Kapağında Bu Kitabı Çalın yazan bir kitap gerçekten çalınırsa… Kayıp Eşyalar Bürosu’nda bulunan bir çantanın içinden Oğuz Atay’ın öyküleri çıkarsa… Yasak bir aşka balıklama dalan adam hayatını baştan kurmak için bir Hindistan Yolculuğu’na hazırlanırsa… Beyaz yakalı genç bir kadın Hızlı Düşünme Sanatı üzerine seminer veren guruyla hızlı bir aşk yaşarsa… Kimsenin kimseden haberdar olmadığı dev bir apartmanda içinde kimin yaşadığının sosyal bir sorun haline geldiği 54 Numara’nın Esrarı’nı çözmek için bilimsel yöntemler kullanılırsa… Temizlik takıntısı olan bir adam evinde porno film çekilmiş olduğunu fark ederse, yani Kötü Yola Düşen Ev olursa… Bir kurmaca karakter kendinin bilincine varıp da Yazarın Belleği’nde dolaşmaya başlarsa… Hasta Bir Konak’ın kiracısı kendini Edip Cansever’in mısralarının içinde bulursa… Birkaç Dolar İçin rüya deneylerine katılanlar uykularını yitirirse… Fantastik hikâyeler yazarak geçirdiği onca yıldan sonra artık uzun soluklu, gerçekçi bir şeyler yazmak isteyen bir yazar yazdığı hikayenin tutsağı olmuş bir adamın öyküsünü düşlerse… Kendi halinde bir adam kapıyı açtığında Sakla Beni diyerek içeri giren eski bir arkadaşının yaşamının gözeneklerine sızmasına engel olamazsa… Tüm bu yazılanları emekli bir istihbaratçı yapısökümüne uğratıp Yasadışı Öyküler olarak niteleyerek yazarına hesap sorarsa…
Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy'un akıcı üslubu ve şaşırtıcı kurgularıyla örülü, sürprizli bir kitap.
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde tamamladı (1989). Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde “Face-Specific Evoked Brain Potentials”(İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri) başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. (1992). İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde tez yazarak doktorasını tamamladı.
Öykü, roman, inceleme türlerinde eserler vermiştir. Eserleri Sait Faik Hikâye Armağanı (2001), Yunus Nadi Roman Ödülü (2004), Notre Dame de Sion ödülü (2013), Sedat Simavi Edebiyat Ödüllerine (2014) layık görülmüştür. 2004-2021 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin genel yayın yönetmenliği görevini yapan Gülsoy 2014 yılından beri de Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi müdürlüğü görevini sürdürmektedir.
Kitapları: * Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul, 1999, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Kitabı Çalın, 2000, CAN Yayınları, öyküler. (2001 Sait Faik Hikâye Armağanı) * Belki de Gerçekten İstiyorsun, 2000, altkitap.com, öyküler. * Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler, 2002, CAN Yayınları. * Binbir Gece Mektupları, 2003, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Filmin Kötü Adamı Benim, 2004, CAN Yayınları, roman. (2004 Yunus Nadi Ödülü) * Bu An’ı Daha Önce Yaşamıştım, 2004, CAN Yayınları, öyküler. * Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık, 2004, CAN Yayınları, inceleme. * Sevgilinin Geciken Ölümü, 2005, CAN Yayınları, roman. * Kâbuslar, 2006, altkitap.com, öyküler. * İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, 2007, CAN Yayınları, roman. * Bize Kuş Dili Öğretildi, 2008, altkitap.com, resimli-roman. * 602. Gece Kendini Fark Eden Hikâye, 2009, CAN Yayınları, inceleme. * Karanlığın Aynasında, 2010, CAN Yayınları, roman. * Tanrı Beni Görüyor mu?, 2010, CAN Yayınları, öyküler. * Baba, Oğul ve Kutsal Roman, 2012, CAN Yayınları, roman.(Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü) * Nisyan, 2013, CAN Yayınları, roman. * Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, 2014, CAN Yayınları, roman.(Sedat Simavi Edebiyat Ödülü) * Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet, 2016, CAN Yayınları, roman. * Öyle Güzel Bir Yer ki, 2017, CAN Yayınları, roman. * Ve Ateş Bizi Tüketiyor, 2019, CAN Yayınları, roman. * Belirsiz Bir Anın Kıyısında, 2021, CAN Yayınları, öyküler. * Ressam Vasıf'ın Gizli Aşklar Tarihi, 2023, CAN Yayınları, roman.
Oniki hikaye, ilk hikayeler oldukça iyi ancak sonlara doğru düşüşe geçiyor. Murat Gülsoy’un kalemine ve hikayelerindeki olay örgüsüne diyecek yok. Ama bazen “ruhsuz hikayeler” yazıyor. Aslında yaratıcı yazarlık konusun da böyle donanımlı bir edebiyatçının tıkandığı zamanlarda yazmayı zorlamaması gerekir diye düşünüyorum, sadece kitap tamamlamak için yazılan hikayeler kendini belli ediyor. 3,5’dan 4
Yazarın "normal" öyküleri 4.5'tan 5 yıldızı hak ediyor ama "yazmak" ile ilgili öyküleri (Yazarın Belleği, Kukla, Yasadışı Öyküler) ortalamayı bir hayli düşürdü. Yani bir şey okurken "Yazar şunu yapıyor" hissi olmamalı, onu yaptığını bitirdikten sonra anlamak daha güzel. Biraz gözüne sokmak gibi. Tam anlatamadım ama okurken rahatsız etti bu tür öyküleri. Favorim Kayıp Eşyalar Bürosu.
Yazarın ilk okuduğum kitabı olan “Büyübozumu:Yaratıcı Yazarlık” kitabını bitirdikten sonra hemen başladığım bu kitabı, sanırım ilk kitabından çok etkilenmiş olduğum için, beklediğim etkiyi yaratmadı.
Bir tür, ilk okuduğum kitabının uygulamalı çalışması gibi hissettirdi.
İçindeki öykülerden, “Kayıp Eşyalar Bürosu”, “54 Numaranın Esrarı”, “Kötü Yola Düşen Ev” ve “Sakla Beni” başlıklı öyküleri beğendim.
Murat Gülsoy’un ikinci öykü kitabi Bu Kitabı Çalın. Anlatıcının sesi ile yazarın sesinin zaman zaman birbirine karıştığı, yazmak üzerine olan metinleri -matruşka misali bitmeyen sürprizleriyle- postmodern edebiyatı tek düze bulanların bile keyifle okuyacağı, benim gibi bu türe bayılanlara ise yeme de yanında yat tadında nefis bir şölen vaat eden, dönüp dönüp okumalık öyküler. Ben Ruhi Bey Nasılım ile Edip Cansever ve Unutulan ile Oğuz Atay da kitabın okura bonusu.
“İşten eve evden işe gidip gelirken aklımı kaçırmamak için öyküler yazarak, hatta bu kaygılarımı gizlemek istediğim için bu konu üzerine düşünen kahramanlar yaratacaktım”
Yazar gerçekten böyle kahramanlar oluşturmuş kitabında,hepsi gerçek gibi arkadaş listenize ekleniyor okurken.
Murat Hoca'nın bu kitabını çalar mısınız bir arkadaş kitaplığından , yoksa satın mı alırsınız bilemiyorum ama mutlaka bu kitabı okuyun. Kitaptaki hikayeler bir kere çok özgün, kurgular merak uyandırıcı sonlara sürükleniyor. Ben özellikle "Kayıp Eşyalar Bürosu" isimli hikayesini çok ama çok sevdim.
Çok fazla tekrar var(yazarlar,rüyalar) Şaşırtıcı kurgulardan oluştuğu bahsedilen ancak hiçbir yerinde şaşırmadığım,çok zorlama bir kitap olmuş.İki öyküyü sonuna kadar getiremedim.Sadece 'Kötü Yola Düşen Ev' de biraz gülümsedim.Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet'ten sonra ikinci Murat Gülsoy kitabımdı.Sanırım sonuncu olacak.
Benim için hayal kırıklığı oldu. Hikayeler de karakterler de birbirine çok benziyor. Yazar okuru şaşırtmaya öyle çok odaklanmış ki, öykülerin ruhu kalmamış, sahteleşmişler sanki teker teker. Kitabı çalalabilseymişim iyi olurmuş yani.
Bilemiyorum. Yazarlık ve yazmak temalı bu kadar çok hikaye okumak beni bunalttı. Belki zamana yayarak okusaydım, her şey farklı olabilirdi. Tek tek incelendiğinde başarılı öyküler sayılabilir lakin çok fazla tekrar hissi var gibi
Sevdim epey. Başta postmodern edebiyatta sık kullanılan temaları görünce ''iyi de bunları çok gördük'' gibisinden burun kıvırmaya meyilli olsam da, beni şaşırttı birçok keresinde. Metinlerarasılığından tutun da, postmodern edebiyat oyunlarını dallandırıp budaklandırma şekline kadar zevkli bir okumaydı. Edip Cansever'le karşılaşmak ise apayrı bir keyifti.
Yazmakla ilgili meta duzey oykuler keyifli! Alacakaranlik kusagina yaptigi gondermelerle bazi hikayelerde ic ice gecmis sarmallar yaratmis ve yazinin ve yazarin varligini bunlarin ortasina koyarak, degisik bir var olussal dongu icinden bize seslenmis. Hikaye anlatma teknigi ve buldugu fikirlerden ziyade, varligin basladigi ve bittigi cizgileri irdelemesinden ve disa vurma seklinden hoslandim.
! Bu kitabı okudunuz mu ? Okuduysanız , Bu Kitabı Çalın ! ! Bu ilk Murat Gülsoy deneyimimdi.
Öyküleri oldukça ilginç,bazıları sarsıcı ve şaşırtıcı.Bir alacakaranlık kuşağı yazarı aslında.Biraz sakin kafayla ve yavaş okumak gerekiyor. Her öyküde farklı bir teknik kullanmış. Karakterler bazen gerçek dünyadan, hayal dünyasına kayıyor.Bazen de yer değiştiriyor. Özellikle “Sakla Beni”’de Raci ve Ali’nin karakter değişimi, orhan Pamuk’un Beyaz Kale’sini hatırlattı bana. Pamuk’u Nobel’e taşıyan geçişin başlangıcıdır bu romanı.
Kitabı okurken Gülsoy sizi adeta bir yazarlık atölyesinde gezdiriyor. Yazarı hissettiğinizde, bazen öykünün dışında kalabiliyorsunuz.Ve bu durum,rahatsız edici de olabiliyor.
Çok okuyan,roman ve öykü üzerine çok derin eleştiriler yazan, dersler veren önemli bir yazar Gülsoy.
Sonuçta Murat Gülsoy’la tanıştığım için mutluyum. Kitaptaki bazı öyküleri yeniden okuyacağım ve diğer kitaplarını da zaman zaman deneyeceğim.
Biz ig okurları hızlı okumayı ve bu konuda tatlı bir rekabeti sürdürmeyi seviyoruz. Ama bazı kitaplar ve yazarlar mutlaka yavaş ve sindirerek okunmalı.
Şimdi Ayfer Tunç’tan Dünya Ağrısı ile mart ayı okumalarına başlıyorum. Her iki yazar, farklı tarzlarda yazmalarına rağmen, birlikte edebiyat söyleşileri düzenliyorlar. onun için ard arda okumak istedim. Sırada Kırmızı Azap vardı. e_kyhn nın önerisiyle bu kitabı öne aldım.
"... belki de her şey büyük bir anımsama anından başka bir şey değildir. Bunu kim bilebilir ki?"
Bu kitabı çalar mısınız, satın mı alırsınız yoksa ödünç mü bilemiyorum ama, kurgusal kalitesi yüksek, anlatım dili akıcı ve dikkat çekici olan bu kitabı, eğer ciddi anlamda "öykücülüğü" düşünüyorsanız okuyun. Ben sıradan bir okurum, öykücülükle işim olmaz derseniz bile...
Unutmayın ki , dışardan eve geldiğinizde 'günün nasıl geçti ' diye gelen bir soruya karşı siz de bir öykü anlatır gibi o gün yaşadıklarınızı anlatırsınız...
yazarlık dersi veren birinden beklenebilecek türde bir öykü kitabı. okuyucuyu şaşırtayım diye kurguları üzerine kafa yorulmuş öyküler var. ama yazarın bir yazar olarak varlığı ve yazarın sizi bir okuyucu olarak görüşünü hissediyorsunuz. bunları bir sait faik'te, orhan kemal'de, füruzan'da hissetmezsiniz. bu nedenle onların öyküleri samimi ve sıcak gelir. bu öyküler ise iyi kurgularına rağmen "zorlama" geldi bana.
-kitapla ilgili bir eleştiri daha ekleyeceğim. sonra.-
kitabın ikinci yarisindaki öykülerde sanki yazarın yaratıcı yazarlık dersleri sırasında verdigi örneklermiş gibi bir hava var. yazarak yaratmak ile ilgili takıntıları bariz sekilde göze çarpıyor.
Ara ara İstanbul'u ziyaret ediyorum. Genelde bulamadığım kitaplar için de sahafları dolaşmayı seviyorum. Yine hep gittiğim Aslıhan Pasajı'na uğruyorum. Murat Gülsoy'un elimde olmayan tüm kitaplarını tek tek soruyorum. Sadece birinde okunabilir bir kopyasını buluyorum, almıyorum. Topluca almak isteğimi tek kitapla törpülemek istemiyorum. Kafama takıyorum. Çünkü bir hafta öncesinde Murat Gülsoy imzalı "İstanbul'da Bir Merhamet Haftası"nı bitirmişim. Gülsoy'un yazdığı her şeyi okumak istiyorum. Ancak İstanbul bir haftada merhamet etmiyor. Konu bu değil, geliyorum sadede. Son dönemlerde ciddi anlamda kafa yorduğum yeni nesil Türk öykücüler arasında orta yaş seviyesinde kaliteli bir yazarı bulmanın heyecanıyla ve sağa sola kitapları bulmak için saldırmanın neticesinde, dolasıyla beklentilerimi de yükseltiyorum. Kitapları ediniyorum. Bu sefer de okuma isteğim kayboluyor. Hep böyle olur. Elde edene kadar heyecanlanırsınız, elinizin altında kalırsa yüzüne bakmazsınız. Bir kaç sefer elime geçiyor bu kitap, bakıyorum yine koyuyorum. Yine açıyorum günün birinde ve bırakamıyorum. Çok uzattım ama zaten yazmanın da bir uzatma hali olduğunu anlıyorum. Düşüncelerinizi aktarırken ya kestirmeden gidip kesik gibi vuracaksınız bıçağı ya da dolandırıp akıl karıştırıp vereceksiniz mesajı. Ben mesaj da veremiyorum kesik de atamıyorum. Bu noktada Gülsoy giriyor devreye. Diyor ki yazmak kadar yazma üzerine kafa yormak gerekiyor. Kaygılanmadan fakat ölçülü biçimde yazıyorum, kısık ateşte samimileştiğini anladığımda çekiyorum yazıyı ocaktan. Altını kısıyorum. İçeri geçip servis etmem gerekiyor ama ben kitap eleştirisine geçiyorum onun yerine. sonunda. Yazmak üzerine kafa yormak ile ilgili bir öykü kitabı bu. Çıkış noktası herhangi bir madde olabilir, herhangi bir düşünce olabilir. Hiç fark etmez. Tüm öykülerde bir deneme göze çarpıyor. Bu olsaydı ne olurdu gibi bir düşünceden yola çıkılmış. Günlük hayatta bir durum alıyorsunuz, oraya absürde yakın bir kanca takıyorsunuz, çekiştiriyorsunuz istediğiniz yere. Tüm hikayelerde bunu gördüm ben. Zaten ilk hikayede, gerçek olayları yazmanın mı yoksa hayalgücünü kullanmanın mı daha etkileyici olduğu konusunda bir kaç düşünce zerk ediyor Gülsoy sizlere. Öykülerden gitmek güzel olacaktır. Konuları gördükçe dikkatinize çekecektir mutlaka. Beklentilerinizi yükseltmekten korkmayın. Bu kitabı çalın!
