Beni bir ömür sekiz köşeli şapkasının gözünde taşıyan babamı başımın üstünde taşımak için yeniden uzun ve karlı yollara düştüm.
Yirmi beş yıl sonra bir gece yarısı kapısını çalıp ona üç günlük bir yolculuk ve ömürlük sorular bırakan Heves Ali’yi âşıkların bayramına yetiştiren Yusuf, arabasının bagajında babasının eski bavulu, ön koltuğunda üç telli bağlaması ve port bagajında tabutuyla bu kez toprağına, evine, kendine doğru yol alıyor... Babamın Bağlaması’yla Âşıklar Bayramı’nın ikinci perdesi açılıyor, Yusuf o derin kuyudan çıkıyor: Upuzun bir yolda, geçmişin sırlarıyla, geleceğin belirsizliğiyle ve hevesinden arta kalanlarla yüzleşen Yusuf, aşka, ayrılığa, ölüme ve yalnızlığa yakılmış yepyeni bir türküye kulak veriyor.
Cevdet Kudret Roman Ödülü, Attilâ İlhan Roman Ödülü, Fransa-Türkiye Edebiyat Ödülü ve Sait Faik Hikâye Armağanı sahibi Kemal Varol, sinemaya da uyarlanan romanı Âşıklar Bayramı’nın devamı olan Babamın Bağlaması’nda, merhaba ile hoşça kal arasındaki derin vadide yankılananlarla yine akıllardan çıkmayacak bir yolculuğa çağırıyor.
Çünkü ayrılık, sadece bir insandan değil, artık içinde olmadığımız bir hikâyeden de mahrum kalmak demekti.
1977 yılında doğdu. Yas Yüzükleri, Kin Divanı ve Temmuzun On Sekizi adlı üç şiir kitabı Bakiye adıyla toplu şiirler olarak kitaplaştı. Romanları: Jar, 2011; Haw, 2014; Ucunda Ölüm Var, 2016 yılında yayımlandı. Haw romanı, 2014 Cevdet Kudret Roman Ödülü’nü kazandı. Sabitfikir tarafından 2014’ün en iyi romanı seçilen Haw, ayrıca Bursa ÇGD tarafından 2015 Barış Ödülü’ne de layık görüldü.
Kemal Varol’un yeni romanı Babamın Bağlaması Âşıklar Bayramı’nın kaldığı yerden devam ediyor. Kitabın tanıtımında da yazıldığı gibi Yusuf, arabasının bagajında babasının eski bavulu, ön koltuğunda üç telli bağlaması ve port bagajında tabutuyla bu kez toprağına, evine, kendine doğru yol alıyor... Kars’tan, babasının gömülmeyi vasiyet ettiği Arguvan’a doğru yol alırken kendiyle, geçmişiyle yüzleşip geleceğine ilişkin kararlar alıyor. Babamın Bağlaması “Âşıklar Bayramı’nın ikinci perdesi” yani devamı olarak sunulsa da kendi içinde bütünlük taşıyan bir anlatı. Geri dönüp Âşıklar Bayramı’na bakmanız, okumadıysanız okumanız gerekmiyor ama Babamın Bağlaması’ndan sonra Âşıklar Bayramı’nı okumak ilginç bir deneyim olabilir. Yusuf’un geçirdiği değişimi, katı ve bana hoyrat gelen tavırlarının altında yatan nedenleri daha iyi kavrarsınız. Benim için öyle oldu. Âşıklar Bayramı’nı okuduğumda Yusuf’un insanlara, özellikle kadınlara karşı tavırlarının nedeninin babasız büyümek, babasına karşı duyduğu öfke ve hesaplaşamamanın verdiği bir ruh hali olduğunu düşünmüştüm. Babamın Bağlaması’nda Yusuf hakkındaki değerlendirmem biraz değişti. Bu kuşkusuz Yusuf’un yaşadığı değişimden kaynaklanıyordu. Yirmi beş yıl içinde öfkeyi biriktirdikten sonra birlikte çıktıkları ve sonunda ölümün olduğunu bildikleri yolculukta Yusuf babasıyla yüzleşememiş, içinde biriktirdiklerini söyleyememiştir ama babasını tanımış ve tasavvur ettiğinden farklı biri olduğunu anlamıştır. Anladığı