Jump to ratings and reviews

Middlesex

The astonishing tale of a gene that passes down through three generations of a Greek-American family and flowers in the body of a teenage girl.

In the spring of 1974, Calliope Stephanides, a student at a girls' school in Grosse Pointe, finds herself drawn to a chain-smoking, strawberry blond classmate with a gift for acting. The passion that furtively develops between them--along with Callie's failure to develop--leads Callie to suspect that she is not like other girls. In fact, she is not really a girl at all.

The explanation for this shocking state of affairs takes us out of suburbia- back before the Detroit race riots of 1967, before the rise of the Motor City and Prohibition, to 1922, when the Turks sacked Smyrna and Callie's grandparents fled for their lives. Back to a tiny village in Asia Minor where two lovers, and one rare genetic mutation, set in motion the metamorphosis that will turn Callie into a being both mythical and perfectly a hermaphrodite.

Spanning eight decades--and one unusually awkward adolescence- Jeffrey Eugenides's long-awaited second novel is a grand, utterly original fable of crossed bloodlines, the intricacies of gender, and the deep, untidy promptings of desire.

529 pages, Paperback

First published September 4, 2002

Loading...
Loading...

About the author

Jeffrey Eugenides

44 books10.7k followers
Jeffrey Kent Eugenides is an American author. He has written numerous short stories and essays, as well as three novels: The Virgin Suicides (1993), Middlesex (2002), and The Marriage Plot (2011). The Virgin Suicides served as the basis of the 1999 film of the same name, while Middlesex received the 2003 Pulitzer Prize for Fiction in addition to being a finalist for the National Book Critics Circle Award, the International Dublin Literary Award, and France's Prix Médicis.

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
276,777 (41%)
4 stars
228,123 (33%)
3 stars
111,542 (16%)
2 stars
35,797 (5%)
1 star
21,479 (3%)
Displaying 1 - 30 of 119 reviews
Profile Image for İpek Dadakçı.
349 reviews456 followers
May 9, 2023
Arka planda yirminci yüzyıl Amerikan siyasi tarihi ve toplumsal değişimlerinin film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçtiği ve aynı zamanda kalıpların oldukça dışında bir büyüme hikayesiyle de hem etkileyici hem de toplumsal kurallarla tabuları sorgulamaya iten muazzam bir aile destanı Middlesex.

Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye’den ABD’ye göçen Yunanlı bir ailenin üçüncü kuşağı anlatıcımız, 2000’li yılların başında Almanya’dan kendi hikayesini anlatarak başlıyor romana. Sonrasında, bir koldan da üç kuşak geriye, 1922 yılına, Bursa’ya götürüyor bizi ve ailesinin yarım asırlık hikayesini anlatmaya başlıyor. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde savaştan kaçarak ABD’ye göç eden büyükanne ve büyükbabasının hikayesiyle beraber göçmenlik ve göçmenler, Sanayi Devrimi sonrası Amerikan toplumu, içki yasağı dönemi ve Büyük Buhran gibi Amerikan tarihini şekillendiren ve hatta evrensel etkileri de olan dönüm noktalarına tanıklık ediyoruz. Sonrasında, yüzyılın ortalarında, ikinci kuşak göçmen olan anne ve babasının hikayesiyle de İkinci Dünya Savaşı, Vietnam Savaşı, 1967 Ayaklanması ve hatta Kıbrıs Harekâtı gibi tarihi olayların bireylerin hayatına yansımalarını okuyoruz. Anlatıcımıza, yani üçüncü kuşağa sıra geldiğindeyse çok daha farklı bir boyut kazanıyor hikaye: Bu kez, bu aileye hermafrodit olarak doğan bir kız çocuğunun büyüme, kendini keşfetme, bulunduğu toplum ve yetiştirildiği çevrede kendini sorgulama ve kimliğini bulma mücadelesine evriliyor kurgu. Hem çok farklı hem de çok etkileyici bir büyüme hikayesi kitabın son iki yüz sayfası.

