Uzun yıllardır beklenen ve yayımlanır yayımlanmaz geniş bir okur kitlesinin beğenisini kazanan Safsatalar Ansiklopedisi’nin şimdi de sert kapaklı, şömizli özel bir baskısını değerli okurlarımızın beğenisine sunuyoruz. Her ne kadar “ağırbaşlı” bir tasarım yapalım diyerek yola çıktıysak da bir noktada sevgili Tolstoyevski’nin de dürtmesiyle yoldan çıkmadan edemedik!
"İnsan akılcı düşünen bir hayvan değildir, düşüncelerini akıl kılıfına uyduran bir hayvandır." – Robert Heinlein
• Safsata bilgisi sizi neden daha mutsuz eder? • Hangi safsataların Latincesi ortamlarda size puan kazandırır? • Ad hominem nedir hepimiz öğrensek, Demokrasi Endeksi'nde 36 sıra atlayıp Papua Yeni Gine’ye yetişir miyiz? Almanya kıskançlığından çatlar mı? • Neden bizden bir "Devlet", bir "Retorik", bir "Organon" çıkmamış? Yunan bu işlere 2300 sene önce başladıysa niye bugün Mars'ta sirtaki yapmıyor, yerçekimsiz ortamda tabak çanak kırmıyorlar? • İnsanlık Mars kolonisinden bahsedecek kadar ilerlemişken insan niye binlerce yıldır yerinde sayıyor? • En son ne zaman bir tartışma sonucu temel bir inancınızı değiştirdiniz? • Zihninizin sürücü koltuğunda mısınız, yolcu koltuğunda mı?
Mantık, inanç, tartışma, evrimsel psikoloji, retorik, mitoloji, edebiyat, aşk, şehvet, intikam… Reytingler için gereken ne varsa hepsini içeren bu geniş coğrafyayı, birbiri üstüne inşa edilmiş tam 100 safsata incelemesiyle keşfedeceğiz.
Amacım "memleketi kurtarmak" veya içinizdeki o maymundan bir übermensch yaratmak değil. Ne de olsa, daha karşısındakiyle konuşmasını öğrenemeden internet ile her yana bağlanmış, daha kendisini tanıyamadan uzayı keşfetmeye başlamış trajik yaratıklarız. Bu kitabın asıl amacı, Delfi’deki Apollon Tapınağı’na 2500 sene önce kazınmış o meşhur öğüdü yerine getirmek:
İsminden de anlaşılacağı gibi Türkiye doğumlu, Rus edebiyatı sevdalısı, Alman felsefesi meraklısı ve eser miktarda da Batı uşağıdır.
İlk önemli tartışmasını ailesine karşı kazanarak ABD’ye elektronik mühendisliği okumaya gitti ve bugün standart olan çok antenli Wi-Fi teknolojisinin geliştirilmesinde önemsiz bir rol oynadı. Bir yandan da insanlık için yaptığı bu hayır hasenatı dengelemek için “Ekşi Sözlük” denen şer yuvasında felsefe, tarih, popüler bilim konularında yazdığı uzun ve kimsenin okumadığı yazılarıyla tanınmamaya başladı.
Ne yazık ki akademide ve Ekşi’de umduğu kadar para, seks ve kaliteli viski bulamayınca özel sektöre atıldı. Yaklaşık 10 sene boyunca mühendis olarak çalışırken, bir defa bile kareli gömlek giymediği rivayet edilir. Bir noktada orta yaş krizi kavramını tamamen yanlış anlayıp işi gücü bıraktı ve gönüllülük yaparak seyahat etmeye başladı. Nepal köylerinde bol bol koyun güttü, Japon pazarlarında meyve sebze sattı. Bir müddet de Himalayalar’da hayatın anlamını aradıktan sonra, kutsal mühendis ukalalığı baskın çıktı ve “Ben demiştim, bu adamların bir şey bildiği yok” diyerek medeniyete döndü.
Zamanında teknik danışmanlık için gittiği şirketlerde, küçücük çocuklar gibi kavga eden o dev yönetici egolarının arasında arabuluculuk yapmaktan aldığı ilhamla grup dinamikleri, karar verme psikolojisi, eleştirel düşünme gibi konularda çeşitli kurslara katıldı. Tahmin edeceğiniz gibi “Ben bunları biliyordum zaten,” diye diye sonunda kendi kurslarını hazırladı ve uluslararası komplo camiasının 1 numaralı ismi George Soros’un üniversitesinde davranışsal ekonomi seminerleri verdi.
Şu anda bir yandan bu seminerleri liselere yaymakla meşgul, bir yandan da Fularsız Entellik podcasti ve bloğu aracılığıyla meraklı zihinleri zehirliyor. Normalde kendinden üçüncü tekil şahıs şeklinde bahsetmiyor ve her gün en az bir düzine safsata yapıyor.
Kitabın safsataları tanıtmadan önce geniş bir giriş kısmı var. Başka benzer içeriklerde görmediğim birkaç orijinal yaklaşım vardı bu bölümde. İlki; safsatalara yatkınlığımızı sağlayan tarafımız ve ‘rasyonel’ tarafımızın çatışmasıyla farklı alanlara yansıyan dualizmler arasında paralellikler kurmak.
İkincisi; safsataları ve yapanları potaya koyup inceleme gibi değil de ‘hepimiz az çok böyleyiz’ tarzı biraz daha kucaklayıcı bir yaklaşım vardı(burayı biraz abartmış da olabilirim).
Dil de baya eğlenceliydi bence, baya güldüm ben. Eski ekşi yazılarını okuyormuş izlenimi aldım, iyi nostalji oldu. Ama çok o hale alışık olmayanlarda biraz cıvıtmış, fazla asıl konudan sapıyor izlenimi de oluşabilir. ‘Kitabın dili biraz ağır olur, blog değil bu’ tarzı beklentileriniz varsa, çok sizlik olmayabilir.
Bu cıvık, bayat esprilerle dolu ve dikkat eksikliği problemi olduğunu düşündüğüm birisi tarafından yazılmış kitabın safsatalar üzerine en kapsamlı türkçe kitap olması çok üzücü. Kitabın adı safsatalar ansiklopedisi değil de safsatalar üzerine goygoy, şamata falan olmalıymış. Konu daha net anlaşılsın ve eğlendirsin amacıyla yazıldığını tahmin ettiğim diyalogların konuyla alakası bile zar zor kurulmuş. Sanırsam Lewis Carroll ve Hofstadler ile özdeşleşen Aşil, kaplumbağa, yengeç gibi karakterlerin enfes mantık diyaloglarına benzer diyaloglar yazmaya çalışmış, Batman, Sherlock, haham, imam, papaz, at, köpek falan ile. Ama yok, hiç çekilecek gibi değildi. Yazar podcastlarındaki üslubunu olduğu gibi kitaba taşımış. Dinlerken iyi hoş da okurken gözlerim kanadı resmen. Fularlı entellikten nasıl irrite oluyorsam ekşi sözlük entelliğinden de o kadar hazzetmediğimi anladım bu kitap sayesinde. Yeni öğrendiği şeylerin heyecanıyla konudan konuya, çıkarımdan çıkarıma, benzetmeden benzetmeye atlayan bir liseli tadı verdi bana. (Tabi bu yalnızca bir üslup eleştirisi, üslubu sığ ve liseli tadında diye verdiği bilgilerin veya çıkarımlarının yanlış olduğunu söylemiyorum.) Ama kitaptaki tüm o gereksiz fazlalıklar çıkarıldığında veya onlara sabredip görmezden gelebilirseniz ortaya sapasağlam ve dolu dolu bir kaynak çıktığını göreceksiniz. Safsataların tarihi olsun, bilişsel kısayollarla olan ilişkisi olsun safsatalarla ilgili doyurucu denebilecek kadar bilgi mevcut. Bu kitabın üstüne Kahneman'ın "hızlı ve yavaş düşünme" kitabı da okundu mu tam olacaktır.
Safsata (fallacy), bir diyalog esnasında taraflılık, kötü niyet ya da bilgisizlik gibi sebeplerden meydana gelebilen ve ikna, manipule etme, aldatma gibi amaçlar taşıyabilen akıl yürütme ve argüman üretme çarpıklarına deniliyor.
İlk defa yüksek lisans mantık derslerinde karşılaştığım ve onlarca farklı türüyle günlük hayattaki iletişimsizliğin ne kadar büyük parçasını meydana getirdiğine şaşırdığım mantık hataları hakkında tekrardan bilgi sahibi olma umuduyla edindiğim bu kitabı ne yazık ki aynı hevesle bitiremediğimi söylemem gerekiyor. Her ne kadar yazarın iyi niyetle yola çıkıp böylesi önemli bir konu özelindeki kaynak eksikliğini gidermek adına kitabı kaleme aldığı açıkça belli olsa da kanımca özellikle iki husus kitabın defosunu oluşturuyor.
İlk bölüm yazarın psikolojik kuramlardan felsefe akımlarının tarihine, edebi eserlerden popüler kültür ürünlerine kadar onlarca sayfa süren bir yığın farklı konuyla esas konu olan safsataları alakalandırma çabasıyla geçiyor. Bu da -her ne kadar bir yerde alaka kurulabilse de- yazarın bilgi sahibi olduğu her şeyi bir potada eritmeye fazlaca zorladığı izlenimini uyandırıyor. Bir başka deyişle kitabın adını teşkil eden ve asıl merak uyandıran safsata niteliklerinin, türlerinin incelendiği yere ulaşana kadar büyük bir bilgi salatasına maruz kalıyoruz.
İlginç şekilde bu ilk kısım kitabın en okunabilir ve bilgilendirici kısmını teşkil ediyor, zira ansiklopedi adı altında yer verilen ikinci bölüme ulaştığımızda -kitabın bir diğer falsosunu oluşturduğunu düşündüğüm- yazarın şakacı tavrı artık zirve yapıyor ve kitap neredeyse okunmaz hale gelmeye başlıyor. Terminolojik yoğunluk içeren ve anlaşılması kısmen zor eserlerde sempatik, basitleştirici bir ifade çabasını tasvip etsem de buradaki şakacılık bir noktadan sonra eseri sulandırırken anlatılmak isteneni de bulandırıyor. Muhtemelen tam aksini umarak yazarın anlatımı kolaylaştırsın diye kendi yaratıp neredeyse her bölüme eklediği komedik karakterlerin (haham, papaz, at, köpek vs.) tekrarlayan bölümleri, yazarın esprileri, kelime oyunları vb. bir yerden sonra güldürmediği gibi, dikkat dağıtıyor ve yoruyor.
Bu anlamda safsatatalar özelinde büyük bir potansiyeli harcadığını düşündüğüm fakat yine de iyi niyetine kanaat getirdiğim eser, aynı zamanda daha ayrıntılı araştırmak isteyenler için yukarıdaki kuramlara, akımlara, safsata türlerine de bir giriş görevi görüyor. Sözün kısası bu kitap bu haliyle yazarın niyetindeki o aydınlatıcı başucu kaynağından çok, kişiyi belki ayrıyeten araştırmaya itebilecek birçok konu başlığını içinde taşıyan bir 'fihrist'e benziyor.
Pandemi sağolsun, kaçtır başlayıp bir türlü sonunu getiremediğim Safsatalar Ansiklopedisini sonunda bitirdim. İmmanuel, gerek podcastında, gerek blogunda uzun zamandır bahsettiği eleştirel düşünme ve argüman tarihi konularını oldukça kapsamlı bir şekilde derlemiş ve Türkiye'de aşırı eksikliği olan bir boşluğu doldurmak için bence çok önemli bir adım atmış. Bu açıdan kitap bir ilk, çünkü sadece formal logic ile safsataları listelemekle kalmamış, konuya kapsamlı bir felsefe ve düşünme tarihi ile başlayarak okura sonraki safsataları anlaması için detaylı bir zemin hazırlamış.
Kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm bahsettiğim gibi felsefe ve argümantasyon tarihçesi çok da kısa olmayan bir özeti. Yazar antik çağlardan günümüze felsefe ve argüman tarihini özetliyor, bunu yaparken de güncel örnekler veriyor ve sağlam çıkarsamalarda bulunuyor. İkinci bölüm sayıları 100'e tamamlanmış muhtelif argüman hatalarının listesi. Tek başına safsata diyemeyeceğim çünkü bu kısım biraz klasik safsatalarla (fallacy - bu kelimenin de Türkçesinden hiç hazzetmiyorum) sınırlı değil, zaman zaman muhakeme hataları ve hatalı çıkarsamalara da giriyor. Uslüp, sade tanımlarının dışına da çıkıyor, güncel olay ve örneklerden bahsediyor, hatta zaman zaman Türk kültürüne atıflarda bulunarak okuyucunun örnekleri daha iyi anlamasına yardımcı oluyor. (Örneğin Türk tipi empati -reductio ad ana-bacı: aynısını anana bacına yapsalar argümanı) :)
Kitabın en beğendiğim tarafı safsatalara yaklaşımı oldu. Skeptiklerde maalesef çok sık görülen "bunları yapıyorsanız hepiniz salaksınız" tonu yerine, "bunları her insan yapıyor, bazen yapmamız da mantıklı ve avantajımıza. Ama her argümanda bunu yapmak yerinde ve doğru değil." mesajı çok güzel. Bu mesajı podcastte ve twitter'da da çok sık veriyor yazar, burada da açıkça tekrar ediyor olmasını çok sevdim, çünkü artık üç kelime eleştirel düşünce dağarcığı edindikten sonra herkese gerizekalı muamelesi yapan insanlardan ilaveten fenalık geldi. Bu konuya yeni gireceklere güzel bir ton ile başlama konusunda bence iyi bir rehber.
Bunlar sayesinde benden dört yıldızı kaptı, biraz da son yıldızı neden veremediğimi paylaşayım:
Kitabın içeriği çok yoğun, gerçekten bazı yerler bir bilgi bocamalası hissiyatında ve konuya yeni başlayan kişiler için biraz caydırıcı olabilir. Oraları da esprilerle yumuşatmaya çalışmış İmmanuel, belki başkaları için cazip gelmiş olabilir ama espriler bana çok hitap etmedi. Bazılarını anlamadım ve komik bulmadım, ama tabi ki bu çok subjektif bir konu, mizah otoritesi olmak gibi bir iddiam yok sonuçta. Ama bu yoğun bilgi/ dad joke karması bana kitabın hedef kitlesinin kim olduğunu düşündürdü biraz. Gençler için biraz fazla yoğun, daha yaşlılar için espriler biraz konu dağıtıcı. Benzer şekilde karikatürlerin çok katkısı olduğunu düşünmüyorum. Çoğu metinde anlatılanları basitçe karikatürize etmekten öteye gitmemiş, ilave bir vuruculukları yok bence. Özellikle ikinci bölümde kitabın sonuna doğru gittikçe yoğunlaşan kurgu karakterlerin diyaloğu ile yapılan fabl tarzı anlatımı da çok beğenmedim. Sanırım orada klasik felsefe metinlerinde konuşturulan hayvanlar ve hayali karakterler konseptine bir gönderme yapılmış. Bir haham, imam, Batman, Marksist At, Köpek ve Adnan Hoca'nın aralarda yaptığı diyalog kitaba ne kazandırmış çok emin değilim. Belki podcastte/sohbette iyi gidecek bir geyiğin, yazılı ortamdaki aktarımı ve takibi zor göndermeler yüzünden okurken benim için akışı bozdu. Belki başkaları için kitabı daha okunur kılmıştır, dediğim gibi son derece subjektif bir değerlendirme benimki.
Sonuçta çok lüzum olan bir alana çok kapsamlı değinen, köklü araştırma ve kaynakça içeren bir kitap. Aklına, emeğine sağlık.