bir başka şey de baba oğul olarak çok benzedikleridir. Bu sadece dış görünümdeki benzerlik değildir, insan ilişkilerinde, özellikle kadınlarla, sevgililerle yaşananlarda da benzeşiyorlar. Heves Ali’nin yaşadıklarından Yusuf’un yaşam öyküsünü öğreniyoruz. Birbirlerini hemen hiç görmemişler ama benzer karakterlerdeler ve yaşama ve insanlara bakışları birbiriyle aynı. Babası Heves Ali’nin karısı ve küçük oğlunu terk edip yollara düşmesindeki ruh haliyle Yusuf’un ilk sevgilisi Aylın’i terk etmesinin birebir benzeştiğini anlıyoruz. İkisi de kendilerinde yaşayan insanlar, kendileri için yaşayan insanlar. En yakınları, en sevdikleri, aşkıyla Mecnun oldukları olsa da diğer insanların yaşamlarında yeri yok. Babamın Bağlaması, Heves Ali’nin Kars’ta Âşıklar Bayramı sırasında ölümü ve bu ölüm sonrasında yaşananlarla başlıyor. Heves Ali, Yusuf’un babasıdır ama Âşıklar Bayramı için Kars’a gelmiş tüm âşıkların sevip saydığı bir üstattır. Heves Ali ile kırk yaşındaki Yusuf’un yaşından uzun dostlukları olanlar vardır. Yani çoğunun Heves Ali ile hukuku Yusuf’unkinden çoktur. Yusuf onların babasına karşı son görevlerini yerine getirmelerini, uğurlamak, toprağa vermek arzularını önemsemez. Onun için önemli olan bir an önce babasını toprağa vermektir. Bu nedenle Heves Ali’nin vasiyetini, Arguvan’a, orada bıraktığı bir eski sevgilinin yanına gömülmek istediği gerekçesini ileri sürer. Sevenlerinin, dostlarının Kars’tan kalkıp Arguvan’a gelmesini, yani orada da olsa bir tören yapılmasını önlemeye çalışır. Yine de cenaze töreni umulmadık buluşmaların yeridir. Babasının tabutunu aracının üzerine yerleştirir ve yola çıkar. Belki de niyeti yaşarken babasıyla yapamadığı yüzleşmeyi öldükten sonra, gömülmeye giderken yapmaktır. Helalleşme yerine yaşanacak bu hesaplaşmaya da kimselerin şahit olmasını istemez. Ama o uzun yolculukta yaşadığı babasıyla değil kendi geçmişiyle yüzleşmedir. Zaten bu yüzleşmede babasıyla ne kadar çok benzeştikleri ortaya çıkar. Babası kendi çapında ünlü ve saygı duyulan bir âşık olarak gittiği her köyde kendisini umutla, bir gün dönecek diye bekleyen bir sevgili bıraktıysa Yusuf da tüm nobran hallerine rağmen, belki de o nedenle, çok sevilmiş ama sevememiştir. Kendisini tutkuyla seven Yıldız’a karşı davranışları, sevmeye aday turuncu saçlı Dilek Hemşire ve en önemlisi 15 yıl önce kendi terk etmesine rağmen aşkıyla yanıp tutuştuğu, cevapsız mektuplar yazdığı Aylın’a tavırları Yusuf’un mutlu aşkları değil sadece kendi yalnızlığında yaşamak istediğini düşündürüyor. Çünkü kendine hiçbir zaman itiraf edemese de halinden memnun. Kendine sorup cevaplayamadığı soru öylece duruyor; “insan sevdiğini neden böyle üzer?” Kemal Varol usta bir anlatıcı. Yarattığı ayrıntı zenginliği, şiirsel betimlemeleri anlatım gücüyle birleşiyor ve Babamın Bağlaması’nın ilk cümlesinden itibaren bizi Heves Ali’nin ve Yusuf’un dünyalarına çekiveriyor ve son satıra dek onlarla soluksuz yol almamızı sağlıyor.
Yazar bu romanı ile 2023 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı aldı.
