Bu kitapta yapmaya çalıştığım şey bazı şarkıları alıp çözümlemek ya da açıklamak değil. Şarkı kendisi için vardır, açıklaması da olmamalıdır... Buradaki şarkıların her biri hayatım boyunca tekrar tekrar okuduğum ve "okuduğum" şarkılar. Israrla çalıp söyledim onları. Hepsi de kendimi kurmamda ve yeniden kurmamda bir yere sahip. Hepsi bana hayatımla, hayatımızla ilgili sorular sordu. Ben de onlara cevap vermek için epey zaman harcadım. İşte bu sorularla, bunlar etrafındaki düşünceler var bu kitapta... Benim için "şarkı sözü" müziğin bir aksesuarı olmadı hiçbir zaman. Söz ve müzik daima bir bütündü. Sözünü anlamadan müziği de yeterince takdir edemeyeceğimi bildim hep. Küçük yaşlarımdan beri müzikte kahramanlarım Bob Dylan ve Leonard Cohen' İkisi de şarkı yazarı ve şair. Onları örnek alarak başladım şarkı söylemeye. Şarkı sözü ş Özel bir şiir türü ama gene de şiir. O yüzden şiir gibi okunmayı, şiir gibi yaşanmayı hakediyordu. Bu şarkıları nasıl seçtiğim ise apayrı bir konu. Bazılarını seçmeme şansım yoktu zaten. Suzanne, Famous Blue Raincoat, Manifiesto; bunlar eskiden beri yakamı bırakmayan şarkılar. Seçtiğim tüm şarkılar ortak temalar içermeseler de, aynı civarlarda dolaşı Aşk ve ölüm, sevgi ve şiddet, dayanışma ve ihanet, teslimiyet ve umut... —Bülent Somay.
1956'da İstanbul, Bakırköy'de doğdu. 1972'de girdiği Boğaziçi Üniversitesinden 1981 yılında, İngiliz Edebiyatı dalında lisansüstü derecesiyle ayrıldı. 1982-83 yıllarında Montréal McGill Üniversitesinde bilimkurgu alanında doktora çalışması yaptı, ancak doktora derecesini almadan İstanbul'a döndü. 1983'ten bu yana Akıntıya Karşı, Zemin, Birikim, Demokrat ve Defter dergilerinde deneme ve makaleleri yayımlandı. 1984-1995 yılları arasında Mozaik Müzik Topluluğunun bir üyesi olarak, 1995'ten sonra ise bağımsız olarak müzik çalışmalarını sürdürdü. Metis Yayınları'nda fantazi ve bilimkurgu dizilerinin editörlüğünü yaptı. 1986-1994 yılları arasında yazdığı siyasi makalelerini Geriye Kalan Devrimdir (Metis, 1997) adlı kitabında, sevdiği şarkıların sözlerinden hareketle yazdığı denemelerini Şarkı Okuma Kitabı'nda (Metis, 2000) topladı. Tarihin Bilinçdışı (2004), Bir Şeyler Eksik (2007) ve Çokbilmiş Özne (2008) Metis yayınlarından çıkan diğer kitaplarıdır. Ütopya, Distopya ve Bilimkurgu hakkındaki yazılarını derlediği The View from the Masthead: Journey through Dystopia towards an Open-Ended Utopia kitabı 2010'da İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. 2002'den beri Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Bülent Somay aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı Direktörüdür. Devrimci Sosyalist İşçi Partisi mensubudur.
Bülent Somay bu kitabında Sting, Cohen gibi sevdiği şarkıcıların şarkılarından hareketle kısa makaleler kaleme almış. Her şarkının bir şiir olduğunu kanıtlarcasına önce onları dilimize çevirmiş sonrasında da yapı sökümüne uğratmış. İlginç, yer yer şarkıdan ve konudan uzaklaştığı için benim de koptuğum bir eserdi. Bölümlerdeki şarkıları dinleyerek okumaktan keyif aldım.
