Mustafa Kemal'in gözünde, eylemin 'meşruluğu' demek, halkça onaylanmış olması demektir. Yoksa Kongreleri, Büyük Millet Meclisi'ni anlamak ve açıklamak mümkün olamazdı. Şu sözlerini de: "... Bir devreye yetiştik ki, onda her iş meşru olmalıdır. Millet işleri de ancak milli kararlara dayanmakla, milletin genel duygularına tercüman olmakla gerçekleşir." Siz Osmanlı ülkesinde, 'milli kararlara dayanmak', 'meşruluğu' bunda aramak ne demektir bilir misiniz? Padişahı ve Halifeyi silmek, hiçe saymak demektir! Mustafa Kemal, Amasya Tamimi'nden itibaren, Osmanlı meşruluğunu reddetmiş, tarihsel meşruluğu önemsemiştir. Buysa, 'ihtilâl'in ta kendisidir.
Attilâ İlhan was born in Menemen in İzmir Province, Turkey on 15 June 1925. He received most of his primary education in İzmir. However, because of his father's job, he completed his junior high school education in different cities. Aged 16 and enrolled in İzmir Atatürk High School, he got into trouble for sending a poem by Nazım Hikmet, a famous dissident communist Turkish poet, to a girl he was in love with. He was arrested and taken into custody for three weeks. He was also dismissed from school and jailed for two months. After his imprisonment, İlhan was forbidden from attending any schools in Turkey, thus interrupting his education.
Following a favorable court decision in 1941, he received permission to continue his education again and enrolled in Istanbul Işık High School. During the last year of his high school education, his uncle sent one of his poems to CHP Poetry Competition without telling Attilâ. The poem, Cebbaroğlu Mehemmed, won the second prize among many poems written by famous poets. He graduated from high school in 1942 and enrolled in Istanbul University's law school. However, he left midway through his legal education to pursue his own endeavors and published his first poetry book, Duvar (The Wall).
Kitap bir dizi denemeden oluşuyor. Atatürk'ün ölümünden sonra yönetime geçenlerin (İnönü, Bayar, Menderes) onun çizdiği yolu çeşitli yönlere saptırdığını ve her birinin farklı olarak tanımladığı, dayattığı Atatürkçülüğün gerçekte Atatürk'ün düşüncelerini yansıtmadığını savunuyor. Lenin ve Atatürk'ü birbirine benzetiyor.
"milliyetçilik bir ırk sorunu değil, bir yurt sorunudur" "Bana sorarsanız, Kemâl Paşa’nın sorunu koyuşu, kıpkızıl komünistinden yemyeşil gericisine kadar bütün Türk halkı için geçerli..." "Lenin'in ülkesinde başardığı sosyalist devrimde başına gelen, ülkemizde Mustafa Kemal'in başına gelmiştir. Açın devrim arkadaşlarının anılarını, Kazım Karabekir'e göre başka, Rauf Orbay'a göre başka, Adnan Adıvar'a ya da Fethi Bey'e göre başka bir Atatürkçülük vardır. Mustafa Kemal'in ölümünden sonra, Rusya'da olduğu gibi, bizde de bunlardan birisi, İsmet İnönü'nün Atatürkçülük anlayışı egemen olmuş, bu yüzden demokratik devrimi o kurumlaştırmıştır. Nasıl şimdi bütün dünyada leninizmin gerçek niteliği, Stalin'in ona verdiği anlamdan ayıklanıp araştırılıyor, tartışılıyorsa, ülkemizde de Mustafa Kemal düşüncesinin ve eyleminin asıl anlamı, inönücülüğün ona eklediği uyduruk yorum ve kurumlardan ayıklanıp, öyle araştırılmalı ve tartışılmalıdır."
"İnönü, Mustafa Kemal'in ölümünden sonra, biraz da dünya savaşını bahane ederek, toplumumuzdaki kuva-yı milliye atılımını kemikleştirdi, dondurdu, müdafaa-i hukuk dönemindeki toplumsal atılganlığı ise bürokrat bi'takım kurumlara dönüştürerek frenledi. Atatürkçülük, o tarihten sonra Atatürk'ün yaptıkları, ya da yapmayı tasarladıkları değil, yapılmakta olanların, ona yakıştırılmasından ibarettir."
