“...Şimdi hissedilenler, birileri tarafından yüzyıl önce de hissedildiler. Onlarca asır önce de. Zaman, deli bir pervane gibi etrafımızda dönüp dururken, geçmişten gelen bilgiyi de taşır. İnsanın iradesi ancak düğümleri görüp, kabul etmeye yeter. Olmuş olanı yok etmeye değil. O halde, kaç neslin bilgisi akmıştır hücrelerimize kimbilir. Kaç kuşağın gözyaşı, mutluluğu, acısı...”
İstanbul’un en eski ve etkileyici apartmanlarından biri olan Botter Apartmanı’nın katları arasında gezinirken, zamanın sınırlarını aşarak birbirini etkileyen yaşamlara dokunacak, geçmişte deneyimlenip, artık gücünün kalmadığı sanılan travmaların hâlâ türlü yollarla insanların hayatına sızmasına tanıklık edeceksiniz.
“Botter Apartmanı” psikolojik bir gerilim romanı tarzında yazılmış. Bu kadar akıcı ve güçlü kalemi olan Ayşe Över’in hikayeyi karışık ve kopukluklar içeren bir kurguyla yazması anlaşılır gibi değil. İnandırıcı olamayan baş karakteri psikatrist doktor Kaan, romanı da inandırıcı olmaktan alıkoyuyor, üstelik yazarın kafa yorduğu psikoloji ve psikiyatri bilgilerinin sağlam olmasına rağmen. Bir oturmamazlık var yani.
Olay örgüsü açısından bu kadar çok aksiyonu üstüste yığmak Botter Apartmanı’nın tarihine de etkileyiciliğine de zarar vermiş. Bir de çat-pat İngilizcesiyle İtalyan Ensa’nın bülbül gibi şakıması, meme kanseri ameliyatında kanser ileri olduğundan “açtık-kapattık” gibi yanlış bir cerrahi terim kullanılması çok komik kaçmış. Cerrahpaşa gibi büyük tıp fakültelerinde akademik unvanı olsa bile (ki Kaan’ın yok) dışarıdan kadrosuz kişilerin ders vermesinin imkansız olduğunun yazar tarafından bilinmemesi gibi özensizlikler ve başka teknik aksaklıklar bu güzelim romanı (çünkü çok iyi bir konu üstünde kurulu) yetersiz kılmaya yetmiş.
Yazık olmuş Botter Apartmanı’na. Bundan sonra daha özenli yazarsa Ayşe Övür çok iyi eserler kazandırabilir edebiyatımıza.
Aslında sürükleyici denilebilecek bir yaz okuması, konusu güzel olmasına rağmen karakterler oldukça yüzeysel kalmış. Beni bundan daha çok rahatsız eden ise yazarın dili oldu, sanki Türkçe yazılmış değil de çeviri bir kitap okuduğumu hissettim, ayrıca imla hataları da mevcut, keşke daha özenle incelenseymiş.
Biraz yapay geldi bana. Okuyucunun gözüne sokulan bilgiler falan… Boğaziçi üniversitesinde sosyoloji okuduğuna göre İngilizce bayağı iyi olmalı Zehra. İngiltere Oxford’ ta psikiyatri okuyup ülkesine döndüğünden beri Kaan… Yani bence yazar bu gibi bilgileri akışa yedirmeyi bazen başaramamış, bu da beni okurken bir anda kitabın dışına, uzaklara atıverdi.
Ayşe Övür kalemi güçlü bir yazar. Cümleler ve paragraflar uçarcasına geçip gitti. Hayran olduğum, İstiklal Caddesi'nin, Tünel Meydanı yakının kuşkusuz en güzel binasına ithaf edilmiş, yapılışından bugün ki yaşantısına uzanan hem tarih hem gerilim, hem aşk hem gizem hem de dram barındıran bir roman. Unutmadan Potter Apartmanı'nın 2022 yılı içinde yenilenip ziyaretçilere açıldığını aktarmak lazım. Muhakkak dışardan ve içerden görülmeli. Bu romanı okuyup giderseniz daha da duygusal anlar yaşayacağınızı garanti ediyorum. Ayşe Övür'ün eline sağlık.
