What do you think?
Rate this book


40 pages, Hardcover
First published January 1, 424
فرمانروایی در اینجا نیست. این شهر از چنان مردانی خالیست. شهروندان، دارا و ندار، خود به یکسان بر این شهر فرمان میرانند و همینها مناصب دولتی را در اختیار دارند و هر سال جای خود را به دیگری میدهند. دارا و ندار در اینجا برابرند.

آه چه پیک زبان آوری در اینجا داریم! چه انبوهی از واژگان ناچیز و بی ربط بر زبان آورد!
بسیار خوب، دوست من. این کشمکش را تو آغاز کردهای پس بگذار آن را پیش بَریم. تو بخش خویش از این کشمکش گفتی، اکنون از آنِ مرا بشنو.
برای یک شهر باری سنگین تر از تاب آوردن یکی فرمانروا نیست.
نخست آنکه، شهری چنین، قوانینی ندارد که برای تمامی شهروندانش یکسان باشد. نمیتواند داشته باشد. آنجا جاییست که تمامی قوانین شهر در دستان یک مرد است و او آنها را هرگونه که بخواهد به زور به کار میبندد. پس برابری چه میشود؟
اما قوانین نبشته، با همه، دارا و ندار، یکسان رفتار میکند. اگر مردی دارا مردی ندار را با سخن خویش خوار کند روا میدارد که آن مرد ندار همان واژگان را در برابر مرد دارا به کار برد.
مرد تهی دست میتواند بر مرد دارا چیره گردد اگر دادگری پشتیبان او باشد.
گوهر آزادی در این واژگان است: «هر آنکس که اندیشهای نیک برای شهر دارد، بگذارید در برابر شهروندان آن شهر بر زبانش آرد.»
میبینی؟ این گونه، هر آن کس که اندیشهای نیک برای شهر دارد ستوده میشود. دیگران هم آزادند که خاموش بمانند. آیا برابریای بزرگ تر از این هست؟
نه، جایی که قدرت دست مردمان است، آنها میتوانند با شادی بسیار بالیدن جوانان شهرشان را تماشا کنند.
آن هنگام که تنها یک تن فرمان میراند چنین نیست. او از چنین چیزی بیزار است. آن دم که یکی را میبیند که در کاری، نامی بلند یافته است، هراسان میشود که مبادا دیهیمش را از کف بدهد و از این رو او را از سر راه بر می دارد. چنین شهری چگونه میتواند ببالد؟
آن شهر چگونه میتواند نیرومند گردد آن هنگام که یکی این سو و آن سو می رود و جوانان زیرکش را دست چین میکند و تباه می سازد، همچون یکی کشتگر که در بهار سر گندمهایش را میزند؟
چه کس این زحمت را به خود خواهد داد که در پی دارایی و توشه ای برای زندگی پسرانش باشد اگر تمامی آن دارایی در پایان نصیب فرمانروا گردد؟ یا دخترانش. چرا باید زحمت پروراندن دخترانی محبوب را به خود دهی اگر آنان هم هرگاه فرمانروا بخواهد از آن او گردند و تو را با اشکهای اندوه در چشم واگذارند و بروند؟ من مرگ را بهتر از این میدانم که دخترانم را بر خلاف خواستشان به زور به بستر عروسی بَرَند!
اینها همان تیرهاییست که من برهان آوریِ تو را آماج ایشان کردم.
اما پیک اکنون به ما بگو چه پیامی برای این شهرداری؟ گفتارت برایت گران تمام میشد اگر تو را برای آوردن این پیام به شهر ما روانه نکرده بودند.
کار پیکها این است که پیامشان را بدهند و سپس بروند. به کرئن بگو بار دیگر که خواست پیکی بدین جا بفرستد یکی را بفرستد که کمگویتر از تو باشد.
