Sema Kaygusuz’un ilk gençlik günlerinden kalma sözcükleri taşıyor "Esir Sözler Kuyusu". Kitapta yer alan 13 öykünün dördü Kaygusuz’un ilk kitabından, üçü ise daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmış, ama geri kalanlar ilk kez gün ışığına çıkıyor. Nerdeyse öykülerin hepsinde bir kız çocuğunun hayata bakışını bulmak mümkün... Meraklı, şaşkın, dirençli ve saf... Hayal ile gerçek arasında gidip gelen, çocuksu öyküler bunlar. Başkalarının bilmediğini bilenlerin yalnızlığı, bir kız çocuğunun teyp gibi sürekli kaydeden bakışlarında farfaracı ve tantanalı bir kadınlar kalabalığı, güzelliğe duyulan hayranlıkla karışan bir hınç, insanların ikiyüzlülüğü, yalnızca ödül anlarına tutkulu bir adamın vazgeçişi bu büyük tutkusundan ve kadınların doğurganlık uğruna içlerinde büyüttükleri yılanlar... Sema Kaygusuz’un güncelerinde sakladığı ve şimdi yeniden "sırtladığı" bu öykülerde olup bitiyor tüm bunlar. Kaygusuz’un kahramanları bazen yalınayak bir gecekondu kızı tümüyle uzak büyük alışveriş merkezlerinden, bazen de çalışan bir kız bir dolmuş şoförünün kendisini korumasını uman ya da pencereden pencereye başka bir hayatı izleyen, kendi hayatını içine katan... Yazarın öykücülüğüyle daha önce tanışanlar bugünkü öykülerinden izler bulacak "Esir Sözler Kuyusu"nu okuyunca, onu tanımayanlar ise bir öykü yolculuğunun ilk durağına varacaklar büyük bir keyifle.
Babasının mesleği nedeniyle çocukluğu boyunca Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan yazar, 1994 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’a taşındı.
Sema Kaygusuz’un ilk öyküleri, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü (1995) nedeniyle Varlık Dergisi’nde yayımlanmaya başladı. Yazarın ikinci dosyası 1996 yılında Gençlik Kitabevi Ödülü aldı. Edebiyat serüvenine öyküleriyle adım atan yazar sırasıyla Ortadan Yarısından (1997, Can Yayınları– 2002, Doğan Kitap), Sandık Lekesi (2000, Can Yayınları -2002, Doğan Kitap), Doyma Noktası (2002, Can Yayınları – 2002, Doğan Kitap) ve Esir Sözler Kuyusu (2002, Doğan Kitap) adlı kitaplarıyla tanındı. Sandık Lekesi, 2000 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü aldı.
Yazarın ilk romanı Yere Düşen Dualar (2006, Doğan Kitap) yurt içinde olduğu kadar, Fransızca ve Almanca baskısıyla da edebiyat çevreleri tarafından ilgi gördü. Yere Düşen Dualar’ın Fransızca çevirisi, Ecríme Çeviri Ödülü, Fransa Türkiye Dostluk Ödülü ve Balkanika Edebiyat Ödülü aldı. Yere Düşen Dualar 2012 yılında İsveç’te ve Yunanistan’da da yayımlanacak. Sema Kaygusuz’un 2009 yılında Doğan Egmond tarafından yayımlanan ikinci romanı Yüzünde Bir Yer, önümüzdeki yıl Almanca ve Fransızca olarak yayımlanacak.
Öykü ve roman dışında makale, sinema senaryosu ve belgesel kitap çalışmaları da yapan yazar, yakın zamanda Fransa’da sergilenecek olan bir operet için libretto kaleme almıştır. Senaryosunu yönetmen Yeşim Ustaoğlu ile birlikte yazdığı Pandora’nın Kutusu adlı film, İspanya’da Altın İstiridye Ödülü aldı. Yazarın ayrıca Pfizer firmasının desteğiyle yazdığı Öbür Yanım ve Lis yayınevi tarafından Türkçe ve Kürtçe yayımlanan Üşüyen/Efsiri adında iki farklı kitabı daha bulunmaktadır.