Ben neden bu kavramlari 30 küsür yasimda ogreniyorum? Simdi bana egitim sistemi kaybolan yillarimi versin. Safsata konseptini (teknik olarak) bu kitapla ögrendim desem yeridir ama safsatalar kadar kitabin giris kismi da aydinlaticiydi. Felsefe, mantik ve psikolojinin harmanlanmasi cok hosuma gitti. Ayrica kitap oldukca eglenceli ama ayni zamanda civik :) Görsellerde meme'ler bence tam oturmus ama karikatürleri pek begenmedim. Maymun kardesim bosuna karikatür cizdirme, meme'ler daha komik (ve masrafsiz). Kesin okuyun, süper kitap. Bazi safsatalari anlamadigim icin 4 yildiz veriyorum :) imza: ortalamayi düsüren cahil okuyucu
İlk 200 sayfalık giriş kısmını daha çok beğendim. Birbirinden alakasız bazı konular, aralarında neredeyse hiç bağlantı kurulmadan verilmiş ama hepsi kıymetli konular. Yalnız Thinking, Fast and Slow kitabından biraz fazla 'esinlenme' gördüm kitapta. Öyle ki aynı şeyleri ikinci defa okurmuş gibi geldi. Sonuç olarak giriş kısmında Tolstoyevski fularsız entelliğini geniş konularda gayet yetkin ve eğlenceli bir dille ortaya koymuş.
Kalan 300 sayfalık ansiklopedi kısmındaki yüzlerce safsata örneğini eğlenceli olmaktan öteye geçip işi cıvıklığa vardıran bir dille okuyup öğrenmeye kimin ihtiyacı var bilemiyorum, ama benim yokmuş.
Bizler, Türkiye'de internet çağının ilk -bilemedin ikinci- nesil ahkam kesenleri, sadece malumatımız olan konularda, hatta istediğimiz her konuda Ekşi Sözlük'te özgürce at koşturanlar olarak, hiç bir zaman bu konularda kitap yazmak zorunda kalmadık, yazdıklarımız bir kaç başka yazar dışında kimse tarafından sınanmadı; istemediğimiz sürece kaynak göstermek, bilgimizi sorgulamak, kendimizi düzeltmek gibi bir mecburiyetimiz olmadı; ifade ettiğimiz şeyin bilgi mi yoksa görüş mü ve hatta safsata mı olduğu bile son kertede önemli değildi. İstediğimiz başlığın altına, istediğimiz uzunlukta ve biçimde yazabilirdik. Yayınevi yok, doğrulama yok, editör, redaktör, son okuyucu yok. Liberal bir dünya görüşünün yazınsal tezahürü.
Tüm bu yazılanlar değerli idi, mevzuubahis yazar da bu mecranın yazarları içerisinde kalburüstü bir konuma sahipti elbet. Üzerine, fikirlerini sözel olarak, ama yine düzeltici, düzenleyici mekanizmalardan azade bir biçimde sunduğu podcast ile yeni bir deneyim de kazanmıştı. Ancak bir kitap yazmamıştı. Daha önce bir kitap yazmamış olmakta utanılacak bir şey yok elbet. Bir kitap yazmak isteniyorsa, hiç kitabı olmamak ile bir kitabı olmak arasındaki eşik aşılmak zorunda. Ancak bana kalırsa buradaki esas sorun yazarın burada aşılacak bir eşik olmadığını düşünürcesine yazması, bu bitmek bilmez özgüvenin (yazar, bu satırları da kendi lehine yoracak onlarca argüman geliştirmeye kabildir), bu gayriciddi üslubun, bu içeriğin önüne geçen biçimsel kaygının, bu paçalarından laubalilik akan lafazanlığın nereden geldiğini tahmin etmek güç değil.
Kitabın kendisinin tek ve dev bir başka safsataya işaret ettiğini düşünüyorum: Bazı insanlar kendilerini yazınsal ve sözel olarak çok iyi ifade eder. Ben de kendimi çok kereler yazınsal ve sözel olarak çok iyi ifade ettim. Öyleyse ben de bir kitap yazmalıyım.
Üstü başı yağ içinde bir bebeği kucağıma almış gibiyim, üzerime yağ bulaşmasın diye o kadar dikkat etmem gerekiyor, aslında orada olmaması gereken şeyler dikkatimi o kadar dağıtıyor ki bebeği doğru dürüst sevemiyorum.