1- Bu Kitabı Çalın! : Sözlerin insanlar üzerindeki etkisiyle alakalı bir öykü. Yazar olmayı düşleyen bir adam, Bu kitabı çalın isimli kitap piyasaya sürer. Satılıp satılmayacağından daha çok çalınıp çalınmayacağı ile ilgilenmektedir. Güzeldi.
2- Kayıp Eşyalar Bürosu : Kayıp eşyaların getirildiği bir ofiste ambar sorumlusu olarak çalışan adamın eline kayıp bir çanta geçer. İçinden romanlar ve birkaç parça eşya çıkar. Sonrasında kendisini hayal dünyasının içinde bulur. Basitti.
3- Hindistan Yolculuğu : Hayatta bazı dertlerden uzaklaşmak istersen kendisini çok acayip bir ilişkinin ortasında bulan adamın hikayesi. İlginçti.
4- Hızlı Düşünme Sanatı : Yazıldığı kurstaki eğitmene aşık olan evlenme arefesindeki kızın hikayesi. En iyisiydi.
5- 54 Numara'nın Esrarı : Apartman eşrafının 54 numaralı dairede ne olup bittiğini öğrenme hevesi. Olmasa da olurdu.
6- Kötü Yola Düşen Ev : Rastgele denk geldiği bir porno filmde kendi evini gören temizlik hastası bir adamın dramı. Komikti.
7-Yazarın Belleği : Kitaptaki bir karakterin kendi benliği olabilir mi? Ya da gitgide benlik kazanabilir mi? Yapay zeka tarzı değişik ve güzel işlenmiş bir öykü.
8- Hasta Bir Konak : Yeni taşındığı konağın bir şiirle bezenmesine ait bir öykü. En beğenmediğim öykü bu oldu.
9- Birkaç Dolar İçin : Senaryo sıkıntısı çekmek istemeyen 3 arkadaşın yeni tanıştığı bir adamla gördükleri rüyalarının not tutulması üzerine anlaşmaya varırlar. Sürpriz sonlu hikayelerden.
10- Kukla : Kendi yarattığı karakterin içine giren adamın hikayesi. Kurgusu güzeldi.
11- Sakla Beni : Eski bir arkadaşı sakla beni diyerek evine girmektedir. Olaylar gelişir. Yine tuhaftı.
12- Yasadışı Öyküler : Tüm bu öyküler için emekli bir istihbaratçı, yazarından hesap sormaya kalkar. Final için güzel düşünce.