Zamanın Kapıları ile tanıdığım yazarın bu kitabı da; ilk kitabındaki hataların tekrarı gibiydi.Kitapta kullanılan dildeki hatalar nasıl gözden kaçmış dedirtecek kadar vardı.Hikaye fikri çok güzel iken, gereksiz klişelerle dolu bir harmanlama söz konusu idi.Karakterler yine sahici olmayı becerememiş ve bu his okuyucuya bir yavanlık hissettiriyor.Karakterlerin iki görüşmenin ardından birbirlerine sevdiklerini söylemeleri ise bir başka zorlama klişeydi.Hikayenin toparlama satırları ise aşırı aceleye getirilmişçesine ve hiç olmadık bir anda bitirilmiş.İkinci kitabında da hikayenin biraz olsun sürükleyici olması ve merak unsurunu canlı tutması dışında bir şeyi sevemedim.
Roman değil de, roman taslağı desek daha doğru olur. Kitaptaki olayların anlatımı ilkokul çocuk kitapları gibi, diyaloglar yapmacık ve sırıtıyor. Bir puan değil de iki vermemin nedeni, Casa Botter'i ziyaret etmiş olmam ve orada geçen roman fikrinin hoşuma gitmesi.
Genel olarak hoşuma gitmesine rağmen kitabın türkçesi beni çok rahatsız etti. İmla hataları bir yana, keşke iyi bir editör tarafından düzeltilseymiş. "Tabloların hepsi gerçektir" orijinaldir demek isteniyor herhalde, yoksa sanal tablo değil anlamında mı?
Alanın etrafı yerine "alan .... çerçevelenmiştir."
"Eşim çocuk istemedi. Çok başarılı bir deneysel psikiyatristi." Deneysel bir şey psikiyatristi mi? Deneysel psikiyatrist mi? Yoksa deneysel psikiyatristti mi?
Dil problemleri bir yana, gerçek yerlerden, yapılardan bahsederken o yapıların geçmişi biraz daha araştırılsın isterdim. Narmanlı Han, Botter apartmanından daha evvel yapılmış bu doğru, ama 20. yüzyılda Narmanlı ailesi binayı alana kadar adı Narmanlı değil. Rus Sefareti sonra da Rus Hapishanesi olarak kullanılıyor. Dolayısıyla Raimondonun "Narmanlı'nın karşısındaki inşaatına gitme(si)". 19. yy. da geçen filmlerde çanak antene rastlamak gibi bir tutarsızlık.
Yukarıdakiler keşke olmasa dediklerim, bunun yanında kitap sürükleyici, karakterler inandırıcı, yarısında bırakmama yol açmayan bir merak uyandırıyor.
@yazariylakonusanlar grubumuzun okumalarından olan ve Vedat Türkali Roman Armağanı uzun listesinde de yer alan bir kitapla selamlar.
Ayşe Övür daha önce okumamıştım, bu kitabıyla tanıştım. Ana kurguya apartmanların tema ya da baş kahraman alındığı kitapları hep çok sevmişimdir. Bu kitapta da ismiyle müsemma bir şekilde Beyoğlu'ndaki tarihi Botter Apartmanı merkeze alınıyor.
Botter Apartmanı' nda çok uzun seneler ikamet eden bir aile ile apartmanın mimarının seneler sonra kesişen hayatlarını okuyoruz.
Kaan uzun seneler Botter Apartmanı' nda yaşamıştır. Daha sonra eğitim için İngiltere 'ye gitmiş, bir hayat kurmuşsa da işler yolunda gitmeyince tekrar yuvaya dönmüştür. Ailesiyle oturduğu daireleri muayenehane ve kendine ev olarak tasarlamış hasta kabulü alarak hayatını sürdürürken birden apartmanın mimarının torunu hayatına girer. Bu gizemli torun ile hastalarının etkisiyle hayatı yepyeni bir yola girecektir acaba neler olacak derseniz, buyrunuz kitaba.
Yalnız kitapta benim bazı kurgu kopuklukları yaşadığım ve kullanılan tabirleri oturtmakta zorlandığım oldu, bu sebeple ısrarla tavsiye edemem.
