Yapı Kredi Yayınları’ndan bugüne dek yayımlanmış en kapsamlı Edip Cansever külliyatı! Başta, Edip Cansever’in, “gençlik hatası” değerlendirmesiyle reddettiği ilk kitabı İkindi Üstü olmak üzere, kitaplarının sonraki basımlarına girmeyen şiirleri ve dergilerde kalmış birçok şiiri de günyüzüne çıkaran “toplu şiirleri”nin bu yeni basımı, Şair’in tüm şiirlerini “ilk kez” bir araya getiriyor.
Edip Cansever (1928, İstanbul 1986, a.y.) İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Yüksek Ticaret Okulu’ndaki öğrenimini yarıda bırakarak babasının Kapalıçarşı’daki dükkânında ticarete başladı ve 1976’ya kadar antikacılık yaptı. Turgut Uyar ve Cemal Süreya ile birlikte “İkinci Yeni”nin öncü şairleri arasında anılan Cansever’in ilk kitabı İkindi Üstü (1947), 19 yaşında bir gencin dünyayla tanışmasının ve ilk itirazlara yeltenişinin izlenimlerini dile getirir. Yer yer acemice de olsa alttan alta, akacağı derin ve geniş yatağın ilk işaretlerini de taşıyan bu kitaptan sonra ç›kan Dirlik Düzenlik (1954), büyük ölçüde “Garip Şiiri”nin etkisinde kalsa da, şairin daha sonra İkinci Yeni’ye ulanacak şiir yaklaşımının ilk ipuçlarını verir; bu kitaptaki “Masa da Masaymış Ha”, Türk şiirinin en çok bilinen örnekleri arasında yer alacaktır. Cansever’in dilini olduğu kadar konularını, yöneliş ve tercihlerini de bulduğu kitap olan Yerçekimli Karanfil (1957), “bireyin yalnızlığı ve yabancılığının güdülediği sonsuz arayış çabası” biçiminde özetlenebilecek Cansever şiirinin temellerini atar; bu izlek, “dramatik şiir”in ustalık örnekleri olan Umutsuzlar Parkı (1958), Petrol (1959), Nerde Antigone (1961) ve Tragedyalar (1964) ile sürer. Çağrılmayan Yakup’la (1969) bafllayan, sol siyasal eylemlere duygusal ve düşünsel planda katılışın şiirleri, Kirli Ağustos’ta (1970) çeşitlenerek sürer, Sonrası Kalır’la (1974) destansı boyutlar kazanır. Ben Ruhi Bey Nasılım (1976) ve Sevda ile Sevgi (1977), toplumsal planda yaşanan “yenilgi”nin ardından yeniden bireysele dönüştür; Şairin Seyir Defteri (1980), Bezik Oynayan Kadınlar (1982), İlkyaz Şikâyetçileri (1984) ve Oteller Kenti (1985), bu “içe kapanış”ı evrensel yalnızlık planında kavrayışın şiirlerini toplar. Yerçekimli Karanfil ile 1958 Yeditepe Şiir Armağanı, Ben Ruhi Bey Nasılım ile 1977 TDK Şiir Ödülü, Yeniden (toplu şiirler, 1981) ile 1982 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü alan Edip Cansever’in yayımlanmamış şiirleri Gül Dönüyor Avucumda (1987) adlı kitapta toplanmıştır.
3-4 yıl önce okuduğum bu cildi tekrar büyük keyifle okudum. Her iyi şiir gibi, tekrar okundukça güzelliğine daha da doyurucu bir şekilde varılan, yeni yönleri keşfedilebilen şiirler çoğu. Edip Cansever'in en başat özelliği müthiş bir imge gücüne sahip olması. Genelde ismi beraber anılan İkinci Yeni'nin diğer öncü şairlerinden bir farkı, hikayesi olan, destansı, hacimli şiirler de yazması herhalde. Şiirleri arasında, etkileyici aşk temalı olanların yanı sıra dönemine göre toplumsal içeriği ön plana çıkanlar da var. Özellikle derlemenin son kitabı Sonrası Kalır'da 12 Mart sonrasının havası, slogana kaçmadan ama öfkeden de ödün vermeden incelikle yansıtılıyor. Has şiire meraklıysanız alıp okuyun, defalarca okuyun...
