O fotoğraflar, bizim olmadığımız zamanları aktarır bize. Tanımadığımız yakınlarımızı. Bizi beklemeden gidenleri. Bizim yaşadıklarımız gerçek, onların yaşadıkları masaldır sanki. Onların duruşları, pozları, bakışları, gülüşleri, giysileri, takıları, üstleri başları başka türlü büyüler bizi. Bu fotoğrafların çekildiği yerlerin ayrıntıları, hem bilmediğimiz bir geçmişin kapılarını açar bize, hem de ölümün gizine değgin özel işaretlermiş gibi görünür. Fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. Yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur. Elbette adını böyle koyamayız o yaşlarda ama, bunu bir duygu olarak, bir önsezi olarak derinlemesine yaşarız.
Biz büyüdükçe, o fotoğraflar da yeni anlamlar, yeni tarihler edinir. Kimi eski öykü parçacıkları, yeni kavrayışların ışığında yepyeni anlamlar kazanır; ya da daha önceden bilmediğimiz, yeni duyduğumuz, ya da öğrenmemize ancak şimdi izin verilen kimi yeni bilgilerle birleşerek, toprak altından çıkarılan kırık parçaların birbirine eklenerek gövdeyi bütünlemesi gibi, yepyeni bir görünüş, yepyeni bir varlık kazanır. Aynı fotoğraflar gözlerimizin önünde sır değiştirir. Hikâyeler derinleşir. Pus ve ışık, aynı gölgeler üzerinde yer değiştirir.
Gözlerini koruyamayanların zamanla bakacak fotoğrafları da kalmaz.
Albümler kadar gözlerimizi de korumamız gerekir, diye düşünürüm.
21 Nisan 1955 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Mardinli bir ailenin çocuğudur. Babası avukat İsmail Mungan, annesi Habibe Mungan'dır. İlk, orta ve lise yılları Mardin'de geçti; Mardin Lisesi'nden mezun oldu. Mardin eserlerinde sıkça kullandığı mekanlardan birisi oldu. Bu çevrenin taşıdığı farklı kültürel yapıyı, insan olgusunu eserlerine başarılı bir şekilde yansıttı. Yazar, 1972'de Ankara'ya yerleşti. Lisans ve yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde tamamladıktan sonra başladığı doktora çalışmasını yarım bıraktı, Ankara Devlet Tiyatroları’nda altı yıl, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda üç yıl dramaturg olarak çalıştı. Gazete ve dergilerdeki ilk yazılarını 1975’te yayımlayan Mungan; yazı hayatı boyunca şiir, öykü, roman, deneme, tiyatro oyunu, sinema yazısı, senaryo, masal, şarkı sözü gibi farklı türlere ait eserler verdi.
Çocuk kalbi hala satırlarda, adımları hala Mardin sokaklarında Murathan beyin. Ah ne sevdim çocuk heyecanını, korkularını, dünyaya üvey olma durumunu. Kitabı, Kültür Bakanlığı tanıtım broşürü olarak bassa çok iyi olur, zira ben ve okuyan bir kaç arkadaşımda da aynı heyecan oldu kitabı bitirince; Hadi Mardin’e gidelim.
Kitabevi sahibi degerli bir dostum onermisti bu kitabı, iyiki de tavsiye etmis!
Daha once de Murathan Mungan kitapları okumuştum ama bu bambaşkaydı. Okuduğum Türk Literatur kitapları içinde beni bir yazarı, dünyasını anlamaya en yaklaştıran, yazım süreci hakkında bilgimi arttıran; edebiyatla, yazmakla alakası olan herkesin okuması gereken bir eser...
Sadece hikaye olarak yaklaşmak büyük hata olur.
Yazarin cocuklugundan itibaren yasadiklarini kitaplastırma surecinde anlattiklari belli bir doneme isik tutma ozelligi de tasiyor.
