No one has ever posed a satisfactory explanation for the extreme inhumanity of the Holocaust. What enabled millions of Germans to perpetrate or condone the murder of the Jews? In this illuminating book, Thomas Kühne offers a provocative answer. In addition to the hatred of Jews or coercion that created a genocidal society, he contends, the desire for a united “people’s community” made Germans conform and join together in mass crime.
Exploring private letters, diaries, memoirs, secret reports, trial records, and other documents, the author shows how the Nazis used such common human needs as community, belonging, and solidarity to forge a nation conducting the worst crime in history.
In studying the Holocaust and other crimes against humanity, it is often the societal breakdown that I spend the most time with. What led to the change from neighbor to enemy, or human to subhuman? This book offers an explanation for how that change occurred in within the Germany Nation. Going beyond the scale of Christopher Browning's Ordinary Men: Reserve Police Battalion 101 and the Final Solution in Poland, Thomas Kühne presents the Nazi regime's "revolutionary ethos that assured Germans that their murderous activities were morally good" in Belonging and Genocide: Hitler's Community, 1918- 1945 . The creation and establishment of this ethos is detailed through the closing of World War I to the conclusion of World War II. Kühne draws from a wide variety of sources, letters, journals, and official records to offer participant or observer reminisces, including the involvement of women. Overall he presents the argument that the Nazi Government's pursuance of the Holocaust bound the people together in complicity, even following the change of the course of war in 1942. Recommended for anyone interested in societal psychological studies, the Holocaust, or crimes against humanity.
Soykırımı mümkün kılan duygusal yapı üzerine giderek bir açıklamaya girişmek iyi bir çalışma konusu, yapılan arşiv taramaları ve dayanılan kaynaklar düşünüldüğünde sağlam örgütlenmiş bir yapının bulunduğu da söylenebilir ancak verilen üç yıldızdan da anlaşılabileceği gibi bence ciddi mantıksal ve teorik yanlışlara da sahip bir kitap.
Söz konusu volksgemeinschaft ve birinci dünya savaşında doğmuş yoldaşlık kültünün soykırımla olan ilişkisi düşünüldüğünde elimize şöyle bir soru doğuyor: diyelim ki bu hedefler ve duygular soykırım suçuna neden olmaya muktedir idi ancak bunların üzerine inşa edildikleri ve liberal toplum tipinden kaynaklanan gerekçeler yanlış olmalı mı? Yani şunu söylemeye çalışıyorum, sadece Almanya'da değil genel olarak ulusçuluk idealine yapışık olarak gelen bir ortaklık, kapitalizmin yerinden ettiği ve yıktığı topluluk olma duygusuna geri dönüş arzusu yatıyor. Türkiye'de Kemalist dönemde yazılıp çizilenler (örneğin Yakup Kadri'nin romanlarında görülen veya Mustafa Kemal'in düşünüşünde sunulan benzer arzular çoğu zaman görülebilir) benzer bir tavrı işaret ediyor. Kapitalizmin bireyciliği ve daha önemlisi her şeyin ekonomikleştirilmesi, dünyanın aşırı rasyonelliği ile ulusçuluk idealleri çoğu zaman birbirine çelişiktir ve daha az ekonomik bir dünyanın arzusu, toplumun en azından bir bölümünü piyasanın yıkıcı etkilerinden koruma çabası, piyasa için üretme ve eyleme yerine toplum ya da topluluk için üretme ve eyleme neredeyse kapitalizmin kendisi kadar eski bir düşünüş. Marx'ın ütopik sosyalistler diye adlandırdığı kişiler ya da muhafazakarların eleştirilerinde çoğu zaman benzeri düşünceler görülebilir. O halde makul anlaşılmalı. Keza Carl Schmitt başta olmak üzere faşizmin düşünsel alt yapısını kuranlarda ve onların liberal düşünüşe karşı söylediklerinde (sistemin ilahiliğinden politik uzlaşmanın saçmalığına kadar) paralel bir tavır bulunur. Öyleyse yeniden sormalı: soykırımla ve nazi almanyasındaki insanlığa karşı diğer suçlarla bu eleştirilerin, kurulmaya çalışılan ortak yaşamın ve ulus idealinin tam olarak ilişkisi ne? Sebebiyet verebilir ama bir neden sonuç ilişkisi bence kurulmamalı. Soykırım tesadüfi gelişen bir iş. Zira savaş döneminde faşist olarak adlandırılan birden çok hükümet vardı, savaş sonrasında da çeşitli gruplar böyle adlandırıldılar ama yahudi soykırımına benzer bir olay neredeyse hiç yaşanmadı. Hatta faşist partilerin tam olarak ırkçı olduğunu söylemek bile mümkün değil. Sonuca geliyorum. Birlikte işlenen suçun birleştirici etkisini reddetmek mümkün değil ama yazar, savaş sonrası dünyasında merkez devletlerin yaptığını yineliyor: soykırım suçuyla faşizmi haksızca eşleştirip faşizmin üzerine inşa edildiği eleştirileri halının altına ittiriyor. Öte yandan kitap, yazarın da atıf yaptığı gibi batı cephesinde yeni bir şey yok romanı nasıl ki bir savaş karşıtı olarak kurgulanmasına rağmen sonunda militarizme hizmet ettiyse aynı şekilde kullanılabilir: faşist bir yönetim ve örgütlenme arzusunun nasıl yerine getirileceğine yönelik ipuçları sunuyor. Sonuçta kötü bir teorik çerçeve ama iyi bir inceleme, güzel bir üslup ama tutarsız bir anlatı bana kalırsa.
Bitirirken heretik yayınlarına çeviri için teşekkür etsem de sayısız basım ve yazım hatasına denecek şey yok, 250 sayfalık bir kitaba indirimli haliyle 70 tl fiyat çekiyorsanız (kitapçılarda en az 100'dür) biraz özen göstermenizi beklemek bence hakkımız.