“Coğrafya, sıkıcı ve işe yaramaz bir disiplindir.” Yves Lacoste, akademik ve mesleki hayatı boyunca işte bu argümanla mücadele etmiştir. Üstelik bu, hayli güçlü bir akıntıya karşı kürek çekerek yürüttüğü bir mücadeledir: Coğrafyanın bütünüyle “sıkıcı ve işe yaramaz” olduğu öğrenciler arasında genel kabul gördüğü gibi, coğrafyacıların da büyük bölümü bu disiplini “iklim-nehirler-bitki örtüsü-nüfus-tarım” ve benzerine ilişkin kuru bilgilerin arasına sıkıştırılmış ölü bir disiplin haline getirmiştir. Oysa coğrafya Lacoste’a göre bütünüyle siyasi bir alandır.
Coğrafya Her Şeyden Önce Savaş Yapmaya Yarar’ın başlıca argümanı, stratejik bir bilgi olarak coğrafyanın, iktidar sahiplerinin elinde bir yönetim aracı olarak kullanıldığıdır. Bu araç, Vietnam Savaşı’nda ABD Hava Kuvvetleri’nin Kızıl Nehir bentlerinin coğrafi özelliklerini sinsice bir yıkım planında kullanması örneğinde olduğu gibi, doğrudan askeri amaçlara da hizmet edebilir. Lacoste’un kendi kelimeleriyle söyleyecek olursak, “gerek ‘fiziksel’ diye adlandırılan boyutlarıyla, gerekse iktisadi, sosyal, demografik, siyasi özellikleriyle mekanların metodik tanımlanması olarak coğrafyanın kesinlikle, pratik olarak ve güç olarak, devlet aygıtının bölgede yaşayan insanların kontrol edilmesi ve organize edilmesi için ve savaş için ifa ettiği fonksiyonlar çerçevesine yerleştirilmesi gerekir”.
Sert polemiklerle ilerleyen ve alanında bir tür “yapısökümü” gerçekleştiren bu kitap, ilk kez 1976 yılında kaleme alınmıştır. Elinizdeki metin ise, yazarın 2012 yılında yaptığı bazı revizyonların yanı sıra, yazarın düşünsel dünyasında belirleyici olmuş bir yaşam öyküsünü de kapsayan uzun bir yeni Önsöz’ü içeriyor.
O livro é um importante manifesto que chama os geógrafos a resgatarem a temida geopolítica e se propõe a refletir sobre o papel da Geografia, seja enquanto disciplina engessada pelos pressupostos acadêmicos ou enquanto saber prático e eminentemente político.
Pascal Marchand bu kitabında, coğrafyanın askeri stratejilerde nasıl belirleyici bir rol oynadığını tarihsel örneklerle inceliyor. Kitap, savaş coğrafyasının sadece dağlar, nehirler veya haritalarla sınırlı olmadığını; kültürel sınırlar, doğal kaynaklar ve teknolojik değişimlerle birlikte şekillendiğini savunuyor.
Kitabı okurken coğrafyanın yalnızca bir arka plan değil, savaşın ta kendisi olduğunu fark ettim. Yazar, savaşların neden ve nasıl yapıldığını coğrafi koşullar üzerinden okumaya çalışıyor ve çoğu yerde bunu oldukça başarılı şekilde yapıyor. Özellikle tarihsel örneklerle desteklenen bölümler benim için ilgi çekiciydi; mesela Napolyon’un seferleri ya da Orta Doğu’daki enerji hatları üzerine olan kısımlar akılda kalıcıydı.
Ancak bazı bölümlerde akademik dilin ağırlaştığını ve anlatımın fazla genellemelere kaçtığını hissettim. Güncel örneklerde biraz daha derinlik beklerdim. Yine de savaşların sadece politik değil, mekânsal nedenlerle de şekillendiğini anlamak açısından bana yeni bir bakış açısı kazandırdı.
Savaş, strateji ve jeopolitik konularına ilgi duyan biri olarak bu kitabı okumaktan memnun kaldım ama herkes için kolay bir okuma olmayabilir.
I found this book to be a little to outdated nowadays, it doesn't compare to other books wrote by the author that are timeless classics to a student of Geopolitics.
Coğrafyanın sıkıcı, işe yaramaz bir disiplin olduğu argümanı ile mücade eden yazar, bu bilim dalının doğru bilgiye ulaşılması ve tahlil edilebilmesi koşulu ile üst düzey stratejik bilgiler içeren bir anahtar disiplin haline gelebileceğinin altını çiziyor. Vietnam'a davet edildiği zaman Amerika'nın coğrafi bilgileri kullanarak doğal bentleri yıkmak suretiyle oluşturmak istediği tahribatın; bu alanın yönetici sınıf tarafından aktif bir şekilde kullandılğının ispatı olduğunu ifade ediyor. Buna benzer örneklerle coğrafyanın çok daha önemli bir konuma getirlmesi gerektiğini ima etmekte ve coğrafyanın öğrenciler tarafından daha çok sevilebilmesi ve anlaşılabilmesi adına birtakım yol haritası göstermektedir. Bunun yanında bazı coğrafyacıların bu disiplinin prensiplerine ve düşünme biçimine uygun olmayan anlayışları olduğunu belirterek epistemolojik eleştiriler getirmektedir. Sosyal bilimler ile ilgilenen, ilgilenmyen herkesin okumaktan asla pişman olmayacağı bir çalışma..(Keşke Fransızca bilseydim de profesörün yayınlanmasına öncülük ettiği ''herodote'' dergisinin sayılarını okuyabilseydim'.')
Fue una lectura asignada, pero la disfruté. Trajo puntos interesantes y debates contemporáneos sobre qué tipo de geografía se enseña en las escuelas. Además, destaca la pasividad que se le otorga a la geografía, cuando es una ciencia que rinde frutos dignos de ser debatidos. También menciona la ausencia de los filósofos en esta área y el desarrollo de una geografía marxista. Tuve una buena experiencia, aunque mucha información se repite a lo largo de los capítulos.
Daha çok coğrafya disipliniyle özel olarak ilgilenenler için bir kitap olsa da tüm sosyal bilimler için mekanın önemine dikkat çekmesi, sadece coğrafyacının değil tüm araştırmacıların çalışmalarını yaparken "kimin için" sorusunu sorma gerekliliğini hatırlatması gibi hususlarıyla epey kıymetli bir kitap. Özellikle kitabın sonundaki Che'nin ölümü analiziyle ele aldığı konuların kritikliği berraklaşıyor.
Excelente libro. No esperaba nada, y me sorprendió parece ser un clásico de la geografía y base sustancial de la geografía crítica. El autor te lleva de la mano por un recorrido histórico de las escuelas de geografía, especialmente la francesa y expresa su contraposición a la tradición vidaliana. Recomiendo ampliamente, si son del área de geografía es un must.
Es un libro breve, no muy complicado y muy recomendable para quienes están en cursos de introducción a la geografía, aborda desde la crítica a la geografía enciclopédica escolar, pasando por un posicionamiento epistemologico muy esclarecedor para quien esté comenzando a estudiar geografía
Évidemment livre incontournable en tant que bonne géographe. Évidemment livre qui a vieilli et certaine idée un peu arriérées Évidemment livre que j’ai lu 19733902 fois Évidement je le conseille à tout le monde
“Es grave para el desarrollo de una sociedad democrática que sea únicamente la minoría en el poder la conocedora de cómo la situación se transforma y cómo intervenir en estos cambios”.