Hakan Günday was born in Rhodes in 1976. He finished his primary education in Brussels. After attending Ankara Tevfik Fikret High School, he studied at the Department of French Translator in the Faculty of Literature of Hacettepe University. He then transferred to Université Libre de Bruxelles. Günday continued his study in the Faculty of Political Sciences at Ankara University. He published his first novel, Kinyas ve Kayra, in 2000.
He is also a playwright and working in cooperation with DOT company- İstanbul (http://go-dot.org/).
Fazla karakter var ve biraz gereksiz sert gibi. Kinyas ve Kayra’daki karekter derinliği yok ama bunda sayfa sayısının da etkisi var tabii. Ancak çok fazla sayıda özel isim ve referans var müziğe ve daha birçok şeye dair. Ortada ciddi bir emek olduğu aşikar.
"Sadece bir saniye için hayatın da mesaisi olması gerektiğini düşündü Zargana. Yani yaşanacak zamanın tercih edilmesi gerektiğini. Gece ya da gündüz. İkisini birlikte yaşadığı için mutsuzdu insan. Kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem geceyi hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için bu kadar mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar."
Yerli yayın sektörümüzün tw konseptiyle tanışma zamanı gelmiş de geçiyor. Yayıncının hiçbir uyarısı olmadığı için kitabın başında doğrudan belirteyim istedim kitapta çok ciddi çocuk istismarı var. Baya da grafik ve rahatsız edici boyutta anlatılmış.
Kitaba gelirsek, Hakan Günday o nasıl bir zihindir ya, gerçekten pes. Kitap mı okudum kreutzberg sokaklarında o çocukların yanından bizzat ben mi geçtim asla emin olamadım. Felaket rahatsız edici bir hikayeydi ama bir çok unsuruyla yine kene gibi yapıştı zihnime. Uzunca bir süre bu hikayeyi düşünmeye devam edeceğim.
Tetikleyici unsurdan etkilenmeyeceğini düşünenlere tavsiyemdir; son derece yaşayan, yaşatan bir roman deneyimi arayan herkes bir bakabilir 👍
Bu kitabı okurken, Hakan Günday içine kan, çiş ve sperm doldurduğu bir bidona beni tıkıp saatlerce çalkaladı. Son ana kadar bin bir çeşit hazla okuduğum ve beş yıldızla devam eden roman, kendine göre kötü bir sonla bendeki bir yıldızını kaybetti.
Hakan Gunday oyle bir yazar ki, baska bir yazar yapsa "hata" diyeceginiz seyler onun kaleminden cikinca onemsizlesiyor. Diger her sey kusursuz ve carpici olunca oyle seylere takilmiyorsunuz onu okurken. Teknik olarak degil ama icerik olarak yine zorlayici bir kitap. Her kitabinda oldugu gibi bunda da dayak yemis gibi oluyor insan. Sindirmesi zor.
Okuduğum her kitabından sonra "Bunları nasıl düşünebiliyorsun" diye bağırarak silkelemek istiyorum Hakan Günday'ı. Benim için yeraltı edebiyatının asbaşkanı olur zira kendisi, kral Bukowski'ye hürmetler. Zargana, -Dogs of Berlin dizisiyle halihazırda antipatik bulduğum- Berlin'de yaşayan ve evlatlık olduğunu öğrenince, 12 yaşın verdiği ön-ergenlik hisleriyle evden kaçan, birkaç gün içinde bünyesine bir ömür yetecek karanlık madde toplayan bir çocuk; 20li yaşlarında da, bütün yaşadıklarını senaryo halinde yazıp para karşılığında başka insanlara oynatan, bu şekilde hayatına dışarıdan bakan bir adam. Kısaca Zargana, Hakan Günday'a bir kez daha hayran olmamı sağlayan kitap. Tavsiyemdir. =)
12 yaşında bir çocuk evlatlık olduğunu öğrenirse ilk önce ne yapar? Zargana evden kaçmayı seçti ve bu seçim ona çok farklı bir hayat sundu. Tecavüzler, sahte yaşamlar, değişik insanlar ve benliğin bedenle savaşı. Bu kitabında Günday hayatı sorgulatmakla kalmıyor insanı da sorgulatıyor. Yaşadıklarının etkisiyle kendini farklı karakterlere bölen Zargana'nın oyuncuları aracılığıyla kendi yazdığı farklı senaryoları aynı anda izleme keyfine nail oluyoruz. Yine değişik bir konu yine değişik soru işaretleri oluşuyor beyinde fakat bu kez çoğu soru havada kalıyor. Günday bu kitabında her şeyi de benden beklemeyin düşünün diyor. İlk okuyacağınız Hakan Günday kitabını arıyorsanız bu kitap o kitap değil. Önce diğer kitaplarını okuyun bunu ortalara bırakın derim.
