La maison est notre enveloppe : elle sécrète un lien invisible qui unit ceux qui l'habitent. Elle crée "l'intimité" familiale et ordonne ce territoire avec les objets, reflets de notre inconscient. Le livre d'Alberto Eiguer étudie les formes subtiles que prend ce lien : acquisition, réparation, héritage, déménagement, perte. Tous ces événements qui ont un retentissement psychique puissant mais qui sont aussi la résultante de nos conflits intérieurs.
Evin hiçbir zaman sadece bir ev olmadığını anlatıyor bu kitap. Evin iç dünyamızda neleri temsil ettiğini, doğduğumuz evden başlayarak yaşadığımız tüm evlerde bir yandan da inşa ettiğimiz kendiliğin, ötekiyle ve kendimizle kurduğumuz bağların hikayesini "ev" üzerinden yeniden okumamızı sağlıyor. Üzerine düşünecek çok fazla şey bıraktı bende. Hepimizin evle ilişkisinin önem kazandığı şu günlerde, ona başka türlü bakmanın da zamanı gelmiştir belki. Halihazırda yaşadığımız evle ilişkimiz, o evi paylaştığımız/paylaşamadığımız ötekilerle bağımız, daha da önemlisi kendimizde yarattığımız "iç habitat" üzerine düşünmek için, gelmiş geçmiş tüm evleri de hatırlayarak, şöyle bir geriye dönmenin ve düşünmenin vesilesi de olabilir. Hem kitap hem evde olmak.
Bu kitaba üçüncü kez başlayışım. Bitiremediklerim listemin gözdesiydi. Eski sene eski olmadan yeniye kavuşmadan yarım kalanları bitirmeyi denediğimde de olmamıştı. Bu kez çok sevdiğim "ev" kelimesi şiirli çocuksu kenar süsleriyle çatılar bacalar çağrıştıran ev kelimesi tüm kitap boyunca hevesle tuttu beni. Evin evimin hüzünlü -den hali doğru zamanıymış belki de... "Sen evden de benden de gidersin bazen Yol seni bekler, yola koyulursun üşenmeden. Susar derinden ev, ıssız halidir." Birhan Keskin
İki senedir evin -e hali, Eve Dönüş, Eve Dönmenin Yolları, Odysseus' Zambra Johannidis ile uğrak yerim olmuştu. Bu yaz evimden, göğümden gidenlerimle, gönderdiklerimle başka bir hareket başladı içimde. Kendi evimden, ev halimden geçip "Evin Bilinçdışı" kitabına dair yazmak istedim. Daha kitabı okurken yazmaya başladı içim. İlhan Berk'in şiirini anımsadım ilk, sonra Evler Şairi Necatigil'in şiirleri, Birhan Keskin'inkini yeni öğrendim. Aslında şiirli bir kitap değil ama insanın en içindeki evi, eve, evde, evden halleri bana şiirlerle değdi.
Kitap bir Fransız psikanalist, çift ve aile terapileri ile uğraşan bir psikanalist tarafından yazılmış. Evin Bedeni ile başlıyor. Freud'un " firstly ego is the bodily ego" cümlesine atıfla. Evin egosunun ilk hali bedensel ego olarak var edilmiş kitapta da... Koruyuculuğu sınırları iç ve dış ayrımı kadar şeffaflığı esnekliği geçirgenliği de metne dahil edilmiş. Evin odalarının simgesel anlamları mahremiyet ve yakınlık ki sözcüğün içerdiği her iki anlamı da kapsanarak derinlemesine irdelenmiş. Derinlemesine derken düşündüm kitabı okurken basit cümlelere derinliği katan yankıları ve sizdeki deneyimlerle sizinkine doğru yolculuk kısmı aslında. Evdeki dekorasyon ve nesnelerin psişik sosyal işlevlerini oyuncak ve fetişlerle karşılaştırmalı incelemiş. İlgi çekici bir bölümdü. Onarım kısmının da aile içindeki hem kişisel alanlardaki değişime direnç hem de kişilerarası meseleler sebebiyle nasıl da çetrefilli hal alabildiği kısmını okumak çok düşündürücüydü. Taşınmak kısmı hem başta söylediğim kendi -den halimle ilgili hem de Fransızcasındaki taşınmanın hem aklı uçmuş hem de geri zekalı anlamında kullanılan gidememiş taşınamamış anlamlarıyla kullanımı çok taşınmanın da hiç taşınmamak anlamına gelebileceği gitmiş olmak için gitmelerin aslında hiç kalamamış olmakla ilgili oluşu herkese bir şeyler söyleyecektir. Miras ile ilgili bölümde aslında kaybın, yasın, sevgideki rekabetin maddi ölçütlere vuruluşunun yası inkar etmekle ilişkisi, bitmeyen çatışmaların derin anlamları vurgulanıyor. Arabulucuların kapısını en çok bitmeyen miras davalılarının çaldığını düşününce onlar için de ilgi çekici olabilir. Soybağlarıyla ilgili bölümde giderek artan yeni aile biçimleri ile ilgili klinik örnekler çok açılı bakışlarla ele alınmış. Son bölümde de aşk/aşksızlık, ilişkilerdeki ütopik ideallerin yıkıcılığı yanı sıra tüm ilişkilerde ötekinin öznelliğine saygı hakiki dinlemeler beklentisiz her gün yeniden tanımaya açık olmak ile mümkünlerin kıyısına varılabileceği aktarılmış.