Daha yeni bitirdim ama simdiden tekrar okumak istiyorum. Şarkıların oluşturduğu soru işaretlerine cevap verirken benim de kafamda onlarca soru işareti yarattı Somay. Kesinlikler yok, siyah ve beyaz yok. Kendisini durmadam sorgulayan bir beynin kendi gibilere meditasyonu olarak bile gorulebilir, diğer bir çok şeyin yanında. Eğer okuduğumuz kitaplar da bizim aynamız, kondansatorumuz sayiliyorsa, ben bu aynaya daha şimdiden tekrar bakmak istiyorum.
Ne Leonard Cohen şimdiye kadar bildiğim Leonard Cohen ne de Fragile eskiden beri dinlediğim Fragile artık benim için. Yabancı dilde yazılmış şiirleri bu kadar güzel yorumlayabildiğine göre bir lisan bir insan sözünün hakkını sonuna kadar vermiş anlaşılan Somay. Özgeçmişini düşününce şaşırmıyor insan tabii.
Şarkı söyleme ve okuma arasındaki farkı görmek için şarkı sözlerinin bir tür şiir olduğunu kabul etmek gerekiyor öncelikle. Şarkı sözü ne zaman şiir olmayı hak ediyor sorusu akla geliyor doğal olarak.
İngilizcede az çok okur yazar biri olarak tek başıma alamayacağım şiir tadını yazarla birlikte aldım kitaptaki şarkılarda. Sadece İngilizce ve Türkçe çevirisi birlikte verilenler değil, şöyle bir değinilerek geçilen şarkıların da peşine düştüm youtube'da. Kitap sayesinde, ilk defa duyduğum şarkıların çoğunlukta olduğu yeni bir listem var artık kütüphanemde.
Bülent Somay başlıca Leonard Cohen, Peter Gabriel, Victor Jara, Jonn Lennon şarkılarını yorumlarken ya da okurken, artık şarkıcı değil şair diyebileceğimiz sanatçının anlatmak istediklerinden çok kendi çağrışımlarından yola çıkarak kendi içsel yaşamını nasıl inşa ettiğini anlatmış. Bu arada Cohen'i mavi yağmurluğundan sobelemeyi de ihmal etmemiş. :-) Sanat yapıtlarını birer ayna olarak kullanırken, çıkış noktamız sanatçının gerçekte ne demek istediği sorusudur aslında bana göre. "Sanatçı şunu mu söylemek istiyor" diye sorduğumuzda, soru cümlemizin içeriği, vurgusu hatta ne şekilde sorulduğu gerçekte kendi iç dünyamızın bir yansımasıdır bence.
Yazar kendi iç dünyasını çok samimi bir şekilde aralarken örtük bir şekilde psikanalitik kuramdan da faydalanmış gibi geldi bana. Kuru nasihatler değil dayanaklarının da gösterildiği dostane öneriler okuyorsunuz. Belki de kendi duygularından daha sık bahsettiği için Somay'ın "Bir Şeyler Eksik"teki samimiyetini, içtenliğini bu kitapta daha güçlü hissediyorsunuz.
Çoğunlukla şarkıların bir bölümünden tetiklenen çağrışımlar söz konusu olsa da şarkıların tamamı üzerine düşünmeye hevesleniyorsunuz. Hatta aynı sanatçıların başka şarkılarına da takılıyorsunuz. Kitaptaki her şarkı ile ayrı bir duyguyu gözden geçiriyorsunuz. Kırılganlık ile ilgili bölümü okurken Türkiye'de olgunlaşamadan ölmenin neden çok zor olmadığını bir kere daha görüyorsunuz. Kadının özgürleşmesinin erkeği de nasıl özgürleştireceğini anlayabiliyorsunuz ama kırılganlığın şiddet üretmedeki rolünü düşününce nasıl olacak bu iş diye ümitsizce soruyorsunuz. Bülent Somay o kadar güzel ayna tutuyor ki size, iktidardaki malum şahıs ile ilgili fantezinizin yara almasına bile aldırmıyorsunuz, tam tersine seviniyorsunuz. :-) Makbul aynanın ne olduğunu da hatırlıyorsunuz bu arada.
Kıyamet Sureleri başlıklı bölümü de okuduktan sonra Nietzsche'nin bahsettiği anlamda Tanrı'nın tam olarak ne zaman öldüğünü merak ettim doğrusu. Ya da Tanrı hiç olmuş muydu ki diye sormadan geçemedim. Bence insanlık sosyalizm trenini geri dönülmez biçimde kaçırmış bir kere ve onun yerine koyabileceği başka bir plânı da hiçbir zaman olmayacak. En azından üzerinde yaşadığımız şu gezegen için.
