"Bir insan başka birinin topladığı meyveleri, yakaladığı avı, barınak olarak kullandığı mağarayı gasp edebilir; fakat itaati nasıl elde edecektir, hiçbir şeye sahip olmayan insanlar arasında nasıl bağımlılık zincirleri olabilir?" (İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı)
Devletin o zamana dek elde ettiği en büyük başarı esas olarak zincirleri yaratmak, insanları bulundukları yerde tutmak için gereken şiddet içermeyen, ruhani araçları geliştirmek olmuştur. Tabi ki, bulundukları yerde kalmak tüm insanların yararına olan bir şey değildi, ancak yukarıda yer alan insanların yararınaydı. Mevcut tüm devletlerde ve kanunlarda kazanan ve kaybeden Rousseau için çok açıktı: "Doğal durumda insanlar arasında gerçek ve yıkılmaz bir eşitlik vardır. Sivil toplumda gösterişli ve gerçek olmayan bir hak eşitliği vardır." Sivil eşitlik, gerçekte, sadece "tüm toplumun gücünün zayıfları ezmek için kuvvetlinin gücüne eklendiği" bir araçtı. / s. 126
"Fakat bir insanın başka bir insana ihtiyaç duymaya başladığı andan itibaren, iki kişiye yetecek malzemeye tek bir insanın sahip olmasının daha kullanışlı görünmeye başladığı andan itibaren, eşitlik ortadan kalkmış, mülkiyet gelmiş, iş zorunlu olmuş, uçsuz bucaksız ormanlar, insanların alın teriyle sulanan ve köleliğin ve sefaletin bir süre sonra bu tarlalardan filizlenip büyüyeceği küçük çayırlara dönüşmüştür."(İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı)
Öz-gelişimin başlangıcı olması nedeniyle ihtiyaçlarının genişlemeye başladığı an insanlık tarihinde çok önemli bir andır. Fakat en baştan beri her bir insanın öz-gelişimi tüm insanların öz-gelişimlerine karşı olmuştur. Bir toprak parçasını sınırlandırıp "Burası benim" diyen ilk mülk sahibi kendine çoğalan ihtiyaçlarının özgürce karşılanmasını sağlayacak bir etkinlik dünyası yaratmıştır. Öte yandan, aynı anda herkesin özgürlük ve kendini ifade alnını kapatmıştır. Mülkiyet kurumu, insan yaşamına rekabet boyutu getirmiştir. Bir insana verilenler fiilen başka insanlardan alınmış demektir. o andan itibaren bir insanın yararlandığı her şey başka bir insanın zararına yol açmıştır. Üstelik, herhangi bir insan bir kez mülk edinme arayışı içine girmeyi seçince, tüm insanlar mülk aramak zorunda kalmıştır. / s. 136-137