“Ben Gülüzar. Gülizar, gül yanaklı demektir ama Gülüzar olunca bir anlamı olmuyor. Bu ülkede kadın olarak var olmaya çalışmak gibi belki de!”
Böyle tanıtıyor Gülüzar kendini. Dokuz yaşındayken tutmaya başladığı günlüklerle giriyoruz onun dünyasına. Yıllar içinde yakılan, yırtılan, yok edilen günlüklerden saklayabildiği kadarıyla paylaşıyor iç dünyasını, muhafazakâr ailesini, mahallesini, yüreğindeki ilk kıpırtıları, büyüme sancılarını… Ve alabildiğine sorguluyor her şeyi o muzip diliyle, hiç sakınmadan. Aileyi, inancı, ülkenin gündemini belirleyen olayları, çoğu zaman hepimizin elini kolunu bağlayan âdetleri… “Neden” diye soruyor, “başkaları sinemaya rahatça giderken, ben ancak yalan söyleyerek gidebiliyorum? Neden erkek arkadaşımla konuşurken birileri görecek diye ödüm patlıyor? Neden arkadaşlarım liseye giderken, ben gidemiyorum?” Ve ardından isyan geliyor elbette: “Sanki gerçek dünya Cine5’teki şifreli filmler gibi. Bize hep şifreli yayın, zenginlere hep net görüntü!”
Hepimizi kıskıvrak yakalayan her şeyden kaçmak istiyor aslında Gülüzar. Mahallelerden, ailelerden, şarkılardan, türkülerden, hatta bazen kadınlığından bile. Batı’ya olan acemi hayranlığıyla, özgürlüğe olan düşkünlüğüyle, kendi kendine, muzipçe sesleniyor: Run Gülüzar Run… Koş Gülüzar koş! Biz de arkasından bağırıyoruz: Aç kanatlarını Gülüzar, kolay olmasa da aç! Uç Gülüzar uç!
Ayşegül Kocabıçak 1977 yılında Ankara’da doğdu. Öykü ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı.
Ölüm Vardiyası, Kadın Sesi Kâğıda Düşerse, Pati Öyküleri, Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor isimli seçkilerde öyküleriyle yer aldı. Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları’nda yer alan “Olmaz mı?” isimli öyküsü Soma Mekânsızlar Tiyatrosu tarafından Para ile Satılmaz adlı tiyatro oyununun yazımında kullanıldı.
Halen Ankara’da yaşayan yazar Aybüke ve Ahmet Berk’in annesidir.
''Ben Gülüzar, Gülizar, gül yanaklı demektir ama Gülüzar olunca bir anlamı olmuyor. Bu ülkede kadın olarak var olmaya çalışmak gibi belki de!''
Harika bir kitap okudum. Ülkemizde bazı kız çocuklarının yaşadığı olayları öyle güzel anlatan bir kitap okudum ki size nasıl anlatacağım bilmiyorum. Yaşananların hepsi gerçek olduğu için okurken kalbiniz kırılıyor ve bazı satırlarda kendinizi görüyorsunuz. Gülüzar'ın 10 yaşından 18 yaşına kadarki günlüklerinin bir kısmını okuyoruz ve hayatının nasıl olduğunu anlamak için yeterli oluyor. Kitapla ilgili söyleyebileceğim çok bir şey yok adı üstünde günlük ama mutlaka okumanız gerektiğini düşünüyorum. Toplumumuzu ve toplumumuzun inançlarını bir çocuğun ve genç kızın gözünden harika bir şekilde eleştiriyor Gülüzar. Okurken bir dolu yerin altını çizdim. Seray Şahiner'den Antabus kitabını okuyan herkes mutlaka Run Gülüzar Run'ı da okumalı!
"On yedisinde, kız çocukları evlenir ancak, erkeğine kıyamaz bu millet! Kız kısmının hamı makbuldür, er kişinin olgunlaşması beklenir."
''Bazen kendimi şu yeni çıkan, çok renkli tükenmez kalemler gibi hissediyorum. Annemin yanında başka, babaannemin yanında başka, Kuran kursunda başka, kızların yanında başka ren oluyorum da asıl olmak istediğim renk olamıyorum bir türlü. Her rengimi deniyor çevredekiler. Beni görmek istedikleri renge basıyorlar, hop o renk oluveriyorum. Peki, Gülüzar aslında ne renk, düşünen, merak eden, soran yok, biliyorum.''
Daha önce iki öykü kitabını okuduğum yazarın ilk romanı "Run Gülüzar Run". Kısa öyküleri çok çarpıcı idi, romanı da en az onlar kadar düşündürüyor insanı. Dar bir çevrede günlüğüne ve okuduğu kitaplara sığınan Gülüzar yaşadığımız ülkede çoğu kadınların ve kız çocuklarının karşılaştığı sorunlarla yüzyüze. Akıllı ve uyanık bir kız olduğu için yaşadıklarını sorguluyor ve içinden çıkamadıkça mutsuz oluyor. Gülüzar'ın günlüğünü okuyunuz, kendinizden, çocukluğunuzdan mutlaka bir şeyler bulacaksınız, bilhassa kadınlar...
Ayşegül Kocabıçak'ın iki öykü kitabını çok severek okuyunca ondan bir roman okuyacak olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Genelde beklentiyle başladığım kitapların sonu hüsran olur benim için; ancak Run Gülüzar Run bir istisna teşkil etti bu duruma ve bu beni çok mutlu etti. Tek şikâyetim kısa olmasıydı. :) Umuyorum tez vakitte Gülüzar'ı okumaya devam ederiz.
"Bazen kendimi şu yeni çıkan, çok renkli tükenmezkalemler gibi hissediyorum. Annemin yanında başka, babaannemin yanında başka, Kuran kursunda başka, kızların yanında başka renk oluyorum da asıl olmak istediğim renk olamıyorum bir türlü. Her rengimi deniyor çevremdekiler. Beni görmek istedikleri renge basıyorlar, hop o renk oluveriyorum. Peki, Gülüzar aslında ne renk, düşünen, merak eden, soran yok, biliyorum" (s.111).
Sen ne kadar mükemmel bir kitaptın öyle. Herhalde ilk defa bir kitabı böyle sesli bir şekilde cevaplar vererek okudum. Kah güldüm, kah toplumumuzun genel sorunlarını dinlerken sonuna kadar hak verdim. Anlatım dili çok akıcıydı, saat nasıl geçti okurken anlamadım bile.
Kitabı okurken çok güldüm ve eğlendim, ama işin gerçeği, yazarın anlatmak istediklerine sonuna kadar da katıldım. Yazar klasik, bilinen toplumsal bir konuya deyinmişti, fakat uslubunu gerçekten çok iyi buldum. Açıkçası devamı çıksa seve seve okurum, ki gerçekten şu aralar bunalımda olan ruhuma ilaç gibi geldi. Gülüzar artık unutmayacağım bir karakter oldu. Onun o saf düşüncelerini ve ruhunu çok sevdim. Ve bence, hepimiz Gülüzar'dan biraz parçalar taşıyoruz.
Run Gülüzar Run, benim Tüyap ganimetlerimden biri. Çıktığı günden beri alışverişlerimde bakışıp dursak da almak ancak nasip oldu. Nitekim iyi ki almışım.
Okuduğum ilk Ayşegül Kocabıçak kitabı Run Gülüzar Run. Çok büyük beklentilerle başlamadığım ama okurken elimden bırakamadığım bir kitap oldu kendisi. Nasıl başladı, nasıl bitti anlamadım. