Ben ki, suçumu yuysam,
Su biter kurnalarda.
~
Güneşi tuttu çamur,
Elmas mahcup, zift mağrur.
~
Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!
Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.
~
Seni aramam için beni uzağa attın!
Âlemi benim, beni kendin için yarattın!
~
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
~
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
~
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
~
Bülbül kovuldu mu dil bahçesinden,
Gak gak, karga; vak vak, kurbağa gelir.
~
Başları dönmez mi gökdelenlerin?
~
Ne acı, kaybetmek için sahiplik!
Ölümlüyü sevmek, ne korkulu iş!...
~
Doğan güneşler her gün aynı da her gün yeni...
~
Ruhum öz dünyasına kaçmak için gayrette;
Yalan dünyaya şimdi inmiş gibi hayrette...
~
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh Tufanına denk?
~
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
~
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
~
Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;
Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!