Çok güzel bir dili var. Akıcı. Böylesine sıkıntılı bir konuyu bu kadar akıcı, heyecan verici anlatabilmek şaşırtıcı. Bunu sağlayan, romanın kurgusu. Kahramanın iç sıkıntısı, ruhundaki yaraların hayatına etkisi çarpıcı cümleler ve çok etkileyici bir akış ile verilmiş.
Ancak, sanki son bölümde bir odak kayması var. Kahramanın babasından kaynaklanan sorunlarını, birlikte geçirdikleri son üç günün hikayesini takip etmeyi arzularken, birden bire bir aşk hikayesinin peşine düşmek, şaşırttı. Belki de serinin ilk iki kitabını henüz okumadığım içindir.
Bununla birlikte bazı cümleler beni inanılmaz etkiledi. Yazarı tanımaktan memnun oldum.
"Ucunda Ölüm Var" ve "Aşıklar Bayramı"ndan sonra üçlemenin son kitabı onlardan aldığım tadı vermedi. Kötü mü değil, okunur mu, evet ama diğer ikisindeki duygu geçişini bulamadım. Bir de gözümün önünde Kıvanç Tatlıtuğ ve Settar Tanrıöğen dolandı durdu...
Yusuf'un şiiri gibi bir roman. Anadolu şiiri gibi, çorak ve mahsun topraklar gibi, bağlama sesi gibi bir roman. Kemal Varol bence romanla şiir yazıyor. Dokunaklı!
Kemal Varol'un okuduğum ilk kitabı "Ucunda Ölüm Var"ı çok beğendim. Özellikle dili ve hikâyeleri anlatış biçimi beni çok etkiledi. Aradaki "Aşıklar Bayramı" kitabını atlayarak "Babamın Bağlaması" kitabını yeni bitirdim. Çok çok etkileyici buldum. Bence buram buram Anadolu kokuyor kitapları Kemal Varol'un. Kitabın bir çok yerinde gözyaşlarıma mani olamadım. Çok mutluyum yazarı keşfetmiş olmaktan. Şiir gibi akıyor romanları...
Uc kitaplik bir serinin son kitabini okudum. Ilk ikisi yok. Yine de bir eksiklik hissettirmedi, basli basina butun bir kitapti. Yormayan, uzmeyen, sinirlendirmeyen guzel bir dili ve anlatisi vardi. Konusu ilgimi hic cekmiyordu ama bir yol romaniydi. Neden bu kadar -di'li gecmis zamanla yaziyorum, bilmiyorum. Galiba kitabi yeni bitirdigimden, kitabin dili devam ediyor bende. Yolda gecmesi ve kisinin icsel yolculugu ilgincti ancak baba-cocuk-anne cozumlemeleri beni bunaltti. 25 yil gormedigi babasini omrunun son 3 gununde gorup sonra topraga veriyor Yusuf ve bu arada babasiyla olan muhasebesini kapamaya calisiyor. 6 yasindayken babasi terk etmis, 15 yasina dek senede bir kez gormus, ondan sonraki 25 yil babasi onu gormeye hic gitmemis ve olmeden once son bir kez daha gormek istemis babasi oglunu. O kadar cok ruhunun sarsilmasina, bir suru catisma yasamasina sastim. Ama belki de baba unlu bir saz sanatcisi oldugu icin hep hayatina bir sekilde dahil oluyordu Yusuf'un. Neyse, bence abartili bir baglilikti. Romanda belli belirsiz anlatilan arka planin cok daha cesurca yazilmasini isterdim. O koyler neden bosaltilmis. Malum sebeplerle deyip gecistirmek hos degil. Diyarbakir'da birkac yil once hangi olaylar olmus, hangi guzel insan katledilmis? Neden alevi koylerine gitmiyor insanlar? Ben anliyorum ama anlamak kafi degil. Yollardaki surekli kontroller, daga tasa yazilmis kahramanlik sozleri, mayin nedeniyle surekli asfaltlanan yollar ya da alevi koylerin surekli kesilen elektrigi. Kucuk kucuk kuslara atilan ekmek kirintisi gibi bir seyler... Keske daha ayaklari yere basan bir anlatisi olsaydi bunlarin. Mesela cep telefonun artik insanin bir uzantisi oldugu, sosyal medyada her seyini sergileyen ama icindeki boslugu dolduramayan, yalnizligini gideremeyen insanlari bir hayli