Bir şehir için tirandan daha düşmanca bir şey yoktur, orada her şeyden önce ortak yasalar bulunmaz, yönetimi eline geçiren, yasayı da kendine göre tutar. Bu ise hiç adil değil. Yasalar yazılı olduğunda, yoksulun da zenginin de eşit hakka sahip olması, daha güçsüzlerin, kötü bir söz ettiğinde zengin birine bunları söylemesini sağlar.Haklar varsa, zayıf olan, güçlüyü de yener. Özgürlük budur: “Kim şehre yararlı bir çözümü ortaya koymayı ister?” Bu şeyleri söyleyen mi yücedir, yoksa susmayı isteyen mi? Bunlardan hangisi bir şehre daha uygundur? Gerçekten de ülkenin yöneticisin halk olduğu yerde, gençlerin yurttaş olarak yetiştiği görülür. Tiran, düşmanının böyle birileri olduğunu gördüğünde, sağduyuya hâkim en cesurlarını öldürür, tahtından korktuğu için. Bu yüzden bir şehir, birisi, ilkbahar çayırındaki başaklar gibi, cesur gençlerini biçtiğinde, nasıl güçlü olabilir? Kral, daha fazla servet ve yaşamı için çalıştığı sürece, çocuklar için hangi serveti ve yaşamı elde etmek gerekir?
Eski Yunan ve Latin metinleri, tarihin her alanına ışık tutabilen kök bilgileri içermektedir. Dönemin ozanları, tarihçileri ve düzyazı yazarları, birbiri ardına öyle mükemmel tarzlara ve ifade gücüne erişmişlerdi ki, çağlar boyu okuyanı derinden etkilemekte ve doğru düşünme gücünü pekiştirmekteler. Özellikle tragedya ve komedyalar ele alındığında, bu birbirine zıt iki türün, aynı zaman dilimleri içinde kendi kurallarına göre nasıl farklı bir gelişim gösterdiği de dikkate değerdir. Komedya toplumsal kusurları alayla dile getirerek mutlu sonu, tragedya ise geri dönüşü olmayan acı, ölüm, yıkım ve felaketi ele alır. Böylece oyunlar aracılığıyla insanlara kendi vicdanlarıyla kendilerini sorgulatma, dolayısıyla ruhu aklandırma gayreti içindedir. İşte, izleyiciye bu etkiyi hissettirmek üzere adeta birbirleriyle yarış halinde olan ve tarih boyunca ancak birkaç kişinin yetkinleştiği tragedya yazımında Aiskhylos (M.Ö. 525-456), Sophokles (M.Ö. 496-406) ve Euripides (M.Ö. 484-406) siyasal ve toplumsal olaylardan yola çıkarak, başkalarını da felakete sürükleyen olayları ele alıp, özgün bir kurgu ve etkin kelimelerle, toplumsal hataları azaltma gayreti içinde, kişiyi suça iten içsel nedenleri dile getirme çabası içindeydiler. Onlara göre ciddi, bedeli ağır suçlar cezasız kalamazdı. Bilerek ya da bilmeyerek yapılan kötülük, er geç ortaya çıkacaktı. Çünkü her şeyin belirleyicisi doğanın değişmez yasaları bunu gerektirmekteydi. Hatta kimsenin göremediği, tanığının olmadığı bir suçun bile cezalandırıcısı vardı: Vicdan.
Bu yüzden tragedya, hatta komedya yazarları, başka halkların değil, kendi gündelik yaşamlarında kendi toplumunu yakından ilgilendirdiği için siyaset, savaş ve yöneticilerin karakteriyle ilgili konulara fazlasıyla duyarlıydılar. Dünyada çok az kişinin göstereceği cesaretle bu yazarlar, yöneticileri hataya düşüren etkenleri, tarih kadar, derin psikolojik tahlillerle de açıklamaya çalışmışlardır. Bu tahliller bugün bile geçerlidir. Bu da onların yazarlık yeteneklerinin gücünü ve başarısını kanıtlamaktadır. Olasılıkla dönemin bazı siyasetçileri de bu tür etkinliği saygıyla karşılıyorlardı.
"Ebeveynler için en iyisini yapamayan kişi, mutsuzdur.
Çünkü ebeveynlerin için ne yaparsan,
kendi çocuklarından da aynı şeyler gelir."
"Çünkü ortak kaderleri yöneten tanrı,
Acı çekenin acıları gibi haksızlık eden
kişiyi de hiç acı çektirmeden yok etmemiştir."