Kaçıncı okuyuşum oldu Kutuadam'ı?
Öncelikle ''derin okuma neymiş?'' onu anlıyorum. Kurduğum bağlantılardan ördüğüm ağ, delirmiş bir örümceğin ardında bıraktığı izlere benziyor. Bu delilikten mamül ağın karşısına geçip, profesör gözlüklerimi takarak bilgiç bilgiç çıkarımlar yapıyorum. Ama gözlüğümü takar takmaz yaşadığım ilk aydınlanma, tam olarak o deliliğin içinde yaşadığımı görmek oluyor. Öyleyse hangi gözlük koruyabilir beni bu deliliğin karşıkonulamaz ağından? Körleşme'yi düşünüyorum; Kien'i, Therese'nin kitap okurken kullandığı plastik eldivenlerini. Sahi ne oldu Therese'e. Belki ben de Kutuadam'ı plastik eldivenler takıp okumalıydım.
Beket'in Acaba Nasıl'ını anımsıyorum sık sık, çamurun içinde tekme-tokat-yumruklar tiyatrosu. Sırtta taşınan, sadece ağırlık olsun diye taşınan, bir çuval. Pim Pom'a yumruk atarken, arkadan Bam'dan tekme yemektedir ve Bam kafasına yediği yumruğun öfkesiyle bir tokat daha savururuken... Aynanın karşısına gidip aynaya bakıyorum, yüzüm gözüm öyle morarmış ki bu oyun içinde, üzerine bir de ben kırmızı bir ruj sürüyorum. Şaka şaka diyorum, morluklar da boya; gülümsüyorum- bu hüzünle ne yapıcaz? Bilmiyorum.
Yaptığım analizler her ne kadar ''nafile'', hayal ürünü de olsa şu yaşadığımız dünyada kesinlikle bir karşılığı olduklarını biliyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu en iyi sen bilirsin, diyor Abe bana, bir de göz kırpıyor ama öyle hafif bir göz kırpması ki; belki de ben uydurdum diyorum. Bedenimi sarsıyorum, şöyle dik durmaya çalışarak- gözümden o akılllık emaresi gözlüğü çıkarıp bi kenara koyuyor- ve sokağa atıyorum kendimi. Sokak, dans etmek için uygun bi yer gibi görünüyor Aslı'nın gözüne. Başlıyorum ritmli yürüyüşüme. Acaba Kobo Abe beni görse, ne derdi diyorum. Kaybolmuş bir romantik; akışkan bir beden; yoksa içinde yaşadığı kutunun duvarlarını ufka kadar genişletmiş bir kent sakini; normal biri işte canım. Gombrowicz iyi anlar bu işlerden ama ortalıkta görünmüyor şimdilik. İçinde yaşadığım evi seviyorum, bazı eşyaları, kitaplarımı... Hiçbir zaman ilk hedefim sahip olmak olmadı, korkularımı bastırmak konusunda cesur davrandım, en azından bunlarla yetinebilirim diyorum. Gözlerimle Abe'yi arıyorum onay almak için, çoktan gitmiş. Beckett 'boşver sen onu' der gibilerinden bir bakış atıyor, 'Onun kimseyi sevdiği görülmemiştir zaten.' Huysuz herif! Canım Beckett diyorum, bir sarılmak arzusuyla uzanıyorum, o da gitmiş.
Hababam dans ediyorum çünkü yarattığım patırtının kutunun duvarlarına açtığı delikler gittikçe büyüyor, açılan deliklerden daha önce görmediğim şeyler görüyorum arada bir. Bir de, deniz kokusu.... Yapma be Aslı diyorum, biliyosun deniz kokusu sadece yüzmeyi bilmedikleri için boğulan balıkları cezbeder. Sahi, ben zaten dereleri seviyorum.
----
Çok kısa bir süre içinde dördüncü okuyuşum ve her seferinde olanca dikkatimle, özet mözet çıkararak okumama rağmen, hep aynı tuzaklara düşüyorum. Kobo Abe öyle bir oyun kurmuş ki;her okuyuşumda kendimi mukavva kutudan yapılma atımın üzerine binmiş, elimde bir pırasa, yanımda da peluştan timsahımla, müthiş bir dedektife dönüşmüş buluyorum. Sisifos ve Don Kişot karışımı bi' ''gerçek'' avcısı oluveriyorum. Bana her seferinde gerçek Kutuadam'ın kim olduğu önemli değil dese de, ben her seferinde arıyorum o ''gerçek'' Kutuadam'ı ve sonunda da turnusol kağıdıyla patates tartmaya çalışan bir marangozdan öteye gidemediğimi keşfediyorum.
Her okuyuşumda mutlaka bir şey keşfediyorum.
Her seferinde aydınlandım sanıp, çabucak sönüyorum.
Bir de Kutuadam'ın paranoid şizofren evreninde göz, görmek, bakış kavramları öyle sivri işleniyor ki, onunla yata kalka yaşantımı bile etkiledi. Bir süredir on kilometre mesafede insan olmayan bir ormanın içinde yaşıyorum ve ormana tuvalete her çıkışımda elinde dürbün beni izleyen biriyle karşılaşacakmışım gibi gerilim yaşıyorum yok yere. Böylece beni izleyen birileri var mı diye sapkınca bir dürtüyle ormana, ağaçlara ve kendini göstermeyi sevmeyen sincaplara bakarken ben de HOOPPP! bir dikizciye dönüşüveriyorum. Sincaplar, çınar yaprakları, umarsız çobanlar ve vöyorizm isimli bir araştırmaya denk gelirseniz, bilin ki bendendir.
Kobo Abe beni eline aldı yoğurdu, ellerinden ve güzel gözlerinden öpüyorum.
Elveda ve bütün tokatlar için teşekkürler.