Kan ve Gül, fantastik bir polisiye. Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir roman. Ziyadesiyle hazin, epey hareketli, hayli komik.
İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde.
Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete… geçmesi pekala mümkündür. Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması… galiba iyi olacaktır. Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır. Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir.
Peki, bu amatör dedektif, kaderin hükmünü değiştirebilecek midir?
Maktulü kurtardığına, katili bulduğuna memnun olacak mıdır?
Geleceği görmek mi daha zordur yoksa geçmişi mi?
Kara mizah ustası Alper Canıgüz, beşinci romanında, kurgu ve anlatımdaki yetkinliğini bir adım daha öteye taşıyor.
Alper Canıgüz'ün akıllı ve matrak biri olduğu kesin. Müzik zevkine de şapka çıkarırım. Kolay okunan, ama araya bazı siyasi, felsefi düşünceler de serpiştirilen mizahi polisiyeleriyle memlekette kayda değer bir hayran kitlesi oluşturduğu da anlaşılıyor. Daha önce Gizli Ajans'ını okumuş, pek beğenmemiş, zorlama bulmuştum. Kan ve Gül daha iyi. Ama sonu yine biraz iğreti olmuş sanki. Kitaba adını veren şarkısıyla bir dönem epey şöhret olan İskender Doğan'ın yan karakterlerden biri olması da ilginç tabii. Kafa dağıtmak için okunacak kitaplardan. Bu açıdan türünün iyi bir örneği.
"Memleketimizdeki yükseköğrenim kurumlarından birine yolu düşen herkes, devletimizin bu ilim ve irfan yuvalarının üstüne nasıl titrediğini, kapıya yığdığı özel güvenlik, polis gücü, çevik kuvvet ve hatta jandarmalara bakarak kolayca anlayabilir. Serbest düşüncenin kalesi üniversite, ülkemize kelimenin tam anlamıyla kale gibi korunmaktadır yani."
"..aslında bence komik bulmuştu biraz ama ebeveyn esprisine gülmenin taze bir ergenin işleyebileceği yüz yetmiş iki bin büyük günahtan biri olduğunu bildiğimden ses çıkarmadım bu yorumuna."
"Eh neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenebilme yetisi değil midir?"
"Beni bir paragrafta sınırda kişilik bozukluğunun eşiğine getiren kadına şöyle bir bakıp iç geçirdim."
"Sanatçı tabiatı gereği atak, küstah ve kibirlidir, işte bu yüzden çoğunun işindeki ustalığıyla ruhunun tekamülü aynı hızda ilerlemez."
"..yakıcı konulara dokunmadan, havadan sudan sohbet edebilecekken dostça bir sorumluluk duygusuyla konuşması duygulandırmıştı beni. Ne kadar ender karşılaşıyordu insan böyle şeylerle."
"Bir anlığına orada değil de şurada olsan, o tarafta değil de başka tarafa baksan, kıçını sol elinle değil sağ elinle kaşısan, bir sözü söylesen, ötekini söylemesen.. Kaderin acımasız ağları aslında ne kadar da zayıf bağlarla örülmekteydi."
"İnsan, çok matah biri sayılmayacağının farkında bile olsa, hep kendini diğerlerinden farklı bir yere koyma eğiliminde ve ben kulunuz da aynen böyleyim."
"Bütün devletler faşizme eğilimlidir ve en iyi haliyle birer asalaktır."
"İçimi kaplayan duyguyu izah etmem zor. Kızgınlık, kırgınlık ya da düş kırıklığı değildi. Beklentiye dair beklentisini yitirmek gibi bir şey.."
"Kendine acımak, geçmişe yazıklanmak faydasız ve anlamsız bir işti. Olmak, olmamanın bir fonksiyonuydu."
"Asıl siz nasıl yapabiliyorsunuz? Nasıl her şeye bu kadar kolay ikna oluyorsunuz? Anlamadığınız fikirlere tutunuyorsunuz, tanrılara yalvarıyorsunuz, birbirinize sonsuz aşk yeminleri ediyorsunuz.. Sonra tüm inançlarınız yerle bir olduğunda, hiçbir şey değişmemiş gibi yolunuza devam ediyorsunuz."
"Bir şehla rahatlıkla ben şaşıyım diyebilir oysa bir şaşı hep şehla olduğuna inanır."
"Sıradan hiç kimse tarafından tanınmayacak kadar ünlü kişiler.. Sofistike vicdansızlar."
"Ben sadece basit bir katalizörüm, dostum. İlişkilere girer, onları dönüştürür, kendim değişmeden yoluma devam ederim."
"Bir an baletken, kaderin küçük bir cilvesiyle bir katile dönüşüveriyordunuz."
Son birkaç neslin insanları Türk edebiyatından kaçarak büyüdü. Bunda en büyük pay MEB’in kitap “okutmama” politikasında. Çünkü edebiyatımızın dev isimlerini, dünya standartlarındaki öykücü ve romancılarını bize hiç olmayacak yaşlarda dayattılar.
Bunların Alper Canıgüz ile ilgisi ne peki? Aslında bana bunları kitabı okurken düşündürten şey başkarakterimiz Aziz’in içinde ukte kalmış Sait Faik eserlerini İngilizceye çevirme sevdası. Bu incelemeye devam etmeden önce size kesin bir şey söyleyeceğim. Eğer ki Türk edebiyatına karşı önyargılarınız varsa, çeviri eserler dışında kitap okumuyorsanız, işte aradığınız yazar.
Kan ve Gül, adı gibi bir kara deja vu gerçekten de. “Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…” sloganlı kitabın bu spotunu ilk okuduğumda bir an durup “Nasıl yani?” dediysem de, okumaya başlayınca her şey netlik kazandı.
Şu sıralar pek çok kişinin yakındığı ama peynir ekmek gibi satan ucuz romanları var ya hani, başkarakterimiz Aziz bu romanların çevirmeni. Nergis, onun eski eşi. Üniversiteden beri hayatının aşkı, fakat gel gör ki yaşamının bir yerinde bu sevgiyi öldürdüğü ve Nergis’i kendine düşman ettiği aşkı. Zeynep ise bu aşk ve nefretle gelgitler yaşayan aşkın meyvesi, kızları.
Artık resmen ergenlik çağına giren Zeynep’in dans gösterisi için mezun olduğu okula, Boğaziçi’ne giden Aziz’in hikâyesi tam da burada başlıyor. Yolda yıllardır görülmemiş eski dostlarla karşılaşılması ve geçmişe dair alınan tuhaf bilgiler derken zaten gidişattan bir şeylerin fena hâlde yanlış olduğunu anlıyorsunuz. Emin olun, Aziz de bunun farkında. Ama Zeynep’in dans gösterisinde dananın kuyruğu kopuyor ve – nasıl olduğu bana kalsın – Aziz bir anda geçmişte geriye gidiyor. Nasıl ve nedeni spoiler olacak. Ben şu kadarını söyleyeyim size, Aziz zamanda geriye gittiğinde zamanı olduğu gibi yaşamıyor.
Hani kitabın spotu “Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…” idi ya, işte bu spot ile ne denmek istediğini bu andan itibaren anlamaya başlıyoruz. Böylece Aziz ile birlikte bir araya gelinmemiş antin kuntin karakterlerle ahbaplık ediyor ve gerçekleşeceğini kendi gerçek zamanımızda öğrendiğimiz bir cinayetin izini sürerken kendi hayatımıza dair de o dönem ne kadar kör olduğumuzun ayırdına varıyoruz.
Kitabın içindeki tüm altbaşlıklar Nirvana’nın şarkılarına ait ve ben bunu inanılmaz sevdim. Özellikle romandaki zaman geçişinin (bir nevi zamanda yolculuk söz konusu) ardından Kurt Cobain’in intiharının/öldürülüşünün tarihi olan 5 Nisan 1994’e doğru emin adımlarla ilerleyişi ve buna birinci tekildeki anlatıcının da sık sık vurgu yapması altbaşlıkları daha bir anlamlı kılıyor.
Tam burada şöyle bir bütünlük çıkıyor ortaya: Kurt Cobain’in intihar mı, yoksa cinayet mi olan ölümü yıllar yılı tartışılır ve cevapsız kalırken, Cobain’in ölümüne doğru adım adım gidilen şu günlerde başkarakterimiz Aziz de Abdül adlı bir gencin cinayetini araştırıyor. Çünkü Abdül, Aziz’in yaşadığı gerçek zamanında yıllar yıllar önce öldürülmüş ama niyesi ve nasılı bilinmeyen bir kurban. Böylece Kurt Cobain olayına doğru giderken, Abdül’ün cinayetini de durdurmak ve dahi çözmek için de ilerliyoruz. Nasıl ama?
Ben tekrar etmiş olayım. Türk edebiyatına karşı en ufak bir önyargınız, küskünlüğünüz ya da herhangi bir olumsuz düşünceniz varsa derhal Alper Canıgüz ile tanışın ve sonrasında edebiyatımızın ustalarını tanımak için daha fazla vakit kaybetmeyin. Çağdaş Türk edebiyatına orantısız zekayı katan ve bu sırada ustalarına da selam çakan yazarlarla tanışmadan ölmeyin.
Canıgüz’ün hayranları içinse kapanışta şunu diyebilirim: Okuduğum için hiç mi hiç pişman olmadığım, ama bir şekilde aradığımı bulamadığım bir eser oldu. Derinliği daha yüksek, kurgusu daha çetrefilli bir eser umuyordum ben. Kan ve Gül kötü mü peki? Asla. Ama Alper Canıgüz’ün eserlerine aşinaysanız Kan ve Gül onların yanında daha hafif bir eser olarak kalmış gibi hissettiriyor.
Enis Batur bir şiirinde, "Döndüm: Yeni bir yangın kurarım diye / eski bir kıvılcımı tutup kökünden. / Döndüm ki, döndüğüm yerde değilim." der. Kan ve Gül'ün geçmişin izini bizatihi geçmişte süren karakteri Aziz de bir nevi böyle. Bir kıvılcımdan tutup dönüyor geçmişe ve kendini işlenmemiş bir cinayetin izini sürerken buluyor. Aziz'in döndüğü yerde kendini mi, yoksa bir yangını mı bulacağını okuyunca göreceksiniz elbet. Benim diyebileceğim tek şey, insan Alper Canıgüz okumayı özlüyormuş, okurken fark ettim bunu.
Uzun zaman sonra Alper Canıgüz okumak ne iyi oldu. Lisenin ilk yıllarına döndüm, hunharca bütün kitaplarını okuyup içtiğim zamanlara. Kitap öncekiler kadar iyi değildi gibi geldi bana; hikaye çok iyi işlenmemiş, üslup önceki kitaplardakinden bir tık geride, politik göndermeler kuvvetli ve incelikli değil, üstünkörü geldi biraz. Yine de güzel bir mola oldu, gençliği yaad etmek, birkaç saatliğine kaçmak için hoş bir kitap.
3,5 / 4 . Alper Canıgüz kitaplarından fazlasını beklemek kitap bittiğinde hayal kırıklığına sebep olabiliyor.
Tatlı Rüyalar'ın 2000 yılında Kan ve Gül'ün ise 2017'de yayımlandığını göz önüne alırsak, bu kitapta daha muzip bir dil ve daha komplike bir kurgu bekliyordum. Dil konusunda da kurguda da aradığımı bulamadım. Yine de keyifli zaman geçirdiğimi söyleyebilirim. Yazarımız yazdıkça okumaya devam edeceğim.