Bu kitap İstanbul Psikanaliz Derneği'nin psikanaliz çevirileri ödülünü almış. Bunu da eklemiş olayım. Bazı kelimeler ve kavramlar içimde tam karşılığını bulmasa da çevirisini de genel olarak beğendim.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitabı okurken bir hayli keyif aldım. Ev, aslında içimize ne kadar yerleşebildiğimizin bir temsilidir benim için. Kişinin evle kurduğu ilişki, evine nasıl yerleştiği kendi içindeki odalarını da gösterir aynı zamanda. Bu nedenle bir iç temsil olarak evi psikanalitik açıdan inceleyen bu kitap beni oldukça heyecanlandırdı.
Bir eve yerleşmek, bir evde kalabilmek, bir evden ayrılabilmek aynı zamanda kendi yaşantımızda da kalabilmek ve gidebilmeye dair, olgunlaşmaya ya da çocuksuluğa dair birçok ipucu veriyor. Kitapta buna “olgun olmayan bağımlılık”, “olgun olmayan bağımsızlık” ve “olgun bağımlılık” kavramlarıyla değinilmiş. Kitap olgun bağımlılığı bir evden ayrılma tarifi üzerinden sağlıklı bir noktada konumlandırmış. Çünkü aslında benlik kurgusu ancak ötekinin varlığını kabul ederek ve kendini ötekinden farklı bir şey olarak tanımlayarak mümkündür. Bu nedenle bağ kurmak aslında hepimiz için bir zorunluluk.
Bir diğer sevdiğim nokta evin odalarının anlamları ve bize anlattıklarının analiz edilmesiydi. Yatak odaları, oturma salonları ve çatı katlarının yaşantımızdaki anlamları incelenmiş. Kısacası güzel kitaptı. Nesnelerin, mekanın bilinç dışımızda neye karşılık geldiğini merak ediyorsanız, okumaktan zevk alabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Evin Bilinçdışı kitabı bir psikanalist tarafından kaleme alınmış, bu kısmı oldukça ilgimi çekmiş, almaya karar verme sebeplerimden biri olmuştu. Üstelik Alberto Eiguer, çift/aile terapisti. Kitaptaki bazı konu başlıkları; İç habibat kavramı, aile mahremiyeti çerçevesinde, miras, nesneler ve mobilyalar, ev inşa etmek, onarmak, taşınmak, aile bağlarının iskelesini kurmak... Bedenin bütünleyici parçası mı, kapısını kilitlediğinizde kendinizi güvende hissettiğiniz alan mı, geçmişinize götüren bir köprü mü, içerisinde bir dakika dahi kalmaya tahammül edemediğiniz anılar mı? Ev nedir sizin için? Ev dediğimizde aslında kişilere göre çokça değişkenlik gösteren bir alan çıkıyor karşımıza. Ben bu kadar çeşitlenebileceğini bu kitapla daha iyi anladım diyebilirim. Bir de bu pandemi döneminde tam bir yıldır evimde son 10 yıldır hiç vakit geçirmeğim kadar çok zaman geçirdim. 10 yıldır değiştirmediğim mobilyaların yerini son 1 yılda defalarca değiştirdim. Yani okurkenki heyecanımı ve kendimce anlamlandırmalarıma dair biraz olsun tüyo verebilirim sanırım. Miras, aile, taşınma konuları çok ilgimi çekmese de -belki gelecekte daha çok teyit edeceğim bilgiler içeriyordur- genel olarak sevdim.
Ev, içinde yaşayanları, içinde yaşayanlar da evi etkiler. Rüyalarımızda gördüğümüz evlerin aslında bizi sembolize ettiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım; oysa düşününce bundan daha doğal bir şey olamaz. Evimiz bizi yansıtır, bizimle şekil alır. Ev ile içinde yaşayanlar arasında organik bir bağ vardır; kimileri zorlu mücadelelerle evi yola getirmeyi başarırken, kimileri eviyle uyumlu bir dans hâlindedir, kimilerinin ise eviyle kavgası hiç bitmez. Bu kavgalar çoğu zaman kişinin içindeki kavgalardır, belki de kendini göremeyen, dürüstçe kendi olamayan, kendine kalbini açmayan insana ev de kalbini açmaz. Yazar çiftler arasındaki, evlat - ebeveyn arasındaki, hatta kişilerle ev arasındaki bağların sürekli yeniden örülüp söküldüğünü, yapıbozuma uğradığını vurguluyor. Yeterli itina ve ilgi gösterilmeyen bağlar yıpranıp koparken, bazen yıpranmaya yüz tutmuş bağlar da onarılıp yenilenebiliyor. Ev kavramı kendisi için bir mesele hâline gelmiş bir insan olarak, bu kitapla ev'e canlı bir varlıkmış gibi yaklaşmak; bir orman, bir çöl, bir gölmüş gibi onu anlamaya çalışmak fikri uyandı bende. Yüzeysel baktığımızda ev sadece belirli bölmelerden oluşan bir beton yığınıdır (günümüzde); oysa derinlerde onun da bizimkiyle karışmış bir soluğu, aurası ve ruhu vardır. Hepsi bizden ve bizden öncekilerden izler taşır. Evin bizim ve onu bizimle paylaşanlarla iç içe geçmiş bir hayatı olduğu en iyi taşınma zamanı geldiğinde anlaşılır. Kısacası ev, kişinin ve onunla birlikte yaşayanların kendisidir ve evimiz nasılsa biz de öyleyizdir.