Yazar Jeffrey Eugenides çok ama çok iyi bir hikaye anlatıcısı. Her karakterin muazzam boyutlandırılıp, ilmek ilmek dokunan bir kurguya titizlikle yerleştirildiği, arka plandaki siyasi ve toplumsal dokunun son derece dozunda kurguya yedirildiği ve aynı zamanda da hem psikolojik ve sosyolojik ve hem de tıbbi açıdan yaklaşarak hermafrodit bir çocuğun büyüme hikayesini bir o kadar başarılı aktarabilen bir roman yazmış gerçekten. Belki çok iddialı olacak ama çağdaş Amerikan edebiyatının Yüzyıllık Yalnızlık’ı diye düşündüm bitirdikten sonra. Elbette tarz olarak Eugenides Marquez’den çok farklı ancak böyle mükemmel aile destanları karşımıza çok sık çıkmıyor. Kısacası, elimden bırakamadan okudum Middlesex’i, en sevdiğim kitaplardan birisi oldu.
Profile Image for Sinem A..
513 reviews311 followers
May 8, 2015
Açıkçası eskiden köşe bucak kaçtığım "yeni basılanlar"la bu aralar nedense epey alakadarım. Hem bi korku duyuyorum "ya çok abartılıyorsa" diye bi yandan da gıcır gıcır halleri gözümü alıyor. "21. yüzyılın şimdilik en iyi romanlarından biri" tanımlaması mübalalı gelmişti ama "ben iki kere doğdum. .." diye başlayan cümlenin neyi kastettiğini öğrenmek için sabırsızlanıyordum. Durum güncellemelerimden de görüleceği üzere elimden birakamadim. Oldukça sürükleyici olmasının yanında beni en çok etkileyen çok basit ve sıradan bir olgulardan hemen sonra çok daha özel bir konuya çaktırmadan ve pervasızca geçişleri oldu. Bizden dünyadan o kadar tanıdık şeyin arasında çok farklı, çok özel, hassas ve derin o kadar şey var ki... Biçim ve içerik bence çok uyumlu. Şiddetle tavsiye ederim efendim :)
Profile Image for Esra M..
64 reviews54 followers
April 26, 2015
Büyük bir beklentiyle başladığım kitap ilk başlarda beklediğim performanstan uzak kalsa da son sayfayı bitirdiğimde yine de severek okuduğum bir kitaba dönüşmüştü, tıpkı kitapta sıkça geçen tırtılın ipek böceğine dönüşmesi gibi. Üç kuşak, pek çok hayat hikayesi ve çok nadir karşılaşılabilecek durumlar işlenmiş. İlk başlardaki olumsuz düşüncemin sebebi kilit noktalardaki bazı duygusal geçişlerin detaylı bir şekilde aktarılmamasıydı. Özellikle farklı bir konu işleniyorken insanların bu durumu anlayabilmesi için konunun daha derinden verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitabın devam eden bölümlerinde de aynı şekilde bazı karakterlerin iç dünyasına fazla ağırlık verilmemişti. Bu kadar kalın bir kitap söz konusu olunca karakter analizleri daha iyi yapılabilirdi. Bu olumsuz özelliklerinin dışında, farklı bir konunun arka fonda bir dönem anlatılarak akıcı bir dille işlenmesi kitabı güzel yapan taraftı. Ayrıca güzel Bursa'nın kitapta geçmesi, ilk duyduğumdan beri çok sevdiğim ve bana çizgi film kahramanlarını anımsatan bir ipek böceği türü olan bombyx mori adı ile karşılaşmam beni duygusal olarak kitaba bağladı. Kolay ve hızla akan, bunu yaparken farklı bir konuya değinen güzel bir kitaptı benim için. Zorlu bazı kitaplardan sonra insanın biraz rahat bir şeyler okumak istediği bir dönemde okunmasını özellikle tavsiye ederim.
Profile Image for Korcan Derinsu.
702 reviews554 followers
June 26, 2023
Middlesex’i yıllar önce almış olmama anca bu sene okuyabildim. Bir hermafrodit üzerinden, onun yüz yıllık aile hikayesine bakan iddialı bir roman Middlesex. Uzun bir zaman dilimini anlattığı için içinde savaş, göçmenlik, Amerikan Rüyası, toplumsal hareketler vs. gibi birçok unsur da var. Kitabın en büyük zafiyeti de burada. Yazar hikayeye odaklanmak yerine zaman zaman öyle yan yollara sapıyor ve laf kalabalığı yapıyor ki “e ben bunu niye okuyorum?” hissi oluşuyor. Daha derli toplu bir anlatıma gidilse, merkeze koyduğu karakterine ağırlık verilse bence çok daha güçlü bir roman olurmuş. Kolay okunan ve akıcı olsa da bu haliyle ne yazık ki fazlasıyla geveze ve dağınık.
Profile Image for Leylak Dalı.
655 reviews163 followers
December 15, 2020
3,5 yıldız diyelim...
3 kuşaklık bir aile hikayesi okuduk. 1922 yılı Bursa'sında başlayıp ABD Detroit'te devam eden, 2000'lerde Almanya'da biten bir öykü. İpekböceği yetiştiricisi Rum bir aile, savaş, akraba evlilikleri, bunun sonucunda doğan hermafrodit bir bebek. Öykü ergenlik yaşına kadar kız olarak büyüyüp sonrasında erkek genleri baskın çıkan Calliope'nin ağzından anlatılıyor. Gereksiz uzatmalar ve fazlasıyla tıbbi bilgiler olmasa daha derli toplu bir roman olabilirmiş. Kolay okunan, akıcı ama sona doğru gereksiz uzatmalar nedeniyle "Haydi bitsin artık" dedirten bir kitap olmuş...
Profile Image for Erkan.
287 reviews66 followers
December 24, 2018
Kitabı buradaki yorumlara ve tanıtım yazısına bakarak okumaya karar vermiştim. Tanıtım yazısında anlatıcı iki kere dünyaya geldiğini ve ilkinde kız olduğunu, ikincisinde 14 yasında erkek olduğunu söylüyor. Dolayısıyla ben de bunun nasıl olduğuyla ilgili bir roman okumayı bekliyordum. Ama ilk 400 sayfalık kısım yani romanın üçte ikisi bununla direk olarak ilgili değil, konu çok az açılıyor. Biz daha ziyade anlatıcının yani Calliope'nin babaannesi ve dedesini, Amerika'ya yerleşme hikayelerini okuyoruz. Ondan sonra annesi ve babasının hikayeleri, kendi çocukluğuna tanıklık ediyoruz. Söz edilen kısım 400-450'den sonra başlıyor ve soluksuz okunuyor. Bu yazdıklarım aslında eleştiri değil, romanın tamamı okunmaya değer ama belirtmek istedim.

1920'de başlıyor roman, Türkiye'de, Bursa'da. Kurtuluş savaşı zamanında Türkiye'den kaçan Yunanlıların hikayesini okuyoruz. Bu yönüyle bizim için ayrıca ilgi çekici. Yazar Türkleri övmemiş ya da yermemiş. Sadece Yunanlılarla aramızdaki anlaşmazlıklardan bahsetmiş. Türkiye'den kaçtıktan sonra göçmenlerin Amerika'da tutunma, yeni bir ülke ve kültüre adapte olma çabaları da oldukça yer kaplıyor bu uzun romanda. Sonra ikinci kuşak dünyaya geliyor. Onlar haliyle ilk kuşağa göre daha Amerikalılar. Bir yandan kendi kültürlerini de nispeten önemseyip yaşatmaya çalışıyorlar.

Kahramanımızın kuşağı üçüncü kuşak artık tamamen Amerikalı. Calliope çift cinsiyetli olarak doğuyor anca yıllarca bu fark edilmiyor. Ergenlik dönemine gelince bir şeylerin ters gittiği anlaşılıyor ama spoiler vermeyeyim.

Romanda üslup olarak şöyle enteresan bir durum var. Roman birinci tekilden yani baş kahraman Calliope'nin ağzından anlatılıyor. Ancak bu kural çok fazla çiğneniyor. Calliope bize bilmesinin mümkün olmadığı yığınla detay anlatıyor yani roman sürekli olarak üçüncü tekile evriliyor ancak bu durum beni hiç rahatsız etmedi. Zaman zaman da Calliope kendisinden üçüncü tekil gibi bahsediyor. Bu karışımı enteresan bulmakla beraber rahatsız edici bulmadım bence bu sistem gayet iyi işlemiş.

Sonuç olarak üç kuşağın hikayesini çift cinsiyetli bir çocuğun bu durumun nedenleriyle birlikte anlatan ilginç ve oldukça detaylı bir roman bu. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
Profile Image for Sinem.
355 reviews217 followers
March 13, 2016
ilk 250 sayfada vay be adam nasıl yazmış diye okudum. sonrasında kelimeleri aşırı kullanmasından esas hikayeyi ıskalamasından rahatsız oldum. kesinlikle çok iyi bir hikaye, yazan adam da zeki. hikayenin bir kısmı inanılmaz iyi, gerisi ise boş.
bir aile hikayesini tarihsel olarak doğrusal anlatmaması hikayeyi dinamik kılıyor, fakat ana hikayeyi o kadar gereksiz detaylarla anlatmış ki boğulmuş ana hikaye. karakter gelişimi hikayenin gelişiminden daha kötü, birçok karakter güdük kalmış.
sanki adam aslında 200 sayfalık çok iyi bir hikaye yazmış sonra 600 sayfaya çıkarmak için ilaveler yapmış gibi. ama sonuçta tarz meselesi bu, adamın alametifarikası böyle yazıyor ve bunu beğendiriyor olmasıdır belki. ama bana uymadı.
Profile Image for Beril.
390 reviews
May 6, 2015
1. Dünya Savaşı sırasında Bursa'daki bir Rum köyünde başlayıp, İzmir'e oradan da Amerika'ya uzanan, Stephanides ailesinin geniş bir tarihçesi diyebileceğimiz kitabın en önemli karakteri ise doğduğunda kız olduğu düşünülen ergenlik çağında hermafrodit olduğu anlaşılan Cal/liope.