Bu kitabı okumak şunun gibi bir deneyim idi: Ben daha dünyaya gelmeden şairin biri bir şeyler yazmış; benim şu günkü algılarımı, hayata bakışımı, duygularımı, yalnızlıklarımı, mutluluklarımı, mutsuzluklarımı, konuştuklarımı, sustuklarımı... karmakarışık ve kopuk olan ne varsa toparlamış, 45 yıl sonrasına, bana göndermiş. Öyle mutluyum ki benim dilimde yazılmış böyle muazzam bir eser olduğu için...
... "Gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde Sevgiler umutlar yok değildir Öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize Çabuk öfkeleniriz Durup durup böyle hüzünlenmemiz neden Anlamıyoruz da ondan mı yoksa Bir bütün olduğunu mutluluğun" ...
Aşk iyidir bak Duyumunu artırır insanin Hele don gömlek sabahları Tıraş olacağını duyarsın Yeni gömleğini giyeceğin gelir Bir yeni biçim eklersin insan olacağa Masaya, merdivene, aynalı dolaba Derken ardından şıpınişi isi bir kahvaltı Amanın dersin bu ne delice gidiş Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı İspinoz düşünür müydü? Deli olan kaşınır mıydı?
Kolların upuzun Walt Whitman'i okumaktan Ağzın desen bir karış açık Sokaklar, amanın o sokaklar Önce bir yeşile işkilli Evlerde büyümeler, alıp başını gitmeler olacak Kızıp duracaksın üstüne başına konan toza Televizyondaki işe Usanmak, hızını eksiltmek dendi mi Cin ifrit kesileceksin birden
Hey gidi duyumuna yandığımın dünyası Alıp vereceğin olacak ille Aşk maşk buz gibi yaşayacaksın.
KAYBOLA
Sana her zaman söylüyorum, senin yüzünde gülmek var Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa Bir çiçek geliyorsun yeraltı çevresinden Bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla Şimdi bir pembeyi kovuşturuyor Omzundan yukarıya üç kişi Deli ediyor onları saçlarında Bir karanfil çok Bir karanfil azala azala.
En saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor Ansızın doğan hayvanlar gibi güzel Bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya Yapılan bir şeydir şiir, yuvarlak, kırmızı, geniş En genişi en kırmızısı o ezilmişler katında Şimdi bir gizliyi kovuşturuyor Gözlerinden içeriye üç kişi Deli ediyor onları mısralarımda Bir karanfil az Bir karanfil çoğala çoğala.
Bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizer Bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan Bir uzantıdır işte umutla insan arası Bir yonudur ne belli, görmekle anlaşılan Geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında Şimdi bir sevdayı izliyor Uluslararası üç kişi Deli ediyor onları sonsuzda Çok isimli bir çay Çok yuvarlak bir masa.
Sanki bir tarih içindeyiz, günaydın minyatürler! Üç köle uzanık bir dünyayı imzalayaraktan Ansızın dört köşe, ansızın ehram En duymalı yerlerinde bir sessizlik Güneşin çok parladığı bir arka Başları dünyadan dışarıya sarkıyor Bozgunda çiçekler örneği duyulmaz bağırtılarla Şimdi bir tarihi sürdürüyor Yüzünün gizlerinde üç polis Deli ediyor onları Mısır’da Bir insan az Bir insan inana inana.
Duymakla, atların çıngıraklardan duyduğunu Bir ateş yakımını dağda En korkulu çağ bu, onu altımızdaki şehirlerden çıkarıyor Küflü ev süsleri, geyik durmalı bir hayvan Bizi bakmaya zorluyorlar ayrıca. Şimdi bir aydınlığı durduruyor Beyazlar giyinmiş üç kişi Deli ediyor onları boşlukta Bir pencere az Bir pencere kaybola kaybola...
KONYAK
Bugün pazar eve kırmızılar taşıyorum Amcamı arıyorum duvara bakıyor amcam Duvarda ne var, ben de bakıyorum Komşuları çağırıyorum onlar da bakıyor Çağırsam önüne gelen duvara bakacak.