Aile yapisi, hayalleri ozellikle babasina dair anlattiklari dusundurucu, cok derin...
aslında incecik bi kitap ama bunu bir oturuşta okuyan bir daha iflah olmaz. ben de beş güne yayarak okudum ama etkisinden beş yılda kurtulamam gibime geliyor. murathan mungan'a başlamak için değil belki ama yine de yazarın külliyatını okurken başlarda okumak uygun olur diye düşünüyorum, çünkü kendi anlattığı bir anısından yola çıkıp "şu kitabımda şu karakteri buna istinaden yarattım, bunu bu yüzden söyledi" dediklerinin dışında siz de eski kitaplarından bazı karakterleri, cümleleri ister istemez hatırlıyorsunuz. keşke onları da bunun ışığında okusaydım diye hayıflandım.
"En çok da yolda yürürken hayal kurardım. Hala da öyledir; çoğunlukla kafamdaki yolda yürürüm ben. Dünyada kaybolur kendi kafamdaki yolda yürümeye devam ederim."
Hatırat kitaplarından çok hoşlanmam. Kurguya düşkünüm. Anlatılanın hayal edilmiş olmasını daha çekici bulurum.
Mungan'ın bu kitapta yazdıklarının hepsi gerçek. En azından yazarın kendi geçmişini hatırladığı ve aktarabildiği kadar gerçek. Çocukluğu, ailesi, şehri.. yazarı kendisi yapan unsurlar.. kuşkusuz şahane bir anlatım, eserlerinin ilham kaynakları olarak cuk oturmuş hadiseler, karakterler, mekanlar..
Kitabın sonunda "Gizli Ben" diye bir metin var. Çok etkilendim. İyi bir okur olmaya gayret eden kendime başucu metni sayıyorum. Yazarlık uğraşı verenler için de dikkate alınması yararlı olabilir..
Hiç utanıp sıkılmadan Murathan Mungan’a bir yıldızımı basıyor, uzunca bir süreliğine anı/anlatı okumamayı ümit ederek rafa kaldırıyorum. Mungan’ı tanımak güzeldi ama anı kitaplarıyla barışamadığımı ve okurken felfena sıkıldığımı unutmuşum, hatırlamak lazım geldi. Neyse, pek sadık okurlar “Sen ne anlarsın?” demeden sakince köşemize çekilip yeni bir hikayeye doğru yola çıkma vakti diyoruz, efenim.
3/5 • “Biliyor musun Muro?” dedi. “. Beni hayatta üç şey mahvetti: Fazla cesaret, fazla merhamet, fazla sevgi.” • Paranın Cinleri, Murathan Mungan ile tanışma kitabım oldu. Fakat tanışma için doğru kitaptan başladığıma pek emin değilim. Çünkü bu kitap yazarın kurguladığı herhangi bir öykü veya roman değil. Düpedüz kendi hayatını, çocukluğunu, aile büyüklerini, nasıl yazar olduğunu ve hangi aşamaları atlattığını anlatmış bu kısacık kitabında. Ve çoğu yerde “şu kitabımda yer alan şu karaktere işte bu yüzden şu ismi verdim” ya da “şu kitabımda anlatığım şu şu olayların sebebi işte buna bağlıdır.” gibi açıklamalar vardı. Yani yazarın kalemini değilde kendisini anlamak isteyenlerin okumaktan hoşlanacağı bir kitap gibi görünüyor. Veyahut da yazarın külliyatını okuyup ondan sonra bu kitabı okuyarak yazarın diğer kitaplarına daha iyi açıklamalar getirmek isteyen kitap kurtları bu kitabı sever diye düşünüyorum. Fakat benim gibi yazarı tanımak istiyorsanız kitabın inceliğine kanıp “Ben bunu bir oturuşta hüpletirim.” diyerek bu kitaba atlamayın derim. İyi okumalar.
Seneler önce ziyaret ettiğim, gündüz seyranlık, gece gerdanlık güzel Mardin'in labirent sokaklarını Murathan Mungan'ın hayatından hikayelerle sanki tekrar arşınladım. Ama bu kez daha bir anlıyarak, daha bir derinden hissederek..
"Bugün için Türkçeyi iyi kullanan, onun gücünü ve olanaklarını iyi değerlendiren yazarlardan olduğumu düşünüyorum. Kim bilir belki de bu, büyükbabam, babaannem, dadım ve dillerine ağır mühür vurulmuş herkes adına konuşmak isteğindendir."