Karakterlerle empati kuramadığım kitaplara tam ısınamıyorum. Zargana gerçekten çok iyi yazılmış bi kitap ancak hissettirdikleri, kafamda canlandırdığı sahneler için aynısını söyleyemem. 4 yıldız o yüzden yoksa Hakan Günday'ın yazdıkları her şeyiyle mükemmel
Televizyon dizilerinin perde arkasından yöneten ,gizemli patron çerçevesi etrafında marjinal olaylar sosu. Mekanlar üzerinde bir emek var ama sağlam bir hikaye olmaya yetmiyor.
Günday gerçekten muhteşem bir yazar, değişik bir kafa yapısı var bence. Her insanın okuyabileceği bir roman değil, okurken sinir olmayı göze almak lazım.
"Zargana ise kendisini Napoli'deki bir XV. Yüzyıl şatosunun yemek salonunda herkesin çıplak olduğu yemek masasında tek giyinik kişi olarak konuşurken görüyordu. -Ben, diyordu, insan değilim. Çünkü üşüyorum. Sizler üzerinizi hatıralarınız, aileleriniz, dostlarınız, mesleklerinizle örterken ben üşüyorum. Çünkü bunların hiçbirine sahip değilim. Ve olmak da istemiyorum. Benim üzerimde sadece kaşmir bir takım elbise var. Sahip olduğum tek şey bu. Beni sizden koruyan tek şey. Siz çıplakken üşümezsiniz, ama ben titrerim. Bütün dünyaya karşı kaşmir bir takım elbise. Soyunursam ölürüm... Görünmez giysileriniz birer birer yok olduğunda öleceksiniz. Belki de uzun zamandır ölüsünüz. Masanın ortasındaki, ağzına portakal sokulmuş bu domuz kadar ölüsünüz... hepinizi yemek istiyorum. Yiyip bitirmek. Doğal dengenin içinde hiçbir yeriniz yok. Aklınız ve onun ürünü olan dünya utanç verici. Hepinizi yemek istiyorum."
İnsanın kaderine öldürene kadar tecavüz etmeyi istediği gün, o kaçış fikrinin bir kara delik gibi zihnine gelip yerleştiği gündür. Yoksul olduğu için bilgiye ulaşamayanlardan, hayatı ve insanı sorgulayamayanlardan, en yüksek eğitim olanaklarının sunulduğu, delirmek için yeterli bütün malzemeye sahip çocuklara kadar bütün hayat tarzlarında, kaçış, rahatsız ama çekici bir yere sahiptir. Üzerinde fazla oturulamayan sert bir koltuk gibi. Anarşist yazarların okunması gerekmez yaşanan yerden kaçma fikrinin ortaya çıkması için. Paranın olup olmaması, bir kentte ya da bir kasabada yaşanması hiçbir şeyi değiştirmez. Bir insan ya gitmek ister ya da kalmak. Gidenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bin bir zevk içinde hayatla sevişir. Kalanlarsa vasat hayatlarını, bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir.
Zargana adlı karakterin hem gecmis hem de o anki yaşantılarının anlatıldığı bir kitap temelinde zo ve koma adlı kisileri bo ve rio karakterleriyle gosterdigi sonrasinda ikisinin de bu karakterleri kendileriyle ozdeslestirdigi ve yasamlarina bu sekilde devam ettikleri görülüyor.Aynı zamanda kendi maceralarının coğunda yanında olan betty isimli karakterle de kopmamaları kitaba okunurluk katmış.Ve belki de betty nin hapisten cikmasini beklerken yasadiklarini tekrar yasatmak veya disaridan bir goz olarak gormek icin zo ve komayi ayarladi..
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu kitapla ilgili beni hayal kırıklığına uğratan şey sayfa sayısı oldu. Kitapta yer alan her karakterin hikayesi öylesine orjinal ve etkileyici ki kendi başına bir kitap olabilecek kalitede fakat Zargana'da bu bir sayfaya sığdırılmıştı.
Bir hiç olmak. Hiçliğe doğru gitmek. Doğarken genlerine yerleşmiş olan ve daha sonra şartların biçimlendirdiği karakterini parça parça sökmek, en sonunda da bir hiçe dönüşmek. Hakan Günday ne yazsa, karalasa okurum.
