Attila İlhan: 'ABD Bilim ve Sanat Akademisi'nin ilk ve tek Türk üyesi; iki kere Nobel adayı... Kim bu adam? Kim bu çetin Türkçe öğretim savaşçısı? Onu niye hepimiz yeterince tanımıyoruz?
Sinanoğlu, ABD nam ülkede çok genç yaşında profesör olmuş bir harika çocuk; ülkesindeki 'Amerikan Rüyası'nın yanlış yaygınlığından, Türkçe'nin itilip kakılarak, herhangi bir sömürgedeki 'yerli dili' muamelesi görmesinden son derece rahatsız.
'Tempo: 'Sinanoğlu, dünyanın el üstünde tuttuğu bir bilim adamı. Bilim dünyasına kazandırdığı kuramları, teorileri var. Ayrıca Türkçe ile çok ilgili ve bilim için en uygun dil Türkçe diyor.
Ülkesini seven her Türk gencinin okuması gereken bir kitap. Artık bazı şeylere, özellikle dilimiz üzerinde oynanan sömürgeciliğe o kadar alışmışız ki, etrafımızda olup bitenin farkında değiliz. Sahi, neden dünyanın hiçbir yerinde yabancı dilde eğitim yapılmazken bizim ülkemizde bu hem yapılıyor hem de özendiriliyor? Bu sorular ve daha birçoğunu sorup aydınlanmak için okunmalı.
genel olarak turkcenin onemine ve yabanci dile karsi cikan bir kitap. hakli tezler goruyorsunuz, bazi seyler ogreniyorsunuz ama kitabin sadelestirilmis bi basimi gerektigini dusunuyorum. 30.sayfadan sonra hep ayni seyleri mi okuyorum ben ya hissine kapiliyorsunuz. kendince dilimizin onemine vurgu yapmis ve ben de kendimce biseyler kaptim bu romandan ama iyi bi editorun elinden sadelestirilmeli diye dusunuyorum.
Kitap 70’li ve 90’lı yıllar arası Oktay Sinanoğlu’nun yazmış olduğu makaleler ve çeşitli dergi ve gazetelere vermiş olduğu söyleşilerden oluşuyor. Son zamanlarda Türkiye’de yabancı dilin (özellikle İngilizce’nin) eğitim sistemindeki ve medyadaki baskısı iyiden iyiye hissedilirken, dil ve kültür konusu üzerine hararetli tartışmalar yaşanırken, yazar tam da burada neden milli ve esas öğretilecek, üzerinde durulması gerekecek dilin sadece Türkçe olduğunu detaylı ve de bilimsel şekilde ele almıştır. Makalelerinde aynı konuya değinmesi bakımından bazı okuyucuların kitabı biraz sıkıcı bulabileceğini eklemek gerek; yalnız Prof. Sinanoğlu yıllarca dil ve kültür çalışmalarına da yer vermiş, ve birçok ülkede bu konuda konferanslar vermiştir. Kitap aynı zamanda Atatürk’ün dil ve kültür üzerine yaptığı çalışmaları, çıkardığı Tevhid-i Tedrisat yasasının özü, 1953 yılından itibaren Atatürk’ün benimsediği eğitim anlayışından nasıl vazgeçildiği ve belli lise ve üniversitelerde bütün derslerin İngilizce olarak okutulmaya başlanıldığı, Türkiye’de kurulan misyoner okulları, Türk okullarında başlayan yabancı dille eğitim, dil+ kültür üzerine başlatılan ve bu zamana kadar devam etmekte olan kültür savaşı/sömürgeciliği üzerine bilgi edinmemizi sağlıyor. İtiraf etmek gerekir ki, Prof. Sinanoğlu’nun bu konulardaki birçok fikrine katılmamak elde değil.