"Ev içinde giydiği bir terliği vardı. Simsiyah, burnu kapalı deri bir terlik, onu anımsıyorum bir de; çok sade, dümdüzdü dışı, gözalıcı parlaklıkta bir siyahlık yalnızca, ama ayağından çıkardığında görüyordunuz ki, içi işliydi terliğin, büyük bir incelikle işlenmiş nakışlarla bezenmişti; güzellikleri, incelikleri başkalarına gösteriş olsun diye değil, kendilerine mırıldanır gibi yaşayan insanlardı onlar; markalı etiketlerin herkes görsün diye sırtlara yapıştırıldığı bir çağın insanları için, dışı, soylu bir yalınlıkla sade tutulmuşken, içi nakışlarla işlenmiş bir terliğin pek bir şey ifade edeceğini sanmıyorum."
"Biliyor mudun Muro?" dedi. "Beni hayatta üç şey mahvetti: Fazla cesaret, fazla merhamet, fazla sevgi."
"...Yaşlandığımda, kırda penceresinden kavaklar görünen bütün duvarları kitaplarla kaplı bir tahta evde, o huzur duygusunu yeniden yaşayarak kucağımda yarım kalmış bir kitapla hayata gözlerimi yummak isterim..." "...Kırda dere boylarında, tarlalarda mantar ya da püren toplamaya gittiğimiz ormanlarda, kuru çam kesmeye gittiğimiz dağlarda, hayatın ve doğanın koynunda kitap okumanın, hayal kurmanın kitap sayfalarıyla hayatın ve doğanın iç içeliğinin neredeyse kendiliğinden kurulmuş denklemini daha o yaşlarda keşfetmiş olmayı kendim için bir şans sayıyorum. İleriki yıllarda da kitabı hayatımın her yanına taşıdığım gibi, hayatın gezdiğim bütün sokaklarını da kitaplarıma aldım..." "... Babaannem İstanbul'daki komşularından Rumca ve Ermenice öğreniyor. Kaçanların dönüşünü bekliyor. Babam dönüp yarım bıraktığı okulunu bitiriyor. Küçük amcam tek başına kuramadığı hayatın kırıklığıyla eve geri dönüyor. Büyük amcam 15 yıl sonra hapisten çıkıyor. 'Şimdi geri dönebiliriz artık' diyor babaannem. Döndüğünde de, öldüğünde de tek kelime Türkçe konuşmamıştı. Bilmiyordu ya da öğrenmeyi reddetmişti.... Babam da Türkçeyi bozuk bir şiveyle konuşmasından ötürü Cumhuriyet'in yükselen liselerinde yatılı okurken, arkadaşları tarafından çok alay konusu olmuş, küçük düşürmenin acılarını yaşamış, cumhuriyetin geleceğini gören babam bana Türkçe dışında konuşmayı yasaklamıştı. Benimle konuşan herkes Türkçe konuşmak zorundaydı..."
Murathan Mungan'la beni Mardin tanıştırdı.Buralarda adını bu kadar çok duyduğum halde okuduğum ilk kitabı oldu Paranın Cinleri.İyi ki başlangıç kitabım bu olmuş. Paranın Cinleri bir tür Murathan Mungan okuma haritası. Hangi eserini hangi düşüncelerle yazdığını anlatırken, hayatının onu en çok etkileyen anılarının kapılarını da aralamış okura. Hem Murathan Mungan eserlerine giriş yazılarını içeriyor kitap hem de son noktayı koyuyor. Okurken Mardin'de evleri neredeymiş, nerede okumuş, sevgilisiyle nerede buluşurmuş ya da babası akşam arkadaşlarıyla nerede otururmuş diye kafamda canlandırdım hatta gittim gördüm. Yazarın anlatım gücünü çok sevdim,biraz ara verdikten sonra sıradaki Murathan Mungan kitabım Harita Metod Defteri olacak.
Yazarın kendisinin de belirttiği üzere anlatılan her şey gerçek bu kitapta. Mungan çok iyi bir hikaye anlatıcısı, hiç sıkılmadan büyük bir keyifle okuyorsunuz bu biyografi parçalarını. Ama nihayetinde elinizde bir hikaye kalmıyor.