Sanki hiçbirimiz duvar görmedik En sevimli cinayetleri işliyorum Çiviler çakıyorum, bir sivrilik uyumunda çiviler Kutular, evler, gömlekler asıyorum üstüne Asıyorum, asıyorum, asıyorum Aşkın, amcamın, mavinin önünde.
Duvara bakıyorum duvarı çoğaltıyorum böylece O da bana bakıyor, bende ne var Su götürmez bir gürültüyle Gelin olmuş bir kadın tuhaflığıyla Size anlatamam güneşi durdurarak.
Bu kaç kapılı bir konyak?
SESLİ HARFLER
Sen, o benim, daha ne duruyorsun aşk kelimesi Burası ben, gene bir sevdaya çağrıldı o yer İnanma elimi deniz, ağzımı bulut ettiğime Ağzım da, ellerim de dünyaya göre Günüm aydınlıkla biter.
Tut ki ben her türlü görünmenin apayrısı Gün günden sevdaya benzer Bir adam düşünülsem şapkası maviyle gelen Bir ekmek koparılsam işte o sıra Benzer mi benzer sevdaya Bir duruşum var çevresi gözlerinden.
Seni yanımda gezdiriyorum aşk kelimesi Uyanık, duygulu, bir her günkü yanımda Bilmem ki ne yapsam, ne etsem bu sevinirliği Kendimi görmeye parklara gidiyorum Kiminin bana kiminin çaresizliğe elleri.
Kaçsam o da bir türlü karanlık şimdi Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle Aşka, döğüşe, maviye yetmek için Biriyim, cesurum, var mısın ellerime Bir başka sabaha kadar içelim.
EPİSODE
Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes birbirinden artardı Bulanık, bungun artardı Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı Meyhaneler biraz olsun solardı İmgeler ve bütün çözüm yolları. Bardaklar Bardaklar, o uzun bardaklar, dişi alkoller yani Çiftleşip bırakırlardı sesimizi Sirkler ve bütün sirkler, atlıkarıncalar öyle Çılgınca dönerlerdi sesimizde Biz bütün görme gücüyle görürdük sesimizi Renksizdi Ve nasıl kirliydi ki, her günkü kuşkulardan
Her türlü engellerden, aşklardan ve kurallardan – Sesimizi duyuyor musunuz. Hayır! – Sesimizi duyuyor musunuz. Evet! Yani işte böyle biz Tek anlamlı iki söz parçası olan.
Biz bir de çok eski zamanlardan kalmış olurduk. Ve bir de Sert içkiler içerdik – Bu tuhaf akşamları kim çizdi Öyküsü tanrılardan ve açık denizlerden derlenen Bu tuhaf akşamları kim çizdi Güçlü bir soluk tarafından ve hırsla Ve kirli Ve büyük bir sirk çadırı gibi, uçsuz bucaksız Bu tuhaf akşamları kim çizdi Biz içkiler içerken.
Biz içkiler içerken cam kapılar yeryüzünü keserdi Düşük organlarıyla kadınları keserdi Biz içkiler içerken Kesilince giderdi Cam kapılar dönerdi, dünyacığımız kanardı Cam kapılar dönerdi Gökboyu giderlerdi bir saydamlığı akıtıp Doğanın gizlerine ve bütün rahimlere Gökboyu giderlerdi Tezgâhlar bira çekerdi Tezgâhlar bira çekerdi, çürük ot oralarda kokardı Çürük ot, çürük ot.. Oralarda kokardı
Sonra hep eski zamanlardan kalmış olurduk, o tenha Bahçelerde, tasvirlerde, bir garip kum sarılığında Olmuş olurduk Sonra birden çağımıza girerdik. O çılgın Atlarımız, örtülerimiz alkolden Anılarımız, içgüdülerimiz Ve büyük çıplaklığımız alkolden Alkolse biraz olsun alkolden yaratıldığımız Tanrımız bilincimiz tanrımız Çağımıza girerdik.
Çağımıza girerdik, kaygan ve boyutsuz bir anlam biçiminde Kurumuş bir kan kokusu ağzında Kemikten bir av borusu tadında Ağrılı bir hayvanın benekleri üstünde Çağımıza girerdik Çağımıza girerdik, çiftleşip bırakırdık çağımızı Bırakınca giderdik Bırakınca giderdik. Sonra her şey giderdi. Ve artık Bir silah patlasa, bir kurşun Doğayı baştanbaşa kanatan Bir kurşun olurdu. İçkilere dönerdik.