Dünyanın da bir felsefesi olması gerekmiyor onlar için. Çünkü sırtında yaşıyorlar ve bu onlara fazlasıyla yetiyor.
İnsanları anlamak zor değil, hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları, sarışınlara benzeyen hayatları.. Güzel ama aptal hayatları..
Sessizlik ısrardır derler mahkemelerde..
Dünya üzerinde iki tür insan vardır: trafikte sarı ışığı görünce frene dokunanlar ve aynı sarı ışık karşısında gazı kökleyenler.
İnsanların içlerine yüz hatlarına göre karakterler yerleşiyordu düşünmeye başladığından beri. Hollywood yönetmenleri gibi ruhların yüzlere yansıdığını düşünüyordu. Onun için, yüzüne asla belirleyici bir ifade takmamak için çabalıyor, ruhunun okunmasından aklından geçenlerin anlaşılmasından korkuyordu. Eğer zihnindekiler de bilinirse geriye ne kalırdı? Bu nedenle, ağlamamaya, kızarmamaya, dişlerini sıkmamaya, gülmemeye kaşlarını kaldırmamaya ellerini fazla hareket ettirmemeye hatta terlemesini bile kontrol etmeye alıştırmıştı kendini.
Çünkü insan kendi hayatının içinde kaybolmuşken nadiren dikkat eder sabah kahvaltısında kaç dilim ekmek yediğine..
Dünya üzerinde insan aklının hüküm sürmeye başladığı günden beri kötünün iyiyi öldürmesi kadar sıradandı, ölümün hayatın katili olması kadar..
Mutsuzlar, büyük şok yaşayanlar , kanser olduğunu öğrenenler, çocukları ölenler çok daha iyi bir performans gösteriyorlardı gerçeğe alışabilmek için..
Anarşist yazarların okunması gerekmez yaşanan yerden kaçma fikrinin ortaya çıkması için. Paranın olup olmaması, bir kentte ya da bir kasabada yaşanması hiçbir şey değiştirmez, bir insan ya gitmek ister ya da kalmak. Gidenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bin bir zevk içinde hayatla sevişir, kalanlarsa vasat hayatlarını, bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir.
Gerçek tehlikenin görünmediğinden gerçek acının renksiz ve kokusuz olduğundan haberi yoktu.
Birikmiş gözyaşlarını ve gökdelenden gelen logo biçimindeki ışığın o gözyaşı gölünün üzerindeki yansımasını gördü. Tekrar kapattı gözlerini. Görülecek bir şey olmadığını on ikinci yaşında anladı.
Hayat hakkındaki düşüncelerini başkalarına anlatmak. Onların senin anlattıklarından dersler çıkarmalarını beklemek, farklı olduğunu diğerlerine kanıtlamak için konuşmak, yazmak utan verici..
Bizler rüyaların yapıldığı kumaştanız..
Çok az insan hayal ettiğini yaşar, çok azı söylediklerini yapar, yazar yazdığı kahraman değildir, balzac, olmayan her şey Balzac'ın kitaplarındadır.
Bazen elimi yüzüme götürdüğümde bir burun bir göz bir ağız bulamamaktan korkuyorum..
Aşık olunanla yapılan hiçbir şeyin değerinin olmadığını yazıyordu zihnine silinmez bir mürekkeple. Yapılan işlerin, gidilen yerlerin sadece aşık olunanın dışındaki insanlarla birlikteyken önemli olduğunu öğreniyordu. Çünkü kendi dışındaki bir varlıktan sırf nefes alıyor diye zevk alınabildiğini görüyordu.
Sadece bir saniye için hayatın da mesaisi olması gerektiğini düşündü, Zargana. Yani yaşanacak zamanın tercih edilmesi gerektiğini. Gece ya da gündüz. İkisini birlikte yaşadığı için mutsuzdu insan. Kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem geceyi hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için bu kadar mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
Gerçek hayat benimkinin yanında bir hiç diyordu aynaya baktığında. Ayna da yanıt veriyordu: Seninki de gerçek hayatın yanında bir hiç..
Hakan Günday kafasını açıp içini kurcalamak istediğim bir yazar. Bu dünyaları kurarken neyle besleniyor, bu insanlığa nefret kusma akabinde de okura bu hissi geçirme nasıl oluyor? Her Günday kitabı sonrası toplumdan, insanlardan, düzenin saçma sapanlığından tiksiniyorum. Çünkü görmezden gelmek istediklerimi HATIRLIYORUM!