Sosyal medyada çok fazla karşıma çıktığı için merak edip okudum. Konusu ilginç olmakla birlikte kitapta genel bir aksaklık vardı tam dile getiremediğim. Karakterlerin derinlikle işlenmemesi olabilir, tam içine giremedim konunun, hepsini yüzeysel olarak tanıyoruz. Bazı mantıksızlıklar da var, şimdi spoiler vermeyeyim ama yorumlarda yazılmış birileri tarafından. Yani herkese alın kesin okuyun diye önereceğim bir roman değil. Tek kazancım Botter apartmanı ve tarihi ile ilgili epey bilgiye sahip oldum, hatta öğrendim ki İBB tarafından restorasyonuna başlanmış, çok sevindim.
Apartman hikayelerini severim, her katta her dairede kapılar bambaşka dünyalara, hikayelere açılır, bu çeşitlilik beni mest eder. Botter Apartmanı binanın ve İtalyan mimarının, geçmişte ve bugün içinde yaşayanların hikayelerinin birbirinin içinden geçerek anlatıldığı bir roman. Okurken hayranı olduğum apartmanın dairelerinde, merdivenlerinde gezinmek hoşuma gitti. Ancak kendi kendime "keşke karakterler biraz daha derin anlatılsaydı, kitap basılmadan iyi bir editör okusaydı" diye düşündüm...
Habitat tv deki botter apartmanı belgeselini izledikten sonra merak etmiştim bu kitabı. Yazar her şeyden biraz koymuş kitaba. Biraz tasavvuf, biraz ateizm, bir psikiyatr, yurtdışından gelen gizemli misafir, psikolojik sorunları olan karakterler, ensest, taciz, tecavüz, cinayet, zaman atlamaları vs… Olmuş mu ? olmamış. Hiç bir karakter hikayesinde derinlik bulamadım. Çok yüzeysel ve klişe geldi.
Çok eskiden mağaralarda yaşayan insanlar öldürdükleri hayvanlardan birer parçayı boyunlarına takarak onları taklit ederlerdi, şimdi de insanlar büyük ihtimalle sürüngen beyinlerinin etkisiyle bedenlerini boyarlar... Zaman ileriye doğru akmaz, çember çizerek evreni sarar, işte bu yüzden gelecek ve geçmiş yoktur, tek varlık an’dır. Bu da zamanın bilgeliğinin mükemmel kanıtıdır... Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında, Yekpare geniş bir anın, Parçalanamaz akışında... Duymak için susmak, olmak için sabretmek gerekir... İnsan mutlu olmayı mı ister, yoksa dengede kalmayı mı?.. Dünya, felaketlerin tekrarı üzerine kuruludur... An’da hissedilen acılar, geçmişin tekrarından başka bir şey değildir... İnsanlar aşık olmaz, kendi özlerindeki aşka ayna tutabilecek öteki insanları bulurlar... Arayanların bulamadığı, bulanların da ancak arayanlar olduğu ikilemi değil miydi gerçeğin bilindik tanımı?.. Olanı değiştiremeyiz ama görüp helalleşebiliriz... Rüyalarımızda gördüğümüz cenneti, gözümüzü açtığımızda kaybederiz... Doktorlar sadece başkalarını iyileştirebilir, kendileri için hiçbir şey yapamazlar... İnsan yaşamı boyunca hep, çocukken eksikliğini yaşadığı şey her neyse onu arar...
Konusu oldukça ilginçti. İstanbul'u bilenler, orada yaşayanlar için daha bile ilgi çekici olacaktır. Editöryal sorunları olan bir kitap maalesef, bunu baştan kabul ederek okursanız, hataları gördükçe çok takılmadan okuyabilirsiniz, yoksa o hatalar bazen okuma hızınızı kesebiliyor. Konu belki başka bir yazarın elinden 400 sayfa yazılabilecek bir konu iken, sevgili Ayşe Övür bu şekilde hızlı geçmeyi ve bazı karakterlerin hikayeleri bilinçli olarak yarım bırakmayı seçmiş. Tamamlanan bir öyküsü yok. Ama zaten hayat da öyle değil mi, süregiden bir yaşama hali.... Yazarın akıcı bir dili var yalnız, kitap çok hızlı okunuyor. Özellikle ilk 30-40 sayfadan sonra.
