Pontalis, denemelerinde hem yazar hem de psikanalist olarak bu iki koca koca, büyük zeminin nasıl çetrefilli ve kaygan olduğunu anlatmaya çalışıyor. Analizin, analiz yapmanın, anlatı kaldıramadığını tarif etmeye çalışırken dilin de kavram gibi araçlarla ehlileştirilemez, direngen tarafına dikkat çekiyor. Malum ketlenme, bastırma üzerine epey kafa yoruyor.
“Hasta - analist” çerçevesi, ikiliği içinde kalmanın namünkün hâllerini kendi deneyimleri, denemeleri üzerinden de gösteriyor.
Bir aşamadan sonra, ne “hastalarım” hasta ne ben bir psikanalistim diyerek yol alan bir ilişkide “hastalarını” yeterince ve gerektiği gibi sevmenin de, seansların sona ermesiyle yaşanılan ayrılıktaki hüznü de öyle bir çerçeveden, “pencereden” tarif ediyor ki ya da oradan çıkarıyor ki kışkırtıcı ve kafa açıcı; şöyle:
“Hastalarını yeterince, gerektiği gibi sevmek onların iyiliğini istemekten farklıdır, hatta tersidir. Hiçbir şey istememek, herkeste canlı olana güvenmek.”
“Bir hasta divandan son kez kalktığında ve daire kapısı ile büronun kapısını ayıran holü geçtiğinde, elbette heyecan vardır, ama farklıdır. Ayrılığın hüznüne, “iki kişilik deliliği” andıran bir şeyden kurtulmuş olmak duygusu karışır.”
Pontalis’in bu denemeleri, deneyimleri insanda “başka bir şeye geçme arzusunun” farkında olmadan bastırıvermesiyle nelerin, neyin, nasıl geri döndüğünü anlatma, anlama çabası içeriyor.
Üstelik çelişkisiyle; anlatının yaşananı, duyumsananı, düşlemi silen, ortadan kaldıran yok eden etkisini de bilerek; canlı olan kısmıyla devam ederek.
Şöyle deyiveriyor mesela: “...[N]için geçerli nedenler bulmak zorunda olayım ki? Uzunca bir süre yirmi beş yıl-yaşamımın bir parçası olandan ayrılmaya karar verdim. Her ayrılıkta - bir yerden, bir kadından, yayımlandıktan sonra bir kitaptan - kendinden de ayrılınır, kendiyle aynı olandan. Başka bir şeye geçmek arzusu biz farkında olmadan bastırıverir...”