"Mustafa kemal sık sık 'diktatörlükle' suçlanmıştır. Hâlâ suçlanır. Halk egemenliği adına halka acımasız davrandığı, büyük yasaklar koyduğu ileri sürülmüştür. Hâlâ sürülür. Ne hikmetse hiç kimse, ister demokratik olsun, ister sosyalist, her devrimin tarihten edindiği meşruluğu sürdürmek için, yine tarihten şiddet kullanma yetkisini aldığını söylemez. Devrimci şiddet, tarihsel meşruluk kavramının içindedir. Ondan ayrılamaz ki! Devrim, devirdiği iktidarın güçlerine yasallık tanıyamayacağı gibi, onu devirmek isteyenlere de hoşgörüyle bakamaz. Hiçbir devrim de bakamamıştır. Fransız devrimi'nin ilkeleri neydi? 'özgürlük, eşitlik ve kardeşlik' öyle mi? İyi ama, şu yukarda andığımız marat'nın 'devrimin selameti için' yüz bin kafa kesilmesi gerektiğini gazetesinde çatır çatır savunduğunu bilir miydiniz? Fransız Devrimi'ni kurcalamış olanlar, dönemleri arasında önemli yer tutan terör/tedhiş dönemi'ni hatırlayacaklardır. Devrim, akıl almaz bir tutkuyla engel gördüğü her şeyi ezip geçer. Giyotin sepetlerine düşen kafalardan piramitler kurabilirsiniz. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik devrimi bu. Demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri doğuran ana. Rus devrimi, daha farklı olamadı: kızıl ve beyaz terörler hem birbirlerini, hem kendi kendilerini yiyip bitirmişlerdir. Yalnız Stalin'in 'kestiği' komünist sayısı on binlerin üstündedir."
Attila İlhan ve geniş düşünce yapısındaki dönemdaşları şu anda varlığına en çok ihtiyaç duyduğumuz insanlar. Çevremizde aydın diyebileceğimiz insanlar kalmadı.
Kitap oldukça akıcı ve keyifli bir okuma sunuyor.
Netice de tarihi konular işlendiği için ise çapraz okumalar ile doğru fikirler oluşturulabilir veya teyit edilebilir. Bu durum bu kitaba mahsus değil, tüm tarihi anlatı kitapları için geçerli.
Kitabın yorumlarına gözattım. “Hatalı bilgiler var, olayları yanlış değerlendirmiş, aslında şunu demek istemiş” gibi saçma sapan yorumlar var. Neyi hatalı demiş, neyi yanlış değerlendirmiş siz yazında bakalım, teyit edelim, karşılaştıralım , doğruya ulaşmaya çalışalım.
Netice itibari ile kitap Atatürk ile ilgili olunca bu tarz yorumlar yapılması normalleşti. Aslında “benim anladığım” kitabın özünün özü de zaten bu duruma bir eleştiri. Yani kitaptaki fikirleri istemeseler de sığ düşünceleriyle ispat etmiş oluyorlar. Bu benim kitaptaki her şeyi koşulsuz kabul ettiğim anlamına gelmiyor. Ben sadece altı boş düşünce tarzını eleştiriyorum. Yoksa onlarca not aldım farklı kaynaklardan araştırmak için.
Atatürk’ün vefatından sonra fikirlerinin bilerek veya bilmeyerek yanlış yorumlandığının , hatalı/riskli kararları Atatürkçülük etiketiyle sunulup işin içinden sıyrılmaya çalışıldığının, baştan sona savunduğu tam bağımsızlık, anti-emperyalist görüşleri ile taban tabana zıt eylemlerin bile Atatürkçü çizgi olarak yutturulması ve hiç ilgisi olmamasına rağmen, hatta Atatürk’ün söylevlerinde açıkca aksi söylenmesine rağmen çarptırılmış düşünce /fikirler, yalan sözlerle Atatürk’e düşman bir kitle oluştuğunun anlaşılması için okunması gereken bir kitap.
Kitapta hakim olan ve vurgulanan bu iddialar denildiği gibi kaynaktan yoksun diyelim. Atatürk’ün “söylevleri/nutuk’u” okuyan veya az çok gündemi takip eden kaç kişi bu düşüncelerin aksini iddia edebilir ki?
Şu anda Atatürk’e ve fikirlerine en çok zarar verenler onu sevmeyen, ona düşman olanlar değil. Aksine biz Atatürkçüyüz, her şeyi biliriz, Atatürk’te böyle isterdi diyen güruhtur. Öz’de Atatürk düşmanlarının ekmeklerin yağ sürdüker. Okumaktan, araştırmaktan yoksun herkesi Atatürk’e düşman ettiler.