İstiklal CAddesi, Kaan, Kerem, Nilüfer Hanım,SElim, Zehra, Nazlı, Hamza, MEvlevi, Raimond Efendi, Mösyö Botter... ve konuk oyuncu 2.Abdülhamid.... Çok gerçekçi bir hikaye, gerçekten gerçek bir hikaye olabilir mi?
Ruh hekimi olan Kaan'ın hastalarından biriyle paralale ortaya çıkan kendi çocukluk travmasının üstüne örülmüş, başlangıcı 110 yıl öncesine dayanan bir hikayesi var. MEvlevi arkadaşıyla yaptıkları derin konusmaları, Kaan'ın kendi kendiyle hesaplaşması, NAzlının güzel yüzü, Hamza'nın tuhaflıkları okuma keyfine keyif katıyor.
Kurgusu, dokusu, hissettirdikleri, düşündürdükleriyle unutlmayacak kitaplardan biri. neden 4 yıldız peki? Teknik olarak sanki biraz amatörlük var gibi. Ha bu kötü mü? değil ama 4 yıldız işte.
"...Kuşlar da vardı gökyüzünde o gün, sanki güzel bir gün yaşanmış gibi herkes mutluydu." "Arayanların bulamadığı, bulanların da ancak arayanlar olduğu ikilemi.."
normalde yeni nesil Türk yazarlardan roman okumuyorum, iyi bir editörle daha kapsamlı yazılsa daha güzel olabilecek bir hikayeydi... Güzelce kuruldu ama ana hikayenin öğeleri birer bölümde hızlıca anlatıldı, kurguda zayıflıklar ve anlatımda kopukluklar vardı, yine de sıkılmadan okudum...
Konu ilgi çekici ancak bir o kadar kötü ele alınmış. Karakterlerin her biri çok yüzeysel, kurgu desen kopuk kopuk. Yazar konudan konuya atladı, araya tarih&psikoloji sıkıştırmaya çalıştı ama olmamış. Hiç beğenemedim😶🌫️
Binanın temelleri atılali yüz yıldan fazla olmustu. İnsan, varlığını doğadan kaybetmemek için mekana, delirmemek için zamana, kimliğini düşünmemek için ise başkasına ihtiyaç duyar. Bu gezegende yaşayan her ölümlünün, saklanacağı bir eve ihtiyacı vardı.
Botter Apartmanı İstiklal caddesinde padişahın mimarı Raimondo’nun kendi elleriyle ilmek ilmek işlediği çok güzel bir apartman ve bu apartmanda yaşayan sakinlerinin ve hatta apartman görevlisinin hayatları üzerine yüksek potansiyelli akıcı anlatımlı bir roman. Fakat sanki tüm bu hikayeleri Kaan’ınki bile dahil buna yarım yarım dinledik. Sonra bir anda da her şey bitti. Zehra’nın hikayesi örneğin daha detaylı işlensin isterdim. Narin’in ölüsünün bulunduğu bu günde kimsenin Zehra’nın babasının düzenli tecavüzüne ses çıkartmaması, okula gitmesine, dışarıda gezmesine namus sebebiyle laf etmesi Türkiye’nin bir gerçeği. Peki ne oluyor bu kızlara nasıl düze çıkıyor ya da çıkabiliyor mu? Ya da apartman görevlisi Hamza’nın yıllardır deposunda tuttuğu o eşyalar ile Esta arasında bir bağ yok mu? Hikaye oradan da nasıl akmaz? Nitekim kitap bittiğinde sanki bir Avrupa Yakası dizisinin dram versiyonu işlendi Botter Apartmanında ve sadece 1.pilot bölümü izleyebildik gibi hissediyorum kitabın ardından.
Daha başarılı olabilirdi, travma, stres, acıkli hikayeler heryerde, bunlardan düz yazıya yakın bir şey çikarmak çok zor değil. Romanı roman yapan şey bence anlam bütünlüğünü her saniye soluksuz korumasıdır. Karakterlerin hikayeleri resmen yarıda bile değil çeyrekte kalmış, botter apartmanı tarihine girilip neden kurgulaştırılma dahi olsa apartmanın sahibine mesela yer ayrılmaz, raimondo nun torununa bir anda ne gördüde mesela istanbul agir gelmeye basladi, bilmiyoruz. İyi bedel odeyerek aldigim kitap maalesef odenen bedeli hak etmiyor, yok derseniz ki 2 3 gunlugune kafa dinleyecegim bir kacamak roman okumak istiyorum, belki oda belki...
