayatını anlatarak başlayıp, sonunda kendimden de bir şeyler bulmam oluyor. Kitabın sonundaki his benzer olsa da bu kez düşüncelerimi belli bir noktaya yöneltip, aklımdaki bir soruyu daha çok merak etmeme neden oldu.
Şüphe, karşıdakine olan güvensizliği ve tanıyamamış olma düşüncesinin bir sonucu değil de çoğu zaman kendi iç güvensizliğimizden kaynaklanıyorsa, bir insanı sevmek için tanımamız gerektiği fikri nereden geliyor? Tanımak, belki de o güvensizliği giderdiği için sevginin bir ön koşulu gibidir ama ne olursa olsun duygularımızın sorumluluğu sonunda yine bize kalıyor. Sevmek için ne kadar tanımak gerek ise okuyucuya bırakılmış bir soru olsa gerek.
Şüphe, karşıdakine olan güvensizliği ve tanıyamamış olma düşüncesinin bir sonucu değil de çoğu zaman kendi iç güvensizliğimizden kaynaklanıyorsa, bir insanı sevmek için tanımamız gerektiği fikri nereden geliyor? Tanımak, belki de o güvensizliği giderdiği için sevginin bir ön koşulu gibidir ama ne olursa olsun duygularımızın sorumluluğu sonunda yine bize kalıyor. Sevmek için ne kadar tanımak gerek ise okuyucuya bırakılmış bir soru olsa gerek.
June 2, 2025
Milan Kundera okumak bir okur için çok özel bir deneyim. Karakterlerin derinliklerine inerken, hayata dair çok şeyi de sorgulatıyor. Hikaye örgüsüne kapılıp giderken sürekli kendimizin ve yakınlarımızdakilerin hayatlarını da düşünmekten alıkoyamıyor insan. O kadar sahici ve samimi Kundera'nın eserleri.
Günlük dilde nadiren denk geldiğim bazı kelimelerle karşılaşmak hoş oldu. Kelimelere tutkun birisi olarak bu güzel bir sürpriz idi benim için. Çok iyi bir çeviri olduğunu söylemeden geçemem.
Sadece bir yerde 'gül eğretilemesi'nden bahsediyor Kundera. Onu bilemedim, araştırdım bulamadım. O aklımda kalacak hep.
Finali çok muğlaktı, bildik muğlaklık olsa yine ses etmezdim ama hayli muğlak olması bir anda çölde yapayalnız kalma gibi bir hisse kapılmama neden oldu, bu nedenle puanım 4'de kaldı.
Günlük dilde nadiren denk geldiğim bazı kelimelerle karşılaşmak hoş oldu. Kelimelere tutkun birisi olarak bu güzel bir sürpriz idi benim için. Çok iyi bir çeviri olduğunu söylemeden geçemem.
Sadece bir yerde 'gül eğretilemesi'nden bahsediyor Kundera. Onu bilemedim, araştırdım bulamadım. O aklımda kalacak hep.
Finali çok muğlaktı, bildik muğlaklık olsa yine ses etmezdim ama hayli muğlak olması bir anda çölde yapayalnız kalma gibi bir hisse kapılmama neden oldu, bu nedenle puanım 4'de kaldı.
June 22, 2026
tekrar okudum, eskiden okurken de sıkılmıştım şimdi de sıkıldım…. karakterler aracılığıyla bize aktarılan “felsefi” fikirler bana facebookta alternatif müzik dinleyip kafa açan bir grup ergen erkek fikirleri gibi geliyor.. keşke fransız yeni dalgası yönetmeni olsaymışsın daha iyi olurmuş.. karakterler çünkü hep aynı, kadın tiplemeleri falan
“çünkü aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır. Jean-Marc, başkalarınca fark edilmez olmuş yaşlı iki varlığın aşk yalnızlığını düşünüyordu; ölümün habercisi olan hüzünlü bir yalnızlık. Hayır, Chantal’ın gerek duyduğu aşk dolu bir bakış değil; onun istediği, yabancı, bayağı, erotik bakışların, yakınlaşma, seçme, sevgi, hatta incelik taşımayan, üzerine ister istemez, kaçınılmaz olarak dikilen bakışların altında boğulmak. Böylesi bakışlar onu insan topluluğunun içinde tutuyor. Aşkın bakışı ise onu oradan çekip alıyor.”
“çünkü aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır. Jean-Marc, başkalarınca fark edilmez olmuş yaşlı iki varlığın aşk yalnızlığını düşünüyordu; ölümün habercisi olan hüzünlü bir yalnızlık. Hayır, Chantal’ın gerek duyduğu aşk dolu bir bakış değil; onun istediği, yabancı, bayağı, erotik bakışların, yakınlaşma, seçme, sevgi, hatta incelik taşımayan, üzerine ister istemez, kaçınılmaz olarak dikilen bakışların altında boğulmak. Böylesi bakışlar onu insan topluluğunun içinde tutuyor. Aşkın bakışı ise onu oradan çekip alıyor.”