Özetle; mutlaka okuyun kitabı ve notlar alıp araştırın.
Attila İlhan bazı meselelerde Mustafa Kemal’i kafasındaki kalıba sokmak için atlamalarda bulunmuş. Kürt sorunu da biraz üstünkörü ele alınıyor. Bu iki sorun dışında öğretici ve bilgilendirici bir kitap. Kitabı yazdığı dönemde güncel olan konulara dair değerlendirmeleri oldukça ilgi çekici. Yakın tarihini bu kadar eksik bilen bir millet için oldukça iyi bir okuma.
Kitabı okuduğunuzda şunu anlıyorsunuz ki yazarın, Milli Mücadele dönemi ve Mustafa Kemal üzerine bir doktrin yaratma çabası var. Doğal olarak kendi sol ideolojik bakış açısına uygun bir Mustafa Kemal anlatısı oluşturmaya çabalıyor. İnönü dönemi anlatısının sonuçlarından bahsederken, kendisinin de bir anlatı yaratma peşinde olduğunu anlıyorsunuz. Mustafa Kemal'in tasavvurundaki ülke profilini birçok açıdan doğru çizmiş, hatta bunları temellendirmek için belgelerden yararlanmaya da çalıştığını görüyorsunuz ama birçok yönden hatalarda mevcut. Sol ve Sağ anlatılara nazaran belli noktalarda öngürüleri sağlam. İlk defa duyduğum konularda olduğu gibi, hakkında temeliminde olduğu konularda da oldukça tutarsızlıklar gördüm. Bir mektuptan, konuşmadan çıkarımlar yapmanın birçok eserde karşılaştığımız sorununu burada da görüyoruz.
Cumhuriyetin kurucu kadrolarının zihnini anlama çalışması bakımından başlangıç kitabı diyebilirim ama kesinlikle eleştiriler yaklaşmanız gerekir. Tarihsel bir koronojik ve sistemli bilginiz yoksa, çok yanlış sonuçlara da varabilirsiniz. Okuyunuz, önerilir.
Genelde şiirleri ile tanıdığımız Atilla İlhan'ın deneyimlerinin, araştırmalarının ve gözlemlerinin senteziyle 'deneme' türünde Atatürk hakkında yazılmış çok güzel bir kitap.
Atatürk kimisi için samimi bir Müslüman kimisi için bir ateist kimisi için komünist kimisi için büyük bir devrimci kimisi için yapıcı olduğu kadar da yıkıcı faaliyetlerde bulunan biri vs… Atatürk hakkında atılan itirafları, suçlamaları Atatürk’ün kendi sözleri ve yaptıklarıyla örnekler vererek bir güzel çürütmüş. Ayrıca kendi görüşlerini Atatürk'ün sözleri ile güçlendirmiş.
Günümüzde Atatürk'ün ve Atatürkçülük'ün ne kadar yanlış anlatıldığını, Atatütük’ün ölümünden sonra Atatürkçülüğün siyasi partilerin çıkarları için nasıl çarpıtılıp yozlaştırıldığını bir bir ortaya koymuş.
Atatürk'ün Arap ülkeleri ve Batı ülkeleri hakkında düsüncelerini, kendi ağzından sözlerini okumak sizi şasırtacak. Düşman gibi gözüken ülkelerin halklarıyla düşman olmadığımızı, sadece o ülkeleri yöneten kişilerin ülkemiz üzerindeki kötü emellerinden kaynaklı çatışmalar olduğunu görüyoruz. Ülkemizin dış politikasının nasıl olması gerektiğini Kemal Atatürk’ün hangi devletlerle nasıl yakınlık kurduğunu kendi sözleriyle göreceksiniz.
Kitabı okudukça eminim ki Atatürk'e olan saygınız daha da artacak. Zekasını, devlet yönetimindeki kabiliyetini, diğer ülkeler ile olan ilişkilerini bir de günümüzdeki siyasilerle kıyaslayınca ne kadar vasat bir hale geldiğimizi görüp hüzünleneceksiniz.
“Türkiye’de sağın da, solun da Mustafa Kemal’e ba¬kış açısı, nesnel gerçeklere, tarihsel verilere dayanmıyor, ‘kuyruk acılarına’ dayanıyor.” Kitapta geçen bu yaptığım alıntının üzerinde çokça durmuş, Atatürkçülüğün nasıl çarpıtıldığını ifade etmiş. Atatatürkçülüğü anlamak için bakılabilecek tek kılavuz Atatürk’ün fikirleri. İslamiyeti doğru olarak anlamak için en doğru yolun Kur’an-ı Kerim olması gibi.