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yazarın ilk defa bir kitabını okudum. Açıkçası editöryal anlamda gerçekten çok kötü üstelik Remzi Kitabevi'nden çıkmış olmasına rağmen. İmla hataları, yazım yanlışları gırla...
Roman da aslında başlarda güzel geliyor sonra bir saçmalamaya başlıyor. Açıkçası kurgu bana sonlara doğru bitirilmeye çalışıldığı için parça parça kesilmiş ve bağlanamayığ havada kalmış gibi geldi. Galiba bu yazarı bir daha okumayabilirim
Çok yüzeysel bir kitap. Bazen kitabı olan bir yapıtın filmini ya da dizisini izler de "kitap tadını vermedi tabiki, vermesi de mümkün değil" deriz ya. Bu kitabın kendisi de o tadı vermiyor malesef. Aslında çok güzel bir kitap olabilirmiş. Esta İstanbul'a hangi yoğun duygularla geldi, sonra burada neyle yüzleşemedi, neyden korktu, neyin üstesinden gelemedi hiç anlaşılmıyor. 'Geçmişin tılsımı Esta'yı çağırdı, sonra Esta bulmasını umduğu şeyi bulamadı gitti.' bu kadar yüzeysel gerçekten.
O kadar kotuydu ki, nasil bu kadar kotu yazilmis olabilir, a a a, daha da kotu olabilir mi, yok canim artik daha neler, falan derken elimden birakamadim. Ilginc bir deneyimdi, tavsiye etmem.
Çok güzel bir konu, daha çarpıcı ve etkileyici bir kurgu ve anlatımla işlenebilirdi diye düşünüyorum. Esta geldi ve neden gitti, sonra bir ara bakarız gibi olmuş. İçinde mevlevilik, tasavvuf, İstanbul’un büyülü atmosferi, ensest, tecavüz, akıl hastalığı, 6– 7 Eylül olayları, apartman yaşanmışlıkları, cinayet ve daha pek çok konu varken, sanki biraz da tüm tuşlara basılmış gibi. Yazım yanlışlarından ve anlatım hatalarından dolayı bir editör yoksunluğu fark ediliyor. Apartmana ismini veren Terzi Botter’in yaşamına daha çok yer verilmeliydi bence. Bununla birlikte heyecan ve merakla okuduğum pek çok kısım da oldu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
O kadar sevmedim ki, okumaya sırf belki bir yerde fikrim değişir diye devam ettim. Belki kitap hakkında çok beklentiye sahiptim, belki apartman hikayelerini genelde sevmemden kaynaklanıyordur ama iki puanı kolay okunduğu için verdim. Kitapta tüm tuşlara aynı anda basılmış gibiydi, gerçekliğine inanamadığım karakterler ve olaylar niyeti güzel olan bir hikayeyi oldukça basitleştirilmiş gibiydi. Ayşe hanımın diğer kitapları hakkında güzel yorumlar okumuştum, belki daha sonra tekrar kendisinden bir kitap daha okumayı denerim, ama bir süre okumal istediğim başka kitaplara öncelik veririm.
Bir apartman değil anlatılan, içindeki her bir karakterin ince ince işlenmiş hikayesi, başkalarını tedavi eden psikiyatr Kaanın aynasının Zehra oluşu,yolu acıdan geçen bir zamanlar omuz omuza Istiklal Caddesinin sokaklarını adımlamış Türk,Ermeni,Hristiyan 72 milletten insanın 6-7 Eylül imtihanı,ha bir de Mevlevilik ve Galata Mevlevihanesi ,tek kelimeyle müthiş kurgulanmış,Botter Apartmanı hayat bulmuş yazarın kaleminde,iyi ki okumusum.
Romandaki bazı imla hataları rahatsız etse de, tarih ve kurgunun iç içe geçmesi, apartmanın hikayesi çok etkiledi beni. Havada kalmış bazı yerler vardı evet, yazarın bunu bilerek yapması çok hoşuma gitti. Keşke devamı gelse romanın. Bayılarak okudum ❤️