Kitabı beğendim, özellikle albay ve doktor karakterleri ve aralarındaki diyaloglar hoşuma gitti. Doktorun yardım çağrılarını yanıtsız bırakışı oturmamıştı kafamda ki orada da Gabriel Garcia Marquez'e Giriş kitabı yardımıma koştu. (Aşağıdaki alıntıların kitabın arka sayfasında anlatılardan faklı olduğunu düşünmüyorum bu sebeple spoiler olduğu kanısında değilim, arka kapakta verilen bilgilerin belki biraz analizi olabilir ama yine de okumak gibi, risk almamak adına okumamayı tercih etmek de seçenekler arasındadır. )
Söz konusu kitaptan Yaprak Fırtınası'na dair alıntılar:
"....(Bu kitap) Virginia Woolf ile William Faulkner'ın etkisindeyken yazılmıştı.(Yaprak Fırtınası'nı okumaya hazırlanmanın en iyi yolu Faulkner'dan Döşeğimde Ölürken ile Woolf'tan Mrs. Dalloway'i okumaktır. Yaprak Fırtınası'nı bitirince okurlar unutmamalıdır ki Marquez bu yazarlardan sadece 23 sene sonra bu müthiş ilk kitabını yazdığında bir üçüncü dünya ülkesindeydi ve yalnızca 23 yaşındaydı.)"
"Roman 12 Eylül 1928 gününde, tam olarak öğleden sonra saat 02:30 ile 03:00 arasında geçer."
"....Numaralandırılmış on bir bölümün içinde 28 kısım bulunur. 12 tanesini büyükbaba, onunu Isabel, altısınıysa çocuk anlatmaktadır. Romanın başlangıcı ve sonunda ise çocuğun anlattığı kısımlar vardır; yazarın hissettirmek istediği, diğer karakterlerin elini bağlayan ilişkilerden kaçıp geleceği düşünmeyi başaran tek karakterin çocuk olduğudur. Yaşam diğer karakterlerin hepsini yıpratmıştır, hatta bazen mağlup etmiştir." (İşte tam da bu yüzden, yıpranmışlığa rağmen zoru başarıp çocuk kalabilmek paha biçilmez değil mi?)
"....üstü kapalı olarak zamanın da ataerkil bir dayatma olduğunu, insana tarihi dayattığını söyler: Kadınlar hem toplum hem de doğa tarafından tutsak edilmektedir."
"Çocuk naaşa bakmamaya çalışsa da kendini tutamaz. Ölümün dehşeti, gizemi ve katiyetiyle yüzleşir. Ölümü anlamasına kimse yardımcı olmaz (zaten kimsenin ölümü tamamen anladığı söylenemez.) Dahası, söz konusu ölüm ahlaki ve siyasi meselelere sarmalanmıştır ve çocuğun olanları anlamasına da kimse yardımcı olmaz. Var olduğu dünyanın adeta "Viktoryen" bir dünya olduğu söylenebilir; hemen her şey çocuklara kapalıdır, çocuklar görülür ama duyulmaz, onlara neredeyse hiç hitap edilmez."
"...Şiddetli ama önemli bir savaşın gazisi olan albay, her şeye rağmen yaşamın anlamına dair kimi yanılsamalara, çoğu insanın özünde iyilik bulunduğuna ve kişinin hemşerilerine karşı yükümlülükler taşıdığına sıkı sıkıya inanmaktadır. Doktor ise daha bitkin bir kıtadan geldiği ve çok daha dehşetengiz bir savaş yaşamış olduğu için yaşamın anlam taşıdığına ve insanların özünde iyilik bulunduğuna inanmaz- tam tersi, insanların hayvanlardan beter olduğunu düşünür ve bu yüzden vejetaryen olmuştur."
Yaprak Fırtınası'ndan alıntılar:
"Abraham hala elini açmış bekliyordu. Bunun üzerine şöyle dedim: 'Nolamolamaz.'
Abraham anladı beni. Bir tek o anlar benim laflarımı."
"Zayıflamış değildi ama yüzünde o ilk yıldaki azametli askerce ifadenin yerine, bir dakika sonra hayatının nasıl olacağını bilmeyen, bunu öğrenmek için en küçük bir merak da duymayan bir adamın uyuşuk ve yorgun ifadesi vardı."
"...Odasında kahredici, çıldırtıcı bir ısrarla dolaştığı duyuluyordu, sanki bütün o geceler boyunca bir zamanlar olduğu kişinin hayaletini alıyordu odasına, sonra her ikisi de, yani geçmişteki adamla şimdiki zamanda adam, sessiz bir mücadeleye girişiyorlar, geçmişteki kendisi, o öfkeli yalnızlığını, o kırılmaz güven duygusunu, o inatçı bencilliklerini savunurken, şimdiki kendisi, eski halinden kendini kurtarma yolundaki o korkunç ve değiştirilemez iradesini savunmaya koyuluyordu. Gün ışıyana kadar odanın içinde oradan oraya dolaştığını duyuyordum, ta ki sonunda kendi yorgunluğu o görünmez hasmının gücünü tüketene kadar."
"Doktor: 'inanın ben tanrı tanımaz değilim, albayım. Olan şu ki, Tanrı'nın var olduğunu düşünmek, var olmadığını düşünmek kadar rahatsız ediyor beni. Bu yüzden bunu hiç düşünmemeyi yeğliyorum.'"
"Doktor: 'Tamam. Ama siz farklısınız. Kendi işini kendi yapmayı hiç kimse sizin kadar sevemez. Kapıya menteşe çakarken gördüm sizi, oysa sizin yerinize bu işi yapacak bir sürü adamınız var. Bu sizin hoşunuza gidiyor. Bence elinizde bir alet edevat kutusuyla nerede tamir edilecek bir parça var diye evin içinde dolaşmak size mutluluk veriyor. Menteşeleri bozacak birine teşekkür edebilecek birisiniz siz, albayım. Ona teşekkür edersiniz çünkü mutlu olmak için elinize bir fırsat vermiştir.'"
Keşke evden çıkışlarından sonra neler olduğunu da öğrenebilseydik...