Kitap 4 ana bölümden oluşuyor. Kitabın giriş kısmında anlatılan Osmanlı zamanındaki Rumlar& Ermeniler, Kurtuluş Savaşında azınlıkların yaşadıkları ve hatta İzmir yangını,trajediler çok iyi ve Yunan asıllı bir yazara göre bence tarafsızca yansıtılabilmiş. Tabii burada altının çizilmesi gereken en önemli konu tarafsız olduğu yani Türk tarafından da bakılmıyor. İlk bölümde anlatılan ensest ilişki yer yer zorlayıcı olabiliyor.

ikinci kitapta Amerika'ya uyum sağlamaya çalışan Yunan ailesini izliyoruz. Alkol yasağı, Büyük Bunalım, Ford fabrikaları, afro-amerikanların isyanı, amerika'da islamiyet hafif hafif anlatılırken ailenin gelişme ve büyümesine de şahtilik ediyoruz. Yalnız burada kitaptaki en büyük eleştiriyi de yapmam gerekiyor. Büyük ruhani İslami liderin kitabı sevimsiz bir hale sokuyor.

üçüncü bölümde ana karakterimiz Calliope üzerinden ilerliyoruz. 60'ların hippie ortamında Callie'nin kendini ve cinsiyetini keşfetme hikayesini okuyoruz. bir takım tıbbı yanlışlıklar sonucu hermafrodit olduğu tespit edilmemiş callie'nin kız olarak yetiştirilmesini ve buna karşı verdiği tepkileri, kendi cinselliğini keşfetmesini çirkinleştirmeden vermeyi başarmış yazar.

son bölümde ise callie artık kendini cal olarak nitelendirmesi ve bunun için verdiği mücadeleyi okuyoruz.

kitapla iligili bir diğer eleştirim uzun bir kitap olmasına rağmen yeterli detayın verilmemiş olması. kitapta yarın akalan üstün körü geçilmiş bir çok nokta var. herşeye rağmen uzun zaman sonra okuduğum en iyi kitaplardan biri. kitabı okumak isteyenler için tek tavsiyem ensest, eşcinsellik, interseks sizi rahatsız edecekse kitaptan uzak durun gerisi için uzun ama güzel bir okumaya hazır olun.
Profile Image for Judy Abbott.
912 reviews59 followers
June 20, 2015
Domingo Yayınevi, Solmaz Kamuran çevirisi

Harika bir kitap, bayıldım! Arka kapağa göre çift cinsiyetli hünsa kahramanımızın hikayesini anlatan kitabın ilk ve en çarpıcı bölümünde bir aile destanı okuyoruz aslında. Bursalı ipekböceği tüccarı Rum kardeşler, Kurtuluş Savaşı esnasında Anadolu'dan kaçıp Amerika'ya; otomotiv sektörünün doğduğu Detroit eyaletine göç ediyorlar. Bu kızımlar harikulade lezzetli. Rum göçmenlerin yaşamı; kitabın tümüne sinmiş bir Türkiye ve Anadolu özlemi çarpıcı. Sonradan hünsa kahramanımız ergenliğe giriyor ve onun hikayesi son derece meraklı şekilde devam ediyor. Çok ama çok sevdim bu romanı!
Profile Image for Burak Kuscu.
611 reviews138 followers
July 13, 2017
3 kuşağın başından geçenler, Bursa, Amerika, müthiş bir eser.

Benim bitirmem yoğun bir dönemde olduğumdan 15 gün sürdü fakat 606 sayfalık bu kitabı 3 günde bitirirsiniz. Yeterince akıcı.

Bana Yüzyıllık Yalnızlığı hatırlattı. Onda da Buendia ailesinin kuşak kuşak bireyleri anlatılırdı. Bu kitap onun gibi büyülü gerçeklik eseri olmasa da yarım yüzyıldan uzun bir dönemi kapsamasıyla aklıma getirdi.
Profile Image for Ayşenur Uyar.
65 reviews1 follower
February 21, 2021
5*