Afili Filintalar'a bayağıdır mesafeliydim, aslında bu kitabı da okumadım, dinledim. Storytel aboneliğimden faydalanmak için yolculuk boyunca polisiye (ellen holms) dinliyordum, Alper Canıgüz'ün bu kitabını ise seslendirenin Yiğit Özşener olduğunu görünce dinleme kararı aldım. Bu arada, kendisinin harika bir iş çıkardığını söyleyebilirim, seslendirdiği diğer kitapları da dinlemeye karar verdim. Kitaba gelirsek, klasik Canıgüz: Eğlenceli, kimi yerlerde kahkaha attıracak kadar; ilginç karakterlerle dolu; gittikçe hızlanan ve karmaşıklaşan bir kurguya sahip amma velakin finali tam bir fiyasko. Vakit geçirmek, kafa dağıtmak, eğlenmek için hafif bir şeyler arıyorsanız tavsiye ederim. 3/5
Dejavu, dizi ve film sektöründe sıkça işlenen konulardan biri. Alper Canıgüz 1990 lara gönderme yaparak kolay okunan zevkli bir çalışma yapmış. Çok edebi bir metin beklemeden eğlenmek için okunacak hoş bir roman..
Canıgüz'ün kalemini seviyorum. Bana göre gayet akıcı ve eğlenceli yazıyor. Alper Kamu serisini okumuştum ve çok beğenmiştim. Kitaplarında böyle gerçeküstülük ve biraz polisiye havası oluyor ve ikisi güzel harmanlanıyor. Bu kitapta polisiye kısmı biraz havada kalmış o yüzden puan kırdım. Ama okumadığım diğer iki kitabını da mutlaka okuyacağım 💕
4.5 gibi, 5 verecek kadar bütün hissettirmedi ama harika bir olay örgüsü vardı bence. Bittiğinde, kitabı düşünürken kendimi garip hissettim.
Kitap bir noktaya geldiğinde teorilerimle ben heyecanla bekliyorduk ne olacağını. Ve tahminim tuttu, bildim. Bildiğime mutluyum çünkü bana kalırsa yazar ipucunu bırakmıştı çok küçük bir yere. Ya da ben öyle algılamak istedim. Ki bence ana karakter gibi düşündüğüm varsayilirsa, zor bir teori olmadı.
Bu kitap o kadar ilginç ve sürükleyiciydi ki, anlamını bilmediğim ve ilgilenmediğim konulara değinildiğinde dahi sıkılmadan çevirdim sayfaları. Belli yerlerde herkesin bir konuda diyecek bir şeyi olması ve bunu felsefik bir şekilde dile getiriyor olması bana gerçekçi gelmedi pek, o dönemlerde yaşamadım bu yüzden pek sorgulamadım durumu. Her karakterin her dediğine katılmadım elbette ama düşünce farklılığıyla ve azıcık psikopatlıkla zenginleştirilmiş olması hoşuma gitti.
لو عاد بك الزمن للوراء هل ستكرر نفس أخطائك؟ هذا هو السؤال الي يطرحه كل منا على نفسه عندما يواجه حاضره و هو السؤال المطروح في هذه الرواية التي تحكي عبر فصولها و المعنومة بعناوين أغاني فريق نيرفانا التي طبعت وجود جيل x . بطلنا"عزيز " مترجم لقصص عاطفية و مطلق و اب لابنة يعيش قلقا وجوديا و مراجعة للذات حول اختياراته في الحياة : العمل و الطلاق و بسبب سلسلة من اللقاءات و حادث يتعرض له سيحصل على الأمنية التي نحلم بها : العودة إلى الوراء و تصحيح أغلاطنا مع خاصية أننا نعرف ماذا حصل. العمل زمنيا منقسم لحاضر و لماضي مكرر و عبورهما أحداث لا تحيل فقط على بطلنا و لكنها أحداث تحيل على تركيا في تلك الفترة و على جيل بأكمله . نهاية العمل هي نهاية تليق بالسؤال المطروح الذي انطلقنا منه: تصحيح الماضي. ملاحظة :العنوان هو عنوان أكثر أغنية أحبها لنيرفانا
200 sayfalık bir kitaba göre bile lafı ağzında çok gevelemiş. kurgusu çok sallanıyor. siyaseten söylemek istediklerini gömdüğü diyaloglar çok alakasızdı. ana karakter dışında hiçbir karakterin gelişimini yazmaya gerek duymamış. zamanda seyahat gibi çok esneyebilir bir konuyu güdük bırakmış.
edebiyatla yeni tanışan ya da kitap okuma alışkanlığı kazanmak ya alışkanlığını geliştirmek isteyen arkadaşlar gönül rahatlığıyla okuyabilir, diğerleri uzak dursun.