Fotoğrafların anlatının çatısını kurduğu bu kitap, gerçekten de bir aile albümünü incelemişsiniz hissi uyandırıyor. Her ne kadar o aile ile yakınlık kurabilseniz de bir anı bütünlüğü ya da hikaye bütünlüğü sağlamayan bu parçalar sizi doyurmuyor.
Bence Murathan Mungan'ı tanımak ve edebiyatına adım atmak için çok iyi bir kitap.
Büyülü, büyüleyici ve murathan munganı tanımak açısından bütünleyici idi. Alıntılar eklemek istedim ama alıntıları bitireceğim yere bir türlü karar veredim. Hep bi sonraki cümleyi de işaretleme ihticayı duydum doğrusu:) İnanıyorum ki bu otobiyografik kitap, yaşadıklarından beslenerek yazan bir yazarın yapıtlarını farklı bir gerçeklikle aydınlatacaktır. Okumanızı kesinlikle öneririm.
Murathan Mungan’ın “Paranın Cinleri” ni kendi sesinden dinlemek bambaşka bir duygu yaşattı bana. Sanki odadaydı ve ben onun yaşamını bir dost sohbetinde dinlermiş gibi hissettim. Bazı cümlelerden sonra durup düşündüm. Arkadaşınızla bir konuyu konuşurken bazen öyle anlar olur ki karşılıklı susup kalırsınız. Soğuklu değildir bu his. Konu o kadar derindir ki. O konuşmadan sonra söylenecek her hangi bir sözün o anın o duygusunu bozacağını düşünürsünüz.
Aynı zamanda bir okuma dersi bu kitap. Kitabın sonunda bir yazardan ne beklememiz gerektiğini onu nasıl okumamız gerektiğini de söylüyor.
“Okurlar çoğu kez yazarın “Ben”ini yanlış yerde aralar. Yazarın yazıda ben dediği kişiyi birebir kendisi sanırlar. Yazarın yazdıkları ile yaşamı arasında bir bağlantı ve tutarlılık kurmaya çalışırlar. İyi bir yazarın “Ben”i anlattığı kahramanlarda değil yazısında gizlidir.
Çok sevdiğim alıntılar
📚”Biliyor musun Muro? " dedi. "Beni hayatta üç şey mahvetti: Fazla cesaret, fazla merhamet, fazla sevgi." Gözlerim buğulandı. Sesimi çapaksız tutmaya çalışarak, ağlamaya başlamaktan korkarak, "Biliyor musun baba," dedim. "Saydığın o üç şey bende de fazlasıyla var." Onun saydığı gibi saydım: "Fazla cesaret, fazla merhamet, fazla sevgi."
📚Beni kimse tanımıyor. Ben herkesi tanıyorum
📚Hayatımız herkesin hayatı gibi orada durur. Gerisi hayatımıza nasıl baktığımız onu nasıl ele aldığımızla ilgili bir bakış sorunu ve onu ifade etme yeteneğidir.
Yazarın hayranı olsaydım çok daha fazla beğenirdim diye düşünüyorum. Murathan Mungan'ın çocukluğuna, doğup belli bir yaşa kadar büyüdüğü yer olan Mardin'e ışık tutan bir anlatı olmuş.
Bu kadar hisli olmasını beklemiyordum. anılar denizinde fotoğraflara baka baka yol aldım. bazen bir tebessüm bazen de bir gözyaşı. 100 sayfaya sığabilecek tüm duygular… . "Biliyor musun Muro?" dedi. "Beni hayatta üç sey mahvetti: Fazla cesaret, fazla merhamet, fazla sevgi."
Tevfik Fikret "Resim Yaparken" adlı şiirinde bir duygu dalgasına şekil verme gayretinden bahseder. Üstelik bunu da kelimeler vasıtasıyla yapmaya çabalar. "Bir duygu dalgasına kelimelerle şekil vermek" Murathan Mungan'ın başarılı olduğu bir yetenekmiş, okudukça anladım. Çocukluk, çocukluğun sokakları, rüya gibi anılar derken ciğerlerine kadar dökmüş kendisini. Babası ile ilgili bölümü okurken duvardan duvara vurdu beni. Bir hüzün böyle müthiş böyle sarsıcı ve böyle süssüz sade anlatılır mı! Murathan Mungan'ın eserlerini okumadan O'nu okumak gerekirmiş, anladım. Metis'te Mungan'ın kitaplarına ayrılmış o uzun rafı gördükçe antipati duyar, offff her aklına geleni de herkes yazmasa derdim. Ama yazmak dışında bir dermanı yoksa derdin, yazmayıp ne yapacaksın...
