Ünü dünyayı sarmış Türkiyeli bir primadonna, bir diva... Onunla ilgili her türlü fotoğrafı, ses kaydını, gazete kupürünü toplamayı hayatının amacı edinmiş, tutkulu hayranı bir müzik öğretmeni... Annesinin izini süren genç bir kadın...Eski fotoğrafların ayrıntılarında gizli, derin bir sır: Sadece Diva’nın yaşamının değil, Türkiye’nin yakın tarihinin puslu, karanlık bir kesiti...
Muhteşem hayatlar, parlak dekorların arkasında neler saklar? Muhteşem, ışıltılı, kusursuz görünen yüzümüzde, kendi kendimizden bile sakladığımız ne yıkımlar gizlidir? Kendini tanımak, kendi gerçeğiyle yüzleşmek insanı nerelere sürükler? Oya Baydar, O Muhteşem Hayatınız’da, her biri kendi kimliğini arayan roman kahramanlarıyla, insanın ve bu coğrafyanın derinliklerine götürüyor bizi. Roman, derinlerde saklı gerçeklerle yüzleşmeye hazır okurunu bekliyor.
Duygularımın epey karıştığı bir roman 0ldu. Başlarda sevemedim, yapay buldum, bazı tesadüfler beni soğuttu, zaten çok uzun zaman önce yarım bırakmıştım. Bu sefer bir azimle aldım elime ve çabuk bitirdim.
Roman ki bölümden oluşuyor. İlk 200 sayfalık bölüm dünyaca tanınan bir opera sanatçısının eski fotoğraflarını bulan bir hayranı ve hayattan izole şekilde yaşayan divamızın karşılaşmasıyla başlıyor. Yine bu bölümde fotoğraflar aracılığıyla geçmişine tanıklık ediyoruz sanatçımızın. Bu bölüm yukarıda da belirttiğim gibi pek başarılı gelmedi bana. Okurken sıkıldım, fazlaca gereksiz ayrıntılarla uzatılmış, Oya Baydar'dan beklemediğim şekilde olmamış bir kısımdı. Ama iyi ki direnip devam etmişim..
İkinci bölüm divamızın kızının ağzından birinci tekille anlatılmış. Çocuk yaşta kariyeri uğruna başka bir ülkeye taşınıp yazları görüştüğü, 13 yaşından sonraysa hiç görmediği kızı.. Ve bu bölümde olaylar tamamen farklı bir yöne gidiyor. Kızımız Arya işi gereği eski adıyla Dersim, yeni adıyla Tunceli'ye seyahat edip bölgenin geçmişi ve gerçekleriyle yüzleşiyor. Tabi bu geçmiş divamızın geçmişiyle bağlanıyor romanın sonunda. Ben bu kısmı sevdim. Toplum olarak yüzleşmekten korktuğumuz bir konuda derli toplu bir anlatımla yazılmış bir bölümdü, yörenin halkının acılarını anlamaya bir adım daha yaklaştırdı beni. Oranın Alevi, Kızılbaş, Kürt, Zaza kültürüyle ilgili anlatılanlar ilgi çekiciydi. Ve tabi 38 yılında yaşanan ve çok fazla insanın öldüğü olayların etrafında dolaşmak çok can yakıcıydı.
Oya Baydar en sonda bu bir Dersim romanı değil demiş sanki itiraz edecek okuyucuları susturmak istercesine. Geç kalmış bir farkındalığın, dışarıdan bakışın, anlamaya çalışmanın romanı diye de ilave etmiş. Buna itirazım var. Keşke iki ayrı roman yazsaymış Oya Baydar çünkü ilk kısımla ikinci kısım bir çok açıdan birbirine uzak olmuş bence. İlk kısım ne kadar olmamışsa ikinci kısım o kadar usta bir yazar elinden çıkmış bir roman havasında. İlk bölümde halktan kopuk, burnu havada bir sanatçının bazı gerçeklerle yüzleşmesi havasında geçerken ikinci bölüm bambaşka bir yere evriliyor roman. Sonunda o yüzleşme gerçekleşiyor aslında ama bu yüzleşme için o koca bölüm yazılmasa da olurmuş, çok farklı şekilde kotarılabilirmiş hikaye.
Sonuç olarak bir kısmını çok sevdim bir kısmını da zorlama buldum ama vakit kaybı değil kesinlikle. Romanda geçen etek altı çocuğu tabirini araştırmanızı, Oya Baydar'la yapılan röportajları okumanızı tavsiye ederim.