October 24, 2024
Kitap konusu itibariyle hiç bana hitap etmeyen bir hikayenin üzerine kuruluydu ancak bir yandan da Milan Kundera'nın usta psikanalizi beni kitapta tutuyordu. Hikaye ilerledikçe bir yandan içim şişiyor bir yandan da psikanaliz okumaların dozu artıyordu. Bir ara dedim hızlı hızlı geçeyim zira hem kendisi bir üstat, hem de kitap incecikti. Sonra bir Youtube videosu / podcast ile analizi tamamlarım..
Bitirdikten sonra kitaptaki kilit bir noktayı Chat GPT'ye sordum, o da bana uzun bir analiz verdi. Diyebilirim ki bu analizden sonra tünelin ucu bambaşka bir noktaya çıktı. Bazen maça gidince rakip takımın oyuncusu öyle bir gol atar ki durum hoşuna gitmese de oradaki zanaati sen de alkışlarsın.. Hiç bana hitap etmeyen bir hikaye kurgusu üzerine çok usta bir dokunuş görmek de böyle bir şeydi.
Bitirdikten sonra kitaptaki kilit bir noktayı Chat GPT'ye sordum, o da bana uzun bir analiz verdi. Diyebilirim ki bu analizden sonra tünelin ucu bambaşka bir noktaya çıktı. Bazen maça gidince rakip takımın oyuncusu öyle bir gol atar ki durum hoşuna gitmese de oradaki zanaati sen de alkışlarsın.. Hiç bana hitap etmeyen bir hikaye kurgusu üzerine çok usta bir dokunuş görmek de böyle bir şeydi.
September 4, 2025
3,5/5
"Onu sevdiğini ve güzel bulduğunu istediği kadar söylesin, Jean-Marc'ın aşk dolu bakışı onu avutamazdı. Çünkü aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır." (sayfa 36)
Milan Kundera duyguları çok iyi cümleleştiren bir yazar. Bu anlamda kitaptan tamamıyla tatmin oldum. Aralarında yaş ve statü farkı olan bir çiftin yorulmuş ilişkilerini ve hatta kimliklerini, benliklerini sorguladıkları, gerçek ve hayalin birbirine karıştığı güzel bir romandı Kimlik. Fakat ikinci yarıdan sonra bana göre romanın kurgusu biraz aksıyor. Özellikle ikilinin birbirlerine oynadıkları "küçük" mektup oyunu hikâyede bu kadar önemli olmasına ve aslında kimlik konusunu çok besleyebilecek bir alan tanımasına rağmen bence yeterince verimli kullanılamamış. Yine de gayet sevdiğim bir kitap oldu.
"Onu sevdiğini ve güzel bulduğunu istediği kadar söylesin, Jean-Marc'ın aşk dolu bakışı onu avutamazdı. Çünkü aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır." (sayfa 36)
Milan Kundera duyguları çok iyi cümleleştiren bir yazar. Bu anlamda kitaptan tamamıyla tatmin oldum. Aralarında yaş ve statü farkı olan bir çiftin yorulmuş ilişkilerini ve hatta kimliklerini, benliklerini sorguladıkları, gerçek ve hayalin birbirine karıştığı güzel bir romandı Kimlik. Fakat ikinci yarıdan sonra bana göre romanın kurgusu biraz aksıyor. Özellikle ikilinin birbirlerine oynadıkları "küçük" mektup oyunu hikâyede bu kadar önemli olmasına ve aslında kimlik konusunu çok besleyebilecek bir alan tanımasına rağmen bence yeterince verimli kullanılamamış. Yine de gayet sevdiğim bir kitap oldu.
August 8, 2019
İlk Kundera kitabım. Ben Jean da Chantall da sembolik. Aslında insanın en önemli iki özelliğini tanımlıyorlar. Chantall conatus'u, güdüyü, arzuyu Jean ise insanın Tanrının yansıması olduğu inancının, kültürün sembolü. Ama Chantall'ın iki yüzlü olması meselesi ise kültürün sonucu. insan artık istese de doğasına dönemez. Chantall dişi Enkidu'dur. Yalnız buradaki karşıtlık Gılgamış ile Enkidu arasındaki karşıtlıktan farklıdır. Kültür Gılgamışta yenidir. Ama modern insan için ise neredeyse tüketilmiştir. Jean bundan dolayı kendini toplum dışı görür. Yazarda aslında yaşamın özü ve nedeni ne olmalıdır sorusunun bir cevabı olmadığını bize bu iki karakterle vermek ister.
Displaying 1 - 30 of 54 reviews





