Murat Gülsoy çağdaş türk edebiyatının en şahane isimlerinden biridir. Bu öyküleri ilk öykülerinden ve nasıl şahane kurgularla nasıl şahane romanlara hazırlanıyor olduğunun öncülleri. Hele sakla beni öyküsü. Film gibi...harika
Genelde kişilik yapımdan kaynaklanan bir durumdan sanırım, emir cümlelerini sevmem. Özellikle de bu cümleler kitap ismi yapılmışsa itici bulurum. Kitabın daha çok az kısmını okumuşken çok pişman oldum, keşke çalsaydım dedim, bu kitap söylediğinin yapılmasını hak ediyor diye düşündüm. Belki de çok uzun zamandır aradığımı (ne olduğunu tam açıklayamadığım görünce işte bu dediğim) kurguyu-üslubu bulduğum içindir. Bir ihtimal daha var o da yazarın ilk yazısında gerçekten birilerinin kitabı çalmasını beklediğini anlatmasıdır. Her neyse, sonuçta ödememi çoktan yapmıştım.
Kitap hakkında genelden özele gidersem; 2001 Sait Faik Hikaye Armağanı ödülü alan kitapta on iki öykü var. Öyküler her ne kadar birbirinden bağımsız görünsede, aralarında bağlantılı olanların dışında, kitabın sonundaki öyküyle de bir bütünlük sağlandığını düşünüyorum.
Bu iddialı isme sahip kitap bayadır okuma listemdeydi, ve nihayet okunabildi 😊 . . Birbirinden farklı hikayelerden oluşan bu kitap yazarın, kitabın adıyla ilgili çektiği sıkıntıyı anlatan bir hikayeyle başlıyor. . . Yazarın, yazmak eylemi üzerinde düşüncelerinin ağır bastığını gördüğümüz hikayelerinden birinde; hikayenin kahramanının yazarın onu yaratışı ve ondan her an vazgeçip yok etme ihtimali kaygısını dile getirdiği ve direk okuyucuyla dertleştiği bir hikaye de var... . . Farklı bir kitap olduğunu tekrar belirtmek isterim... . .
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Sanırım sonuncusu olmayacak. Kitabın içindeki her bir öykü düşündürmekle kalmadı derinlere dalmamı sağladı. Mesela "Yazarın Belleği" adlı öyküde insanın yazma eğilimi ile tasavvuftaki Tanrı'nın yaratma amacı arasındaki bağ çok iyi kurulmuş. Her öyküde kişinin kendine dönüşü söz konusu. Ve yine bir öyküsünde yazarın yazdığı hikayedeki kahramana dönüşmesi gerçekten güzel bir yorum olmuş. Üstelik kurgu içinde kurgu da öykülere ayrı bir güzellik katmış.
Murat Gülsoy gördüğüm en yaratıcı yazarlardan. -Zaten yaratıcı yazarlık dersleri veriyor Boğaziçi'nde- Herbir hikâyesi bir romana bedel. Bu yönüyle çok kıskandığım biri. Bu okuduğum ilk kitabıydı, kitaptaki her hikâyeyi "bu nasıl bir düş gücü" diyerek okudum. Kötü Yola Düşen Ev hikâyesine ise -olay çözüme kavuşana dek- pek bi güldüm :)
Kitap, başka bir kişinin beyninin içerisinde dolandığınızı hissettiriyor. Sanki o beyin bir süreliğine ziyarete açılmış, ve biz de oturmuş izliyoruz veya geziyoruz, dokunuyoruz etrafa.
Kendi ile , yazarlığı ile oldukça uğraşan bir yazar belli ki. İlk kitabı okuduğum. Bir kaç hikayenin dışında beni çok fazla çekmedi. Kurgu ile uğraştığı, şaşirtmaya çalıştığı belli oluyor ama şaşırmıyorsun
Bir ara yeni nesil Turk hikayecilerini merak ettigim sirada almis oldugum bir kitap plaj okumasi olarak iyi gidebilecegini dusundum ve oldukca keyif aldim. Kendine has uslup tutturabilmis ve bazi hikayelerinde postmodern unsurlara da rastlanmakta guzel bir kitap
o mu ben mı ? Sen mı o mu? Var mı yok mu? hadi bi hikayede olsun da hepsinde de aynı muhabbet var. Ben cok begenmedım acıkcası..Bu odulu alacak daha ıyısı yoktu galıba ondan almıs..