uzun ve tekrar tekrar anlatiyor yazar. Babasinin mezarina toprak atarken fotograf cektirip sosyal medyada paylasani, taziye evinde yemek yeyip sakalasip gulerek orayi kahveye cevirenleri anlatiyor. Bu da beni bunaltti mesela. Anladim diyorum birkac sayfa sonra yeniden karsima cikiyor, cep telefonuna yagan mesajlar; kan araniyorcular, gecmis olsuncular, kandilin kutlu olsuncular, cabuk fotografima bakcilar... Surekli sigara ve icki icilmesi de yordu beni. Bunlarin betimlemeleri de haliyle. Corona'nin, multecilerin de bahsi geciyordu. Modern zaman romani ama bilinmeyen, uzak belki artik cagdisi kalmis asiklik gelenegini anlatan bir kitap. Keske o artik otantik diyebilecegimiz gelenekler ve asiklarin yasayislari hakkinda biraz daha cok sey ogrenebilseydim bu kitapta.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Üçlemeyi sonunda bitirdim. Çok ama çok sevdim. Bu yolculukta neler tanımadık ki... Ağıtçı Kadın,Heves Ali ve Yusuf... Üçünün hikayesi de tamamlandı. Yusuf'un babasına vedasıyla başlayıp bir noktada babasının geride bıraktığı yarayı iyileştirmesine ve affetmesinin serüvenini okumak çok muhteşemdi. Özellikle babasının hikayesiyle babasını affetmesi çok duygulandırdı. Baba kapanmayan bir yara benim içinde belki de hepimizin...
Kemal Varol okumayı ne kadar çok sevdiğini hatta Âşıklar Bayramı’nı ne kadar tavsiye ettiğimi,kaç kişiye hediye ettiğimi hatta zorla kaç kişiye okuttuğumu sağır sultan duymuştur .Varol benim için doğup büyüdüğüm toprakların,geleneklerin,türkülerin diğer adıdır. Birkaç sene önceye kadar hiç tanımadığım yazarı tesadüfen kapağını görüp çok şaşırdığım Âşıklar Bayramı ile tanıdım. Kapak o kadar dikkatimi çekmişti ki kendi kendi me : kapaktaki saz aşığını tanıyorum,doğduğum yerlerde çok gördüm “ diyip hemen aldım okudum. Âşıklar Bayramı benım için çok özel bir kitap ; içerisindeki cümleler hatta bazı kelimeler bile o kadar tanıdığım yerlerden ki… Âşıklar Bayramı’nın son sayfasını okudugumfa Yusuf’un hikâyesi yarım kalmamalıydı dedım ve bu yaz tam da memleketten dönecekken romanın devamı olan Babamın Bağlaması raflara geldi .hemen aldım ama okumadım,önce dönüp dönüp Âşıklar Bayramı’nın sayfalarını karıştırdım ve romanın devamına başladım aynı anda filmi çekilen Âşıklar Bayramı’nı da seyretmeye başladım. Babamın Bağlamasını yine çok severek okudum. Bölüm başlarındaki epigraflar devamında gelecek olan satırlarla o kadar örtüşüyordu ki sağlarına,sollarına notlar aldım. Yine şiir gibi anlatmış Varol ;Yusuf’u ,Heves Ali’yi,yarım kalmış hayallerini,Yusuf’un sorularını,nedenleri,kursakta kalmış çocukluğu …
Varol bize Yusuf ve Heves Ali’yi anlatırken bir yandan dogup büyüdüğü coğrafyayı,oranın hiçbir zaman sarılamayacak yaralarını,engebeli yollarını,lambası yanmaz sokaklarını ,ayrıştırılmak istenen insanlarını…
Âşıklar Bayramı ,Babamın Bağlaması bana göre birer yol hikâyesidir ; yoldaki hesaplaşma ,nedenler ,niçinler ve en sonunda Yusuf’un sorularına kendi kendine verdıgı cevaplar ,kendini buluşudur . Âşıklar Bayramı’nın filmi ise tam bir Özcan Alper filmi…duygu yüklü,duyarlı ve özgün .❤️🩹ben filmin bazı bölümlerini birkaç defa sarıp seyrettim ;kulağım çocukluğumda birçok kez dinlediği türküleri yeniden duydu. Filmdeki detaylar : semah,duvarda asılı fotoğraf,türküler,deyişler çok çok güzel detaylardı. Benim için Aşıklar Bayramı kısa bir kesitini paylaştığım yerdir.. kıymetlidir ❤️���🩹
