Uğur Mumcu was an intrepid Turkish Kemalist intellectual, investigative journalist and columnist for the leading Kemalist broadsheet, Cumhuriyet who was known for indicating that Kemalism and Socialism aren't different ideologies and that imperialist nations had corrupted the Turkish state and army. He was killed by a bomb placed in his car, outside his home. Uğur Mumcu was born as the third of four siblings in Kırşehir, where his father was working. He went to school in Ankara and in 1961 attended School of Law at Ankara University. After graduation in 1965, he practiced law for a while. He then visited England to learn English and upon his return to Turkey worked as a teaching assistant at Ankara University from 1969 to 1972.
On the morning of 24 January 1993, he left his home and was killed by a C-4 plastic bomb as he started his car; a Renault 12, license numbered 06 YR 245.
There are numerous hypotheses over who was responsible for his murder.
1988 yılı 1.basım kitabı kütüphanemin en değerli kitaplarından. Bugün ölüm yıldönümünde bir daha okudum. Neredeyse 30 yıl önce yazılmış aşağıdaki cümleleri okuyunca, 30 yıl sonra bize söyleyecek söz bırakmamış dedim. Nurlar içinde yat ustam.
İMAMBAYILDI Her şeyin sahtesi var.. Paranın sahtesi var.. Tablonun sahtesi var.. Altının, gümüşün, elmasın sahteleri var.. Var oğlu var!.. Peki dinin ve ideolojinin de sahteleri yok mu? Olmaz olur mu hiç? Var.. Dinin sahtesi, siyasete karışmış olanıdır. Din duygularının ve dince kutsal kavramların siyaset adına kullanılması ile din, din olmaktan çıkar, siyasetin aracı olur. Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildi mi, artık bu sömürünün sonu gelmez... Din ticareti ile meşgul olanlara bakın, hemen hemen hepsi milyarder.. Yalnızca Türk Lirası ile «milyarder» değil bunlar, dolar milyarderi, mark milyarderi olmuşlardır birçoğu... Oh ne kolay.. Çek bir «besmele», gelsin paralar... Finans kuruluşları, şirketler ve bu finans kuruluşları ve şirketler aracılığı ile kazanılan milyarlar... Elhamdülillah Müslümanız!... Elhamdülillah milyarderiz!... Bir kolumuz siyasette, öbür kolumuz ticarette, ayaklarımız da tarikatlarda... Bir kolumuz siyasette, öbür kolumuz ticarette, ayaklarımız da tarikatlarda... Bir üçgen bu.. Ticaret, siyaset ve tarikat üçgeni... Bunlar dindarın sahtecileridir.. Zavallı yoksul Müslüman yurttaşlann kanlarını emenler de bunlardır... İnanç sömürücüleridir bunlar...
Bu ülkeye dair hiçbir şeyin hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor artık bundan acı duymuyorum
"Laiklik ilkesi, sahte Atatürkçülerle sahte müslümanlar arasında paylaşılacak bir koz değildir. Ödün siyasetiyle pazarlıkçılıkla, uzlaşmacılıkla Atatürkçülük de olmaz laiklik de savunulmaz. Bir yanda, bir elleri siyasette öbür elleri ticarette, ayakları tarikatlarda sahte müslümanlar, din tacirleri, inanç sömürücüleri... Öte yanda işlerine geldiği sürece bu sahte müslümanlarla kol kola girip öpüşen, onlara siyasal destek sağlayan sahte Atatürkçüler... Laikliği savunmak için Atatürk gibi yürekli, inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil."
"Yüce Meclis salonlarında laiklik üzerine yemin etmiş TBMM Başkanı'nın devlet kesesinden verdiği iftar yemeklerinde okunmak üzere fatiha"
Yazıldığı zamanın gerçeklerini çok ustaca bir şekilde ele almış Uğur Mumcu, ve yazdıkları tarihten ders almamanın tam olarak ne demek olduğunu, bu ülke hakkında herhangi bir ümit beslemenin niçin yapılabilecek en büyük yanlış olduğunu gözler önüne sermiş.
Türkiye siyasetinde, 35 yılda hiçbir şey değişmemiş. İsimler, dernekler ve partiler farklı, olaylar aynı. Kitap, köşe yazılarından derleme ve Uğur Mumcu’nun siyasi görüşü doğal olarak yazılarına yansıyor. Yazdıklarının hepsine katılmasam bile, bir zamanlar bu ülkede gerçek bir gazeteci varmış.