Bence bu romanda hiç kimse romanın kahramanı değildi. Subay baba devletin ideolojisini ( en azından o dönemki ) , kafadan sıyrık toplayıcı o devleti aklamaya çalışan günümüz siyasetini, Diva asimile edilmeye çalışılmış Dersim'liyi , Arya da hiçbir şeyden haberi olmayan sınıfı temsil ediyor. Kitaba sadece bu şekilde baktığımda taşları yerine oturtabildim.
Kitap, dünyaca ünlü Türk opera sanatçısının çocukluk dönemlerinin bilinmeyenlerini açığa çıkaran, konuyu 1938 Dersim olaylarıyla iç içe kurgulayan bir roman. Romanda; Dersim olaylarına ilişkin sosyolojik ve psikolojik ayrıntılara yer verdiği bölümleri oldukça bilgilendirici ve faydalı buldum. İlk 250 sayfa sürekli kendini tekrarlayan, toplayıcı ve diva arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. Asıl roman Arya ile birlikte başlıyor ve çarpıcı bir sonla bitiyor.
Hiç beğenmedim. Üç ayrı anlatıcının anlattıkları ile bütünlenen bir hikaye. Gereğinden fazla uzun, gereğinden fazla detaylı. Hikayeye ve okuyana hiç bir şey vermeyen gereksiz detaylar, inandırıcı olmayan diyaloglar beni çok sıktı. Atlaya atlaya okudum ilk yarıdan sonra. Nedense illa bitireyim istedim. Hikaye beklenen sona ulaşıyor. Arya dedesinden niye utanıyor anlaşılır gibi değil. Oysa bir küçük kızı evlat edinerek ne kadar da hayran olunası bir şey yapıyor. O dede, o anneanne nasıl yüce insanlar olmalı ama maalesef hikayede yerleri yok. Hikaye onların kızları ve kızlarının kızlarının gereksiz hayat süsleri ile dolu. Arya'nın gönül hikayesinin anlatısı tüm romanı daha da basitleştiriyor. Bir de toplayıcı var ki romana aslında birşey kattığı yok. Of, okudum ama 3 günüme yazık oldu. Bu okuduğum ilk Oya Baydar idi. Bir başkasına cesaret edebileceğimi sanmıyorum.
Kurgu çok iyiydi. Dil yumuşacıktı. Kahramanların ruh hali, yapısı çok gerçekçiydi. Ama geç hepsini, boğazımda ne yutabildiğim ne gözlerimden yaş edip akıtabildiğim koca bir yumruk var. Anlatılan hikayenin gerçek oluşunun yükünü kim nasıl taşıyabilir? Romanlar ve romanların kahramanları bize hiç tanımadığımız insanların, ülkelerin, toplulukların hikayesini anlatırken empati duygumuzu ve kabulümüzü geliştirir. Bu yüzden romanların kahramanlarının gücüne hep inanmışımdır. Keşke okunsa, bilinse dediğim bir roman bu. Hediye edeceklerim listesinde en başlarda.
This was an impulse purchase: I simply picked it up from the new/best seller section at a bookstore in Samsun after quickly reading the back cover. It started a bit slow and had a soap opera feel to it. But it got good as the main character's daughter got into the picture, and even better when Dersim events got in the mix. This is the first book I have read by Baydar. I would like to read more of her work.
Okuduğum ilk Oya Baydar kitabıydı, sanırım son olacak.
Yazar ne kadar "Dersim romanı değil dese de bu kitap bir Dersim romanı.
Kitapta üç ana karakter var, birincisi şaşalı hayatı ile opera sanatçısı Diva. Yaşı geçkin, sürekli anılarını anlatan, bazı yerleri rüya mı anı mı anlaşılmayan ağdalı dille habire anlatan bir kadın.
İkincisi, Diva'nın kariyeri uğruna terkettiği kızı Arya. Hop birden hayatımıza giriyor, ne hikmetse kader onu Dersim'e sürüklüyor.
Üçüncü karakter ise Toplayıcı. Yüzüklerin Efendisi'ndeki kıymetlimiss tarzında Diva'nın etrafında dönüyor. Sığ bir karakter.
Ha bir de Arya'nın karşısına çıkan Cansa var, ağır abi, sürekli Dersim Dersim diyip, sürekli tekrar tekrar mağdur edebiyatı yapan bir karakter haline dönüşüyor.
