3,5 / 5
"Öyle bir öykü yazmaya çalıştığımdan söz etmiştim ya sana. Öyküleri birbirine teğet geçecek, aynı zamanda odaktaki bir portreye de girip çıkacak biçimde yazmanın güçlüklerinden."syf108
Öykünün merkezinde yer alan yağlı boya portrede karakterin annesi var; portreye teğet geçen kadınlar aracılığıyla karakterin içsel monoloğundan oluşuyor metin.
"Otuzların kadını, kurgulanmayı değil, anlatılmayı bekliyor." syf11
Kurgulanıyoruz; eş, anne, kız evlat, iyi dost...
"Kadın"ın hayatın dayattığı rolleri ötesindeki kişisel yalnızlığı ve bireysel arzularıyla, toplumsal kimlikleri arasındaki "ince" dengeyi kurma mücadelesine dair çok çarpıcı tespitler var öyküde. Kitabın sonuna doğru keşke daha çok genç kadın bu öyküyü okuyabilse diye geçti aklımdan.
...çok bilindiği için bir zamanlar gerçekten "iliklere işleyen yağmur"un, ya da "bulutların arasından sıyrılan güneş'in artık yazana da, okuyana da, hatta görene de bir şey dememesi gibi...Çok-yazılandan, çok-özlenenden, herhangi bir çok'tan ayırıp nasıl kendi yerine oturtabilirim bu portreyi?syf12
Son olarak sekiz başlıktan oluşuyor metin; ortalarda biraz dağılsamda ilk Pentimento ve sondaki üç bölüm - Pençe, Alatav, Çivi- etkileyiciydi. Tomris Uyar'a merak ve hevesle başladığım tanışma kitabım oldu; tarz olarak oldukça değişik, alışılmışın dışında bir yapıda geldi bana. Sevmedim diyemem; ancak karmaşık ve farklı bir dokusu var metnin, bu kitaptan sonra yazarın diğer kitaplarını daha çok merak ettim.
Herkese keyifli okumalar.
Geçmişi silinmiş birini anlatmak zorundayım. Yeni çaresizliğim ondan. Ertelenmiş bir ceza olsa, seve seve çekerdim.
Değil ki.
Yaşandığı sırada çok güzel geçmiş ama artık anıları bile silikleşmiş bir tatilin, bir turizm şirketinin ayarladığı eski bir yaz tatilinin, kış ortasında önüme gelen son taksiti, son faturası gibi duruyor karşımda.syf16
Tarihin olanca zenginliğiyle donanmış kentlerin, benzersiz mimari yapıtlarının acımaksızın yerle bir edildiği, doğanın da insanlar kadar onulmaz yaralar aldığı bir dönemde yazmak gibi bir serinkanlılığa dayalı bir uğraş ya sağırlığın ya da körlüğün sağladığı bir bencillik zırhı kuşanarak yürütülebilirdi ancak.
Yaşamak, bir günü daha atlatmak demekti, o kadar.syf55
Şu yıldızçiçekleri ne kadar yalansızdılar!
Hiç kimsenin eksikliğini çektiği bir kültürü varlıklarıyla tamamlamaya kalkışmazlardı. Ana babaları da yoktu ki ailelerine karşı onurlarını ille de savunmak zorunda kalsınlar. Belki de değişik bir birleşimde kişisel renklerini diri tutmayı, aynı vazoda değişik yönlere eğilmelerini buna borçluydular.syf52
Bu bulmacayı çözmeyi sana bıraktım. Kitap, senin. İster kalıtımsal ögelerden yararlan, ister yüz binlerce öbür öğeden. Ama gelir gelmez bana "Bir dakika" demeden bir çay doldur.syf108
Kağıdı değiştirmemin de yararı olur mu? Hayır. Dosya ya da teksir kağıdı, pelur bile olabilir pekala. Harfler italik olsa? Hayır. Takıldığım nokta, onlar değil: sözcükler. Yıllar yılı renklerini, kokularını, tınılarını değişik bileşimlerde denediğim sözcükler. Otuzların Kadını'yla onun özgünlük alanında bire bir karşı karşıya gelemeyecek kadar aşınmışlar artık. Gerçek bir kişilikten çok, bir yazarın iç dünyasını yansıtmaya yatkınlar. Üstelik kurmacada elimin altında bulmaya alıştığım yöntemler, yordamlar da kayıp gitmiş; çünkü Otuzların Kadını, kurgulanmayı değil, anlatılmayı bekliyor. Yazarının en ufak sürçmesinde, kendi biricikliğinden sıyrılıp onun geçmişte kullandığı sözcük ve imge öbeklerinin arasına karışabilir, sıradanlaşabilir, gerçekliğini yitirebilir. İstanbul'da büyüyüp ölmüş, yabancı dil bilen, eldivenlere ve şapkalara tutkun, Markiz'e, Lebon'a, Park Pastanesi'ne, Belediye Gazinosu'na giden herhangi bir Otuzların Beyoğlulusu, bir nostalji nesnesi olup çıkar, hiç yaşamamış gibi.syf11
Tıpkı çok yazıldığı, çok okunduğu ve çok bilindiği için bir zamanlar gerçekten "iliklere işleyen yağmur"un, ya da "bulutların arasından sıyrılan güneş'in artık yazana da, okuyana da, hatta görene de bir şey dememesi gibi. Sonuncu yetkin yorumu, ancak yıllar öncede kalmış ilk acemi yorumunu anımsattığından, gülünesi/acınılası hale gelen bildik bir şarkı gibi ya da. Çok-yazılandan, çok-özlenenden, herhangi bir çok'tan ayırıp nasıl kendi yerine oturtabilirim bu portreyi? Yağmurun iliklerine ilk işlediği günü, güneşin bulutlardan ilk sıyrılışını gören birinin taze izlenimlerini keşfetmem gerek. Ki bu çerçeveden kurtulsun. Freud'cu ya da Bilmemkimci görüşler yüzünden tezelden yazarının geçmişiyle açıklanmasın. Yağmur bir kere daha, gerçekten işleyebilsin iliklere, güneş bir kere daha gerçekten bulutlardan sıyrılsın.syf12
Size yalan söylemek istemediğimi baştan belirtmiştim. Benim de bu tür gizli ilişkiler oldu.
Kendimi hiç sevmedim, daha büyük bir yalnızlığa itildim.
"Dertleşilebilir olanlar" gibi bir ulamda birleştirmeyi yadsıdığım candan kişiler de azalalı beri toplumsal yaşamın bireysel yaşamı etkilediği savına katılıyorum.syf91