Şahan Şahnur'un son derece kıvrak ve akıcı bir dili var. Asla sıradan bir yazar değil, anlatımda çok lezzetli bir yaratıcılık tutturmuş. Anadilinde henüz 26 yaşında bu romanı yazdıktan yıllar sonra Fransızcada da bir şair olarak tanınması ve ödüller kazanması zaten dil ustalığının belgesi gibi. Bu açıdan meraklısına çok ferah bir okuma olacağı taahhüt edilebilir. Romanın başlığındaki "ricatın" eser içindeki kullanımı, Türk edebiyatının 40 yıl sonra "tutunamama" şeklinde kalıplaştıracağı kültürel ve sosyal müşkülatı çağrıştıran bir uyumsuzluk ve yerini yönünü kaybetme halini ifade ediyor. Ancak bu romanda bahsedilen tutunamayanların hikayesini tabii çok başka bir mesele kuruyor. Bu insanlar ülkelerinde barındırılmadıkları için başka memlekete gidip orada kendilerini kurmaya ya da kurulmuş hallerini korumaya çalışıyorlar. Bu bana çok daha çarpıcı ve gerçek bir mesele gibi geldi, bence bundandır ki Şahnur'un kurduğu roman evreni çok daha puslu ve yoğun bir ortam olmuş. Having said that, aslında bu mesele romanın tanıtım metninde lanse edildiği kadar merkezinde yer almıyor. Şahnur romanın ilk yarısı boyunca bu meselelerle hemen hemen hiç ilişkilendirmeksizin yoğun ve karanlık bir aşk hikayesini işliyor. Sonra birden bire hikayeye dahil olan birkaç karakterin vaaz gibi konuşmaları aracılığıyla bir çeyrek bu kimlik ve tutunamama/ricat konularını ele alıyor. Son çeyrekte de iki konuyu birlikte ilerletiyor. Aşko kuşko hikaye son dönemeçte baş döndürücü bir hıza ulaşıyor. Sanırım bu iki hikaye arasındaki lopsided alan paylaşımı romana ait bir tasarım sorunu olarak görülebilir. Keşke bu malzemeyi iki farklı eser olarak tasarlasaymış. Ve her ne kadar karakterini sistematik sosyal/siyasi düşünceden uzak biri olarak kurgulamış olsa da, ricatlı kısımları biraz daha rafine edebilseymiş. Şu durumda bir patlayış patlamış ve ruhunu bir yükten kurtarmış gibi görünüyor. Ötesi olabilirdi. Dört yıldız.