Bunlar kitabı ilk okuyuşumun ardından zihnimde uyananlar. Öte yandan, teknik olarak kitabı pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Öncelikle, konu başlıkları ilgi çekici olmasına rağmen, başlıkların altı pek iyi doldurulamamış gibi geldi bana. İcerik, başlıkların yarattığı beklentiyi karşılamıyor gibiydi. Özellikle kitabın ilk yarısında yazarın düşüncelerini izlemekte zorlandım; bunun sebebi ilk kez karşılaştığım kavramların (iç habitat, temsil, vs) gerçekte neyi ifade ettiğini anlamamış olmam olabilir. 'Temsil' kelimesi günlük dildeki anlaşılırlığına inat bir esrar perdesinin ardından bakar gibiydi. Fakat bu anlaşılmazlığı en çok çeviriye bağlıyorum: Ben kitabın Bağlam Yayınları'ndan çıkmış çevirisini okudum, başka bir çevirisi var mı bilmiyorum. Önceki yorumlardan birinde kitabın çevirisinin ödül aldığını okudum, ödülü alan benim okuduğum çeviri ise bir çevirmen olarak sadece üzüldüğümü belirtmekle yetineceğim. Kaynak metne fazlasıyla sadık, hedef dilin kendine özgü gerekliliklerini gözardı etmiş bir çeviri ile kaynak metin de hedef metin de ziyandadır. Fransızca bilseydim kitabı daha iyi anlardım. Metinde çoğu kez tek bir virgül (,) ile bile anlam berraklaştırılabilecekken, noktalama işaretleri dahi gereğince kullanılmamış. Fakat çevirinin o kadar da iyi olmadığı en çok orijinali Fransızca olan deyimlerin çevirisinde kendini belli ediyor: "Taşınmak" adlı bölümün girişinden alıntı:
"Taşınmanın duygusal olarak yoğun, eşsiz bir an olduğuna inanmıyorsak eğer, dil bizi bu konuda ikna edecek sözcüklere sahiptir. 'Taşınmış (gitmiş) ifadesi (Fransızca'da) aklını kaybeden birine gönderme yapar. (...) 'Keyfi yerinde değil' sözcükleri yine şu birçok yerde olabilmenin eksikliğini hatırlatır, doğal yerinde değildir. 'Tepesi attı' aynı koşulları aynı koşulları akla getirir, (...)"
Burada taşınma'nın dile kattığı mecazi ifadelerden bahsedildiğinden yola çıkarak, 'keyfi yerinde değil' ve 'tepesi attı' deyimlerinin Fransızca'da taşınma eylemini içeren bir kelime ile ifade edildiğini çıkarıyorum. Fakat çevirmenin notlarında bunlara ilişkin bir açıklama yok. Kitabın yalnızca psikanaliz boyutuyla ilgilenenler için bunun önemi olmayabilir; fakat kelimelerin kökenine merak duyan, bundan lezzet alan okurları da yok saymamak gerek diye düşünüyorum.
Özetle, başı, ortası, sonu birbiriyle fazlasıyla bağlantılı ve kapağını kapatılınca ne demek istediğini anlatabilmiş bir kitap gibi gelmedi bana; fakat hayata dair sezip de dile getiremediğimiz küçük küçük parçaları anlamamızı sağlayabilir. Son olarak:
Kendiliğimizin evimiz ile olan ilişkisini çok güzel bir dil ile anlatıyor. Tasarımcı olduğumdan bu kitaptan ileride de fazlasıyla yararlanıcağımı düşünüyorum. Keyifli ve öğretici bir okumaydı.
“Bununla birlikte, oynadığımız zaman görmeyiz ve sürekli olarak oynamakta olduğumuzu görmeyiz. O halde oyunun bir görünüş, görüntü, serap olduğunu söylemeyi bırakmalıyız, oyun gerçektir ve şeyler hakikidir çünkü oyun onları sürekli olarak yaratır ve yeniden yaratır.”
Miras, taşınma, aile ilişkileri, evler, eşyalar, duygular, temsiller bir klinisyenin araştırma ve tecrübeleriyle irdeleniyor. Yaşından çok taşınmış biri olarak ilgimi çektiği için okudum. Aile ve ev kavramlarını bir de Alberto Eiguer’in gözünden görme fırsatı buldum.