Siz hiç umumi bir alanda, kendi başınıza, gözünüzden yaş gelene kadar kıkır kıkır güldünüz mü? Utanırım mı diyorsunuz? O halde Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı benim yaptığım gibi trende falan okumayın. Toplum tarafından deli zannedilip dışlanabilirsiniz.
***
Ama değer. Zira bu kitap, bugüne kadar okuduğum en eğlenceli bürokrasi hicvi. Nüfus kayıt defterinin gerçekliği ile hayattaki apaçık fiziksel gerçeklerin uyuşmaması durumunda, defterin hakikat kabul edildiği ve sizin kanlı canlı hakikatinizin devlet karşısında bir hükmünün olmadığı düzenin muazzam bir eleştirisi. Nüfus kâğıdı çıkarmaya gelen ufak bir çocuğun, aslında bilmem kaç yıl önce bilmem hangi savaşta şehit düşen bir asker olduğunu söylüyorsa nüfus kayıtları misal, o çocuğun yıllar önce cephede öldüğüne inanmamız gerekecektir. Defterde hata olmaz efendim. Olsa olsa çocuk hatalıdır.
***
Dokuz sene bir devlet üniversitesinde Araştırma Görevlisi olarak çalıştım. Tamam, üniversiteler diğer devlet kurumlarından bir parça farklı, fakat memuriyetse memuriyet, hem de neredeyse 10 yıllık. Bu deneyimin özellikle kurum içi parodilerle daha kuvvetli bir bağ kurmama ve daha kuvvetli kahkahalar atmama yaradığını düşünüyorum. Mesela ismen bir memura ulaşmak gerektiğinde yaşananları şöyle bir gözümüzde canlandıralım: Bir kuruma gittiniz, o kurumda bilmem ne kalemindeki Ayfer Hanım’ı bulmanız lazımmış. Sizin işinize Ayfer Hanım bakıyormuş. Başladınız kurum içinde sorup soruşturmaya. Odasını öğrenmek en kolayı. Ama iş orada bitmiyor; ne bitmesi, başlamıyor bile. Ayfer hanım, mesela, Cemal beyin yanına gitmiş oluyor. Cemal Bey nerede diyorsunuz, ayniyatta işi varmış diyorlar, Remzi Bey’i bulursanız Cemal Bey’in yerini öğrenirsiniz, Remzi Bey ayniyattan geliyordu. Remzi’yi nasıl bulurum diye soruyorsunuz. Füsun Hanım’la çay almaya gittiğini görmüşler en son. Füsun’u bulsanız işiniz kolaylaşacak ama Füsun Hanım’ı da demin müdür yardımcısı çağırmış. Müdür Yardımcısı’nın odasını bir bulsanız tamam. Odacılar bilir hangi kata gideceğinizi, odacıyı nerede bulurum? Doktor randevusu varmış, röntgen çektirmeye gitmiş, öğle tatilinden sonra gelirmiş. Peki, dersiniz, öğleden sonra geleyim o zaman. Fakat sahi, odacıya kimi soracaktınız siz?
***
Yer yer “Olacak O Kadar” havasının olduğunu itiraf etmekte fayda var. Yani çok kör göze parmak gibi hissediyorsunuz zaman zaman. Ama bu his bile beni hiç bozmadı. Zira Yaşar Yaşamaz’ın hikayesini, tıpkı hapishane koğuşundaki mahkûm arkadaşları gibi ağzı açık ayran budalası gibi dinledim. Bir bu kadar daha olsa, bir bu kadar daha dinlerdim. Hatta birkaç yıl geçsin de yine dinleyeyim. Yaşar Yaşamaz’ı hayatıma defaatle davet edeyim.
***
Gönülden önerimdir.
Sevgiler efendim!