Kendi alanında yadsınamaz başarılara sahip bir kimya profesörünün, yabancı dil eğitimi, yabancı dilde başka derslerin öğretimi ve Türkçe’nin kullanımı ile ilgili olarak çoğunu 90’lı yıllarda yazdığı yazıların ve yine benzer tarihlerde kendisi ile yapılan söyleşilerin derlendiği bir kitap. Bu sebeple aynı konunun tekrar tekrar anlatıldığını görüyoruz, dolayısıyla okuması pek keyifli değil. Ayrıca son derece itici bir üslup hakim kitapta; bir dile “pespaye”, o dili öğrenenlere “düşünce kabiliyeti az”, öğretenlere “misyoner maşası” ve günlük konuşmasında yabancı dilden girmiş kelimeler kullananlara “haysiyetsiz” gibi yakıştırmalar yaparak savunuyor fikirlerini. Bu üslupla anlattığı şeyler saf gerçeklik olsa bile itici olacakken, kitapta bahsedilen şeylerin çoğu da bulunduğumuz zaman itibarıyla güncelliğini yitirmiş durumda. Ayrıca bazı fikirler aşırı derecede romantik ve çağın gerçeklerine aykırı. Yine de sorgulatan, düşündüren bir tarafı var; konu hakkında hiç düşünmemiş kişilere bir ufuk açabilir.
Birinci bölümde makaleler, ikinci bölümde söyleşiler (röportajlar) var. Bakın, okuyunca bende de hemen alışkanlık olmuş önce Öztürkçe söyleşiyi yazıp, arkasından parantez içinde yabancı kökenli karşılığını veriyorum. Neyse, söyleşiler bölümü daha akıcı. Ne de olsa soru cevap. Yalnız bu söyleşiler bölümünde biraz nabza göre şerbet var gibi. Örneğin sol yayınlarla söyleşi yaparken anti-Amerikancı, İslamcı yayınlarla söyleşilerde "dindar olmak lazım" tarzı ifadeler var. Bir de FETÖ okullarına, zamanın modası icabı (!), "Türk okulları" diyor. FETÖ okullarına "Türk okulları" denmesinden hiçbir zaman hazzetmemişimdir. Sinanoğlu'ndan bahsedeyim. 26 yaşında profesör olan bir fizikçimiz. Aynı zamanda kimyacımız. Dil bilimi konusunda çok iyi araştırma yapmış. Bye Bye Türkçe evrenkentlerimizde (üniversite) İngilizce eğitim verilmesinin yanlışlığı hakkında. Hakkı var, İngilizce bölümler Tükçe'ye dönemiyorsa bile iki dilli sisteme dönüp en azından Türkçe eğitim oranı %50'nin üzerine çıkarılmalı. Yukarıda benim de kullandığım evrenkent kelimesi tam içime sinmiyor. İngilizcesini ele alırsak (diğer batı dillerindeki karşılıklar ile bir bağlantı kuramadım), university kelimesinin sonundaki sity kent karşılığı city ile karıştırılıyor olmalı. Universus Latince'de genel demek –aynı zamanda evren–, dolayısıyla s harfi universus'a ait. -itas ise isimden isim yapan ek. Universcity olsaydı evrenkent doğru olurdu. Bu durumda da kent kelimesinin Türkçe değil Soğdca kökenli olma ihtimali var. Soğdca'ya İskitçe'den geçmiş olabilir, o zaman sorun yok. Kitapta Türk Dünyasına bol bol atıf var. Özellikle Kazakistan'a çok önem veriyor. Birkaç makaleyi Japonya'ya ayırmış. Yazar pan-turancı duygularını saklamıyor. Finlandiya'ya da sık sık yer veriyor. Türkiye'nin makine ihracatının yüksek olduğunu biliyorsunuz. Çevirmen arkadaşlarla çevirdiğimiz belgelerin önemli bir kalemi kullanma kılavuzudur. Diğer bir deyişle makinelerimiz İngilizce kullanma kılavuzu iliştirilerek ihraç ediliyor. Akrabamız Finlerin bütün ihraç mallarındaki kullanma kılavuzlarının Fince olduğunu biliyor muydunuz? Oktay Sinanoğlu Fin malı makinelerin Fince talimatla geldiği için kullanılamadığını, bekletildiğini yazıyor.