Alper Canıgüz'ü okumayı çok özlemişim. Yine o çok sevdiğim kendisine has üslubunu okuyabilmek çok güzeldi. Her ne kadar favorim hâlâ Gizliajans olsa da Kan ve Gül'ü de çok sevdim. :)
"Örgün eğitimde güzel sanatları yaygınlaştırdığımız takdirde, bizim de, kimi ecnebi romanlarında gördüğümüz türden sofistike canilere kavuşmamız işten değildi"
Çok hoş bir kitaptı, konu güzeldi, 94ü hatırlamak iyiydi. Nereden nereye, 23 yıl geçmiş.
Alper Canıgüz'le ilk tanışıklığım. Rahat okunan ama insanı çarpmayan, bir daha okuma isteği uyandırmayan bir roman. Ağır kitaplar arasında bir nefes belki.
Alper Canıgüz’ün okuduğum ilk kitabı oldu. Afili Filintalar oluşumuna, etrafında oluşan havadan mıdır bilmiyorum, hep mesafeli ve ön yargılı kalmışım. Bu kitapla her türlü ön yargının yıkılması gerektiğini bir kere daha idrak ettim diyebilirim. Diğerlerini de okuyacağım. Öncelikle potansiyel handikap olarak gördüğüm bir şey : Genel olarak insanda bulunan “eskiden her şey daha güzeldi , açtık ama mutluyduk be” ve türevleri cümlelerle özetlenebilecek, bir bakıma tabii de olan ve buralarda işlerin her geçen gün fazlasıyla sarpa sarması ile dünyanın geri kalanından daha fazla baskın hale gelen bir nostalji duygusu var. Kitabı okurken olaylar gelişmeye başladığında elimdekinin, polisiyenin yanında bir tür nostalji pornosuna dönüşeceğinden korktum. Bazı yerlerde bu minvalde ufak göz kırpmalar olsa da yazar bence buna düşmeden kotarmış işi. Polisiye kurgu ve üslup kitabı zaten çok okunaklı kılıyorlar ancak yazarın sundukları salt bunlardan ibaret değil. Üniversitelilerin kitapta seyrek rastladığımız tartışmaları,tümü olmasa da bir çoğu, benim okuduğum bir çok Türk romanındakilerden daha derinlikliydi diyebilirim. Keza Abdül karakteri de bir Bazarov veya bir Suat havası hissettirdi bana. Yazarın onu matrak tarafa yaslaması dahi barındırdığı sahicilik potansiyelini zedelemedi benim nezdimde. Dil konusunda da yine bir bıçak sırtı durum vardı. Anlatıcının dili ile diyalog dili arasında kendiliğinden sallanan bir sarkaç var gibi. Ne bu tarafa ne öbür tarafa kaçmadan hareket ediyor. Bu hareketin sonucunda ortaya çıkan desende muzip bir dil ile daha oturaklı ifadeler iç içe bir doğal bütünlük oluşturuyor.
Alper Caniguz'e karsi olumsuz bir oryargim olsa da bu kitabini cok begendim. Kurgu cok basarili, surprizli. Gercekle fantezi birbirine tatli tatli karismis. Benim gibi fantastik seyleri sevmeyen biri icin bile hic rahatsiz edici degil.
Kisisel not: Bu kitapla beraber reading challenge'mi basariyla tamamlayamasam da yili guzel bir kitapla bitirmis oldum. İyi ki kitaplar var..
Asla elimden bırakamadım eee şimdi ne olacak diye diye okudum ama sonu tatmin etmedi. Evet şok ettiği, şaşırttığı bir sürü kısım oldu ama sonunda bir şey eksik gibi geldi bilmiyorum. Ama çok ince işlenmişti. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ama diğer eserlerini de ilk fırsatta okumak istiyorum.