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Serinin önceki kitaplarını okumasam da hikayede kopukluk yaşamadım. Yazarın dili akıcıydı ve anlatımı sadeydi. Kolaylıkla okudum. İşlenen konu kasvetli olsa da bana geçen duygular hem oldukça yoğun hem de ferahtı. Okumaya devam edeceğim bir yazar olacak. Tek eksik bulduğum yazarın kadınların dünyasına yaklaşımının derinlikli olmamasıydı. Annesinin düştüğü duruma empati yaparken bir kadın için köy ortamında evlilik dışı ilişkiler yaşamanın getireceği zorluklara veya şehirdeki bir kadınla yaşadığı ilişkiden tabiri caizse bir bahanesini bulup kurtulup bu kadının başkalarıyla görüşmeye başlamasına küçük gözle bakan, aslında hikayedeki diğer erkek figürlerden farklı olmayarak, kadınları bir kere hayatına girdikten sonra sonsuza kadar onun için hazır bekleyecek bir meta gibi gören baş karakter babasıyla olan davasını görse de kadınlar konusunda bir farkındalığa ulaşamadı.
Aşıklar Bayram’ında yarım kalan ne varsa tamamlandı. İyi ki devam romanını da okumuşum. Dili oldukça sade ve bazı bölümler insanın içine işliyor. Okurken bazı bölümlerde gereksiz uzama hissetsem de son bölüm çok çarpıcı bağlanmıştı. Keyifle bitirebileceğiniz bir kitap
Kitap güzel aslında, ayrıca Kemal Varol'un dilini de çok seviyorum ama fazla heveslenmişim sanki. Bir günde okunacak kadar güzel ama beklentim daha fazlaymış=)
📌Biliyordum: Artık yoktu! Nafileydi. Çünkü bütün babalar eninde sonunda ölürdü ve hiçbiri geri gelmezdi. . 📌Oysa ölüm, insana açılan tüm kapıların sonsuza kadar kapanması demekti ve onca acıya rağmen hala hayatta kalmak, dünyaya katlanıyor olmak kötü bir pas tadı bırakıyordu insanın ağzında. . 📌Türküler, insanlar dertlerini anlatmak için uzun uzun zahmet etmesin, anlatmak için yorulmasın, onların yerine birileri konuşsun, kederlerini dünyaya haykırsın diye vardı belki de. . . 📚📝✒️ İlksöz: Ne kuyular var yanından geçip görmediğiniz, içi "Yusuf"larla dolu.
Babamın Bağlaması, Ucunda Ölüm Var ve Aşıklar Bayramı kitapları ile birlikte bir üçleme ve üçlemenin son kitabı. Hikâye, Ucunda Ölüm Var'ın sonundan başladığı için yorumum bu kitaptan, özellikle sonundan bilgiler içeriyor. O nedenle kitapları okumayanlar için başlangıçta bir uyarı yapmak istedim. Her ne kadar kitap yorumlarımda çok fazla ipucu/spoiler olmasa da okuyunun tadı kaçsın istemem.
Hikâye, Aşıklar Bayramı'nın sonundan, Yusuf'un geç bulduğu ama çabuk kaybettiği babasının ölüm anı ile başlar. Hastane morgundan aldığı babasının cenazesi ile bu kez geriye doğru bir yolculuktur yapılan, hem babasıyla hem babasız. 25 yıl sonra birden ortaya çıkan babasını birkaç gün içinde yitiren Yusuf'un taze yas sürecidir okuduklarımız: sorular, aranan bulunamayan cevaplar, pişmanlıklar ve olmazsa olmaz keşkeler. Bir kuyunun içinde debelenir durur Yusuf. Çıkmak için çabaladıkça daha da derine düşülen bir kuyudur o. Babasının son vasiyetini yerine getirmekle rahatlayacağını, onu bekleyen gündelik yaşamına bir an önce dönerek bu yastan sıyrılacağını sanar her fani gibi. Ama cevapsız kalan sorular, öğrenilen yeni bilgilerle artan pişmanlıklar Yusuf'un içindeki boşluğu büyütür, büyütür, büyütür... Büyük bir kayıp sonrası düşülen o boşluğa Yusuf da düşer, birçok Yusuf gibi.