Middlesex, şu ana kadar okumuş olduğum en çarpıcı ve en özgün roman diyebilirim. Çift cinsiyet konusunu işleyen, bunu tarihi ve tıbbi bilgilere de dayandıran, üç kuşağın çarpık ilişkileri ve katılımsal özelliklerini bizlere sunan şahane bir roman. Kitabı okumak biraz sancılı olabilir, farklı zaman dilimleri, karakterler ve anlatım olarak kolay olduğunu söyleyemem. Karakterin aklına geldiği şekilde eline kalem alıp, bir solukta tüm hayatını anlatıyormuşçasına yazıldığını görüyoruz. Spoiler vermek istemem, totalde kitap beni tatmin etti ki kolay kolay bir kitaba 5* vermem ben. Eleştireceğim kısımlar elbette ki mevcut, ama kitabı bitirdikten sonra ve karakteri "tanıdıktan" sonra neden bu şekilde olduğunu da anlıyorsunuz. Middlesex'i bitirdikten sonra Jeffrey ile ilgili kısa bir araştırma yaptım ve bu kitabın özenle yazılmış olduğundan bir kez daha emin oldum. Okuma zevki çok özneldir, herkesin damak tadına uymayacağını düşünüyorum. Bu kitaba aşk-nefret ilişkisi ile yaklaşılabilir diyebiliriz, ben çok ama çok sevdim. Bilim kurgu seven, yüzeysel yerine detaylı bir anlatımı tercih eden ve sabırla finale doğru yaklaşabilecek herkese tavsiye ediyorum. Yazarın diğer kitaplarına da muhakkak göz atacağım :)
11 reviews
February 16, 2017
İnce ince dokunmuş, ileri geri giderek dinamizmi korunmuş, sağlam ana ve yan hikayeler içeren, film tadında bir roman. Kitabı okumaktan çok izledim sanki.
Profile Image for Neli Krasimirova.
211 reviews106 followers
March 8, 2016
Middlesex kelimesinin hermafrodit kökünden geldiğini düşünerek başlamıştım, kısmet tabii bazı şeyler.
Genel hatlarıyla beğendim kitabı aslında. Nitekim tarihsel gerçekleri kendisine kronoloji bellemiş yazar. "Yunanların denize dökülmesi"nden başlayıp güncele geliyor. Bunu da Callie'nin böyle doğmasına sebep olan genin 3 kuşağını da anlatmak için yapıyor. Kurgu karakterlerinin bu tarihi olaylardan nasıl etkilendiğini anlatırken kendi ailesinin deneyimleriyle de bağdaştırdığı için epey gerçekçi bir perspektiften aktarıyor. Sırf bunun için bile 5/5 puan verilebilir belki de.
Ben neden genel hatlarıyla dedim? Bana Amerikanvari şekilde gereksiz uzatmalar varmış gibiydi, en az 100 sayfa kısaltılabilirdi. İngiliz dizileri yanında Amerikan versiyonları nasıl telenovelaya dönüşüyorsa bu da bende aynı etkiyi yarattı(Amerikan uyarlamalarını sevmeyenlerdenim). Sonuna doğru tarihsel olaylardan bahsetmeyi de boşlayıp genetik anlatmaya başlayınca beni birazcık kaybetti. Bu sizi çekebilir de elbet.
Çeviri konusunda çok dolu olduğumu söylemeden geçemeyeceğim, Solmaz Kamuran maalesef kelimenin Türkçe'sini kullanmak yerine orijinal kelimenin okunuşunu Türkçe olarak yazmış (bkz. phoenix(anka kuşu) feniks, avenue(cadde) avenü) sık sık. Çok rahatsız edici.
Profile Image for Serpil Çelebi.
Author 8 books16 followers
June 27, 2015
Aylaaardır elimde olan müthiş bir macerayı bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşadım nihayet. Gayet sürükleyici olmasına rağmen elimin bir türlü kitaba gitmemesi, bitişini bugünlere erteledi maalesef. Kitabımız Pulitzer Edebiyat Ödülü almış bir kitap. Puntolar küçük, macera uzun, sayfa sayısı 605. Sizi okuduğunuza pişman etmeyecek bir güzellik ama kitap okuyamadığınız bir dönemdeyseniz altından kalkmanız güç olur. Bir hermafroditin hikayesini 3 nesilden geçerek, sindire sindire yediriyor yazar.
Profile Image for Türkay.
441 reviews46 followers
March 20, 2017
Arka planda yeralan Türkiye (Bursa, İzmir), Birinci Dünya savaşı, göç hikayeleri ile kuşaklar boyu süren bir değişimin öyküsü...
Solmaz Kâmuran'ın temiz çevirisiyle hızla okunan keyifli bir roman...
Profile Image for Sibel Arslan.
38 reviews1 follower
November 21, 2017
Bu romanı şekillendiren şey sadece yazarın hayal gücü değil, yazarın karakterlerini yarattığı ve yaşattığı toprakların tarihi. 1920ler ve 70lere doğru ağırlıklı olarak işlenen fakat neredeyse 80 yıllık bir zaman dilimine tekabül eden hikayede, çok da uzak olmayan tarihiyle zamanın ne kadar hızlı geçtiğini değil her şeyin ne kadar hızlı değiştiğini düşünüyorsunuz. Bir kuşaktan bir sonraki kuşağa açılan o mesafelerin süratle ilerleyişini ve bugün neredeyse yakalanamaz oluşunu… Her kitap bize içinde bulunduğumuz ama düşünmediğimiz şeyleri düşündürtür ya biraz, bu kitap da öyle. Ana karaktere ulaşana kadar üç neslin hikayesini okuyoruz ve kitabın arka yüzünde tanışmış olduğumuz bu karaktere ulaşmak için çevirdiğimiz her sayfada yaşadığımız heyecan giderek katlanıyor. Yazar bizi Calliope ile ne zaman ve nasıl kavuşturacak merakla ilerlemeye devam ediyoruz. Daha doğrusu Calliope kendisine ne zaman ve nasıl kavuşacak? Çünkü Jeffrey Eugenides Middlesex’i öyle bir kurgu ile oluşturmuş ki şöyle diyebiliriz “yazar romanındaki her başlığa ana karakterinin (Calliope) bugününden kısa yemler verip okuyucunun iştahını daha da kabartarak başlıyor, bu kısa detaylardan sonra ise kuşak serüvenine kaldığı yerden devam ediyor.” Bir nevi zamanda yolculuk yapıyoruz. Yazar benim daha önce karşılaşmadığım bir anlatım tekniği kullandığından bambaşka bir keyif yaşadım. Türkiye – Yunanistan - Amerika üçgeni, İzmirin Kurtuluşu, (13 eylül 1922) İzmir yangını, 2. Dünya Savaşı, Henry Ford, sanayi devrimi, içki yasağı, 1967 Detroit İsyanı, Amerika politikacılarının skandalları, cinsel devrim, , Kıbrıs Harekatı, biyoloji, mitoloji, ekonomi ve saymadığım bir çok şeyi doğru ve yerinde harmanlayıp serpiştirerek 9 yıllık bir emeğin ve araştırmalarının sonucunda 600 sayfalık bir yapıta ulaşan Eugenides biraz da otobiyografik katkılarda bulunduğu bu şaheser ile Pulitzer ödülünü almış, BBB Culture'ye göre 21. yüzyılın en iyi 12 romanında biri olarak gösterilmiş ve ölmeden önce okumanız gereken 1001 kitap listesine girmiştir. Neredeyse pek çoğumuzun araştırma yapmadan diğer bir değişle Google olmadan okuyamayacağı bu dopdolu romanı kavrayabilme yolunun öğrenmekten geçtiğini söyleyebiliriz. Bununla beraber elimizdeki kitap arka kapakta da bahsettiği gibi nesiller boyu ondan ona geçip duran bozuk bir genin yolculuğunu anlatıyor bir hermafroditin hayatını değil. Deminde bahsettiğim gibi Yazarın bizi Calliope yani bozuk gen ile ne zaman ve nasıl kavuşturacağını okuyoruz. Calliope ise bozuk geniyle karşılaştığında yolculuk tamamlanıyor diyebiliriz. Middlesex ile queere giden yolu bütün okuyucular birlikte yürüyoruz. Middlesex bir intersexi bilmek için iyi fakat tanımak için yetersiz. Eugenides’in okuyucusuna devam etmesi için yeni bir yol araladığını düşünüyorum. Bu kitabı belki de Queer Edebiyata başlamak için (başlamamış olanlar için) bir vesile kabul etmeli, bilinçlenmeli ve tüm detaylarıyla birbirimizi tanımaya, anlamaya çalışmalıyız. Özellikle benzer içerikteki çok güzel ve güncel kitap tanıtımlarına yer veren K24 yazarı Seçil Epik’i okumanızı öneririm.