Üslup şahane, espriler gırla. Esprilerin büyük bir kısmı türkçe internet geyiklerine referanslı, dolaylı olarak tarihsel bir değeri var bu kitabın (bu geyikleri sanatlı bir biçimde derlediği için). Kitabın ilk 200 sayfası, genel çerçeve - giriş mahiyetinde ve 2 yıllık üniversiteye değer. Bilişsel psikoloji, felsefe tarihi ve mantık, çok ustaca birbirine örülmüş (kitabın mind-mapping eskizlerini de yayınlasa keşke). T. Uyar’ın Safsatalar kitabından temel farkı, safsatalara karşı tutumu. T. Uyar’da safsatalar mücadele edilesi mantık azapları şeklinde sunulurken, Tolstoyevski’de insanı insan (ya da insanı maymun) kılan çalışma prensipleri olarak anlamlandırılıyor.
Safsatalar (İng. logical fallacies) üzerine Türkçede yazılmış belki ilk kitap değil ama en eğlencelisi olduğu aşikar. Tolstoyevski'nin tarzına podcast'lerinden ve blog yazılarından aşina olanların daha da seveceği bir kitap olmuş. Tam olarak "okullarda ders olarak okutulması gereken faideli bir eser" statüsünde diyebilirim.
Fularsız entellik ölmedi, yüreğimde yaşıyor. Uygarlık savaşında bayrağı o maymun taşıyor!
Öncelikle kitap çok farklı... İlk bölümünü çok sevdim bir çok yerinde güldüğüm ve eğlendim yerler oldu fakat ikinci bölüm de biraz örneklemeler tekrara girdi. Yazarın bilgi birikimi, espiri anlayışı aşırı iyi. Bazı yerlerde İngilizce kelimeler kullanılmış takılmamak gerekiyor çünkü kitap edebi bir eser değil, bir ansiklopedi. Farklı şeyler okumak isteyenlere tavsiye edebilirim...
Iki parcadan olusan kitap cok akici bir dil ile yazilmis. Ilk bolumda safsatalarin tarihsel akisini okuyoruz. Aristoteles ile baslayan bir seruven gibi gunumuze kadar ilerliyor. Ikinci bolum ise daha tanimlar uzerinde yogunlasmis.
Genel olarak okuduguma cook memnun oldugum bir kitap oldu. Uzerinde cok fazla emek var ve safsatalarin nasil hayatimizin her aninda iliskilerimizi, diyaloglari ve kararlarimizi etkiledigini anlayabilmek (ya da anlamaya baslayabilmek / anladigini sanmak) icin guzel bir eser.
Peki 1 yildizi neden kirdim? Cunku ukalayim! Hayir hayir... Benim burada yaptigim. gibi cok fazla odagi kaybetmeye sebep olacak sapma var. Gulduruyor mu? Evet, eglenceli mi? evet ama ansiklopedi icin uygun mu? Bana gore sikinti degil ama bircoklari icin gereksiz gelebilir.
sözlü ve yazılı argümanlara dayalı iletişimimde bariz bi kısıtlama yapmama neden olacak gibi etkisi oldu kitabın. artık daha çok tiyatral veya resime müziğe dayalı iletişim kurmayı denicem çünkü dil rezil bi şey ve algılandığı kişi tarafından isteğe bağlı şekilde her şey her zaman her anlama gelme gücüne sahip ve ben bu riskleri minimumda tutmak niyetindeyim... yetmezmiş gibi bir de bunu yazarken bile acaba hangi safsatalara başvurduğumu düşünerek kendimi durduk yere yoruyorum.
sonuç olarak belirsizliğin para etmemesine sinirliyim, ek olarak Süleyman Demirel fangirlü oldum??(İTÜ'lü yine İTÜ'lüyü kayırıyor)
bi kere daha not almalı-çizmeli-boyamalı okunur, ara ara danışılır. kullanıcı puanım beş.
Ben genel olarak memnun kaldım kitaptan. Baya şey öğrendiğimi düşünüyorum. Okuduğuma pişman olmadım.
Kitaba, gereksiz cıvıklıklarla dolu bir kitap olduğu yönünde eleştiri getiren okurlara da kısmen katılıyorum. Bazı bölümlerdeki şaka bombardımanı dikkat dağılmasına neden oluyor. Özellikle Batmanli, Sherlocklu hikaye kısımları fazla olmuş. Podcastlere aşina olmayan okuyucuya itici gelebilir.
En sevdiğim bölümü: "Eğer başkası gösterdiğimiz uzlaşı çabasını takdir etmezse, enayi yerine konduğumuzu düşünür ve birçok safsata yardımıyla direnmeye başlarız. Sorun, akıl yürütmeyi beceremeyişimiz değil, adalet duygumuzun hasar görmüş olmasıdır. Safsata, adaletsizliğin bir semptomudur."
Kitabı okumadan önce yazarın podcast serilerini dinlemenizi öneririm. Yazarın bir dipsiz kuyu olması, uzun yıllardır yurt dışında yaşamasına rağmen Türkiye gündemine çok hakim olması ve kitabı Türkiye gündemiyle sentezleyerek yazması, çok iyi kurgulamaları, kendine has espri anlayışıyla güldürmesi… Anlatılmaz okunur.
“En çok da korkuyor: Başka doğruların varlığından, yanılmaz tanrıların yokluğundan korkuyor. Giderek karmaşıklaşan bir dünyayı, giderek kısalan cümlelerle anlamak istiyor. Bilgi Çağı'nda cehaletin verdiği mutluluğu arıyor.”
—Telefonunu çıkar diyen herkese söylemek istediğim:
”He dayı he! Nüfus 2,5 milyar, eğitim bedava, ev ucuz, zengin vergisi %90, sosyal devlet güçlüyken yetiştin, şimdi başımıza bireyselci, sağcı kesildin.”
—Bütün İslam alemine söylemek istediğim:
“Kadının erkeğin kaburgasından yaratıldığı gibi bir öğretiyi, hangi genlere indirgeyebilirsiniz mesela? Doğurma gücü olan kadın ama kültür öyle bir şey ki onu “doğurulmuş” konumuna itelemiş.”
“Daha karşısındakiyle doğru düzgün konuşmasını öğrenmeden internet ile her yana bağlanmış, daha kendisini tanıyamadan uzayı keşfetmeye başlamış trajik yaratıklarız.”
“İnsan, 3-5 tane beyaz kuğu görür görmez “kuğu dediğin beyaz olur” demekle kalmıyor, zamanla bunu kutsallaştırıyor. Sonunda siyah bir kuğu gözlemleyince de kutsalını çöpe atmaktansa o bahtsız kuğuyu çöpe atıyor, kendini de bir yalana inandırıyor. Mezarlıklar beyaz kuğu cesetleriyle doludur, çünkü siyah kuğuları kimsenin bulamayacağı yerlere gömüyoruz.”
“Yeniliklerin riskine odaklanmak, statüko için her gün ödediğimiz maliyeti gizliyor.”
“Misilleme konusunda yazan Hobbes, eğer toplumsal bir kural başkaları tarafından yeterince çiğnenmişse, sizin de -enayi yerine konulup dezavantaja uğramamak için- çiğnemenizin ahlaken doğru olduğunu söyler.”
Üzerinde yorum yapmanın çok güç olduğu bir kitap bu; çünkü ilk neden, kitabın neredeyse birbirinden bağımsız iki bölümden oluştuğu; ilk bölüm ne kadar kolay okunuyorken, ikinci bölüm bir o kadar zor ilerliyor; ikinci neden ise bu konuyu bu kadar derinlikli yazan başka birinin de olmaması; sanıyorum kitabın ikinci bölümünün tekrar, tekrar ve tekrar yazılması bu sorunu giderir; bu nedenle samimiyeti ve içeriği dolayısıyla üç buçuktan dört yıldız hadi ediyor bence; keşke mümkün olsa kitap piyasadan çekilse ve ikinci bölümü çok daha ustalıkla yazılıp tekrar satışa sürülse.
Ozellikle giristeki 200 sayfayi felsefe ve mantiga giris olarak okutmak çok yerinde olacaktir. Ben öyle kötü ders kitaplarina denk gelmis olmaliyim ki felsefeye dönmem 20 senemi aldi, simdi seviyorum. Ayrica daha önce bir çogunu okudugum dip notlarda verilen referan kitaplari takip ederek, kisi bu dünyaya adim atabilir. Dilimizde yazilmis bu tür kurmaca olmayan eserlerin artmasi her sekilde anlamli.