Özellikle Aşıklar Bayramı'nın sonunda yaşadıkları ile bir bağ kurmuştum Yusuf'la. Kitabın yorumunda da onun babası ile benim de annem ile yaşadığımız son anlarda Yusuf'la buluşmak ve özdeşleşmekten bahsetmiştim. Konuyu tahmin ettiğim için Yusuf'un bu sürecini nasıl anlattığını merak ederek, bana da bir çıkış yolu göstereceğini umarak başladım okumaya. O sıcak acının içinde debelenmelerde Yusuf'la çarpışıp durduk sürekli aynı debelenmeleri yapan biri olarak. Cevapsız sorularda bunaldık, keşkelerde boğulduk, pişmanlıklarda aynı acıyı tattık. Ama Yusuf'u kıskandığım yerler de oldu. Sırtına konan elleri, onu yalnız bırakmayan kötü gün dostlarını, hiç susmayan telefonunu kıskandım. İçindeki acısını, paket paket peşi sıra ekleyip içtiği sigaraların dumanında dışarı atmasını kıskandım. Aylın'a tutulmasını kıskandım. Sen benden daha şanslıymışsın Yusuf, dedim okudukça. Ben de hiçbiri yoktu diye üzülsem de onların olmasının da pek bir şey değiştirmediğini gördüm sayfalar ilerledikçe. Yazgıda o kuyu varsa yanında birileri olsa da olmasa da o kuyuda Yusuf'la yan yanayız sonuçta. Kuyudan çıkmak için bir yol göstermese de Yusuf, beni kuyuda yalnız bırakmadığını gösterdi. . İlk iki kitapta hikâye kadar anlatımdaki Türkçe kullanımı mest etmişti beni, birçok okuyucu gibi. Ama bu kez o anlatım sanki bir tık aşağıda kalmış, ilk iki kitabın lezzeti aranıyor sürekli. Bu da nazar boncuğu olsun. Kitapla üçleme tamamlanmış olsa da boğazımda, kitapları okurken yutkunup izler bıraktığım o boğazımda, hüzünle, acıyla karışık o tat hep kalacak. Türkçe'nin güzellikleri zihnimin her köşesinde nakış nakış işlenmiş olarak yer tutacak. Zaten baktık ki özledik, her şeyi bilsek dahi o tatları yeniden hissetmek için tekrar çıkarız yollara Ağıtçı Kadın'la, Heves Ali'yle, Yusuf'la. Sonuçta insanoğlu acılardan kaçmaya çalışsa da acılarla kendini yoğurmayı da seviyor. Türk Edebiyatı'nın, ileride de sayılı eserlerinden sayılacağına inandığım üçlemesini her kitap sevdalısına öneririm. Kitapla. Sağlıcakla. . . . Sonsöz(ler) 📌Kime sarılırsam sarılayım, kimi kucaklarsam kucaklayım, kollarımı kime açarsam açayım sanki hep kendi kendime sarılıyordum. İçimdeki yalnızlık, boşluk ve gam hissini kimse söküp alamıyordu. . 📌Gerçek acı, sesini duyurmaya çalışmazdı. Gerçek acı her zaman tek başına ve sessizce çekilirdi. . 📌Zaman saatlerle değil, kapanmayan hesaplarla, tükenmeyen acılarla, insanın ruhunu ele geçiren o iç sıkıntısıyla geçtiği için bazı geceler diğerlerinden daha uzun olurdu. . .📌.. ruhumda tuhaf bir boşluk vardı bu kez ve ben bu boşluğu nasıl dolduracağımı, bu saatten sonra hangi dertle ayakta kalacağımı, bu yalnızlık hissine ne yapacağımı bilemiyordum. İnsan derdi ile yaşarmış. . 📌Tutmam gereken bir yas vardı ama ben hala esas yasın babamın kaybından kaynaklanmadığını, içimde bir yerlerde başka bir eksiklik olduğunu düşünüyor ama onunla nasıl baş etmem gerektiğine karar veremiyordum. Normal insanlar nasıl acı çeker, yaslarını nasıl yaşar, kimden yardım alır, gündelik hayatın o bildik koşturmasına nasıl dönerlerdi, bunu da bilmiyordum. . 📌Ne yazık, anne babalar sonunda ölüyordu ve bir daha hiç kimse insanın adını o kadar güzel ve içten çağırmıyordu. . . .