Okumaya başlama tarihi : 8 Kasım- Bitirme tarihi : 23 Kasım- Kitap Hakkında Görüş Paylaşımı : Bye Bye Türkçe kitabı,benim için mutlaka okumam gereken kitaplar arasında idi.Zaten kitabın adı beni okumaya yönlendiren etkenlerin başında gelmekteydi.Çünkü ben de Oktay Sinanoğlu gibi artık Türkçeye veda ederken bile,''bye bye'laşan''bir akımın başladığına,özentilik modasının ülkemizde git gide yaygınlaştığına inanan ve bunu görenlerdenim.Ne yazık ki dilimiz yozlaştırılıyor.Ne yazık ki gelişen nesiller yozlaşan Türkçeden uzaklaşıyor.Artık birçok yabancı kelime sanki bize aitmişçesine kullanılıyor toplumda. Bu kitap,Avrupa'da çokça başarılara,kendi dili Türkçe aracılığı ile imza atmış Oktay Sinanoğlu'nun muhteşem ötesi araştırmaları ve sunumları ile dolu.Fakat bu araştırma ve sunumlar içinde benim için en ilgi çekici kısım,tavsiye niteliği taşıyan cümleleri oldu.Çünkü bizler geleceğin öğretmenleriyiz.Amaç matematiği,feni,tarihi öğretmekken Türkçeyi öğretme işlevinin yalnızca Türkçe öğretmenlerine kalmaması gerektiğinin farkında olan yetişmiş öğretmenler olabilmeliyiz.Bizler bunun farkındalığında iken,yetiştireceğimiz yeni nesillere de bu bilinci aşılamalı,nice güzelliklerle dolu Türkçemizi her daim yaşatabilmeli ve hatta geliştirebilmeliyiz. Teşekkürler ''Bye Bye Türkçe''..Teşekkürler Oktay Sinanoğlu..Ve temenni;bye bye'laşma Türkçe.. Ek Detaylı Bilgi : Oktay Sinanoğlu kimdir? Oktay Sinanoğlu,26 yaşında Yale Üniversitesi'nde profesör olmuş, iki kez Nobel'e aday gösterilmiş; matemetik, moleküler biyoloji, fizik, astrofizik, nükleer fizik gibi alanlarda dünyada adından söz ettirmiş Türk bilim adamıdır. Bilimi aşmış bir aydındır,21.yüzyıl Türk bilgesidir ve amaçlarının başında Türkçenin bilim dili olması vardır. Allah başımızdan eksik etmesin O ve O'nun gibileri..
Oktay Sinanoğlu teknik bilgisinin yanında Türk dili hakkında yaptığı çalışmalarla da ön plana çıkıyor. "Eğer bir milleti yok etmek istiyorsanız dilini yok edin..." Buna tarihten örnekler de vererek kitabında pekiştiriyor. Bunların yanında üzerinde durduğu asıl konulardan biri olan 'Yabancı dille eğitimin' uzun vadede yaratacağı sorundan, anadille eğitimin öneminden, daha iyi bir yabancı dil eğitiminden, Türk dili ve Japon dili arasındaki benzerliklerden, iki toplumun daha iyi ilişkiler kurması gerektiğinden, Türkçe üzerinde oynanan sömürgeden, eğer Türkiye, sömürüye izin vermezse 'gizilgücün' kullanarak nasıl daha iyi bir konuma gelebileceğinden, Türkçe'nin bir bilim dili olabilecek kalitede ve yeterlikte bir dil olduğundan, İngilizcenin nasıl oluşup bir dünya dili haline geldiği, diğer Türk topluluklarıyla ilişkilerin nasıl geliştirilmesi gerektiği ve daha pek çok aydınlatıcı bilgiye erişebileceğimiz faydalı bir kaynak. Kişisel olarak Türk dili ile ilgili de araştırmamı sağlayıp bir kapı araladı.
