Osmanlı döneminde yazılmış bir Siddharta düşünün, Amak-ı Hayal'e ulaşacaksınız.
''Bir romandan daha fazla felsefi ve tasavvufi bilgi içermesi beklenebilir mi?'' sorusunu sormazdan evvel ''bu bir roman mıdır?'' diye sormak gerekir. Kanaatimce hayır, Amak-ı Hayal bir roman değil. Ortak bir-iki karakterin bağlayıcılık işlevi gördüğü bir masal kitabı aslında. Yapısı ''Bin Bir Gece Masalları'' ile bu anlamda birebir aynı. Aynalı Baba, Raci'ye her gece bir masal anlatmıyor da, her seferinde bir masalı kalbine ilham ediyor. Hatta, nasıl Bin Bir Gece Masalları aynı kurgu ve temaları sürekli olarak tekrar ediyorsa, Amak-ı Hayal de aynı şekilde kendini tekrar eden temalarla dolu. Bunun, kimbilir, belki de İslam'da tekrarın faziletli bir iş olarak görülmesiyle de ilgisi vardır.
Evet, bir masallar kitabı. Burada masalı gerçekdışı, uyduruk anlamında değil; basit, renkli ve fantastik anlamında kullanıyorum. Basitliği yazıldığı dönem ve halkın tasavvuf bilgisi düşünüldüğünde doğal karşılanabilir. Gerçekten de, varlık felsefesi ve tasavvuf ilmi konularında bilgi sahibiyseniz, bu kitap size bildiğiniz hakikatlerin birer masal giysisine büründürülmüş hallerinden fazlasını vermeyebilir. Buna karşılık, bu konulara yeni merak sardıysanız harika bir başlangıç noktası teşkil edecektir. Çünkü, başka eserlerdeki uzun ve soyut tartışmalara doğrudan dalmaktansa, bu eserdeki hikaye ve benzetmeler anlayışınıza yol gösterici bir ışık tutacaktır.
Son olarak çeviriye de değineyim: Kaknüs iyi bir iş çıkarmamış. Filibeli Ahmed Hilmi'nin ''davayı çakmıştım'' ya da ''kafama göre takılıyordum'' gibi cümleler kurduğunu hiç zannetmem. Bunlar pekala ''meseleyi kavramıştım'' ve ''gönlümce yaşıyordum'' diye çevrilebilirdi sözgelimi. Size arasam bunun gibi onlarca örnek bulabilirim. Nitekim çevirmeni Serkan Özburun, böyle bir eseri çevirmek için (eseri çevirdiği tarihi dikkate alıyorum) henüz genç. Hikayelerin sonunda açıklamalara yer verilmesi güzel bir düşünce, buna karşılık açıklamaları kim yazdı bilmiyorum ama, genel itibariyle fecaat. Filibeli hikayelerinden birinde evrimi açıkça benimsediği halde (hatta açıklamada da burada evrimden söz edildiği kabul edildiği halde!), birkaç hikaye sonra bir açıklamada ''burada Batı ilminin evrim ve büyük patlama fikirlerinin ne kadar komik olduğu...'' türünden cümlelere rastlanıyor. Filibeli yobaz değil, hatta ilim sahibi ve çok zeki bir yazar; çevirmen ise onu bir yobaza dönüştürmek için epey çaba sarfetmiş anlaşılan. Şunu da belirteyim, eleştirim yalnızca evrim konusuyla sınırlı değil, genel olarak hikayeler iyi açıklanmamış. Zaten bunca açıklamaya ihtiyaç duyacak kadar karmaşık hikayeler de değil. Hatta açıklamak iyi bir fikir midir? Okuru daha mı çok düşündürür yoksa düşünmekten uzaklaştırır mı? Kendi payıma eksik kalmasın diye her satırını okumuş olsam da, hiç okumamış olsaydım bir şey kaybetmez, hatta sükunetimi daha iyi muhafaza ederdim kanaatindeyim.
Tasavvufu bir dramatik kurgu içinde öğrenmek istiyorsanız Elif Şafak'ın kitaplarını değil, azıcık zahmet çekip Amak-ı Hayal'i okuyun. Pişman olmazsınız.