Banu Özyürek’in dili kesinlikle olgunlaşmış ‘Bir Günü Bitirme Sanatı’na göre, özellikle ritim ve dilin akıcılığı muhteşem. ‘Yeni Makine İçin Yeni Poz’ başarılı bir ritmin en çok öne çıktığı öykü; ilk fırsatta bu gözle inceleyeceğim. İlk öyküden sonra gittikçe güzelleşen metinlerle karşılaşsak da, sert ve sarsıcı izlekler daha olgun bir dille desteklenmiş olsa da nedense bu sefer öyküleri içine alamıyor, çarpamıyor beni ilk kitaptakiler kadar. Nedenini bilemiyorum belki daha vurucu, daha absürt, daha samimi bulmuştum öncekileri.
Yine de kuşkusuz güzel bir kitap, azımsanamayacak kadar derin ve estetik öyküler. Kah uykuyla uyanıklık arasında yazıyormuş hissi uyandırıyor, kah bir çocuğun gözünden çok somut acıları anlatıyor, kah bir yaşlının ölmeden önce hissettiklerini düşündürüyor, kah eskilerden bir anneannenin gençliğindeki kısa süreli mutluluğu ve hayal kırıklığını... Ama bu metinlerin ortak noktası benimle nesildaş bir yazarın bana çocukluğumu anımsatacak kadar aşina bir şeylerden bahsetmesi. Ama duyguları, karakterleri gösterirken asla duygusallığa sığınmadan yazıyor. Çok çok başarılı bu konuda. Hayvan Yalnızlığı’nda ve Mutluluk öykülerinde düşündüm bunu en çok. Ama bana en çarpıcı, en içten gelen öyküsü, Zeynep’e, Arzu’ya, Raif Hoca’ya oldu. Yarattığı karakterler bu öyküde özellikle çok gerçek. Son öykü de bir yazar adayı olarak benim için bir hayli ilginçti. Ancak öykü başlıkları ve girişleri nedense beni önceki kitaptaki kadar yakalayamıyor, acaba ben mi dikkatsizlik ettim. Bu anlamda en başarılı başlık ‘Kapı’ öyküsüne ait. Uzattım ama beni çok düşündüren bir kitap oldu. Kalemine, yüreğine sağlık Banu Özyürek’in 😊