Çünkü başka ne vardı, alkoller bizi yıkardı Sığ denizler gibiydi alkol, geçerdi üstümüzden Ve birden bırakırdı bizi Biz öyle kalırdık da çakıllamış ve beyaz Seslerimiz birbirinden artardı.
Çünkü yalnız o vardı, o alkol biçiminde olmak O sonsuz buruşukluk O sonsuz buruşukluk: ya alkol olmasaydı Ya alkol olmasaydı
Ve alkol olmasaydı biz ölümsüz kalırdık Dayanılmaz acısında bir ölümsüzlüğün Biz öylece kalırdık İmgelerin ve bütün çözüm yollarının bir öte dünyasında Yani bir gerilimde, her şeyin bir kavram olup aktığı kanımızda Oralarda Sevişirken kalırdık Akarsular alkollere girer kalırdı Balıklar soğuk soğuk devinirdi, kalırdı İçe ingin gözlerimiz vardı, kalırdı Bir sessizlik gününün durmadan kutlandığı Oralarda kalırdı.
Çünkü yalnız o vardı, o alkol biçiminde olmak O sonsuz buruşukluk O sonsuz buruşukluk: ya alkol olmasaydı Ya alkol olmasaydı.
Herkes nerelerden olsa biraz sarkardı Bir şeyden, bir olaydan, korkunun ilk yerinden İşkenceler biraz olsun sarkardı Ve duvar kâğıtları sarkardı ve sinek pislikleri, ampuller İntihar zabıtları sarkardı Evraklar, çekmeceler Telefonlar biraz olsun sarkardı
Ve sesler örtmek için sesleri, sarkardı Ve eller Çürükler, sinir uçları Bir korkunçluk gününün durmadan kutlandığı Sert duvarlar beyaz beyaz kanardı Ve polis müdürleri sarkardı kuşkunun ilk yerinden Belki de bir cümleden: bütün işkencelere rağmen konuşmaz! Diye harfler öyle öyle sarkardı Ve cezaevleri sarkardı ve ıslak tabutlukar Ve kurallar sarkardı, yasalar sonra sarkardı Bir şeyden, bir olaydan, acının ilk yerinden Herkes nerelerden olsa biraz sarkardı.
KORO
Ellerin ve bütün eylemlerin biraz olsun sarktığı Sizi yok saymaya geldiklerinin anlamıyla Şimdi bir anlama geldiğigiller çağı.
EPİSODE
Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes birbirinden artardı Bulanık, bungun artardı Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı.
HA YANIP SÖNDÜ HA YANIP SÖNMEDİ BİR ATEŞ BÖCECİ
III
Bir ilişkiydim içkiydim Masanın eksik olanına Türkünün bizsiz gelenine Ayvanın hamına, balığın olmamışına İlişkiydim içkiydim O zeytin dalından eşkıya yazmasına Ah sinema biletsiz çocuk yaşına aAımsarsınız, bir şiir vardı, çok geç bitecek Her şeyin her şeyin her şeyin Ah her şeyin bir bir olmasına.
Ey yitik deniz senin az çok oğlunum Kazdımsa ben nereni orda mavi bir ceset buldum Ey yitik deniz, yitikliğin de denizi Mil mi çektiler suyuna Erkek suyuna Bir yandan bir yana geçer şimdi adamlar İçi boş bir lokanta kalır ortada Ben ceketimden kayarım Durur gözbebeklerim kendi ormanında Ve salar gölgesini, o soğuk gölgesini durmak
Biz böyle sıkıldık, ya onlar nasıl sıkılacak Ya onlar nasıl
Sensiz bensiz bir sorudur Temmuzlar kedi yavruları gibi sokulurken ağustosa Ve ağustoslar eylüle Bir yol alış duygusudur ki, biliriz İnsanlar zamanlardan önce boğulur.
Balkonlar açar çocuk yaşında, yalnızlık kurur Bir iki ölmeyle bir iki yaşamayla ancak kurtulunur.