Atatürkçülüğün özünü tam olarak kavrayabilmek için okunacak harika bir başucu kitabı. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Attila İlhan üstadımın bendeki değeri fazlasıyla arttı, hakkındaki araştırmalarım devam edecek.
Günümüzde yaşananların bu yüzyıla özgü olmadığını anlamak için gerekli. Şu dönemde yaşadıklarımız Osmanlı döneminde de Cumhuriyet döneminde de yaşanmış. Rusya, Arap ülkeleri ile ilişkilerin kötü olmasını isteyenler, nükleer santralin ülkemizde olmasını istemeyenler, kamu kurumlarının bir bir satılarak yabancı ortaklıkla özelleştirilmesini destekleyenlerin aslında Türkiye Cumhuriyeti nin kapitalist düzene köle olmasıni istediklerini anlatıyor. Mustafa Kemal'de kapitalizme köle olmayan dışa bağımlılığı engellemek adına kamuya ait sanayinin gelişmesini sağlamaya yönelik çalışmış. Vefatına kadar bunu başarmak için uğramış. Ulusu ulus yapanın dil olduğunu vurgulamak için yabancı dil bilmesine rağmen Türkçe konuşarak anlatmaya çalışmış. Emperyalizmin ülkemize yayılmaya başlamasının yabancı dilde özellikle ingilizce eğitim veren kolejlerin vakıf adı altında yabancı sempatizanı üniversitelerin açılması ile gerçekleştiğini anlatıyor. Bazen yoruyor olsa da bunun gibi bir çok önemli noktaya değiniyor.
Attilâ İlhan'ın "Hangi Atatürk" kitabı, Türk tarihine ve Atatürk'ün kişiliğine dair eleştirel bir perspektif sunarak, okuyucuları derinlemesine düşünmeye sevk eder. İlhan, Atatürk'ün politikalarını ve kararlarını geniş bir tarihsel ve siyasi kontekst içerisinde değerlendirir, böylece okuyuculara onun sadece başarılarını değil, karşılaştığı zorlukları ve eleştirileri de gösterir.
Kitap, Atatürk'ün bir lider olarak karmaşık karakterini ve onun zamanına damga vuran olayları tartışırken, yalnızca olumlu yönlerini değil, aynı zamanda tartışmalı kararlarını da ele alır. Bu, özellikle Atatürk hakkında daha nesnel ve dengeli bir anlayış kazanmak isteyen okurlar için önemlidir.
İlhan'ın dili, konuları ele alış biçimi ve tarihi olaylara getirdiği eleştirel bakış açısı, "Hangi Atatürk"ü özellikle tarih meraklıları ve daha geniş bir perspektif arayan genç okurlar için değerli kılar. Kitap, Atatürk'ü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarını anlamak için kapsamlı bir kaynak sunarken, okuyucuları tarih bilgilerini sorgulamaya ve daha eleştirel düşünmeye teşvik eder.
20. yüzyıl ortasına kadar İngiltere bu tarihten itibaren de ABD ülkemizi yönlendirmeye ve güdümüne sokmaya çalışmış hala da aynı yöntemi sürdürmektedir. Buna karşı koyabilmek için güçlü bir devlet olmak, bunu başarabilmek için de önce genç nüfusumuza iyi, güncel ve çağdaş bir eğitim vermek ve mutlaka savunma sanayimizi geliştirip savunma araçlarımızı kendimiz üretmek zorundayız. Atatürk yolunda ve Atatürk ruhuyla kendimize yeten, sanayileşmiş ve çağda�� uygarlık düzeyine çıkmayı ilk hedefimiz yapmalıyız. Çağdaş uygarlık düzeyini de batı ile karıştırmamak, günümüzün gerektirdiği düzeyde olmak hatta onu geçmek olarak algılamalıyız. Atatürk'ün sözüyle bitireyim; "Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir."