Bu nasıl bir kitap? Gerçekten ilk cümlesinden okuyabildiğim son cümlesine kadar nasıl aynı kelimelerle dolabilir bir kitap ya? Okuyabildiğim diyorum, çünkü kendisini yarım bıraktım. 206 sayfa ancak dayanabildim ki fazla bile bence bu kitaba.
Okuduktan sonra milli eğitim sisteminin yabancı dil eğitim anlayışına nefretle bakmamak ve Türkçeye dahil olan yabancı kelimelerin düşmanı olmamak mümkün değil.
Bir milleti yok etmek istiyorsan öncelikle dilinden başla !
Kitap aşırı derecede sert ve milliyetçi bir bakış ile yazılmış. Kısaca anlatılmak istenen şey dilimize hakim olmamız ve yabancılaşmaktan korunmamız. 1953’ten sonra Robert Kolejinden mezun olup ülkemize sızan sözde ajanlar sayesinde yabancı dilde eğitime geçilmiş. İngilizcenin aslında abartıldığı gibi bir dil olmadığını, bunların hepsinin bizi yıkmak isteyen dış güçlerin oyunu olduğunu savunuyor.
Sürekli tekrara sarmış gibi. Okumak oldukça sıkıcı ve zor. Kitabın yarısından sonrası sadece söyleşilerle dolu. Okumadım ve direkt geçtim.
Genel bir düzenleme yapılması gerekiyor. Belki bir sadeleştirme çalışması.
Bilim ve dilin iş birliği, kültür ve dilin birlikte var olabileceği konularına ısrarla uzun uzun değinilmiş. Atatürk’ün ülkemiz için yaptığı çalışmalar ve dili verdiği önemi görmekteyiz.
Kitap, dilin sadece iletişim aracı olmanın ötesinde, bir halkın kimliğini, tarihini ve kültürünü koruyan bir unsuru olduğuna dair güçlü bir mesaj verir. Sinanoğlu, özellikle İngilizce'nin Türkçedeki etkilerini ele alır ve bu dilin Türkçeye gereksiz ve yanlış bir şekilde entegre edilmesinin tehlikelerine değinir.
"Bye Bye Türkçe" kitabı, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir milletin kültürel kimliğinin taşıyıcısı olduğunu hatırlatıyor. Bu, hem Türk dili hem de diğer diller için önemli bir noktadır. Kitap, dilin korunması ve geliştirilmesi gerektiğine dair önemli bir uyarıdır.
3/5 Sebebi de gayet basit, tam bir editör faciası. Sinanoğlu, başını kaşımaya vakti olmayan bir bilim adamı, bununla da kalmamış ülkeyi dünyaya tanıtmak için didinip duruyor. Editör birazcık olsa oturup baksa böyle bir eser çıkmazdı. Yine de ODTÜ mezunu biri olarak kendi okuluma ait olanlar da dahil bildiğimiz acı gerçeklerin derinlerinde yatan sebepleri görmek ve idarecelerin birilerinin emirleriyle ülkemizi özünden saptırmaları insanı üzüyor. Söyleşiler kısmında da nabza göre şerbet vermesi ülkeden bölünmenin ne seviyede olduğu ve bir şeyler yapmak isteyenlerin nelerle uğraşmak zorunda kaldıklarının çok güzel bir göstergesi.
Kendim için notlar: Avrupa kentlerinin isimleri Keltçeden geliyor. Sinanoğlu 2 kere Nobel adayı gösterilmiş, ancak aday gösterdiği kişi ödül alırken kendisi siyasi engellere takılmış. Ecevit'in askeri şura kararlarında imza attığı belgeden haberi yokmuş. "Dini hiçbir tarafı olmayan nikahı dünyanın bir tek ülkesinde gördüm. O da Türkiye'dir." "Anadolu kelimesi Türkçe değildir, Roma'nın eyaleti veya Anatolia medeniyetinden gelmektedir." "Aziz Nesin yanlış söylemiş, asıl ABD halkının %80-90'ı aptaldır."
