“Bu kitabın amacı, yaşadığımız kültürün farkına varmamıza yardımcı olmaktır.” (9)
Doğan Cüceloğlu’nun yazdığı kitaplar arasında en az beğendiğim oldu. Ana sebebi kitabın anlatımının, tasarlanışının yeterince net olmayışı, hatta yer yer kafa karıştırmasıydı. Diğer kitaplarının netliğini nasıl seviyorsam bu kitabın karmaşıklığını göz ardı edemedim. Miş Gibi Yaşamlar’ı beğenmiştim. Önemli bir konuyu diyaloglar halinde anlatmak iyi de olabilir kötü de. Bu kitapta üç kişi arasında bir konu anlatılmaya çalışılırken konudan konuya atlanıyor, arada sorulan sorular odağı kaybettiriyor, konu gereksiz uzuyor. Açıkçası daha kısa bir kitap olabilirmiş. Korku Kültürü’ne tam olarak ne zaman girecek diye bekledim. İlk kitapta daha netti. Diyaloglar halinde yazarken bir konuyu derinlemesine açıklamaya çalıştığı için ilerledikçe olağan akışında bir konuşma olmadığını iyice hissettiriyor. Cüceloğlu acaba bir roman yazmak ister miydi diye düşündürttü. Özellikle bu kitapta kurguya yeteneği seziliyor. En nihayetinde kitabın “Neden Mış Gibi Yaşıyoruz?” sorusuna cevabı “kalıplayan korku kültürü” ve “geliştiren saygı kültürü” farkı oluyor.
Kitabın başında çizimleri kimin yaptığı belirtilmemiş. Ayrıca çok fazla yazım yanlışı var.
“Korku-kaygı kültüründen saygı-güven kültürüne…” (10)
“”Adam pis değil, hangi ortamın temiz tutulması gerektiği konusunda farklı düşünüyor”” (18)
“Türk insanının çocukluktan itibaren acizleştirildiğini ve yetişkin hale geldiğinde, değil parkın kirliliği gibi toplumsal sorunların çözümü, meslek seçmekten bile aciz olduğunu söylemek istiyorum.” (21)
safety consciousness - güvende olmak için tedbir alma bilinci (27)
“…insan eylemenin kökünde, temelinde, inançlar ve duygular vardır, bilgi değil.” (51)
“Ortama getirilen bilinçte bilgilerimiz değil, farkındalıklarımız işlevseldir.” (69)
“Gülmesini bilmeyenin, ağlamasının bir anlamlı yoktur.” (72)
“Öğretmenin içinde yer aldığı sistemin de niyeti saf olmalı!” (93)
“…bilimsel çalışmalar … çocukları dövmenin aslında bir terör olduğunu söylüyor.” (96)
“Bir insanın Tanrı’yla kurduğu ilişkiye müdahale etmek, o insanın özünün özgürlüğüne müdahale etmek demektir. …Dinde zorlama yoktur; bilgilendirme, hatırlatma vardır.” (99)
“Her dilin ve kültürün de bir zemin olduğunu unutmayalım.” (102)
“Bir olgunun biri tarafında algılanıp, yorumlanıp, bilincinde anlamlandırılmış durumuna fenomen denir. Bir tek olay vardır ama her algılayana göre farklı fenomenler oluşur.” (103)
“…çocuk doğuştan şöyle bir ilkeyle doğmuş: “Belirsizliği, bilinmeyeni araştır ve belirgin, bilinir hale getir.” (115)
“…kişinin birey olmasını, kendi olarak gelişmesini teşvik eden her şeyi az görürsün. O nedenle, bu ülkede kitap okuyan insan da azdır.” (118)
“İnsanın toplumsal yönüne “yüz” bireysel, psikolojik yönüne “can” diyorum.” (126)
“Türkiye’de çoğu şey göründüğü gibi değil, alttan alta başka bir sistem işler ve bu görünmeyen sistemi öğrendiğin zaman insanların neden öyle davrandığını anlamaya başlarsın.” (130)
“Teoloji “tanrıbilimi” yani “ilahiyat” demektir. Yunanca theos, “Tanrı”, logos, “bilim” kelimelerinden oluşmuştur.” (147)
“Kalıplayan korku kültürü” (150)
“Geliştiren saygı kültürü” (153)
“Gönlünün muradını keşfederek, kendi istediği alanda gelişerek bir şeyler yapma, istediği alanda başarılı adımlar atma, kendi yaşamında kendi olarak var olmak insan mutluluğunun temel bir koşuludur.” (152)