"Kaptan"ın "Hangi" adıyla yayımladığı düşünce yazılarını içeren kitap serisinin Atatürk'le ilgili üyesi: Hangi Atatürk
1981 yılında basılmış olan kitap Atilla İlhan'ın 1976 ile 1979 yılları arasındaki yazılarını içeriyor. Yazılar Milli Mücadele, Atatürk'ün bağımsızlık konusundaki düşünceleri, onun ekonomiye ve eğitime verdiği önem, inkılapçı ve devrimci yönün, Atatürk'ün neler yapmak istediği, nasıl öngörülü bir lider olduğu, başkalarının onu nasıl göstermeye çalıştığı üzerine Attila İlhan'ın düşüncelerini barındıran bir kitap. Kitapta yakın siyasi tarihimizle de ilgili ilginç bilgiler var. Özellikle Atatürk sonrası yakın siyasi tarihimizle ilgili.
Düşünce yazısı olduğu için roman okur gibi aralıksız değil de dura dura, düşüne düşüne okursanız çok daha iyi olacaktır.
"Kaptan"ın kitabını okumanızı öneririm. İyi okumalar dilerim.
Cumhuriyet'in milli eğitim devriminin ilk öğrencilerinden olan Atilla İlhan'ın 1930-1980 arasını tüm siyasi gelişmeleriyle, Atatürk devrimlerinden adım adım nasıl uzaklaşıldığını, bunun olması için küresel üst akılın yaptığı hazırlıkları, dış siyasette 1938'den itibaren yapılan hataları , Türkiye'nin sosyoljik yapısını, toplumsal sınıflarını, siyasi partilerini , komşularıyla ve batıyla ilişkilerini detaylı ve sistematik bir şekilde anlattığı, ve bunu en yalın , açık ve basit Türkçe anlatmayı başarabilen eseri. Sadece Atilla İlhan'ın söyleşilerini, sesini özleyenler için bile hasret gidermeye yarayan sohbet havasında su gibi akan bir eser.
"...bazı delikanlılarımızda fark ettiğim, Cumhuriyet'i küçümseme eğilimi. Bunlara bakarsanız, Mustafa Kemal hiçbir şey yapmamış, Cumhuriyet Anadolu halkının kaderine hiçbir değişiklik getirmemiş, hep yerimizde saymışız, o kadar ki bugün herhangi bir üçüncü dünya ülkesi bile bizden ilerde bulunuyormuş! Bu iddialar ipe sapa gelmez iddialardır: Hangi istatistiğe başvursanız, çürütülürler... Bırakın istatistikleri, yaşı Cumhuriyet'le bir olanlar ülkenin nasıl geliştiğini, toparlandığını gözleriyle görmüş, elleriyle tutmuşlardır. Salaklığın âlemi yok, Türk halkına sana hiçbir şey yapmadılar demek, hem yalan söylemektir, hem onun gözünde yalancı düşmektir..."
Attila İlhan cumhuriyetin ilk yıllarında yetişmiş. Bu kitapta da cumhuriyetin kuruluş aşamalarını, ilk yıllarını ve yazıldığı tarihdeki (1970'lerin sonu) durumunu alıntılar ve örneklerle destekleyerek açıklamış.
Mustafa Kemal Paşayı daha fazla tanıdıkça, hayranlığın artmaması mümkün değil. Zamanının fersah fersah ötesinde, muhteşem bir deha!
Bu kitapta cumhuriyetin kuruluş yıllarında atılan adımlar, güdülen hedefler ve elde edilen çıktılar detaylıca anlatılıyor. Tüm güzel kazanımların zamanla nasıl erozyona uğradığı da açıklanıyor. Fırsatınız olduğunda okumanızı öneririm.
“Atatürkçülere” Atatürk’ü ve Kemalizmi öğretecek müthiş bir eser. Kitabı okuyunca Türkiye’nin %80 belki de %90 ının Atatürk’ü tanımadığını tekrardan anladım. Okuyunuz, okutunuz.
Kitap bir tarih kitabı olmadığı için yapılan bazı çıkarımlar konunun arka planını bilmeyenleri yanlış yönlendirebilir. Örneğin Attila İlhan’ın İnönü’yü eleştirirken (tabiki de çok haklı olduğu noktalar var) dönemin koşullarını pek göz önünde bulundurmadığını, tarihi detayları pek irdelemediğini düşünüyorum.
Atatürk hakkında yazılmış en samimi kitaplardan biri.
Attila İlhan, bir Cumhuriyet aydını olmanın da verdiği özgüvenle lafı hiç dolandırmadan Atatürk'ün dehasının nasıl zamanla bir diktatörliğe dönüşmek zorunda kaldığını, kendisinden sonra gelen İnönü dahil tüm liderlerin bilerek ya da bilmeyerek ülkenin kurucu ilkelerinden nasıl saptığını tane tane, rasyonel bir şekilde anlatıyor.