Akıcı değil de hızlı giden bir kitap diyim çünkü küçük küçük birbirinden bağımsız yazıcıklar var ve dili de "basit". Nerdeyse her sayfada başka bir şeyden bahsediyor. Konu nerden nereye geliyor veya nereye gidiyor anlamıyorsunuz. Ben ne okuyorum dedim kendime :)
"Döne döne bakacağım bir kitap" dedim bittiğinde. Keşke içindekiler bölümü de olsaymış. Umarım diğer basımlara eklenir.
Kitap üzerine gelen yorumlardaki mizah dozu eleştirisine kısmen katılmakla birlikte bence çok temiz bir çalışma olmuş. Yazarın, kitabın sonunda - aslında başka bir konu için- ifade ettiği gibi bu gibi "sıkıcı" konuları anlatırken mizah aracına yaslanmak hem okuyucuyu konuda tutmak açısından hem de yazarın kendi ifadelerini daha somutlaştırarak aktarması için iyi bir çözüm. Doz aşılmış mı bence kitabın geneli düşünüldüğünde hayır. Kitabı çok uzun bir aralıkta bitirdim belki de bu yüzden bana rahatsız edici gelmedi. Bir açıdan da kendi yazış tarzımı gördüğüm için yadırgamadım muhtemelen. Mizah özelinde eleştirim şu olabilir: Demirel her yere cuk diye oturmuş, bir çok gönderme de süper evet ama bu kitabı okuyup aydınlanması beklediğimiz yaş aralığı için muhtemelen hiçbir şey ifade etmeyecektir.
Entelektüel düzeyini sistemli çalışmayla belirli bir yetkinliğe taşıyan insanlara her zaman bir sempatim var. Yazar da bence böyle birisi. Her gün karşılaştığımız iletişim sorunlarını sistemli bir şekilde okumak kesinlikle farkındalık kazandıran bir deneyimdi. Üslubu konusunda eleştiriler anlaşılabilir. Espri anlayışı bana itici gelmedi, yer yer güldürdü hatta. Kimi kısa hikayeler biraz konudan koparsa da kitabın akıcılığına katkıda bulunuyor. Bence kendisi bu esprili dili, çok ciddi bir üslupla otorite gibi görünmemek için kullanmış, mütevazılık adına yani. Ya da hiç ilgisi olmayabilir, bu da ad hominem bir safsata sonuçta.
Mantık derslerinde gördüğüm safsataların en eğlenceli hali bu kitapta. Bazı yerleri toplu taşımada okumak zordu, çünkü kahkaha attırıyor. Aynı şeyi Immanuel Tolstoyevski'nin podcastlerini dinlerken de yaşıyordum gerçi, sürpriz olmadı. Marksist at, köpek, imam, papaz, haham vs diyalogları ilk başlarda komik gelse de sonradan sıktı ve o kutucukları okumadım. Tek sorun neden müstear isim? Böyle bir kitap yaz ve gerçek adınla yayınlama! Biraz fazla iki binlerin ilk on yılı internet gizemi tadı veriyor.
Sonuc olarak kitap güzel ve eğlenceli, okuyun canım.
Kafasi azdan biraz fazla calisan her 15 yas ustu gencin eline tutusturulmasi gereken, dusunmeyi ve ogrenmeyi cok guzel anlatmis 10/10 kitap. Tum podcastlerini hatta canli yayinlarini fan gibi takip ettigimden mi bilmiyorum ama kitap ayni zamanda cok komik, kikir kikir guldum surekli. Bekledigime degdigi icin gercekten cok mutluyum 🧿
Podcastlerini severek dinlediğim, blog yazılarını keyifle okuduğum yazarın bu kitabını okurken çok zorlandım. Kitabı baştan sonra 1.5 senede okuyabildim. Akışı takip etmesi zor, bazı bölümleri kod yazar gibi yazılmış, bazı hikayeler biraz zorlama olmuş.
benim en az 4 yıldır beklediğim ve muhtemelen çok daha uzun suredir yazılan bu kitabin son 350 sayfasını sadece 2 Gunde bitirdim. tartışma ve düşünme kültürü uzerine turkce olarak yazilmis en kapsamli kaynak muhtemelen. Immanuel beycigime ellerine sağlık diyorum ve burayi okuyan herkese bu kitabi kesinlikle tavsiye ediyorum