Ana kahramanımız yine çocuk. Kitap çocuğun yetişkinligi ile başlayıp bir geçmişe bir şimdiye dönen anlatım ile ilerliyor.
Kitaplarında olanca siddetiyle sürekli vurgulanan çocuk istismarı; açın gözünüzü, görün bunları çığlığı mı yazarın kaleminden taşan? Psikolojiyi böyle iyi bilmesinden mi bu kadar rahat benimseyebiliyoruz karakterleri?Sistemin tüm aksaklıklarına atılan taşlar rahatlatıyor mu yazınca merak ediyorum bunları hep.
Bu kitabı yazarken Berlin'e hiç gitmemiş, çok sonraları gittiğinde Berlin'de yokuş olmadığını fark etmiş. Halbuki okur yokuşu tırmanırken tükeniyor okurken.
Baştan sona içim parça pinçik oldu okurken ama Zargana'nın evden kaçtıktan sonraki ilk gecesinde yaşadıklarını okurken nefessiz kaldım sanki. Ne yazsam spoiler olur. O sokaklarda düşe kalka ilerleyen Zargana'yı okudukça kahroldum. Insanlar neden böyle kötü? Kurgu var elbette bir miktar abartmıştır da belki yazarken ama olamaz diyemiyorsunuz işte okurken. Hayat herkese çiçekler sunmuyor. Hakan Günday da hayatın tozuna pisliğine bulanan karakterler yaratıyor bize.
Kurguda basit bulduğunuz yerler olabilir HG okurken, bana göre anlatmak istediklerini bir hikaye içine yerleştirirken tam olarak nasıl yapmalı karar veremiyor sanki. Bu sebebten başlangıç ve bitişler oturmamış hissi verebiliyor ama harika satır araları için, toplumsal ve psikolojik çıkarımları için okumalısınız zaten. Benim sevdiğim yönü bu.
Yaşayan değerlerimizden olduğuna inanıyorum Hakan Günday'ın. Okumaktan büyük bir keyif alıyorum, kitaplarında başka kitaplara ve yazarlara işaret etmesi sayesinde yaptığım keşifleri seviyorum. Her satırda yeni bir şarkı girmesini seviyorum, bence müziğin düşünmeye olumlu bir etkisi var.
Ne düşünüyor nasıl bir mekanizma işliyor kafasında bilmiyorum ama hep yazsın hep okuyayım. Her defasında birikimine hayran olayım istiyorum.
Herkesin sorduğu ve önem atfettiği soruları sormadım çünkü hiç tanımadığım ve karanlığından haberdar olmadığım bir dünyanın zalimliğiyle boğuşurken soru sormak aklıma gelmedi, sadece şok olmuş ve iğrenmiştim, bolca da üzüldüm. Ne zaman Hakan Günday okusam bir farkındalık bilinçaltıma oturur bunu bilirim, üzüntüsü bir süre devam eder, hiç tanımadığım bir tarafını keşfederim insanların ve çoğunlukla hoşuma gitmez bu. Yazarın da bir şeyleri beğendirmek ve kabul ettirmek amacıyla yazmadığının farkındayım elbette, bir seviye de olsa bu iğrenç halden keyif alabiliyorum okuyucu olarak, beni tatmin edebiliyor, özellikle de kelimeleri bükme şekline bayılıyorum bu adamın. Karakterlerini asla gerçekçi göremiyorum, bana böyle insanlar var olamazmış böyle düşünemezlermiş gibi geliyor, bir nevi de olmamalarını istiyorum aslında. Bizler haberlerde gördüğümüz tecavüz haberlerine üzülüp mağdurun ruh halini anlamaya çalışıyoruz ama birçoğumuz anlayamaz. Derinden yaralanmış, karakteri zedelenmiş, dünyası rayından çıkmış kişileri nasıl anlayabiliriz? Zargana'yı da anlayamadım, onun on iki yaşındaki yabancılık hissiyatı bana geçmedi anlamlandıramadım, bunu Kafka'nın Dönüşüm kitabında da yaşamıştım. Aynı metamorfozu burda da görüyoruz, çok azı kişinin isteğiyle gerçekleşen ama çoğunluğunun şartların itelemesiyle oluştuğu bir değişim söz konusu. Kendini değiştiren sonrasında da parçalara bölen ve hayatını farklı sahnelerde izleyebilmek için bu parçaları yaşatan biri Zargana. Ama diğer karakterler kim onları hiç anlayamıyorum, onlar hikayeye dahil olan, bir kukla görevi gören, para için ve belki bir heyecan için hayatlarını unutup bambaşka bir hayat yaşamaya başlayan insanlar, onları daha çok tanımayı ve hikayeyi bütünleştirmeyi isterdim.