“Gerçek Atatürkçüler bilimsel düşünceyi benimseyenlerdir. İdeolojiler de özgür düşünme ve irdelemeyi yasakladıkları zaman bu tür bir dogmatik sisteme dönüşebiliyorlar.” (162)
“…sıkıntılarının temelinde kendi anlam verme sisteminin yattığını kavrayamayacağından, kendini geliştirmenin onun için herhangi bir anlamı olmayacaktır. O dünyayla ilişkisinde kendinin anlamadığı dogmaları, hurafeleri kullanmaya daha eğilimli olacaktır.” (172)
“…engelleri hedefinin yön gösteren pusulası gibi algılarken,…” (172)
“Niyetin saflığına eren insanların keşkeleri az olur.” (175)
“…bilimsel düşünceden uzaklığı derecesinde anlam verme sistemleri mış gibi oluyor.” (178)
“Bir insan, özünü gerçekleştirdiği zaman mutlu olur, o öz yaratıcıdır. O öz üreticidir. O öz paylaşımcıdır. O öz candır.” (192)
“…çocuk, duyduğunu değil, gördüğünü yapar ve o nedenle “çocuk ailenin aynasıdır.” (202)
“…sohbet, hem zihinlerin hem de gönüllerin işin içinde olduğu bir danstır.” (208)
“Bir ana-babanın çocuğuyla sohbet içine girebilmesi için önce kendi iç dünyasını bilmesi, anlaması, kabul etmesi ve yargılamaması gerekir.” (208)
“Özgürlük, seçeneklerin arasından seçim yapabilmek bilincine ve hakkına sahip olmak demektir.” (213)
“”Sen istersen yapabilirsin, senin yapabileceğine güveniyoruz”” (215)
“Korku kültürü iç sorumluluğu önemsemiyor, çünkü bireyi önemsemiyor ve tamamıyla dış denetimle, korkuyla işleri yürütmeye çalışıyor.” (242)
“Kadın yalnızca kadın, erkek yalnızca erkek olmak durumunda mı? İkisinin de insan olduğu ve insan insana ilişki kurduğu ortamlar yok mu?” (256)
“Neden öfkeliyiz? Keder öfkenin ayrı bir türü.” (258)
“Keder güçsüzün, öfkesinin ifade etme tarzıdır.” (268)
Yüz baskın kalıplayan korku kültürü
Can baskın geliştiren saygı kültürü
“Değişimin bir bütün içinde, bütünden kopmadan, onunla ilişki içinde başlaması ve gelişmesi gerekliliği… Doğru olan ile kolay olanı birbirinden ayırarak strateji geliştirilmeli.” (286)
“…değişimin mutlaka bireylerin kendi özgür seçimleri ile kendi kişisel yaşamlarında başlaması gerekliliği.” (287)
“”Uygarlıklar, bilgi değil, farkındalıklar üzerine kurulur.””(298)
“Bilimsel yaklaşım içinde olan kişi için kutsal olan, kanıtlanmış verilerdir.” (308)
Dört temel yaşam alanı
Bilgi (epistemoloji)
Varoluş (ontoloji)
Eylem (etik)
Tarz, biçim (estetik) (318)
“Sadece bizim değil, tüm dünya uluslarının üzerinde önemle durması gereken temel konularından biri, bilginin yaşama yansıması, davranışa dönüşmesidir.” (319)
“Gerçek eğitim bilgiye bilince dönüştürür ve kişinin davranışına farkındalık olarak yansır.” (320)
“Çocuk muhteşem bir potansiyel olarak doğuyor ama bu potansiyel geliştirilecek mi, yoksa kalıplanacak mı? İşte Shakespeare’in to be or not to be (olmak ya da olmamak) sözü burada anlamını buluyor.” (322)
“”İnsan kendine saygısı olan ben olmayı gerçekleştirmeden biz olmayı gerçekleştiremez.”” (326)
“İnsanoğlu, genlerinde kendi mutluluğunu arayan yaratıklar olarak kodlanmıştır…” (327)
“…Türkiye’de gördüğümüz mış gibi yaşamların çoğu, bu tür bölük pörçük, bütünlüğünü kaybetmiş ve bilimsellikten uzak anlam verme sistemlerinden beslenir.” (329)
Bilinç: Farkındalıkların birbiriyle ilişkilendirilmesiyle oluşmuş bilişsel sistem. (335)