Middlesex’i ilk okuduğumda çalışma sosyolojisi dersini alıyor, sanayi devrimini ve Fordizm konularını işliyorduk. Yazarın Detroit ve Henry Ford’u anlattığı her an aslında sanayi devrimini anlatışıydı. Hiç bir ders kitabında bulamayacağım bir biçimde dersimi işliyordum. İşin magazinsel bir boyutu oluştu benim için diyebilrim. Henry Ford’u neredeyse kitaptaki bir karakter olarak hikayenin içinde görene kadar çalışma sosyolojisi dersi ilgimi kazanamamıştı. Daha sonra Middlesex’le beraber ilgimi hiç kaybetmediğim bir konu haline dönüştü. Bununla ilgili bir pasaj:
“Biz Ford Sosyolojik Çalışmalar Dairesi’nden geliyoruz,” diyor. “Bay Stephanides evde mi acaba?” Lefty bir adım öne çıkıyor, “Buyurun.” “Bay Stephanides ziyaretimizin nedenini açıklayayım.” “Yönetimimiz şöyle bir karara vardı,” diye devam ediyor kısa boylu olan, “Beş dolarlık yevmiye bazı yetersiz kişilerin elinde yanlış kullanılarak onların toplum düzen ve ahlakını tehdit etmelerine neden olabilir.” Sözü yine uzun boylu aldı, “Bu nedenle Bay Ford, bu paranın, onu akıllıca ve ahlaka uygun olarak kullanamayacak kişilere verilmemesine karar verdi.” “Bir başka nokta da...” -kısa boylu konuşuyor- “...diyelim kişi başlangıçta düzgün yaşıyor, ama sonra bir zayıflık içine giriyor. Bu durumda şirket belli bir süre için onu izlemeye alacaktır, tabii kişi düzelene kadar da ücreti ödenmeyecektir. İçeri girebilir miyiz?” Sadece kapıdan geçerken birbirlerinden ayrılıyorlar. Uzun boylusu çantasından kalın bir dosya çıkarıyor. “Size bazı sorular soracağım izninizle. İçki içer misiniz Bay Stephanides?” Cevabı Zizmo veriyor, “Hayır, içmez.” “Acaba kiminle teşerrüf ediyorum?” “Adım Zizmo.” “Kiracı mısınız?” “Hayır, ev sahibiyim.” “Demek Bay ve Bayan Stephanides kiracı.” “Öyle.” . “Olmadı, olmadı,” diye başını sallıyor uzun boylu. “Biz işçilerimizi ev sahibi olmak için kredi almaya teşvik ediyoruz.” “O da zaten bunun için çalışıyor,” diyor Zizmo. Kısa boylu bu arada mutfağa giriyor. Tencere kapaklarını kaldırıyor, çöp kovasını denetliyor, fırının kapağını açıyor. Desdemona itiraz etmeye hazırlanıyor, ama Lina yapma diye işaret edince geri çekiliyor. (Dikkat çekici bir durum daha var burada. Desdemona’nın burun kanatları kıpır kıpır. İki gündür koku alma duyusu tuhaflaştı, yiyecekler kötü kötü kokar oldu. Feta peyniri kirli çorap, zeytinler keçi boku gibi geliyor burnuna.) Uzun boylu soruyor, “Ne sıklıkla banyo yaparsınız Bay Stephanides?” Her gün. “Ya dişleriniz? Dişlerinizi ne sıklıkla fırçalıyorsunuz?” “Her gün.” “Neyle?” “Karbonatla.” Şimdi kısa boylu merdivenden yukarı çıkıyor. Büyükannemle büyükbabamın yatak odasına dalıp çarşaflara bakıyor. Arkasından banyoya gidip klozeti inceliyor. Uzun boylu, “Bundan böyle,” diyor, “bunu kullanacaksınız. Diş macunu. Bu da diş fırçanız.” Büyükbabam sıkıntılı bir suratla uzatılanları alıyor. “Biz Bursa’dan geldik,” diye açıklama yapıyor, “büyük şehirden...” “Dişetlerinizi de fırçalayacaksınız. Yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı. Sabah akşam iki dakika. Bir deneyin bakalım, söylediğim gibi yapın.” “Bizler uygar insanlarız.” “Yoksa bu hijyenik gereçleri red mi ediyorsunuz?” “Beni dinle,” diye lafa karışıyor Zizmo. “Yunanlılar Parthenon’u, Mısırlılar piramitleri yaparken Anglo-Saksonlar hayvan postuna bürünüp dolaşıyordu.” Uzun boylu Zizmo’ya ters bir bakış attıktan sonra dosyasına bir şeyler yazıyor. “Böyle mi?” diye sordu büyükbabam. Diş fırçasını kuru ağzında bir aşağı bir yukarı oynatırken gülmemek için kendini zor tutuyor. “Çok güzel, çok güzel.” Kısa boylu yine merdivenin başında. Dosyasını açmış, yazıyor: Madde bir - Çöp kovasının kapağı yok. Madde iki - Yemek masasının üzerinde bir sinek görüldü. Madde üç - Yemekler fazla sarımsaklı. Hazımsızlığa neden olabilir.” (Ve Desdemona onu neyin rahatsız ettiğini keşfediyor. Adamın saçları. Briyantin kokusu katlanılamaz derecede berbat.) “Buralara kadar gelip çalışanların sağlıklarıyla ilgilenmeniz çok düşünceli bir hareket,” diyor Zizmo. “Hiç kimsenin hastalanmasını istemeyiz, öyle değil mi? Bu, üretimi düşürebilir.” “Bunu duymamış olayım, diyor uzun boylu. “Neyse ki siz Ford Motor Fabrikası için çalışmıyorsunuz.” Büyükbabama dönüyor, “Sizin için yazacağım rapora sosyal ilişkileriniz konusunda bazı notlar ekleyeceğim. Size tavsiyem eşinizle birlikte en kısa zamanda mali durumunuza uygun bir eve çıkmanız.” Kısa boylu meraklı bir sesle Zizmo’ya soruyor, “Acaba neyle meşgulsünüz bayım?” “Taşımacılık yapıyorum.” Lina lafa karışıyor, “Buraya kadar gelmeniz gerçekten de çok hoş beyler, fakat izninizle artık akşam yemeğimizi yemeliyiz, sonra da kiliseye gideceğiz. Bildiğiniz gibi Lefty’nin de saat dokuzda yatakta olması gerekiyor. Sabahları işe diri bir halde gitmek ister de.” “Tabii, tabii. Çok güzel.” Adamlar şapkalarını alıp gidiyor.”



Middlesex’i bugün okuduğumda ise Bursa’dan yeni dönmüştüm. Elimdeki roman daha birkaç gün önce gittiğim Kozahan’ın bir kervansaray oluşundan, ipek şallar aldığım dükkanların bu hanın odaları olduğundan, sıcak simidim ve çayımla hayran hayran vakit geçirdiğim avlusunda bir zamanlar tüccarların ipek böceği kozalarını sattığından, kafelerin olduğu yerlerin eskiden depo, ahır olarak kullanıldığından bahsediyordu. İlginçtir ki tüm bunları Jeffrey Eugenides isimli bir yazardan öğreniyordum. Bu enteresan tesadüfler her okuduğumda kitapla olan bağımı kuvvetlendirir oldu. Kozahan’ı anlatan bir pasajla devam ediyorum “Lefty şehre ulaştığında, Kapalı Çarşı Caddesi’ne indi, Borsa Sokağı’na döndü ve biraz sonra Kozahan’a giren kemeri geçiyordu. İçeride, fıskiyenin etrafında, yüzlerce sert ve yüksek çuval ipekböceği kozalarıyla doluydu. Erkekler her yeri doldurmuştu, alım satım yapıyorlardı. O sabah saat onda çalan açılış zilinden beri bağırıyorlardı ve sesleri kısılmıştı. ‘İyi fiyat, iyi kalite’”

Tek merak ettiğim Kozahan’da fıskiye değil şadırvan ve mescit var. Acaba burada yazar mı yanlış bilgi sahibi yoksa mescit mi sonradan yapıldı? Bir tek burası muallakta bırakıyor beni.