Ne kaldı o yükselişlerden. Kalan ne Ey kiremit renkli büyü, güneyin kızgın birimi Biri öldüyse çok geç Biri öldüyse çok erken belki Pınarlar, arıkuşları, ayçiçekleri Gece O kadar yalnızım ki birden, gördüm de Binlerce yıldızıyla bu sonsuz mağaranın içini Ha yanıp söndü, dedim Ha yanıp sönmedi bir ateş böceği.
Birkac gun once bitirdim ama inceleme yazmaya ancak zaman bulabildim. Bu okudugum ikinci Edip Cansever kitabi dolayisiyla kutuphanede onu gordugumde almaya hic tereddut etmedim. Neden derseniz bana gore Edip Cansever dizelerinde duz yazi akiciligi var. Siiri kafiyeden ibaret sananlarin yeni gorus acisi kazanmasi icin mutlaka okumasi gereken kitaplardan.
Tum siirlerinin ilk cildi olan kitapta yazili on aciklama oldukca tatmin edici. Kitaplarin sonraki basimlarinda degisen, yayinlanmayan siirler ile ilgili kullanilan belirtecler okuma sureci boyunca yolunuzu bulmanizda yardimci oluyor.
Hangi siir hangi kitaptadir, kacinci baskida yayinlanmis ya da cikarilmistir gibi sorulara kolayca cevap bulabiliyorsunuz.
Gelelim dizelere... Gecenin karanligina en cok yakisan seylerden biri siirdir bana gore. Ve Edip Cansever siirleri de benim karanligima huzur katti...
Varsın her şey sonraya kalsın Sonraya, en sonraya Sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil. Bir papatya ne kadar uzağı görebilirse O kadar yakın kalplerimiz birbirine.
...
(Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi Sahi ne kadar da çok severmişiz Yıllarca, yüzyıllarca öpüştük Sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk İstersen bu gece burada kal, dedik Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık Sık sık görüşelim, olmaz mı, dedik İyi bildiğimiz ne varsa yaptık, ayrıldık Ortada Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)
...
Biliyor muyuz, hayır, bilmiyoruz da Acılarımızdan bir yaz kurduk onarıyoruz Belki bir hazırlık bu başka yazlara Yakın yazlara, uzak yazlara Çünkü her şey eskiye kaldı, anılar bile Her şey, ama her şey eskiye kaldı Vakit yok bir daha yemyeşil eylül tramvaylarına.
-Anlat ki Güneşli günler de sıkabilirmiş insanı Bir rastlantı gibi gelen mutluluklar da Susarsak susarmışız da, ölçemezmiş kimse derinliğini Kim bulacak derinliğin kalbini
-Kederlerde bütün yüzler birleşir
-Bir kuş olsa mavilik derdi buna.
-Yaşlandık da ondan mı Susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa Saatlendiriyoruz günü Bölüyoruz dakikalara Bir hiç oluncaya kadar bölüyoruz onu
-Yalnızlık sevmesini bilmeyenlerin icadı
-Kim kimi sorarsa “yok!”diyorum Kim kimi sorarsa, öyle mi? Elbette, bence susmaktan daha iyi Ne de olsa bir ses işte: yok!
-Acılar dinlendi, yeniden başlamalıyız—
-Herkesin, ama herkesin yanılıp bir yerlere gittiği Bir cümlede durmuş gibiyiz
-Sonra da korkmuştun, bütün gün bağırmıştın Ben cinayet işledim, ben cinayet iştedim, diye. Unutmak biçiminde, unutmak biçiminde.
-Belki bir söz yığını, yıllar var konuşulmamış
-İnsan günün her parçasında yaşamıyor”
**Masa da masaymış ha, bir iki sallandı elbet, ama bana mısın demedi bu yüke, şiire..
İkinci Yeni şiirinde ciddi bir Eski Ahit-Yeni Ahit etkisi var. Dini ve mitolojik imgelerin kullanımı hayli fazla. Edip Cansever biraz kendini ayırarak kendi mitolojisini yaratmış gibi şiirde. Tragedyaları özellikle. Bir de ilk şiirleri Garipçilerin şiirlerine çok benziyor. Orhan Veli'den etkilendiği de belli genel olarak.