Sema Kaygusuz, Avrupa’nın saygın bir kurumu olan DAAD Akademisi tarafından seçilen sanatçılar arasında yer almış, Nisan 2010, Nisan 2011 tarihleri arasında konuk olarak Berlin’de yaşamıştır. Yazarın seçildiği ve yakın zamanda konuk edileceği diğer yazar evleri sırasıyla, Berlin Yazar Evi (Almanya, Goethe Enstütüsü Yakın Bakış Projesi, 2008), Marguerite Yourcenar Yazar Evi (Fransa 2009), KulturKontakt (Avusturya, 2011- Eylül) ve Museum Quarter (Avusturya, 2012- Nisan, Mayıs)
Yazarın ilk gençlik öykülerinden oluşan bir kitap. Kendisi kitabın ilksözünde; ‘bu öyküleri sırtlanmak ve onsekiz yaşındaki ‘o’ kıza kendisini bağışlatmak’ arzusu ile bu öyküleri yayınlamak istediğini belirtiyor. Ayrıca, bu öykülerdeki bazı söz dizinlerini kitabın yayın tarihinde tercih etmeyeceğini söylemiş.
Buna rağmen ben, birçok öyküyü çok beğendim. Seçilen konular, henüz ergenlik çağındaki bir kız olarak, hayata dair bir derdinin ve söyleyecek bir sözünün olduğunu ortaya koyuyor. Ve bazı -özellikle 1999 ve 2000 tarihli- öykülerdeki net cümleler, naiflik ve derinlik beni çok etkiledi.
Bu cümle çok çarpıcı ve rahatsız ediciydi. Sanırım amaç da buydu.
“…Yoksulluğun bir kızı köpekleştireceği kadar…”, sf; 73.
Yazarın adeta gizli bi müsvedde defterini bulmuşuz gibi, öyle naif öyle kırılgan öyle çalakalem ve acele acemi yazılmış gibi öylülerle dolu kısacık ama çok çok etkili bir kitap Yazarla tanışmak için muazzam! Keyifli okumalar!
The Well of Trapped Words is a short story collection by Turkish author Sema Kaygusuz. Although I was tempted at first to consider these stories as a reflection of Turkish society, many elements simply transcended the Turkish experience and as such took on a universal note. The portrayal of women was something that especially resonated with me. • Kaygusuz writes stories that are fragments of life, peppered with a pinch of magical realism here and there. Nonetheless, she deals in subtlety, at the turn of a page the story ends, and I am left pleasantly perplexed. • It was a delightful experience to pick on each layer of the stories once more and let them take on a different meaning. I hope this time I have reached the coast of clarity. • "The woman felt her legs growing longer and longer until they were three stories deep. She felt herself climbing up onto the shoulders of the village itself. She felt the mountain wrapping itself around her waist. But still, she stood there, stiff and still." • "But most of all, it’s her blood that shames her. Terrified that a single drop might seep through her skirt, she piles on the layers. And if she jumps at the slightest hint of cool air, it’s fear of blood that’s worrying her: fear that one drop of blood on her skirt might strip her naked for all to see." • "Then she buried the viper, as carefully as if she were burying her father or her beloved mother. The viper had been wronged. As for who killed whom, and who gave his life to whom – only Zilver could say." • "Her handwriting had never been any good. She’d always written down her thoughts like this; quickly, letting them find words for themselves. It was as though they weren’t thoughts at all until she could see them on the page." •
"Hep küçücük bir hatamın allanıp pullanarak gözüme sokulmasından korkutulmuşum. Ama geçmişten bir sesin kadife tınısı geliyor şimdi aklıma; kimdi, hatalarımın bile bana çok yakıştığını söyleyen? Annem mi?"
Bu kitap yazarın, genç kızlı çağlarında yazmış olduğu öykülerin toplandığı bir kitap. Yazar sadece yazım yanlışlarını düzelttiği söylüyor , basarken kitabı. Başlardaki hikayeler lise ve üniversite dönemine ait olduğu için acemi tadı veriyor. Ama sonraki hikayeler gayet başarılı bence. Bu kitabı okurken yazma işini tutkuya çeviren bir genç kızın öyküsünü dinliyorsunuz adeta. Yazarın ilerleyen yıllarda gösterdiği gelişimini ve başarısını görmek adına diğer kitaplarını da okumak isterim.
