Türk askeri tarihinin son yüzyıldaki en önemli figürlerinden biridir Fahrettin Altay. Harbiye’deki öğrencilik günlerinden itibaren imparatorluğun son yıllarında, Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin erken döneminde yaşananların kimi zaman tanığı kimi zaman aktörlerinden biri olmuştur.
Meşrutiyet öncesi Doğu Anadolu’daki görevinde, 1908 Devrimi ve 31 Mart Vakası döneminde, Balkan Savaşları’nda, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Romanya ve Filistin cephelerinde aktif hizmet verdi. İstiklal Harbinde süvari kuvvetlerinin başında İnönü Muharebeleri, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’a katıldı ve zaferin komutanları arasında yer aldı. Mersin milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi’nde görev yaptı. Ulusal kurtuluş hareketinin her aşamasında Gazi Mustafa Kemal’in yanındaydı. Cumhuriyet döneminde ise hem ordu komutanı hem de devrimlerin savunucuları arasındaydı.
Ölümünden kısa bir süre önce kaleme aldığı hatıraları, askeri ve diplomatik açıdan çarpıcı tanıklıklar içeriyor. On Yıl Savaş ve Sonrası adını verdiği anılarının giriş bölümünde şöyle diyor Fahrettin Altay: “Yüz yıla yaklaşan ömrümde geriye doğru baktığım vakit yaşadığım her saat beni vicdanen müsterih kılmış, en yüce idealim ancak vatan olmuştur. Sayfalar dolusu bu kitaptaki yüzlerce sözümden eğer bir teki dahi milli tarihimiz için faydalı oluyorsa kendimi çok daha fazla mutlu sayacağım.”
Genel bilgime çok bir şey katmamasına rağmen fena bir metin değil diyebilirim. Kitabın en ilginç kısmı İzmir Suikastı davaları devam ederken Altay’ın Atatürk'le olan bir muhaveresi. Buraya ilave ediyorum.
Bana hitaben:
« Ali bey bizim paşaları da asacak...»
dedi, fikrimi sorar tarzda yüzüme baktı. Bu sözler bir sürpriz tesiri yaptı, bir an durakladım, Başbakan başını eğmiş yere bakıyor sanki bakışları ile bir tesir yapmış olmaktan çekiniyordu. Kendimi toparladım ve dedim ki:
« Paşa hazretleri, siz herşeyi bizlerden iyi düşünür ve yaparsınız. Bu suali bendenize tevcih etmekle anlıyorum ki lütufkâr kararınızı vermişsiniz...»
Bu yoldaki cevabımdan, lütufkâr karar tabirinden paşaların idamlarını istemiş olsaydınız bana sormazdınız demek istediğimi o yüksek zekâ derhal anlamıştı.
Bu diyalog haricinde çok matah bir eser değil ne yazık ki. Ha bir de şu kısım ilginçti.
“General Allenbi bundan sonra suvari kumandanıni değiştirmiş ve bu savaşta edindiği tecrübe ile bir yıl geçmeden HAYFA yakınlarında ordumuzu yararak çember içine almış ve bütün SURİYE’yi eline geçirmişti. Bizim de bu tecrübe ile beş yıl sonra SUVARİ KOLORDUMUZ AFYON’da Yunan ordusunu sarmış ve onun esir olmasını sağlamıştı.”