Biraz da Desdemona’dan bahsetmek istiyorum. Kitapta en sevdiğim karakterdi. Biraz benim babaannem gibiydi, ailemin içinden biriydi, hepimiz için öyle muhakkak . Kendi memleketimi, kendi insanımı hatta kendi batılımızı gördüğüm bir karakter Desdemona… Gerçi kitabın pek çok yerinde görüyoruz bunu. Lefty’nin kahve fincanını ters çevirişinde, Desdemona’nın tesbihinde, ölünün arkasından verilen yemekte (anma yemeği), Zizmo’nun cenazesinde ölünün yakınlarının asla gösteriş yapmamaları kuralına uyarak günlerdir tıraş olmayan Lefty’nin sakalında, sıcak sesli sarılmalarında, beslenme alışkanlıklarında, feta peynirinde, zeytininde… Bazı hamile kadınların bebeğim sana benzesin diyerek mavi gözlü birine ya da güzel birine uzun uzun baktığını, bu veya benzeri cümleleri duymuşssunuzdur ya da benzer bir nedenle bakmak istemeyişinide. Şu pasajda yine o benzerliklerimizden birini görüyoruz.
“Doğum büyüleyici bir olay. Şu sakatlıkları ele alalım mesela. Eskiden insanlar bunların annelerin hayallerinin sonucu olduğuna inanırdı. İlişki sırasında annenin baktığı, ya da düşündüğü şeyin etkisine inanılırdı. Şam’da anlatılan bir hikâyeye göre kadının birinin başucunda Yahya Peygamber’in bir resmi varmış, tabii peygamberin üzerinde her zamanki gibi kıllı gömleği. Kadıncağız ilişki sırasında resme bakmış. Dokuz ay sonra da bebeği doğmuş, her yanı kılla kaplı bir bebek.”
“Bir başka hikâye daha var. İlişki sırasında eli bir kurbağaya değen bir kadının hikâyesi. Bebek patlak gözlü ve siğillerle kaplı olarak doğmuş.”

Bir diğer benzerlikse şimdi paylaşacağım pasajda yer alıyor. Bana tamamen halalarımı hatırlatan o pasaj
“Desdemona ise hatırlamanın sembolüydü. Arkasında bir yastık dağı, keder içinde şikâyetler ediyor, ama çok kibarca... Büyükannemin ve ait olduğu kuşağın Yunan kadınları hep böyleydi, umutsuzluklarını gayet ince bir üslupla dışa vururlardı. Hem size tatlılık sunar, hem de acılarını dile getirirdi onlar. Sizin dizinizi okşarken kendi hastalıklarını anlatırlardı. Odasına her gidişim Desdemona’yı harekete geçirirdi. “Merhaba dolly mou,” derdi yerinde gülümseyerek doğrulurken. O saçımı okşarken yatağının kenarına otururdum, bana Yunanca güzel sözler söylerdi. Kardeşimin yanında yüzünde hep neşeli bir ifade olmasına dikkat eden Desdemona benimle baş başa kalmasının onuncu dakikasında gözleri dolarak gerçek duygularını anlatmaya başlardı. “Çok yaşlıyım. Çok yaşlı tatlım.””
*dolly mou : oyuncak bebek
Yunanistanla aramızdaki benzerlikler yakınlıklar bitmez. Biz dönelim Desdemona’ya. Ben kitaba farklı bir açıdan bakıldığında Middlesex esasen Desdemona'nın hayatını anlatmış diyebilirim. Hatta ismi Desdemona olsa bile sırıtmayacakmış. Çünkü hepimiz varoluşumuzun ilk yarısında başrolüz hayatımızın öznesiyiz. O korkular, heyecanlar, düşler en yoğun hali ile şahsımıza aittir. Bizi düşünürler, biz düşünüldüğümüzü biliriz. Evlendiğimizde roller değişir her şey paylaşılır. Ebeveyn olduğumuzda roller değişir her şey paylaştırılır. Yani günümüzde çok da böyle olmasa da, yaşam bir zaman sonra devreder. Diğerleri öznesidir artık hayatımızın, onları yaşatır onları düşünürüz. Kendimizi düşünmeyi azar azar bırakırız bir süre sonra unuturuz. Desdemonanın hikayesi ise bir hayat nasıl yaşanırsa öyle anlatılmış kitapta, çocuklarına, torunlarına dagıtılarak. Hatta 4. Kitaba gelindiğinde artık desdemonadan hiç bahsedildiğini görmeyiz, merak ederiz. Desdemona’dan bahsedilmemiştir çünkü Son 10 yılını odasından çıkmayarak her şeyden elini eteğini çekerek yaşamıştır. Ve tabi ki hikaye devralanlar tarafından akmaktadır.

Yunan mitaloljisi tarihte bilimde sanatta her şey de olduğu gibi Middlesexte’de fazlasıyla var. Hatta Middlesex’i okuyunca tanrılar bizim Kaz Dağlarımızda (İda Dağı), Uludağımızda (Olimpos) yaşamakta, karakterler Bursa’dan Kozahan’dan İzmir’den (Smyrna) bizim topraklarımızdan geçmekte. Kitapta olabildiğine mitolojik metafor bulmakta mümkün. Aslına bakarsanız bunca bilgi, bunca metafor, bu cinsiyetsiz dil kullanımı, sarkastik anlatım ve kıtaları dilleri dinleri birleştirip sürdürme başarısı bu kadar kusursuz bir birleşimin hazırlık süresinin 9 yıl sürmesine şaşırmamak gerek. Bunların en beğendiğim örneğini paylaşıyorum“Ben de kendimi bir parça Desdemona’ya geçim kaynağı sağlayan o Çinli prenses gibi hissediyorum. Ben de onun gibi hikâyemin ipini çözüyorum ve ip uzadıkça anlatacak daha az şey kalıyor. Şimdi ipi tekrar geri saralım ve siz kozanın henüz küçük bir düğümcük, henüz belli belirsiz bir ilmikçik halinde olduğu döneme geri gidin. Hikâyemin ipini bıraktığım yere...”


yazar bir yerde “Fard Muhammed bir daha Detroit’te görülmedi. Şiilerin on ikinci imamı gibi o da gizemlerin arasına katıldı.” Diyor. 12 imamın hikayesine, İmam Mehdinin sır oluşuna böyle bir gönderme yapması olağanüstü şaşırttı beni keza fard muhammedin hikayesi ve Müslümanlığın yalan yanlış da olsa siyahilerin arasında bu kadar yayılmasında ki payının büyüklüğü de öyle.

