Ruh Üşümesi (1991); Adalet Ağaoğlu'nun Yazsonu(1980) romanındaki " ... hiçbirimiz bu kan ve çürümüşlük kokusunun yatak odalarımıza kadar daldığının..." diye başlayan cümlesinden hareketle bestelediği oda-romanı.
Roman,aynı restoranda birbaşlarına yemek yiyen biri kadın diğeri erkek iki ana karakterin zihinlerini iki çalgılı bir oda-müziği gibi konuşturan bir yazarın klavyesinden sarsıcı bir insanlık durumu bestesi...
Adalet Ağaoğlu (1929); '50'li yıllarda başlayan oyun yazarlığından '70 sonrasında hız alan roman, öykü, deneme ve günce yazarlığına, Cumhuriyet yazınımızın en önde gelen modern klasiklerindendir.
Adalet Ağaoğlu, a writer born in Nallıhan in 1929, graduated from Ankara University's Faculty of Language and History-Geography, Department of French Language and Literature in 1950. Subsequently, she joined Ankara Radio in 1951, where she worked as a dramaturg, radio theater director, and program specialist following the establishment of TRT. He departed from his post in 1970, having served as the head of the Radio Department. Ağaoğlu's foray into poetry commenced with the publication of her work in the 1948 and 1949 issues of Kaynak magazine. She subsequently made her theatrical debut with the play "Bir Piyes Yazalım" (Let's Write a Play), which was staged in Ankara in 1953 and co-authored with a colleague. The initial work of fiction by Adalet Ağaoğlu was the 1973 novel Ölmeye Yatmak.
Kitabi tarz olarak Hiroshima Sevgilim kitabina benzettim biraz. Ozellikle 102. sayfada gecen, kadinin 'Ben her seyi gordum' erkegin ise 'sen hicbir sey gormedin' dedikleri kisim, bu romanda birebir ve tekrarla geciyor. Bu da hos bir tesaduf olsa gerek.
Şaşırtmadı. Entel gevezelikleriyle insanı sıkıntıdan patlatan steril bir edebiyat örneği. 80'lerin sonu 90'ların başında hayatımızı esir alan, sanat filmi denilen bir ucubelik vardı. Zuhal Olcay falan oynardı. Suni, kitabi diyaloglar, batıdan ithal edilmiş cinsel tavırlar, yerellikten uzak, sanatsal olduğu düşünülen bayıcı muhabbetler. Hah, işte bu onların romana dönüştürülmüş hali. Yapay edebiyatın en bayağı örneklerinden biri. Gündelik realiteden uzak, "bayım", "bademli tavuk", "martini", "beyaz şarap", kelimelerinin uçuştuğu mızmız, monden, kimliksizleşmiş bir anlatı. Aralara sabepsiz klasik müzik parçalarının sokuşturulduğu, naftalin kokan bayat cinsellik betimlemeleriyle dolu. Herhangi bir hikaye, takip edeceğininiz bir yol yok. Daha ziyade avant-garde görünen ama avant-garde olmaktan fersah fersah uzak, bir akış içinde bağlantı kurulmadanm yazılmış soyut hayali diyaloglar, duygu düşünce kırıntılarının bir araya getirilmesi ile sunulan iç mi dış mı olduğu belli olmayan monologlar. Hele bir de esprili olmaya çalışılan yerler var ki, of anamlars yani. Uzun lafın kısası söyleyecek bir şeyi olmayan, öylesine hobi falan gibi yazılmış, yaşlı, köhne bir kitap/roman, ne derseniz. Bence uzak durun. Ha, bu kafada olanlara bir sözüm yok. Onlar sahtelikleri erkenden, daha kokusundan bulacak kadar hassas bir buruna sahiptirler. Bunu çoktan başucu kitabı, fetiş nesnesi falan yapmış, orada burada övmelere doyamaışlardır. Sözüm aslında SANA, gerçeği arayan, kandırılmaktan, hayal kırıklıklarından yılgınlaşmış okuyucu. Gerçek Türk Edebiyatını sen bulacak ve koruyacaksın.
Öncelikle zor bir metin. İnce bir kitap olmasına rağmen, girişi okumak ve ilerlemek zor. Metaforlar, içe dönük ruh fırtınaları, hayali bir metin. Bir adam ve kadın tesadüfi restoranda karşılıklı otururlar. Aralarında çok yüzeysel bir diyalog geçmesine rağmen, kadının iç sesleriyle- geçmişe uzanan bir ilişki başlar ve biter. Tanışıyor gibilerdir ayrılırken, kadın veda etmek istemez. Kaçırılacak bir tren, mimarlık öğrencisi ve hoca, otel odasındakiler, dışarda sevişmeyi bekleyen gençler bilinç akışı gibi kadının aklında geçen film sahnesi karakterleri gibidir. Filme çekilse bu kitap ya da tiyatroya çok uygun olduğunu düşündüm.
Adalet Ağaoğlu’nun Yaz SONU kitabının başlama cümlesi ile başlıyormuş kitap. O kitabı da okumak lazım bilahare.
1990’da yazmış Adalet Ağaoğlu. 90’lı yıllarda başlayan kadının cinsel özgürlüğü, özgürleşmesine dair önemli bir metin. Yaşsızlık-kadının yaşsızlığı vurgusu vardı yine. Kadınbalı/erkekbalı metaforu ilginçti. Adalet Ağaoğlu incelikli cümleleri yine yer yer, seviyoruz kendini.