Murathan Mungan'ın çocukluk anılarından harmanlanmış kısa öyküler. Öykülerin çoğunluğu Mardin'de geçiyor ya da Mardin'le ilişkili. Gerçekten sıcak ve zaman zaman duygularınızı kuvvetli bir şekilde harekete geçirebilen bir kitap. Kitaba ismini veren ilk hikaye 'Paranın Cinleri' nedense benim en az ilgimi çeken oldu. Kitapdaki her hikaye bir öncekinden iyiydi, ya da ben yazarın uslubune alıştığım için bana öyle geldi.
Hikayelerin geneli oldukça dramatik, ama Murathan Mungan 1-2 hikayede resimler ilave ederek onları öyle bir kullanmışki insanın gözleri doluyor.
Hayatımı değiştirdi diyemem, ama okumaktan pişman olmadığım da kesin. Tavsiye ederim.
"Paranın Cinleri", "Harita Metod Defteri"nin zorunlu kardeşi; kısa boylu ama hakikatli bir ağabey. "Harita Metod Defteri" bir iki bölümü yazılmış bir taslak halinde çekmecede dururken yazılmış. Mungan'ın kaybettiği babasına bir ağıt gibi geldi okurken; kitapta en çok tekrar edilen kelimenin "babam" olması bunu düşündürdü. Beni en fazla etkileyen bölüm "Fazla cesaret, fazla merhamet, fazla sevgi" oldu. Bir de kitabın kapanış cümlesi: "Sahi ey okur, beni hiç gördünüz mü?"
Yillardir kitapligimda sabirla siranin kendisine gelmesini bekledi. Harita metod defteri’ni okurken o kadar cok referans verilmisti ki, hemen arkasindan okumam gerekirdi aslinda. Yazim sirasiyla okumamis oldum pisman degilim. Bu incecik kitabin hakkini kendisinden 20 sene sonra basilabilen harita metod defteri sayesinde verdigimi dusunuyorum. Akilda hep kalacak kitaplardan.
Harita Metod Defteri kitabını okumadan önce mutlaka okunması gereken bir kitap Paranın Cinleri. Dil yine muhteşem, metindeki naiflik alıp götürüyor insanı
Murathan Mungan'ın Mardin sokaklarından/ çocukluğundan, aile köklerinden, ilk aşkı geyikten, korkularından, çekingenliklerinden…ona dair birçok şeyden… çok samimi, etkileyici, derin bir kendini anlatı Paranın Cinleri; okudukça daha çok sevip saygımın arttığı biri Murathan Mungan…Çok özel bir insan…Mungan yapıtlarının kök sebebine inen, hayatını tüm içtenliği ile özetlediği özel bir kitap...
Kitabın arka kapağında şunları söylüyor Mungan: "O fotoğraflar, bizim olmadığımız zamanları aktarır bize. Tanımadığımız yakınlarımızı. Bizi beklemeden gidenleri. Bizim yaşadıklarımız gerçek, onların yaşadıkları masaldır sanki. Onların duruşları, pozları, bakışları, gülüşleri, giysileri, takıları, üstleri başları başka türlü büyüler bizi. Bu fotoğrafların çekildiği yerlerin ayrıntıları, hem bilmediğimiz bir geçmişin kapılarını açar bize, hem de ölümün gizine değgin özel işaretlermiş gibi görünür. Fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. Yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur. Elbette adını böyle koyamayız o yaşlarda ama, bunu bir duygu olarak, bir önsezi olarak derinlemesine yaşarız.’’
"Bir gün gelecek bütün Türkiye beni tanıyacak. Buna mecburum. Yoksa ölürüm."