En büyük sorun, tüm karakterlerin aynı ağızla, aynı cümlelerle, aynı şekilde konuşması. Tunceli'den çıkma, toprağı kültürü karış karış bilmesiyle oraların çocuğu olarak anlatılan Cansa, annesinin operasını dinleyip " annenizin vahşi bir sesi var" diyor. Peki.
O yıllarda yaşanan olayları tek taraflı anlatıp, üzerine bir de sürekli mağdur edebiyatının döndürülmesi kitabı oldukça sıkıcı hale getiriyor. Tekrarlar silinse kitap 250 sayfada bitebilir. Ağdalı cümleler seviyorsanız bu kitabı da sevebilirsiniz.
Kitabın özeti;
- Alakasız üç karakter, - Tarihte yaşanmış önemli olay, - Kaderin ördüğü ağlar - kesişen yollar, - Aşk, - Sürprizli son.
Öyle bir kitap okudum ki beni derinden sarstı. Acıyı yaşayanlar ya diri tutmak için sürekli anlatırlar ya da derin bir sessizliğe gömülür ve sırları ile göçerler.
Oya Baydar’dan okuduğum ilk kitaptı son olmayacak buna eminim.
Kitabın konusu özetle; Dünyaca ünlü bir Türk soprano ve onunla ilgili her ses kaydını & fotoğrafı toplamayı tutku haline getirmiş bir “toplayıcı” ile annesinin hayatının peşine düşen genç bir kadın... Toplayıcının eline geçen fotoğraflardan haberdar olmasıyla başlıyor. Gördükten sonra istemeden de olsa merakına yenik düşerek düşünmeye ve hatırlamaya çalışarak bizi de hikayenin içine çekiyor.
Fotoğrafların ardında yatan derin sırları kahramanlarla keşfetmek hem çok heyecanlı hem de çok üzücüydü.
Farkındalığımızı arttırmak adına yazmış Oya Hanım. Gerçeklerin bir kısmı tabii ama bu kadarını bile öğrenmek araştırmamız için dürtüyor bizi.
Dersim hikayelerini, Munzur efsanesi gibi nice efsaneleri barındıran, “benden” olan özüme bir kere daha dönmemi sağlayan bu eseri yazan kadına ne kadar teşekkür etsem az kalır. Güzel, duru bir Türkçe ile yazmış derin tespitlerde bulunmuş yazar. Öyle hemen okuyayım bitsin denmeyecek kadar derin tahliller var.
Bir konuda bilgi verirken müzik ya da efsaneler gibi konuları geçiştirmemiş, detaylandırmış. Müzik konusunda Aydın Büke’den destek almış mesela. Bunlar önemli araştırmalar güvenilir kaynaklar. Üstelik kendi yaşamından da anılarını aktarmış ama ne kadarı ya da hangileri onun anıları kitap bitene kadar anlamıyorsunuz. Sonundaki yazıda bir nebze netleşiyor.
Fazla ipucu vermekten korktuğum için yorumumu sonlandırıyorum. Genelde alıntı yazmayı tercih etmem ama alta eklemek istiyorum. Buraya kadar okuyan gözlerinize sağlık, teşekkür ediyorum.
🔻- korkunç bir hikâye
- hikâye deme bir daha. İnsan hayatları, binlerce, on binlerce insanın hayatı... geleceğe kurulmuş bir pusu, bir halkın, bir inancın, bir kültürün ölümle, zulümle, sürgünle yok edilişi. Sürgün mü demiştiniz? Burada olanlar, vahşetiyle hepsine tur bindirir!
This entire review has been hidden because of spoilers.
Çok zor bitirdiğim bir kitap oldu. Çok etkileyici bir konuya temas etmesine rağmen gereksiz uzatmalar ve tekrarlar romanın sünmesine sebep olmuş. Bir hareket katmak için kurguda yer alan yasak aşk hikâyesi de yapay durduğundan durumu kurtaramamış. Çok emek verilerek yazılmış bir roman olmakla birlikte bu ilgi çekici konunun daha akıcı bir dille ve/veya daha etkili bir kurguyla ele alınmasını beklerdim.
İlk Oya Baydar kitabımdı. Konu şüphesiz çok etkileyici. 470 küsür sayfayı 3 günde okudum. Dili de gayet güzel. Ama farklı zamanlarda farklı ruh hallerinde yazılmış 2 kitap vardı sanki. Ha ikisi de güzeldi o ayrı ama bütünlüğü bozuyor sanki. Kitaplarla ilgili güzellik kıstasım şu sorudur; "Bir daha okur musun?" Bu kitap için cevabım evet oldu.