Yazarın şöyle bir röportajını okuyabilirsiniz
https://egoistokur.com/bursanin-demir...

Profile Image for asude.
124 reviews435 followers
December 26, 2025
2.5/5
yani gereksiz hikayeler sündürülmüş, kitabın tam pazarlandığı konusu açıldığında 3 sayfa yazılıp bırakılmış. neden biz anlatıcıya dair hiçbir şey okuyamadık? dikkat çekilmek için yapılan pazarlama tamamen yanıltıcı. sonuç olarak okuttu ama beklentilerimi karşılamadı, bağladığı noktayı sevmedim.
Profile Image for Gürcan Öztürk.
318 reviews17 followers
January 19, 2026
Hayatımda okuduğum açık ara en iyi, en nitelikli ve sanatsal açıdan en yetkin romanlardan biriydi. Böylesine derin bir edebi zevke uzun zamandır erişememiştim. Metne bata çıka okudum; ama tek bir kez bile boğulma tehlikesi atlatmadan bana vaat edilen o özel kara parçasına ulaştım. Aldığı Pulitzer Ödülü anasının ak sütü gibi helal olsun.
Profile Image for Beyza.
213 reviews38 followers
November 21, 2016
Okuduğumun bir otobiyografi olmadığını kendime durmadan hatırlatmam gerekti, o kadar sahici ve içten yazılmış bir roman. Her okuduğum kitapta en çok keyif aldığım, karakterlerin iç dünyalarının derinlemesine incelendiği kısımlardır. Bu konuda zaten inanılmaz başarılı olduğunu düşündüğüm Middlesex'te Jeffrey Eugenides, mitolojik ve edebi referansları, 1922'lere dayanan tarihi olayları, sosyopolitik incelemeleri ve sonlara doğru yoğunluğu iyice artan kuir değerlendirmeleri de inanılmaz etkileyici bir şekilde hikayeye eklemiş. O kadar dolu bir kitap ki... Okudukça okuyasımın geldiği gibi, bu kitap hakkında yazdıkça yazasım geliyor. Cal/liope'nin ailesiyle, arkadaşlarıyla, kendisiyle olan ilişkileri, bütün bunların aile geçmişiyle bağlantısı, bedeniyle bağlantısı, cinselliğiyle bağlantısı... Bir de Arzunun Belirsiz Nesne'si bölümü... Eminim herkesin favorisi. Aynı zamanda yazarın okuyucuyu kitaba dâhil edişindeki ustalık... Ah! Gerçekten bayıldım. Kısacası hemen okuyun.

...ve şöyle bir alıntıyı paylaşmadan da edemeyeceğim:

Duygular bence tek kelimeyle ifade edilemez. "Mutluluk," "Neşe," ya da "Pişmanlık", bunlara inanmam. Dillerin patriyarkal olduğunun en büyük kanıtı belki de onların duyguları aşırı derecede basitleştirmeleridir. Ben daha çok melez hisli cümleleri tercih ederim: "Felakete götüren mutluluk" ya da "Başkalarının hayallerinin peşinden sürüklenmenin getirdiği hayal kırıklığı". (sf. 251)
Profile Image for Tuğba (tuharrr).
81 reviews9 followers
November 9, 2016
Eugenides'in Pulitzer ödülü kazanmış olduğu kitabı.

Kitabın başlangıç cümlesi bile öyle ilgi çekici ki ''Ben iki kez doğdum...''

Osmanlı dönemi Bursa'sında başlayarak ta Amerikalara oradan da Almanya'ya uzanan Rum ailenin gen haritası diyebiliriz.İçinde pek çok devrin geçtiği ama esas mevzu olarak hermafrodit yani çift cinsiyetli olan baş kahramanın Cal'ın (Calliope) hayat hikayesi.
İpekböceklerini,Koza Hanı, büyük İzmir yangınını, berbat bir gemi ile kıtalar arası yolculuğu,Henry Ford'un kapitalizme katkılarını, büyük depresyonu ve daha bir çok olayı anlatan ilginç bir kitap.

Ne Kadın ne Erkek olmak...Bizler tek bir cinsiyet baskısıyla karşı karşıya kalıp doğru dürüst sav aşamazken, Kadın olarak doğup büyüyüp ergenliğinde Erkek olmaya karar verip hayatına devam etmek nasıl bir duygudur tahmin bile edemeyeceğim.Hele bizim gibi bu tarz konularda cehaletine saplanıp kalan toplumlarda yaşamayı aklım bile almıyor...Merak etmeyiniz spoiler vermiyorum kitabın başlangıcıda zaten bu anlatılıyor.