Ölüler bir fotoğrafa hapsolup sonsuza kadar orada kalıyordu. Belki de bu yüzden artık sözler ve anılar çağında değil, görüntüler çağındaydık. Herkes elinde bir uzuv gibi taşıdığı telefonuyla yatıp kalkıyor, o anı yaşamak yerine her şeyi çabucak bir ekrana sığdırmaya çalışıyordu.
Bütün babaların çocuklarını neden babacığım diye çağırdığını tam da o an anladım galiba. Günün birinde ister istemez yer değiştireceklerini, biri büyürken diğerinin küçüleceğini zamanın tersyüz olacağını bildikleri için..
Ölenler geride kalan herkesin kendileri gibi öldüğünü sanırmış.
o yalnızca doğaya açmıştı içini sessizliğin peşine düşmüş, zamanın durgun aktığı bu dağ başlarını, bu serin suları aramış, sadece insanlardan değil, börtü böcekten ağaçlardan bin bir çiçekten türlü kokulardan rüzgarlardan da geçmişti bir ömür. Belki böyle böyle dinginleşmiş içindeki pişmanlıklardan arınmış sesindeki telaşla baş etmeyi öğrenmişti.
Kaçtığımı düşünürken kendimle karşılaştım, eve giden en kısa yol, en uzun olandır.
Adına dünya denen aslında koca bir sirki andıran bu sahnede herkes bu kadar mı yalnız ve çaresiz diye lavaboya koştum yine kusmak için.
Yalnız bırakma beni bu paragrafın başında.
Ben de mutlu sonla biten hikayeleri severim ama nasıl yazacağımı bilmiyorum. Bir zamanlar hayatımızın tamamını kaplayan insanların hikayelerinden bizi tanımlayan ifadelerinden günün birinde uzak kalıyorduk ve en acısı da buydu çünkü ayrılık sadece bir insandan değil artık içinde olmadığımız bir hikayeden de mahrum kalmak demekti.
Eger biri bana "bugune kadar okuduklarin icinde en agir, travmatik kitaplardaki karakterler de dahil sevmedigin bir kitap karakteri var mi?" diye sorsaydi cevabim hayir olurdu. Ama artik var. Bu serefe nail oldugun icin seni tebrik ederim Yusuf! fazlasiyla bencil, buyumemis bir Peter Pan izlenimi verdin bana. Yani "Issiz Adam + Peter Pan = Yusuf" derim. (Bunu icimde farkli olarak dile getirdim ama buraya yazmaya elvermedi gonlum) Kisisel gorusum kitabin basligi bu kitaba uymadi. Baglama adeta figuran olmus bu kitapta. Ayrica kitapta o kadar cok cevaplanmamis soru var ki. Sevemedim..
Aşıklar bayramı kitabının hemen devamı, uç uca yakılan sigaralar gibi. Güzel cümleler, dramatik sümüklü anlatım yerine olgun, kalitesini hissettiren üslup ile avukat Yusuf un hayatının yansımalarını okuduk bu romanda. Melankolik Yusuf un içindeki çatışmaları çözene kadar beraber yolculuk ettik. Çok beğendim, tavsiye ederim.
Babamın Bağlaması hafızanın sesle kurduğu en kırılgan temas noktalarından biri . Bağlama burada folklorik bir nesne değil; Bourdieu’nün “suskun aktarım” dediği şeyin, yani babadan oğula geçen ama dile gelmeyen kültürel ve duygusal yükün simgesi. Kemal Varol, dramatize etmeden acıyı estetik bir mesafede tutmayı başarıyor.
Bir üçlemenin son kitabı olduğunu bilmeden okumama rağmen çok sevdim. Beni sıkıntıdan sıkıntıya atacak her konuyu içermesine rağmen bu yıl okuduğum en akıcı ve güzel kitaplardan biriydi. Sanırım seriyi geriye doğru okumak durumundayım şu an.