Bir süre ara vermiştim Günday okumaya, özlediğimi fark edince hemen geri döndüm. Yine Storytel'de dinledim, seslendirmeyi beğendiğimi ifade edeyim öncelikle. Hangi kitap daha önce yazılmış bakmadım ama bu kitap bana Piç'i hatırlattı. Sanki o kitabın altlığı gibi hissettim okurken (belki tersidir bilemiyorum).
Yine dibine kadar psikolojik bir macera kitabı olmuş Zargana. Alkol, tecavüz, seks partileri, homoseksüellik, sado mazo gibi konuları işlemiş Günday. Okuyan kişilerin rahatsız olmalarını anlayabiliyorum ama Günday da sonuçta gündelik hayattan ve onun çirkin yüzünden esinlenerek yazıyor. Yazdığı her bir olayın gezegenin herhangi bir yerinde gerçekleştiğine eminim (ama ispat edemem). O yüzden rahatsız oldum okumak istemiyorum diyene saygım olsa da bende tam tersi bir etki yaratıyor. Etrafıma karşı daha hassas oluyorum, acaba bir şeyleri değiştirebilir miyim diye düşünüyorum. Günday'ın da bunu amaçladığına inanıyorum.
Başka yorumları okurken şöyle harika bir yoruma denk geldim, onu da sizle paylaşmak isterim:
İnsanların sapkınlıklarından doğan bir çocuğun, kendisi olabilmek için kendisini yok ederken kendini var etmesini anlatan ızdırap dolu hikaye.
Kitabın tanıtımı ise şöyle:
Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır. Anlam aramak boşunadır ve her şeyin "hiç"e dönüşmesi gerekir. Henüz on ikisinde Berlin’de dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, bu olaydan sonra kendini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki insan olmaktan uzaklaşıp "hiç"e yaklaştıkça kendisine döner; aşık olur. Parçalanmış benliğini onarmak için, başkalarının oynadığı bir "hayat oyunu"nu sahnelemeye koyulur...
"Hayat cinsel yolla bulaşan ölümcül bir hastalıktır." Sanırım bu söz kitabın genel konusu özetliyor.Kinyas ve Kayra'dan sonra okuduğum ikinci Hakan Günday kitabıydı.Genel olarak kitabı beğendim , konusunu orjinal buldum ve finali de beni mutlu etti.Okuduğum kitabın bir Hakan Günday eseri olduğunun farkındaydım ama bu sefer anlatımdaki sertliği biraz abartmış olduğunu söylebilirim.Kitabın ana karakteri Zargana evlatlık olduğunu öğrenir ve ailesinin evini terk eder.Sokakta geçirdiği günlerde 4 kişi tarafından tecavüze uğrar ve benliğini kaybeder.Artık kendi hayatının belirli dönemlerini , başka insanlara para vererek oynatarak onların da benliklerini kaybetmelerine ve oldukları kişiden uzaklaşmasını sağlar.Kitapta ki tecavüz sahnesinin çok detaylı betimlenmesi ve kitapta ki yan karakterlerin çoğusunun(neredeyse %90'ı) cinsel travmasının olması biraz abartı ve gerçekten uzak geldi bana.Tamam kitabın genel konusu zaten travmalar üzerine de sürekli annesini dostuyla basan çocuk , küçükken tecavüze uğramış ve intikam almak isteyen adam , sevgilisinin pezevenk olduğunu öğrenen genç kız görmek bana bir noktadan sonra absürt gelmeye başladı.Kitap sürekli bu tarz travmalar anlatıyor ve "yahu 1 tane hiç sıkıntı yaşamamış insan yok mu?" derken buluyorsunuz kendinizi.
Uzun lafın kısası , kitabı eksilerine rağmen beğendim ve Kinyas ve Kayra'da da yaptığım yorumu yapacağım.Hakan Günday iyi bir yazar fakat kitaplarını herkese öneremem.Okumadan önce(özellikle bu kitabı) iyice düşünün :) İyi okumalar.