Özel olarak şu tarikat şöyledir, bu böyledir gibi bir içerik yok başlık sizi yanıltmasın. Kitapta Uğur Mumcu'nun dönemin sorunlarını muhalif bir bakış açısıyla ele aldığı köşe yazılarını derlenmiş şekilde okuyorsunuz. Bu anlamda Mumcu, güçlü kalemiyle 37 yıl öncesine ışık tutuyor. Ancak okudukça günümüzde yaşanan şeylerin çok benzer temalarını ve detayları fark edebilirsiniz.
Uğur Mumcu'nun o dönemlerdeki köşe yazılarının bir derlemesi aslında bu kitap. Günümüzde yaşanan bir çok şeyin daha hafif versiyonlarının bile o dönem nasıl infiale yol açtığını görmek ironik oluyor.
Düşünenlerin öldürülmemesi , öldürülenlerin hiç unutmaması dileğile .
Her şetin sahtesi var .Paranın ,tablonun ,altının , gümüşün,elmasın .... Peki dinin ve ideolojilerin sahtesi yok mu ?Var. Dinin sahtesi siyasete karışmış olanıdır.Din duygularının ve dince kutsal kavramların siyaset adına kullanılmasıyla din , din olmaktan çıkar siyasetin aracı olur.Siyaset ticarete ,ticaret siyasete ,din her ikisine araç edilmi mi , artık bu sömürünün sonu gelmez! Din ticareti ile meşgul olanlara bakın , hemen hemen hepsi yalnızsa Türk lirası değil , dolar , mark milyarderidir.Bir kolumuz siyasette ,öbür ticarette ,ayaklarımız tarikatlarda .... Elhamdülillah Müslüman 'ız , elhamdülillah milyarderiz !
Bir üçgen bu .... Ticaret ,siyaset ve tarikat üçgeni .... Bunlar sahte dindardır; .yoksul Müslüman yurttaşın kanını emenlerdir; inanc sömürüleridir ....
Türkiye’deki tarikat yapılanmaları üzerine okuma yapıyorum son dönemde. Uğur Mumcu’nun Tarikat–Ticaret–Siyaset kitabı da bu nedenle ilgimi çekti. Kısa bir kitap olması sayesinde hızlıca bitirdim.
Bu yorum, kesinlikle Uğur Mumcu’nun cesur gazeteciliğine yönelik bir eleştiri değil; yalnızca kitapla ilgili kişisel bir değerlendirme. Özal dönemiyle ilgili çok detaylı bir araştırma yapıyorsanız, ayrıntıların da ayrıntısını öğrenmek için bu kitap faydalı olabilir. Kitap Mumcu’nun köşe yazılarının derlenmesinden oluşuyor ve bu nedenle yer yer tekrarlar içerdiğini söylemeliyim. Yazarın bundan çok daha güçlü ve doyurucu eserleri olduğunu düşünüyorum.
Yine de Mumcu’nun kitapta referans verdiği bazı eserleri araştırıp edindim. En azından bu açıdan bana katkı sundu diyebilirim.
24 Ocak 1993’te hain bir bombalı saldırı ile, yalnızca doğruları korkmadan söylediği için bizlerden alınan Uğur Mumcu’nun Özal’lı 80’ler döneminde kaleme aldığı köşe yazılarından derlenen bu kitap, dönemin iktidarının, iş çevrelerinin ve devlette örgütlenmeye çalışan mafya ve tarikat gruplarının nasıl bir ilişki içinde olduğunu günbegün gözler önüne seriyor. O zaman atılan kötü tohumların bugün dönüştüğü ağaçları maalesef hep beraber izledik, izliyoruz. Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için Mumcu’nun tüm eserlerini saygıyla öneririm.
Kitap, Uğur Mumcu'nun 80'li yıllarda yayımlanan bazı köşe yazılarından oluşuyor. Daha çok din-siyaset ilişkisi ve yolsuzluk temalı yazılar yer alıyor. Yazılar ortalama 35 yıllık ama isimleri, günümüz isimleriyle değiştirince olaylar bire bir aynı maalesef. Hem yakın tarih hakkında bilgi edinmek hem de günümüzdeki bazı olayları daha iyi anlamak için okunabilir.
1982'den sonra başlayan yozlaşmanın canlı tanığıdır Uğur Mumcu. 80'lerde ülkenin temeline döşenmeye başlanan dinamitlerin bir bir patladığı yıllardır 2000'li yıllar.
Uğur Mumcu'nun mükemmel bir ileri görüşlülük ile yazdığı, eğitici, içerisinde bolca bilgi barındıran eseri. Özellikle siyasi kitapları okumayı sevenlere tavsiye ederim.
Bugünün rezil tablosuna bir günde gelinmedi tabi. Bu tablonun oluşmasında 80'li yılların oluşturduğu zemini okuyoruz Uğur Mumcu'nun gazete yazılarından.