Hic bir beklentim olmadan listeme aldigim ve dinledigim bir kitapti. Benim icin Oya Baydar ile tanisma kitabi oldu. Bir Diva’nin hayatini okuyacagimi sanirken, kat kat aralanan bir sosyal analizin icinde buldum kendimi. Karakterler zaman zaman yuzeysellesse de genel itibariyla surukleyici bir kitapti. Ara ara donerim Oya Baydar’a sanki…
İlk kez okuyorum oya baydar'ı. Dilini o kadar sevdim ki kendi önyargılı yanıma kızdım biraz. Anlatıcı geçişlerinin çok iyi kotarıldığı, şahsi duygulara içeriden iyi odaklanan ama bence çok dışarıdan bakamadığı için de (bazı noktalarda) yeterince iyi göremeyen bir roman olmuş. Dili çok etkileyici, hikayesi ilgi çekici ve karakterleri çok tanıdık. Ancak kimi duygulara ve yüzleşmelere dokunmaya o kadar korkmuş ki yazar, birine sen demekle siz demek arasında geçirdiğiniz anlara benziyor roman boyu anlatıcılarla mesafeniz.
Özetle çok sevdim. Karakterlerin hepsini gördüm ve tanıdım. Ancak her birine biraz daha yakın olabilmek isterdim.
Oya Baydar'ın doğu ve batıyı yakınlaştırma çabasına, bunu yaparkenki özenine, inceliğine müthiş saygı duyuyorum. Öyle ki bu çabaya zeval getirecek bir yorum yapmaktan imtina etmek isterim. Hikayenin peşine takılıp gidiyor, başkasının acısına bakmaya yatkınlığınızı tartıyor, kendinize sorular sormadan duramıyorsunuz. Okurun içinde böyle bir devinime vesile olan bir kitabı yıldız sayısına bakarak değerlendirmemek lazım.
Yine de Oya Baydar'ın kendi öyküsüne çok bağlandığını düşünmeden edemedim. Kesilip atılabilecek bir çok bölüme kıyamamış sanki. Tekrarlar gerçekten çok fazla. Bazen aynı karakterin, bazen farklı karakterlerin ağzından tekrar tekrar aynı yorumları dinliyoruz. Detaylarda kayboluyoruz. Karakterlerin çoğu aynı dili konuşuyor. Öyle ki yer yer anlatıcıları birbirlerinden ayırmak mümkün olmuyor. Anlatıcının dışında, diyaloglarda da benzer ağdalı üslup mevcut.
Bütün bunların zarar veremediği kurgu sapasağlam bir iskelet gibi duruyor. Bireyin bellek ve kimliği memleketinkilerle iç içe geçiyor. Oya Baydar'ın bu kitabın bir Dersim romanı olmadığı savına ikna oldum. Bu denklemde yüzleşemediğimiz, hesaplaşamadığımız, tabu haline getirdiğimiz pek çok şeyi koyabiliriz Dersim'in yerine. Yine de bölgeye dair başka türlü haberdar olmamızın mümkün olmayacağı bir çok kültürel bilgiyi de bonus olarak kazanıyoruz.
Kitap gayet guzel gidiyordu. Özellikle Dersim hikayeleri ile ilgili kisim muhtesemdi, ogreticiydi. Ama Arya ve Cansa arasindaki iliski klise, bayagi ve zorlama geldi. Dersim acilarini, derinligini basitlestirdi. O yuzden 5 yerine, bu bayagi iliski ve bayagi, zorlama cumleler yuzunden 3 verdim.
Asagidaki siire ise bayildim.