▪ Avrupa’nın çok sayıda saygıdeğer futbol kulübünün insan ticareti yapan örgütlerle işbirliği yaparak Üçüncü Dünya ülkelerinden küçük yaşta çocuklar getirttiği, beğenilmeyenleri ya da sakatlananları ülkelerine geri yollamaktansa sokaklara terk ettiği anlaşılmıştır. Polis merkezinden yapılan açıklamaya göre Barcelona’nın yakınlarında da bu çocukların toplandığı ve büyük kulüplere pazarlandığı bir kamp ortaya çıkarıldı. Polis on üç kişiyi tutukladı. Kampta bulunan altmış dört çocuğun akıbeti hakkında yetkililer karar verecek.
▪ Ancak ya vahiy yoluyla yeryüzüne inmiş bu dinler utangaç bir insana ulaşsaydı? O zaman ne olurdu? Yani kalabalık içinde konuşamayan, yüzü kızaran, insanlarla iletişim kuramayan birine vahiy gelseydi, yine de senin söz ettiğin dinler olur muydu? Yoksa aslında dinler sadece aklı daha iyi çalışan ve en az bir tiyatrocu kadar ağzı dolu olan, insanları etkisi altına almayı başaranlara mı vahiy ediliyor? Bugün için düşünelim. Âşık olunan insana onu sevdiğini söylemenin bile ne kadar zor olduğunu düşünelim. Oysa bizim söz ettiğimiz milyarlarca kişiyi ilgilendiren bir durum. Sence ne kadar güçlü bir yapıda olmak gerek milyarlarca insanı hayatlarını değiştirmeye ikna etmek için?
zargana karakterinin daha o küçük bir çocukken içine girmeye başladığımız zihni ve hayatın bir o kadar içinden ve bir o kadar dışından fikirleri, yaşantısını okuduğumuz bir kitaptı. hakan günday'ın birkaç kitabını okuyup bitirmiş biriyim ve bu kitaplar arasında ısınamadığım tek kitabı oldu. zargana hakan günday'ın en uç kitaplarından biri bence. nihilist karakterleri nasıl ustalıkla ve nasıl da iyi bir zeminde şekilleştirip oluşturduğunu biliyorum, kinyas ve kayra'sını seven biri olarak bunu zaten net bir şekilde okumuştum. fakat zargana öyle değildi benim için. çünkü zargana nihilist bir karakter olduğu kadar bir o kadar camus'ya ait saçma felsefesinin bir karakteri gibi geldi bana, oradan esintileri vardı en azından bana göre. hayatında yaşadığı kötülükler onu yeniden doğurmuştu ve bu sefer karışık ama kötülüğün egemen olduğu birine dönüşmüş gibiydi. ayrıca bazı noktaları tam anlamıyla okumak isterdim yani detaylı okumak istediğim bir kısımdı zargana'nın gençliği. altını çizdiğim cümleler oldu, etkileyiciydi her biri. hayatta arka planda kalan, insanların çok fazla içine girmek istemeyeceği konulara girmiş yine günday ki zaten kendisinin kalemini biraz biliyorsanız da ve de bu farklı bakış açısını kazanmak için okunabilecek bir eser.
Zargana çok özel bir karakter bana göre. Yaşadıkları kolay değil ama bence o yaşadıkları yüzünden bu hale gelmedi. Zaten kötüydü. Aslında kötü demek de doğru olmaz, yaşamanın bir anlamı olduğuna inanmıyor ve "hiç" lige ulaşmayı planlıyor. Kitap için spoiler verebilirim bundan sonrası için okumayin. :) Beni en çok etkileyen sahnelerden biri , ailesi tarafından evlatlık alındığını öğrenmesi ve evden kaçması neticesinde bir çocukla tanışıyor , Alex. Alex ise kendi canına kıymayı deniyor ve başarmiyor. Ailesinin kendisini alacagini söylüyor ama zargana ona " öldür kendini" diyor . Yattığı hastanede Alex kendini öldürüyor. Birşey hissetmiyor. Sonrası malum zaten kitabın arkasında da yazıyor , tecavüze uğruyor ve o zaman daha çok tiksiniyor hayattan. Bence okunması gereken bir kitap . Altı çizilecek bir çok cümle bulabilirsiniz içerisinde. Okurken keyif almaktan ziyade bazı sahnelerde anlamsız bir şekilde mideniz de bulunabilir . Ama okuyun. Hakan Günday okunasi bir adam . Bir yerden gelmedik bir yere gitmiyoruz , gitmeyeceğiz diyor Zargana