Sema Kaygusuz adından söz ettirmiş ancak benim uzak durduğum bir yazardı. Görüşlerinin sığlığı, ifşacı yapısı, okurunu linçlettirmesi gibi skandal "boomer" tavırlara sahip sıkıcı bir yazar olan (kanaatimce) Sema Kaygusuz, edebi alanda bu özelliklerinin aksine gayet okunabilir metinlerin yazarı olarak aklımda kalmıştı. Bir kez daha kendisine şans vermek istedim. Sanırım yanlış bir kitap seçtim. Yazarlığa ilk başladığı zamanlardaki metinlerini toparlayarak bir araya getirdiği kitabında, bir şeyler anlatmaya çalışması (bir derdi olan) fakat suya sabuna karışmadan sıkıntılı konuların kenarından geçmesi şu anki karakterini de gösterecek öykülere imza atması beni çok içine çekmedi. Bir sağcı profili çizmesi zaten beni uzaklaştıran durumdu ancak emin oldum ki genç kuşakları yakalayamayacak. Sadece belli muhafazakar kesime hitap edeceğini düşünüyorum.
A very visceral collection with blood and smells and bodies and with lots of guilty damaged characters. Many seem fable like especially the few that feature snakes in some way and this is something I also appreciate. Favorites were probably Yellow, Many Years Ago, I was Standing in a Meydan and The E in Elif which vary from melancholy to tragic and sweet.
A few seemed to cut off a bit early and felt like they were snippets of longer stories and some were quite disturbing, particularly Army Story but I really enjoyed the writing and have already purchased her novel Every Fire You Tend to read in 2023.
one-sitting-read çok başarılı öyküler. keşke sema kaygusuz'a bu kadar geç kalmasaydım. 2016 yılında liseden üniversiteye geçerken yaz tatilimde kitapçıda çalışırken bu kitabını almıştım fakat okumam için neredeyse on sene beklemem gerekiyormuş. okurken ne çok tekinsiz ne de çok samimi diyebileceğim, o dengeyi tutturan bir sesle beni bırakmadı, çok hoşuma gitti.
en kısa sürede diğer kitaplarını da okumak istiyorum.
Very interesting short stories, some stronger than others. I enjoyed that certain themes could be found across several stories, but as a whole, the stories usually felt disconnected from one another and I wasn't sure what the overall theme of the book would be. I am not familiar with the meaning of some of these symbols in Turkey though, so that may have contributed to my lack of understanding. In general though, the stories grabbed my attention and I was invested in the characters' experiences.
"[N]e gördüğümü değil ne olduğumu yazmak istiyorum, ben; neyi yazıyorsam onun ta kendisi olmayı ya da."
Dönüp dönüp tekrar okuyasımın geldiği ilksözü kitapçıda ayaküstü okumuştum. Beni kitabı okumaya iten de o sözler oldu. Yüreğimin sayfaların arasında attığını hissettim yine, Sema Kaygusuz'un kelimelerinin beni sardığını.
Yazarın otosansür uygulayarak daha önce yayımlatmadığı öyküleri yer alıyor burada. Öykülerde yazarın dilinin nasıl emeklemeye başladığını görebiliyoruz. Kimisi birbirini tekrar ediyor, kelimelerin kullanımı ve kurulan imgeler bile birbirinin aynı olabiliyor. Kimisinde ise Sema Kaygusuz'un dilini, imgelemini nasıl inşa ettiğini gözleyebiliyoruz. Bu "yenidoğan" dil için yazar "benim şu anda kurmaya çalıştığım, salt gövdeyle biçimlenen dile analık ediyor," diyor. Kendini doğuruyor bir bakıma, umut veriyor, "Ben geliyorum," diyor.
Birkaçı dışında öykülere sığınamadım aslında ama yalnızca ilksözü için bile okumuş olduğuma minnettarım.