"Bir gün, bir uzun gün bir aynanın önündeyim Kirpikler ve saclar bitti Gövdem duvara sürte sürte inceltilmiş bir nesne gibi Dalgın ve uzun Uzun ve sisli Ben ki gövdemle tattım gövdemi, iyi bilirim Bir hurma, bir baş dönmesi Kokusu baş dönmesinin Güzel kaplar aldım bu yüzden, ne kadar güzel kap varsa aldım Bilmek için suyumu Ve hazırlıklı değildim ve bildim Ben suyun bir dakika durduğu Durunca boğulduğu bir yerdeyim.
Bir kılımı yere sermek kadar güzel ne var Sonra püsküllerini düzeltmek kadar Ya sofraya dilim kesilmiş bir domatesi koymaktaki görkem Kamyon sürmek yükünü bilmeden Ve ikimiz bir akşam üstü sırasında Ve akşam üstünün Anadolu ya giden bir otobüs gibi kalkması sırasında Dağlarda, tarlalarda, köprü altlarında Sazların, taşların, yosunların arasından geçerek Bir akik gibi yansıyaraktan hem de Kırmızı bir karpuzun doğum sancısına Su akar ben akarım Ben akarım su akar Vakit yok bakışmaya
there have never been any inheritance disputes in the first place. then somehow the consent was obtained, prepared and removed.
it is a two-volume book prepared with great care, including some poems that edip cansever does not want to publish, and even other poems published in magazines but not included in poetry books.
is it ethical to share poems that the poet does not want to publish? it's still debatable.
however, you are experiencing the unbearable pleasure of reading the Junkie.
I read with curiosity his poems that he did not want to publish. I tried to figure out what made him hide these poems. was it unnecessary? did he find it bad? was it too special? it's like all of them are true, and none of them is the right answer. but it always comes later in every poem. cloves, for later.
Edip Cansever okumak tarifi edilemez bir zevk benim için. Bu yüzden bu zevki uzattıkça uzatmak isterim. Yavaş yavaş belki aylarca okurum. Bence nasıl ki "papatya seven insanlar" gibi bir kalıp var dilimize pelesenk olmuş; Edip sevmek diye bir kalıp da olmalı. Edip sevmek.. Kelimelerle yapılan bu güzel işçilik, emek.. Kelimeler yetmiyor onun kelimelerini anlatmaya ya da ben o kadar becerikli değilim. Ama ben bir Edip severim🌼
Gitmeseydi de daha fazla şiir yazsaydı keşke. 10 kadar şiiri güzel olan bir şairin, Cansever şiirlerini fazla bulması ne kadar üzücü. Türkçe'nin açık ara en iyi şairidir E. Cansever. Sevmeyen ya şiir sevmiyordur, ya bu tarzı sevmiyordur. Fazla sevemeyen anlayamıyordur. Seven tekrar okusun, daha çok sevecek.
Gençlik yıllarında yazdığı şiirlerden başlayarak, eski basımlarda olan şiirleri de dahil, hepsi bu külliyatta var. Kendisinin reddettiği ve sonraki basımlarda çıkarmak istediği şiirleri de yapıkredi yayınları bizlere sunmuş. Edip Cansever'i anlamak, onun her yaşında yazdığını ve giderek geliştiğini görmek büyük bir keyif.
Edip Cansever’in güzel şiirleri var lakin çoğu için güzel demek benim açımdan doğru değil. İkinci yenilerin kolaya kaçması ve hece ölçüsünü yok sayması bana göre özgürlük değil kolaycılık gibi geliyor. Yerçekimli karanfil çok güzel şiir teşekkürler Edip Cansever
İnsan zihninin şiirde erişebileceği en üst nokta. Şiirin; alışılmış, aşılamaz, böyle olmak zorundalığını yıkıp şiirin sınırsızlığını "dizeyi kırmak" anlayışıyla yeniden biçimsizlikle ama tanrısallıkla biçimlendirmiştir. Şiirin ve tüm şairlerin tanrısıdır, bende.
"Akşam geri verince bana gözlerimi Şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da Bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini Bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa Dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi Ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin Bir gülümseme gibi bulacağım kendimi."
ÖLÜ SİRENLER
This entire review has been hidden because of spoilers.