Reha Muhtar’lı Show haber günlerini hatırlayanlar bilir; ne zaman bir toplumsal gösteri ya da üniversite eylemi ortalığı karıştırsa hemen devreye giren bir kalıp karşımıza çıkardı: “Biz bu filmi görmüştük.” Neyse ülkede hepimiz mutluluktan zil takıp oynadığımız için bu replikte tedavülden kalktı.
Kahverengi Veba’yı okuyacak talihli okurun tarihin tekerrürü karşısında “ne oluyoruz lan” diyeceğini düşünüyorum. Evet kesinlikle biz bu filmi daha önce görmesek de okumuştuk diyebilir gönül rahatlığıyla.
Kitap, anarko komünist bir Fransız yazarın Avrupa’yı kasıp kavuran faşizm yıllarına dair tanıklığından oluşuyor. Birinci bölüm, faşizmin Avrupa’da iktidara gelişi sürecinde Alman, Fransız ve kıta sosyalistlerinin öngürüsüzlüğü üzerine tespitlerinden oluşuyor. Goethe, Kant ve Hegel’in topraklarında bastı bacak bir savaş artığının göz göre göre iktidara gelişi ve toplumsal hareketlerin seyiri cidden ibretlik. Ancak kitabın en güçlü yeri, yazarın Alman topraklarına yaptığı iki ziyarete anlattığı Felaketten Önce ve Felaketten Sonra bölümleri bence. Hitler’in iktidara geldiği 33’den 1 yıl önce yürüyerek ve iktidar sonrası bisikletle yaptığı yolculuktan derlediği hikayeler bir yanı yürek paralayıcı bir yandan ise faşizme dair çok çarpıcı anekdotlar içeriyor.
21. yüzyılın ilk çeyreğine dair yapılan genel değerlendirmelerde bugünün toplumsal, politik ve ekonomik ikliminin tam da 1930’ların Avrupa’sının bir benzeri olduğu yönünde vurgular ağırlık kazanıyor ki cidden manzara çok benzer. 29 buhranı ve sonrasındaki yoksullaşma Avrupa’da faşist partileri demagojik, sol söylemleri kuşanarak iktidara taşıyor. Kitap, bize faşist yalan ve demagojinin, umutsuz, aç ve yarınından güvensiz kitleleri nasıl hipnotize edip birer canavara dönüştürdüğünü mükemmel anlatıyor. Tam da bugün, dünya ölçekli ekonomik kriz ve onun doğurduğu toplumsal sorunlar kapitalist kuzey ve onun çeperinde Trump benzeri demagog, halkçı söylemli sermaye yanlılarını iktidara taşıyor. Sosyal demokrasinin beşiği İsveç’de dahi aşırı sağ yüzde yüzlere varan oy artışı sağlıyor. Goobles’in yerini Post truth çağında internet trolleri dolduruyor ve merkezin demokrat elitleri, Hillary ve şürekası, Ab’nin kravatlı liberalleri 30’ların “canım nerede faşizm tehlikesi var, abartmayın diyen sendika ağalarının koltuğunu işgal ediyor. Yahudiler’in yerine göçmenleri koydunuz mu manzara tamamlanıyor zaten
Evet kitap politik ve bugüne dair çok önemli tespitler içeriyor. Ama aynı zamanda yazarın edebi yetkinliği kitabı kuru bilgi yığınından kurtarıyor.
Yılın başlarında Alman Sonbaharı’nı okumuştum. Savaş sonrası yıkılan Almanya ve küçük insanlarına dair okunacak en iyi kitaplardan biriydi. Onun yanına bu kitabı da katın der ve huzurlarınızdan çekilirim.
Son olarak, benzerlikleri vurguladım ama büyük bir farklılık da var maalesef. O ölüm-kalım günleri Avrupa’sında “güzel günleri” düşleyen ve bu düşe toplama kamplarında, Ss sorgularında, balkan dağları ve Varşova gettosunda, Moskova önleri, Madrid barikatları ve Bursa hapishanesinde “iman” edenler vardı, bize kalan ise bu imandan geriye sadece svihs.