"Bundan sonra yazarken hiçbir şeyi aktarmak, kurmak, hesaplamak istemiyorum. Dileğim duyumsamak, yalnızca duyumsamak..."
yazarın kendi deyimiyle 'gençlik yıllarında yazdığı kusurlu öyküler'den oluşuyor kitap. Genç bir kızın, kadınlık erkeklik öyküleri.. ben pek sevdim. Zilşan'ın Ayakları diye bir öykü var ki.. ah.
Bu kitapla birlikte Sema Kaygusuz’un dünyasına ilk kez adım attım ve iyi ki atmışım… Esir Sözler Kuyusu’ndaki hikayeler tam anlamıyla tamamlanmış değil belki ama işte bu “yarım kalmışlık” hissi beni en çok etkileyen şey oldu. Sanki söylenmeyen, saklı kalan, dile dökülmeyen ne varsa sayfalardan taşmış gibi.
Kaygusuz’un dili bambaşka… Hem keskin hem şiirsel; bir cümlenin ortasında durup düşünmeye, hatta nefes almaya mecbur bırakıyor insanı. Bu kitabı özel kılan bir başka şey de yazarın, gençlik yıllarında kendi kendine kurduğu otosansüre karşı çıkıp o metinleri gün yüzüne çıkarmış olması. Bir yazarın kendi geçmişiyle hesaplaşmasına tanıklık etmek çok güçlü bir his.
Kısacık ama yoğun bir okuma deneyimiydi. Bende hem derin bir sessizlik bıraktı hem de yeni bir kapı araladı. Kaygusuz’un edebiyatıyla tanışmak için çok doğru bir başlangıç oldu ve şimdiden diğer kitaplarını merak ediyorum.
İlk sözün sonunda yer alan dileği ne kadar da doğru bir vaatmiş bir okura. Diyordu ki: Bundan sonra yazarken hiçbir şeyi aktarmak, anlatmak, hesaplamak istemiyorum. Dileğim duyumsamak, yalnızca duyumsamak... Adını koyamadığım birçok histen geçti yolum öyküleri okurken, güzel bir tanışmaydı.
"Aslında, ne gördüğümü değil ne olduğumu yazmak istiyorum, ben; neyi yazıyorsam onun ta kendisi olmayı ya da. Bir kabuksa kabuk, bir tüyse tüy, bir kişiyse o kişi olmanın tuhaf şizofrenisine kapılmayı..."
bu cümleler hoşuma gitti ve o Zilşan'ın hikâyesi..
Esir Sözler Kuyusu Sema Kaygusuz un ilk yazdığı dönemlerden topladığı eserleri barındıyor. Kendisi bunu ilksözde belirtmiş. Barbarın Kahkahası ve Sandık Lekesi kitaplarında ki tadı alamadım ama onun yazmaya başlaması ve ortaya koyduğu eserlerin gelişimini görmek güzeldi.
Okuduğum üçüncü Kaygusuz eseri. Sandık Lekesi'ni çok sevip Doyma Noktası'nı okuduktan sonra Kaygusuz'un eserlne devam etmeme kararı almıştım. Ama bu eserle birikte iyi ki sözümden dönüp bir şans daha vermişim diyorum.
senenin başında birkaç kadın yazarın kitaplarından oluşan bir liste yaptım kendime.
dedim ki, bir kadının iç dünyasını bile bir erkeğin perspektifinden okumak bence büyük bir yanılgı.
hangi erkek gerçekten, ama gerçekten yansıtabilir?
bu gibi düşüncelerle başladım sema kaygusuz okumaya.
abi, çok özür dileyerek, bu kadar naif bir adamı, öykülerdeki karakterler toplaştı, kaçmış külotlu çoraplarıyla dövdü ya resmen.
bazı satır sonlarında yüzümü buruşturup ''yapma işte bunu yapma'' diye bağırdım.
uyumadan önce uyuyakalana kadar kitap okurum ben, sızarım sonra, sabah kindle bir yerlerden çıkar öyle.
ama bu kitap o kadar kötüydü ki okudukça gözlerim açıldı, uykum kaçtı, kindle'ı aylardır ilk kez güvenli bir yere bırakıp başarılı bir kadın yazar ile yolumun kesişmesi umuduyla kendimi uyuttum.