“Nereden kaynaklandığı bilinmeyen bir çekiciliği vardı kadının, kadınlığını haykırmayan, Pastel.” S6
“Bir öpücükle güçlü bir ruh üşümesinin atlatıldığı an. Atlatmanın ise sadece atlatmak olduğu, başka hiçbir şey demek olmadığı.” S20
“İlk aşkında düşünce birliği beden birliğinden önce geliyordu da ne oluyordu?” S28
“Erik tabağındaki eriklerin en irisini en sona saklayan kız. Sezgisi, dengenin bir kez bozulduğunu söylüyordu ona, uyumun zedelendiğini...”S41
“Sarıl bana ruhum, üşüyorum.” S61
Ta derinlere de kaçsa, dokunuşların hissedilebileceği an’lara sımsıkı sarılmalıyım.
Herkese merhaba! Adalet Ağaoğlu'nun dili kullanma biçimine aşina olmayanlar için okuması epeyce zor bir kitap olan Ruh Üşümesi ile karşınızdayım. Birbirini tanımayan bir erkek ve bir kadının birbirlerine dair düşüncelerinin gerçek ile gerçek dışı katmanlar arasında seyri üzerine bir kitap. Amma ve lakin Ağaoğlu'yu çok sevmeme rağmen bu kitaba çok da ısınamadım. Yazar ile ilgili zaten bir şey demek haddime değil 🙏🏻 Edebiyatımızın en iyilerinden. Ağaoğlu'na başlamak için ---> Ölmeye Yatmak, Hayır... İyi okumalar! // Hi everyone! This is a novel of one of the famous woman writers in Turkey. It is a story about a man and a woman, their thoughts about each other, their feelings. Real or not. It is all intertwined within spoken and unspoken. Unfortunately no translations into any other languages. Good reads! #ruhüşümesi #adaletağaoğlu #bookstagram #bookstagrammer #ozgurlukkurdu #freedomworm #bookworm #kitapkurdu #kitaplayasamak #kitapsever #bookcomment #kitapyorumu #kitaponerisi #kitapokuyorum #temmuzayındaokuduklarım #bookrecommendation #bookreview #booklover #okudumbitti #everestyayınları
Olaganustu, dussel, siirsel bir anlatim teknigi ve ictenligi olan bu romanin klostrofobik hissettirdigi gercegi, onu ustun kilan mukemmel diline golge dusuremese de romanin zihinlerimizde yer edinmesini zorlastiriyor.
Bedeni sıcak kalabilenlerin ruhları tahmin edilenin aksine çokça üşüyebilir, bu kitap da onun bir gösterimi. Konu olarak oldukça doğru bir yere parmak basıldığını düşünsem bile ruh üşümesinden çok vücutların sıcak kalışını okumak kimi zaman kitabın içine girmemi zorlaştırdı. Adalet Ağaoğlu'nun okuduğum ilk kitabıydı, kitabın içine giremeyişim dilinin inceliklerini bilmememden de kaynaklanıyor olabilir. Yine de 3.5'tan 3 veriyorum 4'e çıkaramadım maalesef. Okuyunuz lütfen, en azından ruhların da üşüdüğünü hatırlarsınız.
"...hiçbirimiz bu kan ve çürümüşlük kokusunun yatak odalarımıza kadar daldığının, sevişmelerimizin içine sızdığının, o sevişmeleri doğrayıp porsuttuğunun bilincinde değildik..." bu alıntıyı ve kitabın açıklamasını okuyunca çok heyecanlanmıştım ama hiç beklediğim gibi değildi. ayrıca türk yazarlarda cinsellik içeren sahneler yazma konusunda çok büyük bi sorun var, çok garip yazıyorlar.
galiba uzun zamandır okuduğum EN kötü kitap ve bunu kumral ada mavi tuna’dan sonra söyleyeceğimi düşünmezdim. snob ötesi snob, rahmetli ağaoğlu’nun arkasından konuşmak istemem ama bence anaïs nin olduğunu sanarak yazmış. bakın bunu severek okuyacak kişi kim biliyor musunuz? yalan dünyada “sevgılım” diyen tuhaf oyuncu lavuk. bu kadar. (gene de ölmeye yatmak’ı da okuyup ikinci bir şans vereceğim…)
"tabi 'biz' denilince gelecek olanların yüzünü göremiyorsun. kim olduklarını bilmiyorsun; soyutlaşıyorlar; giderkende soyuttular; geleceğin gelmeyeceğide buradan belli olmalıydı, diye düşünebiliyorsun. bir yandan da diyorsun ki ama söz vermişlerdi geleceklerdi."
This entire review has been hidden because of spoilers.
Zorlama bir anlatım olmuş. Zaman zaman pornografiye kaçan cinsellik aşırı olmuş, tadında bırakılmamış. Kitabın okunma nedeni sanki bu olsun iştenmiş gibi. Sonuç olarak hiç hoşlanmadım, kısa olduğu için isteyen hızlıca okuyup karar verebilir.
Fazlasıyla şiirsel ve sembolizmlerle örülü bir kitap. ‘Oda romanı’ konseptini ve biçimini beğendim ancak Ağaoğlu odanın hikayesini yeterince iyi anlatamamış. Yine de çağına ve çağdaşlarına dair fikirlerini romandaki erkek ve kadının düşünceleri üzerinden anlamaya çalışmak güzel bir deneyimdi.