DERSİM HALKININ SABAH DUASI “Ey sabahın ışık taşıyan atlısı, gül nurunu yüreğimden esirgeme. Ey doğan gün! Ey hak nuru! Hakikatı aydınlığınla göster. Ey doğan gün, dağdaki kurdun, gökteki kuşun, tarladaki böceğin, kapıdaki köpeğin rızkını, nasibini ver önce. Artarsa benim de nasibimi ver. Sularki doganin kanidir, Sulari koru, doganin hakkini ver. Ziyaretgahlarini, ulularini, Olulerini de rizksiz, duasiz koma. Sonrada kalirsa eger bir pay, Benim de rizkimi, nasibimi ver.. "
Fotoğraflar ne kadar yansıtır ki gerçeği?? . O gülümseme dolu, allı pullu resimlerde görünebiliyor mu ki yaşanılan hayatın aslı? . . Peki hangisi gerçek biziz? Şu an durduğıçumuz yer mi, yoksa geçmişte kim olduğumuz mu?? . . Bir Diva... Opera sanatçısı... Eşsiz bir ses... Bu sanatçının eski fotoğrafları birden ortaya çıkıp o muhteşem hayatına dair gerçekleri eşelemeye başlarsa??? Bu diva dününe, 5 sene öncesine, 10 senw öncesine hatta çocukluğuna dönüp bakarsa?? . . Oya Baydar'ın hayran bırakan kaleminden bu eseri çok severek okudum. Farklı bir hikaye, sürükleyici, keyif, bilinmezlik ve bir o kadar da hepimize ait gerçeklerle dolu... . . Bu güzel roman benim 'en sevdiklerim' listesine eklendi bile... Tavsiyemizdir efendim 😊🙏
Konu muhteşem olsa da kurguda eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Öncelikle üç farklı kişinin ağzından dünyaca ünlü bir opera sanatçısının geçmişine yolculuk yaparken 1938 dersim olaylarına da tanıklık ediyoruz. Fakat zaten genel hatları ile bildiğim detayına vakıf olamadığım bir konu iken efsanelere yerel isimlere inecek kadar detaylı bir şekilde anlatılması beni okurken çok zorlandı. Zaman zaman kopmalar yaşadım. Ayrıca romanın olayları opera sanatçının ağzından okuduğumuz kısımla kızının ağzından okuduğumuz kısım o kadar farklıydı ki sanki ayrı zamanlarda yazılıp sonradan birleştirilmiş gibiydi. Romanın sonunun ise çok aceleye getirildiğini adeta bir an önce bitsin diye yazıldığını düşünüyorum çünkü her şey bir anda sonuca bağlandı.
Kitabı beğendim, yer yer ( özellikle Arya kısımlarında ) sıkıldım. DİVA’lı ilk bölüm baya akıcıydı. Toplayıcının obsesif boyutta takıntısını pek anlamadım ama.. abi ne manyaksın sen ya, bir de kadının hayatını beğenmeyip; “ aşkım o öyle olmamıştı ama..” diyerek mansplaining yapıyor. Diva karekteri dolayısıyla sanırım, pek sevemedim. Bir de kitabın başlarında zaten anladım Diva’nın öncesini, Arya’nın sonunu. Oya hanım seviyor kadın karekterlerinin evliliği dışında gerçek aşkı bul asına ama illede kocalarına geri dönmelerini. Bir de Küçük Prens aşkı.. yazar her kitabında aynı alıntıyı kullanıyor ve hep kedilerce. Kitabı okurken de bazan içinde adı geçen konçertoları açıp dinleyip okudum negzel.
Yani illa ki bir yasak aşk olacak. Kadın kocasını aldatıyor ve bunu göğsünü gere gere annesine anlatıyor, ve de diyor ki hiç pişman değilim, daha da güçlendim, arzularımın peşinden gittim. Lan kadının iki tane çocuğu var, kocası evde bekliyor, bari az pişman ol.
O kadar gereksiz bir kısımdı ki üstte yazdığım, keşke kitapta olmasaymış.
Dili sevemedim, gerçekliğin kurguya dönüştürülürken aldığı hali sevemedim, karakterleri içimde duyamadım, dilin çok cici oluşu özlerine inmemi engelledi, ancak 38'de Dersimi en basit haliyle anlatışı, bazı efsanelere yer verişi güzel.
konu güzel fakat gereğinden fazla uzatılmış detaylandırılmış bir anlatımı olduğunu düşünüyorum, bazen cidden çok sıkıldım. apaçık ortada olan bir şeyi defalarca kez gözümüze sokup pekiştirmeye ne gerek vardı, bilmiyorum.
Bu roman bir Dersim romanı değil diyerek bitiyor Oya Baydar, haklı da. Ancak bu roman kesinlikle bir farkındalık, bir kendini bulma romanı da değil. Çokça eksiğe rağmen çok uzun ve gereksiz detaylarla dolu kitap.
this novel is just Baydar's style that I cannot find to say something interesting. This is as ironic, sometime abrasive as the other novels of Baydar. As usual reader can see her symbols as repeating colours many times actually they are obsessions. Anyway it worths to reed.