Gazi Mustafa Kemal'in tedavi olmak için gittiği Karlsbad ve Viyana'da ''Geçen Günlerim'' başlığı
altında 30 Haziran 1918 Pazar gününden 28 Temmuz Pazar gününe kadar altı deftere yazdığı
anıları..
Kitabın 3'te 1 lik ilk kısmı, Gazinin "meslek ve fikir" hayatının özeti. Sonrasında Afet İnan, bu 6 defterden ve kapsamından, içeriğinden bahsediliyor ve Mustafa Kemal'in günlüklerini kendi kaleminden okuyoruz. Paşa, dinlenmesi gereken bu bir ay boyunca dahi her boşluktan faydalanarak çok çeşitli okumalar yapıyor, özel dersler alarak Fransızca ve Almancasını ilerletmeye çalışıyor.
Cemiyet hayatı/cemiyet hayatında Türk kadınını tasavvur ettiği yer konusunda çağının ötesinde görüşlerini okumak ve bu görüşlerini temellendirmekteki sistematiğine hayran kalmamak elde değil.
Günlüklerde yer yer hafif bir melankoli hissedilse de; kendi yetenek ve limitlerini, dünyayı, şartları okumakta mahir, akıl çerçevesinde elinden geleni yapmakta ısrarcı disiplinli bir insan görülüyor.
Kitaptan bazı pasajlar:
" Dedim ki ben her vakit söylerim, burada da bu vesile ile belirteyim. Benim elime büyük salâhiyet ve kudret geçerse ben sosyal yaşamımızda istenilen devrimi bir anda bir "Coup" ile uygulayabileceğimi sanıyorum. Zira ben bazıları gibi halk anlayışını bilenlerin kavrayışlarını yavaş yavaş benim anlayışımın ölçüsünde düşünme ve tasarlamaya alıştırmak suretiyle, bu işin yapılabileceğini kabul etmiyor ve böyle harekete karsı ruhum isyan ediyor. Neden bu kadar yıllık bir yükseköğretim gördükten, uygar yaşamı ve toplumu inceledikten ve özgürlüğünü elde etmek için hayatı ve yılları harcadıktan sonra neden cahiller derecesine ineyim? Onları kendi dereceme çıkarırım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar. Bununla birlikte bu konuda incelenmesi
gereken bazı noktalar var, bunları iyice değerlendirip kararlaştırmadan ise başlamak hata olur"
...
" Ecdadımızın, Osmanlı dilaverlerinin izdivaç usulü mağrur erkeklerin tercih edeceği bir tarzdır. Bir Osmanlı için, o da her emir ve işaretine amade yalnız kendine hasr-ı vücut etmiş veya etmeye mecbur kalmış bir veya daha ziyade kadın vardır. Koca yiğit, bunlarla ancak zamanında meşgul olur. Sonra atı vardır, silahları vardır. At ve silah ile icra ettiği askerlik sanat ve muzafferiyet ve ganaimi kendince eğlendirmeye kâfidir. ................ Fakat zannediyorum, artık bugün kadınları büyük babalarımızın müthiş nazarları altında sinmiş olduğu gibi bulunduramayacağız. ................ Velhasıl netice: Bu kadın meselesinde cesur olalım. Vesveseyi bırakalım... Açılsınlar onların dimağlarını ciddi ulûm ve fünûn ile tezyin edelim. İffeti, fenni sıhhi surette izah edelim. Şeref ve haysiyet sahibi olmalarına birinci derecede ehemmiyet verelim. Sonra sahsı irtibata gelince, tabiat ve ahlakımıza muvafık karı arayalım ve onunla surût-i izdivaciyemizi açık ve kati kararlaştıralım. Ona, riayette kusur edince, onun icabatını yapalım. Kadın da böyle hareket etsin!.."
....
" Ben de genç iken mutlaka, Avrupalı bir kızla izdivaç edeceğim diyordum. Bizim kızlarımız hatırıma bile gelmiyordu. Onları, tahsil ve terbiyeleri ve itiyad-i ictimaiyeleri itibariyle gayr-ı kabil-i refakat bulurdum. Fakat izdivaçta hüsn-i imtizacın kabil-i teessüs ve devam olabilmesi için mevcut olması lazım gelen Sartlar tetkik ve tefehhüm edildikten sonra, dini, milliyeti, hüsn-i muhiti terbiyesi, ahlakı, adatı muhtelif iki insanın ittihadlarındaki garabet kadar nazar-ı calib bir şey olmadığı suhuletle anlaşılıyor.."