İyi Okumalar...
Profile Image for Nurtan Meral.
107 reviews5 followers
September 7, 2015
Dün 5⭐️ vermiştim ama düşündükçe düşürdüm çünkü;
Romanın tarihi bölümü özellikle Türkiye bağlantısı ilgimi çekti, iyi araştırılmış, gerçekçi yazılmış. Cal' in tıbbi durumu da aynı şekilde. Kronolojinin içine ilginç hikayeler, zekice bağlanmış. Sevdiğim, büyük yazarların tarzı... Ama kitabın bitişinde tatmin değil tatminsizlik hissettiğimi gittikçe farkediyorum. En önemli nedeni, kırılma noktası olan evden kaçmaya ve daha önemlisi dönmemeye ikna olamadım. Cal' in evden uzakta yaşadıkları ayrı bir karakterin hikayesi, başka bir roman gibi geliyor. İki bölüm birbirini tamamlamıyor, hikaye de bitmiyor benim için. Hikayelerin sonuna önem verdiğimden notumu düşürdüm. Yine de aldığı pulitzer ödülüne itirazım yok, güle güle kullansın.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Serhan Mumcu.
48 reviews1 follower
March 19, 2020
romanın geçtiği yerler, bildiğimiz olayların aynadaki aksimiz tarafından nasıl okunduğunu öğrenmek, ana karakterin sıra dışılığı, olayların ailenin üç kuşağı boyunca devam etmesi, anlatım tarzı hepsi harikaydı. Tabi ki yabancı dilde yazılmış bir romanın en ayırt edici özelliği her zaman çeviridir, Solmaz Kamuran çevirisi her zamanki gibi hatasız ve muhteşemdi. kesinlikle tavsiye ediyorum
Profile Image for dip.oda.
39 reviews61 followers
February 3, 2016
Çok katmanlı, sıkmadan tarihi bilgiler içeren, mükemmel roman nedir sorusunun cevabı. Kesinlikle muhteşemdi.
Profile Image for Elif.
1,473 reviews40 followers
August 14, 2025
Bir okur olarak genelde Pulitzer ödülünün detaylı, iyi araştırılmış tarihi kurgulara verildiğini görüyorum bu sebeple Middlesex’in nasıl bir kitap olacağını az çok tahmin edebiliyordum. Öncelikle belirteyim yazar araştırmasını gerçekten müthiş yapmış. Bursa kestanesinden ipek böceklerine, Amerika’da göçmenlerin yaşadığı sıkıntılardan tıbba ve Cadillac’a uzanan inanılmaz detaylarla örülü üç nesili anlatan bir kitap. Okurken zaten karakterlerden ve olaylardan ziyade anlatımın detaycılığına ve bunun hikayeyi ne kadar sahici kıldığına hayran kaldım. Açıkçası ilk 200 sayfasını cidden beğendim. Türkiye’den başlayan yolculuk, 1. Dünya Savaşı, göç etme, yeni yere yerleşmedeki zorluklar derken bana tarihteki bambaşka bir bakış açısını gösterdi. Sonra biraz ilgim azalmaya başladı ama hala beğeniyordum son 150 küsür sayfada ise ne yazık ki sıkıldım ve ilgimi iyice kaybetti. Ama cidden yazımın detaylarından büyük bir keyif aldım ve ödül almış olmasına da hiç şaşırmadım. Benim eleştirim ise kafamı en çok karıştıran noktada geliyor. 1. derece kuzen evliliği 21. yüzyıla dek Batı’da da oldukça normal görülen bir olay din mezhep fark etmeden ancak yazar 2 karakterin evliliğini e.sest olarak yorumlamış (kadının bakış açısından) ben bunu açıkçası garip buldum çünkü o dönem için ortada yanlış sayılabilecek bir durum yok (belki kardeş gibi büyümelerinden böyle bir yorum yaptı bilemiyorum)ve belki kitabı okuyan biri beni aydınlatır. Chapter eleven ismini de chatgpt sayesinde çözdüm Abd iflas yasasıymış 😄, diğer isimler üzerinden de sembolik göndermeler yapmış onu da chatgpt sağ olsun açıkladı 😄. Cal’in hikayesini anlattığı kısımlar bilgilendiriciydi doğrusu daha öncesinde intersex bir karakter hakkında sanıyorum hiç okumadım (bilimkurgu dışında). Eğer tarihi kurgu seviyorsanız ve tam o döneme ışınlanmak istiyorsanız bakmanızı tavsiye ederim.
Profile Image for Tarık.
43 reviews
May 10, 2021
Hayatta bazı şeyler fazlasıyla merak edilir, tonla soru sorulur, tonla da cevap alınır. Ama her ne olursa yaşamazsa anlayamaz insan. Kitaptaki olaylar belki bir çok insana yabancı, bir çok insanın hiç tecrübe etmediği bir olay lakin kitabın cevapladığı soru, soruyu da aşarak gözler önüne harika bir sosyolojik analiz seriyor. Soru çok ilginç olabilir sizin için, ama soru yabancı değil, soru istediği cevaptan, sorduğu şeyden çok daha fazlası.

Tarih konusunda epey bir taraflı olduğunu söyleyenler var. Hayat bu, hikayeyi bir de başkasından dinlemek lazım. 6.yıldızı aradığım nadir kitaplardan.
Profile Image for Merve Sarıoğlu.
245 reviews12 followers
May 18, 2022
Benim için "Bir kitap okudum, hayatım değişti," dedirten çok az kitap vardır. Middlesex'in bunlardan biri olacağını kim bilirdi? Hayatına bir kız çocuğu olarak başlayan ama on dört yaşında hermofrodit yani çift cinsiyetli olarak doğduğu gerçeğiyle yüzleşip, hayatına bir erkek olarak devam eden Calliope'nin hikayesini üç nesillik bir hikaye üzerinden bizlere anlatıyor Jeffrey Eugenides. Yazarın Bakir İntiharlar kitabı uzun zamandır elindeydi ama bir türlü başlayamamıştım. Yazara Middlesex'le başlamak kısmetmiş ve iyi ki de öyle olmuş. Kitaba aşık oldum. O kadar etkiledi ki beni, çarpıldım resmen. Bu kadar sarsılacağımı düşünmemiştim. Her neslin hikayesi ayrı çarpıcı, ayrı vurucu... 605 sayfa başta göz korkutsa da, merak edenler kesinlikle bir an önce başlasın derim.
Profile Image for Emine.
21 reviews
December 30, 2015
Kitabın tanıtımında her ne kadar cinsiyet ya da cinsel kimlik kavramı ön plana çıkartılsa da 3 kuşağın hikayesi tarihsel bir tat ile sunulmuş. Hikaye Bursa'nın dağ köylerinde başlamakta, İzmir'e uzanmakta ve Amerika'ya taşınmakta. Bir çok kişinin yer aldığı roman sizi kesinlikle içine çekecektir. Aile bağları, aşk ve içten içe beslenen kin abartıdan uzak sanki bir film izler gibi okuyucuya sunulmuştur. Kitabın sadece %30'unda baş kahramanımız cinsel kimliğini keşfetmek için uğraş verdiği zamanı anlatmaktadır. Ancak, son yılların trendi olan Elli Ton gibi bir kitap kesinlikle beklemeyin. Cinsel kimliğin genetik ile mi, yetiştiriliş ile mi ilgili olduğu sorusu ortaya konmaktadır. Aynı zamanda batıl inançlar ve inanışlar da farklı noktalarda sorgulanmıştır. Bizde görünen toplum baskısı ya da aile baskısı bu romanda yer bulmamaktadır.
Uzun bir kitap olmasına rağmen okurken sıkılmadım. Oldukça sade bir dil ile anlatılmış ama bir çok latince kelimeler için Google'a başvuru yaptım. Hatta bir ara romandaki doktor karakterinin gerçek olup olmadığını da Google'da araştırdım. O nedenle roman için bir o kadar gerçekçi demek sanırım yanlış olmayacaktır.
Okumalısınız, aldığı yıldızları hak ediyor.
Profile Image for Fatih Dönmez.
131 reviews22 followers
July 11, 2018
Bu kitaptan önce Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları'nı okumuştum. İki kitapta da bir ailenin üç nesli anlatılıyor.. Arka arkaya okumak farklı bir deneyim sundu. Orhan Pamuk içinde yıllarca bir şeyler biriktirmiş. O anlatmak istediklerini de bir romanla maskelemiş. Yani metafora boğulmuş. Çünkü yüzleşmek istiyor. O yüzden vasat altı bulmuştum.

Eugenides ise tam tersi şekilde bir roman oluşturmuş ve söylemek istedikleri roman içerisinde eriyip gitmiş. Yani romanda bize sunulan bütün düşünceler aslında karakterlerin kendi düşünceleri. Hiçbir sırıtma yoktu bu konuda. Konuya çok yabancı olduğumuz halde karakterlerle empati kurabilmemiz de olağanüstüydü. Ensest gibi çok uç bir noktada bile karakterlerle empati yaptırabilmesi kurduğu dünyanın basit olmadığının en büyük göstergesi. Diğer iki kitabını da okumaya karar verdim.

Orhan Pamuk ise kötü bir pasta yapmış ve bu acemiliğini gizlemek için her tarafına krema dökmüş.
Displaying 1 - 30 of 119 reviews