Düşündürürken hoşça vakit geçirten bu şiirli ve müzikli kitabı atlamayın bence.
Okunacaklar: Yarım Kalan Şarkı, Victor Jara, Joan Jara Görkemli Kaybedenler, Leonard Cohen Ursula K. Le Guin Romanları
şimdiye dek okuduğum en hoş kitaplardan biriydi diyebilirim. tavsiye edilir. kitabın ilk yayım tarihi olan 1999'da okumuş olsam (ki yaşım yetmiyor, pek mümkünü yok) şarkıları bulmak için ne kadar kıvranılırdı allah bilir. gerçi o süreyi 2005'lere, hattâ belki biraz daha sonrasına dek uzatabiliriz.
iki şey daha: 1. vaktiyle roll dergisi'nin sanatçılarla yaptığı "blind test"i çağrıştıran bir tarafı da var kitabın. ki çok güzel konsepttir o.
2. ilaveten gündüz vassaf'ın cehenneme övgü isimli kitabını da hatırlatıyor epeyce.
Baştan belirteyim, üç yıldızı kitabın konseptine ve içerisinde yer alan şarkılara verdim. Yazın olarak denemelerin tonu ve bıraktığı hissiyat bana pek hitap etmedi. Yine de fikir olarak şarkılara dair, onların dinleyende uyandırdığı fikirlerin, duyguların yazıya dökülmesi anlamlı ve güzel bir çaba. Hem bu açıdan hem de dilimizde bu türde kitap sayısı çok az olduğu için konuya ilgiliyseniz mutlaka bir göz atın derim.
“Aynayı tutacak olanın yalnızca Suzanne olduğunu sandım ben de yıllarca. Ancak Suzanne’i bulamadığım, onun benim için var olmadığını keşfettiğim zaman iki şeyi fark ettim: Birincisi, ayna bir metin değil gerçekti ve ancak gerçek insanlarda bulabilecektim onu; ikincisi ise ayna bendim ve ancak gerçek insanlara ayna tutmayı, ayna olmayı başarabildiğim zaman çember tamamlanacaktı.”
"Şarkı Okuma Kitabı" Bülent Somay'ın kaleminden çıkmış çok değerli, sanatsal bir eser. Nostaljinin ve geçmişin zirvesinde olan söz yazarlarını, şarkıcılarını tanıyıp, onların yazmış olduğu sözlerin içine girip detaylı bir incelemeye eşlik ediyoruz. İçerisinde Sting'den, Peter Gabriel'e kadar uzanan onlarca usta isme tanıklık ediyor ve kendilerini en iyi şekilde tanımaya çalışıyoruz. Hani deriz ya, "Acaba şair burada ne demek istemiş?" diye. İşte bu eser de tam bunun ilacı olmuş diyebilirim. Tabii farklı bir şekilde soru düşünürsek, o da "Acaba sanatçı burada ne demek istemiş?" şeklinde olacaktır Yazılan sözlerin derinlemesine inilip, incelenmesinden ziyade bu sözler üzerinden farklı düşüncelere yolculuk yapmak, farklı anlamlara yelken açmak da çok güzeldi. Bülent Somay bu eserinde şarkıların anlamlarını, daha doğrusu sözlerin anlamlarını incelemek dışında, kendisinin oluşturmuş olduğu denemeler ve yazılar ile de bir toplu öykü oluşturmuş diyebilirim. Gerçekten okurken keyif aldığımı, bu tür alanlara ilgi duyan kişilerin de çok büyük keyif alacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Geçmişin tadını, havasını almak insana çok iyi geliyor. Tavsiyemdir.
Uzun zamandır okuduğum en keyifli denemelerdi, sese, söze, müziğe doyduk şükür. Kitabı sevdiklerime okutup üzerine iki kelam etmek için sabırsızlanıyorum.
Victor Jara incelemesini hayranlıkla okudum. Famous Blue Raincoat için ele alınan okumaya her ne kadar katılmasam da ileriki çalışmalar için kesinlikle örnek alınacak bir eser olmalı.