Magda Szabo’nun Yavru Ceylan’ını yıllardır ısrarla okumuyorum. Onu da okursam çevrilmiş tüm kitapları bitecek, bir daha onu hiç göremeyecekmişim gibi geliyor. Sanki sevdiğim biri çıkıp gitmesin diye kapıyı kilitli tutar gibi okumuyorum. Oğuz Atay’ın Eylembilim’i de öyle. Ayfer Tunç’un teee YKY baskısından beri merak ettiğim Bir Maniniz Yoksa’sı sonra. Kemal Varol’un okunmamış iki kitabını tutuyorum elimde, o yeni bir kitap çıkarınca birini seçip okuyorum anca. Bu saçmalığı hangi duyguyla yapıyorsam, Sezgin Kaymaz’ın benim bildiğim kadarıyla 16 kitaplık külliyatını da aynı sebeple bir solukta çekmiyorum içime. Okuduklarım, okumadıklarımdan az şu an ama yine de tutuyorum kendimi. Gerçekten çok sevdiğim yazarların orada bir yerde okunmamış ve okunduğunda bana güzel şeyler hissettireceğini bildiğim bir kitapları daha olduğunu bilmek iyi geliyor bana. Bir tür tırabzan gibi herhalde.
Bugün Nefha’yı okuyarak bir kitabını daha tükettim Kaymaz stoğumun. Mutlulukla karışık tuhaf bir hüzün var içimde. Yine de itiraf etmeliyim ki en sev(e)mediğim kitabı oldu Nefha. Ama tuhaftır, bunu da bekliyordum ve galiba öykülerini bir başka sevdiğim için çok merak ettiğim yeni kitabı Benyusuf’tan önce okumak istemem de ondandı. Kapağından mı yoksa zevklerimizin az çok tuttuğu bir iki kişiden olumsuz şeyler duyduğumdan mı bilmiyorum, önce sevemeyeceğimi hissettiğim kitabı çıkarmak istedim aradan. Sezgin Kaymaz yine bildiğimiz Sezgin Kaymaz’dı aslında. Yine muazzam bir kelime çeşitliliği, yine su gibi akıp giden bir anlatım, gündelik yaşamımızda kullandığımız şekliyle dili alıp ondan edebi bir cümleler dizisi çıkarma başarısı… Hatta bana konusu nedir dense, kibrin ruha nasıl tırnak kiri gibi yerleştiğini anlatıyor derim, o derece beni meşgul eden meselelere değiniyor. Çok da güzel sözler söylüyor. Ama bir aması var. Nedir, nedendir bilmiyorum, bir şeyi eksik. Okurun peşine düşeceği bir “ana” karakter mi, yoksa okurun yolunda ilerlediğini hissedeceği hikâye mi? Belli belirsiz gibi hepsi. Hani 2,5 saat olma zorunluluğu nedeniyle her şeyin ağır çekimde ilerlediği dizileri izlemek gibiydi. Oyalarken daha tatlı dilli yalnızca. Sanki yayınevi en az 200 sayfa olsun demiş ama hikâyesi de o kadarlık değilmiş gibi… İlk başlarda güzel gelen bazı kullanımlar, tekrar sayısı arttıkça önce tepkisizliğe yol açtı, sonra üfff tepkisine mesela. Yine de sevmediğim kitapların en güzellerinden diyebilirim ama. Sevmeyeceksek böyle sevmeyelim:)
Sezgin Kaymaz bana göre değindiği konularla da onları anlatma biçimiyle de muhakkak okunması gereken çağdaş yazarlardan. Dönem dönem coşup her önüme gelene ille okutmaya çalıştıklarımdan. Hazır yeri gelmişken, okumadıysanız siz de okuyun bence. Mutlaka okuyun. Sadece Nefha ile başlamayın. Benim favorim “Kün” mü yoksa “Lucky” mi hâlâ karar veremedim. Ve bu kararsızlığı çok seviyorum.:)