Türk dilinin önemini ve gün geçtikçe yokoluşunu en içten sade bir dille anlatan çağımızın dahisi Oktay Sinanoğlu'nun en faydalı eserlerinden birisidir. Bye Bye Türkçe köklü bir dilin anatomisidir. Oktay Sinanoğlu eserinde şöyle der: "Dilini unutan kavimlerin tarihten adları bile silinir gider. Anadolu, böyle yok olmuş kavimlerin binlerce yıl sonra kazılarda bulunan çanak çömlek kırıntıları ile doludur." Bir bilim adamından edebiyatımıza kazandırılmış en başarılı eserlerden biridir Bye Bye Türkçe.
Oktay Sinanoğlu, kitapta çok önemli noktalara değinerek temel olarak her ciddi ve bağımsız devletin kendi dili ile eğitim ve bilimsel yayın yapması gerektiğini anlatıyor.
Kitabın belki de tek olumsuz yanı kendi içinde çok tekrar etmesi ve aynı konuları aynı şekilde birçok kere dile getirmesi.
100 sayfada anlatmak istediği herşeyi örnekleriyle anlatabilecekken 400 sayfalık çok sık tekrara düşen bir kitap haline gelmiş maalesef.
Genel olarak davası haklı bir kitap. Savunduğu görüşün dayanaklarını yadırgamak yahut kabul etmemek olmaz. Söylediği pek çok şey doğru, şuan başımıza gelen çağdaşlarımızın davranışları... Yine de editörün kısaltmaları gerekiyordu. Tamam, dört başı mamur bir kitap beklemiyordum ama Oktay Sinanoğlu kalibresinde biri için tastamam doğru bir tercih diyemem. Daha loşa olarak mükemmele ulaşabilirdi.
Eğitimin amacı, Batılılaşma değildir, bilim ve teknikte en ileriye gitmektir. Artık bilim ve teknik Uzakdoğu'da; onun için şimdi de Doğululaşma mı diyeceğiz? Türkiye bilim ve teknik bahanesiyle Batı misyonerliği oyununa getirilmiştir.
2.5/5 vize ve finalde çıkacak sorular var diye okudum. bir yerden sonra sinanoğlu ile aynı şeyleri düşünmeye başlıyorsunuz ama bu sürekli aynı şeyleri tekrar ettiği için manipüle olduğunuzdan mı yoksa gerçekten haklı olduğu için mi anlamıyorsunuz.
TÜRKÇE okuma, anlama, bilim üretme için en güzel ve en kolay araç. Türkçe bilim yapmanın diğer yabancı dillerde bilim yapmaktan daha kolay ve hızlı gelişim gösterdiğini anlatıyor.
Milliyetçi duygularla yazılmış bir kitap , iyiydi güzeldi ama keşke çözüm yolları gösterilseydi ne bileyim mesela türkçe'nin bilim için en uygun dil olduğunu iddia ediyor Oktay Sinanoğlu ancak , alanıyla ilgili bir konuyu tamamen türkçe anlatmaya yönelik herhangi bir çalışması var mı acaba ? Böyle bir çalışması varsa gerçekten bu çalışmayı incelemeyi çok isterdim. Nitekim teknik ve detaylı bir konuda türkçenin kullanıldığı bir eser görmek çok güzel olurdu.
Bu kitabı özellikle yabancı dille eğitim görenlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Oktay Sinanoğlu gerçekten yabancı dille yapılan eğitime çok farklı bir açıdan yaklaşmış. Bu kitap bana çok şey kattı diyebilirim. Herkese tavsiye ederim.