Bizde üç kitap bir arada basıldı (iyi ki de öyle olmuş) ama goodreads de müstakil başlıklar olması sebebiyle bende ayrı ele almaya karar verdim.
İlk kitap Hoşça Kal Punom Pen. Kamboçya iç savaşını Kızıl Kmerlerin kazanması ve başkenti ele geçirmeleri ile başlıyor. Burada bir iki dakikalık google aramalarıyla kısa bilgi sahibi oluyorum. En azından taraflar kimler göz atıp okumaya öyle devam ediyorum. Yine her gün bir şeyler okumanın denk gelmeyeceği coğrafyalardan, oralardan köken alan bir sanatçıdan okumanın, izlemenin mutluluğunu yaşıyorum.
Acılı bir yol hikayesi başlıyor. Devrim hayatın seyrini sertçe değiştiriyor. Eğitimli, burjuva bir aile hayatta kalmaya çalışıyor. Taraf olmak çok umrumda değil. Ne geliyorsa başımıza kör tarafgirlikten geliyor. Taraf olmak kötü dediğim sanılmasın. Kör olmak, körlüğe yatmak kötü. Tabi ilk kitap itibariyle bu görüşüm biraz prematüre. Kitabın ve sanatçının seyri nereye gidecek göreceğiz. Ve dahi bu kadarlık kısımda bile Kızıl Kmerlerin bir takım mantık sosuyla buladıkları enstrümanları korkunç görünüyor. Ama bunu tetikleyen mekanizmaları düşünmeden edemiyorum. Henüz taze başladığım, paralel okumalarımdan “Barbar Modern Medeni”de (İ. Kalın, İnsan Yay.) altı çizilenler aklıma üşüşüyor. Küreselleşme, modernleşme bazı kadim değerleri kaçınılmaz olarak aşındırırken, bunu küresel şekilde (her yönden) değil sadece batılı bir usturanın üslubuyla yapıyor. Bir alışverişten çok tek taraflı akım hakim (tek taraflı akım bile pul pul dökülüyor bugünlerde. Fikir, meslek ve duruş olarak Batının kodlarına tam uyumlu görünen Fazıl Say’ın konserleri Gazze’de yaşanan felaketler karşısındaki tutumu sebebiyle İsviçre’de iptal ediliyor. İfade özgürlüğü, insan hakları gibi kavramlar kartonlaşıyor). Bu da farklı gelişimsel, tarihi, kültürel süreçleri olan toplumlarda bir reverse etki ile geçmişe, kendi değerlerine dönüş (dönüş olmasa bile check etme/kontrol) mekanizması doğuruyor. Sömürgeciliğin farklı spektrumlarına maruz kalanlarda farklı tepkiler doğabiliyor. Bu tepki ve metotları onamak zorunda değiliz ama anlamaya çalışabiliriz. Kızıl Kmerlerin (kitapta açıkça yazmıyor, detay da okumadım doğrusu ama ima edilenden çıkardığım) eğitimli, eski yönetimde muteber insanları bulanık zihinler, hedefleri önündeki ideolojik rezidüler olarak görüp acımasız şekilde yok etmeye çalışmaları korkunç. Güdülenmiş zihinlerin, bireylerin varolabileceği, kullanılabileceği bir ihtimal mi? Elbette. Emperyal veya değil her güç, kendi menfaatinin uyduluğuna vesile soft power alanları için elinden geleni yapıyor, tabii olarak. Bu çağrışımlar içerisinde ve ilgiyle okuyorum kitabı.
Ayrımsız bir (maskeli- maskeli çünkü fırsatını bulana kadar güçlü görünene riyakarca hürmetkar ama aslında hasetçi) servet düşmanlığı bizde de var. Hiçbir şey yapmadan, çabalamadan, çabalayana düşmanlık çirkin (illegal yollara tevessül neticesi olanlar bahis konusu değil). Ama aksi gelir adaletsizlikler de yok değil (belki çok). İşte bu düşündüklerime cevap verircesine ilerliyor hikaye. Hem de bir ümit veriyor, işi insan olan, insana dokunan, idealistçe, elimden geldiğince doğruyu, iyi uygulamaya çalışıp, aldığı dönüşlerden hayal kırıklığıyla dolan benim gibilere. Olağanüstü koşullarda yola revan olan aile, sıkıntılı durumlarda, geçmiş hayatlarında avantajlı pozisyonlarda iken, “balık bilmez ise Halik bilir” düsturunca dokundukları insanlardan yardım görüyorlar. Şu ara öyle umutsuzum ki bu konularda, bana bir masal gibi geliyor bu “karma” halleri. İnşallah öyle değildir. İnsanlık ölmemiştir (diyeceğim ama bu incelemeyi insanlığın kavram olarak insanların ise canice bombalarla öldürüldüğü Gazze saldırılarının zihnimizden bir an bile ayrılmadığı günlerde yazıyorum…).
Çok kritik bir yerde bitiyor. Kitabı, metni, çizimleri (bazı anatomik haller gözüme batsa da, tam sayfa paneller başta olmak üzere) beğeniyorum. Bir yerde (yanlış anlamadıysam) yola düşeli beş ay geçtiğinden bahsediliyor. Oradaki zaman oryantasyonunu okur olarak tutturamadığımı hissediyorum. Çok daha kısa bir süre gibi geliyor okurken.