Kan ve Gül’e Storytel’de tesadüfen rastladım. Çocukluğumun sevilen ve bilinen bir şarkısı idi Kan ve Gül. Zaten kitap da adını bu şarkıdan alıyor. Şarkıcısı İskender Doğan da kitabın önemli bir karakteri. Kurgusu biraz Müjde Ar’ın ünlü filmi Ah Belinda’yı anımsattı. Yazarın dilini, esprili anlatımını çok sevdim. Diğer kitaplarını da okuyacağım.
Herkesin geçmişle o veya bu şekilde bir derdi vardır sanırım. Geçmişe dönmek isteriz ama aynı yılları, aynı şekilde tekrar yaşamak değil şimdiki aklımızla geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirme fikridir bizi cezbeden. Kan ve Gül kitabı da, Alper Canıgüz’ün polisiye olarak adlandırılan, ancak bence, felsefi diyaloglar eşliğinde geçmişiyle hesaplaştığı fantastik bir psikolojik roman. Psikolojik derken bunalımlı bir ruh hali aklınıza gelmesin, tam tersine oldukça eğlenceli ve sürükleyici bir roman.
40’lı yaşlarına gelmiş, bir kızı olmuş ve boşanmış, büyük hayalleri, yapabileceği güzel projeleri varken, üşenmiş ve üniversiteden beri yaptığı çeviri işine* devam ederek bir nevi yıllarını heba etmiş, 'akşamdan-akşama' içip kendini akışa bırakmış zeki ama bunalımlı bir karakter Aziz.
Aziz’in bir şekilde şimdiki aklıyla 94 yılına, Boğaziçi Üniversitesi Orta Kantine dönmesiyle boyut değiştiriyor kitap. O zaman tanıdığı arkadaşlarının gelecekteki halini de bildiği için farklı bir bakış açısıyla bakıyor olaylara. Epey de komik anekdotlar çıkıyor tabii.
Kurgu, üniversite yıllarında işlenen bir cinayeti araştırıp geçmişiyle hesaplaşarak ruhunu özgürleştirmesi üzerine gelişiyor. Öykü muhteşem ancak kitabın sonu hayalkırıklığı. Fakat hayat da böyle değil mi! Alper Canıgüz’ün dediği gibi:
"Belki de elime geçen tek şans, zarları bir kez daha atma fırsatından ibaretti. Belki de mühim olan geleceği değil, geçmişi görebilme yeteneğiydi. Belki de, hayatın kontrolsüz bir düşüş olduğunu kabul edip ona mutlu bir son aramak yerine, iyi bir hikaye olmasına gayret etmeliydim.”
Gerçekten iyi bir hikaye "Kan ve Gül". Kitabın adının da ne kadar iyi bir seçim olduğunu, kitabı okuduğunuzda anlayacaksınız. Mutlaka tavsiye ederim.
* Çevirmenler yanlış anlaşılmasın :) Aziz'in güzel projeleri ve hayalleri de çeviri ile ilgili, "heba etme" kısmı sevmediği bir türü çevirmeye devam ettiği için kullanıldı.
Alper Canıgüz'ü çok özlemişim o ayrı ama bu kitabı diğerlerinden farklı geldi bana, bambaşka bir tat verdi. Bir tek cümlesini okur okumaz, kendisini neden sevdiğimi hemen hatırladığım, doğallığı, muzipliği ve psikolojik analizleriyle en sevdiklerim arasında yerini aldı kitap. Yine bir solukta bitmesin diye kıyamayıp yavaş yavaş okudum, yine gülümseten cümleleri dönüp bir daha okudum ama yine yetmedi, yine bittiğine üzüldüm. Okuyalım, okutalım :)
Cok begendigim bir yazar bana göre bundan daha iyisini de yazabilir nedense bir yerlerde tökezliyor gibi..Yinede severek okudum. ilk bölumler daha da iyiydi,daha sonralari biraz bosvermislik var.