Bu garip olaylar, can çekişmekte olduğuna inandığım ak kuğunun (sanatın), bende yansıyan son düşlerinden, sanrılarından birkaçıdır. Ama kuğunun ölmesiyle her şey ölecek değildir, sanatın ölümsüzlüğüne inanan bazı saf kişilerin sandığı gibi. Tam tersine, insanoğlu yeni bir mevsimde, içinde yaşadığı çelişkilerden yararlanmasını bilirse, ortaya birbirinden güzel, birbirinden derin ve anlamlı binlerce ak ya da kara kuğunun düşünü, gerçeğini koyabilir.Av’da bir araya gelen on öykü, Ferit Edgü’nün 1953-1967 yılları arasında yazdıklarından bir seçme. Aradan geçen zamanın ve kurtulmak istenen geçmişin zorunlu kıldığı bir seçme. "Celladın Ölümü" öyküsüyle genişletilmiş olarak yeniden okuyucuyla buluşuyor. Av’daki öyküler, gerçeğin içindeki düş, düşün içindeki gerçekle el ele yürüyen yaratıcılığın ürünleri...
1936’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde başladığı öğrenimini Paris’te sürdürdü. 1976-1990 yılları arasında, kurucusu olduğu Ada Yayınları’nda, çağdaş Türk ve dünya yazarlarının, şairlerinin yapıtlarını yayınladı. Edebiyatın çeşitli alanlarında onlarca ürün verdi. "Bir Gemide" adlı kitabıyla 1979 Sait Faik Armağanı, "Ders Notları" ile 1979 Türk Dil Kurumu Ödülü, "Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı" ile 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Füreya, Aliye Berger, Ergin İnan gibi sanatçılar üzerine yayınlanmış kitapları vardır.
En az "Çığlık" ve "Bir Gemide" kadar güzel kısa hikayelerin bulunduğu "Av", açıkçası bana Ferit Edgü'yü daha da sevdirdi. "Leş" toplaması sayesinde her kitabında tarzına daha da alıştığım ve sevdiğim yazarın bu kitabını okurken de kısa hikayelerinden fazlasıyla keyif aldım. Kitapta özellikle "Köpeğin Isırdığı Kriptozoolog", "Yargıç Karak", "Av", "Durum", "Kötü" ve Dostoyevsky hikayelerini andıran "Yitik Gün" ve "Aşağı Aşağı" kısa hikayeleri favorilerim olmakla beraber tekrar tekrar okunacak kalitede. Sadece Edgü'yü sevenlerin değil Türk edebiyatıyla yakından ilgilenenlerin de okuması gerektiğini düşündüğüm Edgü kitaplarından biri.
Çok iddialı olacak ama, düzyazıda dili Ferit Edgü'den daha şiirsel kullanabilen bir yazar bilmiyorum ben. Bütün öykülerini yoğun hislerle okumuş olmama rağmen, özellikle birkaç tanesinin adını geçmeden duramayacağım: Yitik Gün, Durum, Aşağı Aşağı, ve Yargıç Karak.
Uzun süre önce ilk öyküsünü okuduğum Ferit Edgü'nün öykü kitabı 'Av' sonunda bitti. Öykü kitapları romanlar gibi değildir zaten, her öyküden sonra durup tanıştığın karakterleri ve tanıklık ettiğin olayları düşünmen gerekir. Öyküyü sindirmen.. Ferit Edgü ismini Ayşe Kulin'in Füreya kitabında duydum ilk. Araştırdığımda gördüm ki öyküler, denemeler, araştırmalar.. Üretken bir yazar var karşımda. O kadar kitap arasından neden Av'ı seçtim? Arka kapakta "Ferit Edgü’den yalnızlığın yalnızca toplumsal değil bireysel nedenlerini de sorgulayan, zamansız ve mekânsız öyküler…" yazıyordu. Zamansız ve mekansız tanımına en çok uyanlar da Kötü, Durum ve Celladın Ölümü öyküleriydi bana göre. Öykü severleri bile zorlayabilecek bir kitap, o yüzden yazarı tanımak için iyi bir seçim olmayabilir. Ben sevdim, orası başka 😊
Genel anlamda beğenmiş olsam da kesinlikle Ferit Edgü’nün çok daha iyi kitapları olduğunu düşünüyorum. Ayrıca diğer çalışmalarında görülen şiirsel akıcılıktaki metinler burda çok görülemiyor ve biraz daha karanlık bir hava barındırıyor. Bu kitabının farklı farklı zaman dilimlerinde ve bir sürü konuya değinecek şekilde yazılması hoşuma gitti bir yere saplanıp kalmak yerine rüzgarda savruluyor gibi hissettiriyor bu durum. Kitabın ikinci kısmını daha çok beğendim. En sevdiğim öyküler sırasıyla: Yitik gün, köpeğin ısırdığı, yargıç Karak, av ve celladın ölümü. Ferit Edgü’yü çok övüp popüler olmasını istemesem de her seferinde böyle harika bir kalemin nasıl bu kadar az bilindiğini görüp hayretler içinde kalıyorum.
Ferit Edgü’nün hikâye kitabı (1967) • Tekdüze bir hayattan usanma sonucu intihara yelteniş, aşkm engelleri, solumasına engel olduğu nedeniyle bir adamın, karısını yangın merdiveninden aşağı atışı, bir çocuk düşürme, bir köylünün çağrıldığı evde öldürülmesi gibi olayları, toplumun türlü kuralları içinde bunalış ve bunlara isyan gibi temaları soyutlaştırarak, kapayan değil de yarım bırakan, sezdiren, psikolojik kesitlere koşulu, varoluşçuluk etkisinde on bir hikâye. Çokluk Franz Kafka’yı hatırlatıyor. Geniş ölçüde alegori ve bilinç altmdan yararlanılmıştır.