İmkanlar içinde ama bir o kadar da hareketli bir çocuğun kattıkları çok olmuş Mungan'a. Hele ki Mardin'in çok milletli, çok inançlı kozmopolit yapısı göz önüne alındığında beslenecek kaynağı bolmuş. Bu şartlar altında "Yazı'yı evlat edinip okurları akraba edinmesi" şaşırtıcı olmasa gerek.
"Doğunun eşkıyasının da doğuda çıkan devlet adamının da devletle olan ilişkisinde şiddet ve tutku düzeyinde ölümüne bir bağlanma görürsünüz."
Kitap içinde bunun gibi sosyolojik değerlendirmeler de bölgeye ışık tutması açısından oldukça kıymetli.
Kendisini bu zamana okumamış olmam bir kayıp olmuş.
...Görünmez güçlerin hayatım üzerindeki şaşmaz denklemi hep böyle işledi. Çok sevindiğim günlerin ve anların hep böyle ağır karşılıkları oldu. Kendimi kaptırsam, hayatımın bu melodram kurgusuna çoktan yenik düşebilirdim. Sağduyu, ironi, kara mizah hep elimden tuttu. Zeka kıvılcımı birkaç espriyi, hınzır bir tebessümü, engin bir hayat bilgisi eşliğinde iç geçiren bir sabrı hep yedekte bulundurdum. İyi de etmişim.
Bir geniş aile çizimi. İnsanın geçmişine bakarak aile üyeleriyle hesaplaşması, özrü, intikamı ya da sadece anımsaması. Çocukluk şehriyle yetişkinlik şehrinin, çocuklukla yetişkinliğin çarpışması. Bu çarpışmadan düşen parçaların yasının tutulması. Nostalji. Durağan olmayan bir geçmişe bakış. Bu bakışın yaratılış itibariyle durağan olması. Bu tezatın doğurduğu kendine, söylediklerine güvensizlik hissi. Kendine ulaşmanın imkansızlığını anlayış. Nostaljinin güçlenişi (çünkü nostaljide kesin olan, emin olunan duygular var). Kendini açıklayış, yaşadıklarını açıklayış ve bir anlam arama (bulma?). Zamanın geçişi karşısındaki çaresizliğe ağlayış, elden tek geleninse bu kitap olması.
Bazı insanlar hayatı verimsiz yaşar, ben kesinlikle bu kısımdayım. Bazıları da dopdolu yaşıyormuş bir yerlerde, o bazılarından biri de Murathan Mungan’mış. Kelimeleri büktü içime dokundu, ben burada bunu yazıyorum ama sanat olmuyor (sultan’la konuştuğumuz gibi cringe oluyor hatta). O yazsaydı muhtemelen çok estetik birkaç cümle olurdu. Helal olsun ya ben tüketiciyim Muro seni tüketeceğim artık
Bu kitap beni Ahmet Büke okuduğum üniversite yıllarıma döndürdü. Bir anda 20li yaşlarda okuduğum harika kitapları hatırladım. Dili onunkine benziyor, gerçekten çok güzel. Zaten otobiyografik hikayelere de bayılırım. Mungan’a önyargılıydım ama artık değil.
Yaş ilerledikçe kitaplar tat vermemeye başlıyor ya da okuduğum hikayelerin etkileyici bir tesiri olmuyor diyordum. Nihayetinde en dik âlâsını yaşadığın için güzellemelere tahammülü düşüyor insanın. Bu öyle olmadı güzel bir şey oldu bilmiyorum 😁
Okudugum ilk Murathan Mungan kitabi olmasa da ilk defa kendisiyle tanisacak okurlar icin iyi bir baslangic kitabi olabilir. Hayat hikayesi o kadar renkli ki Harita Metod Defteri kitabini da okumak icin sabirsizlaniyorum.
murathan mungan iyi ki yazmış bu kitabi. bazı cümleleri durup geri sarıp tekrar tekrar dinledim. bi yeri sizi yaralamasına ragmen sevmeye devam etmek, ask, babalarımız...
Şiirlerini, oyunlarını seviyorum, yazarın kenti hayatımda imgeleriyle güçlü bir şekilde yer bulur.. Kendi hikayelerimiz bir kurmacanın parçası olduğunda nasıl görünür acaba? Yazara, okuduklarımda hep perdenin arkasındasın, farkedilmeyi bekleyen biri olarak.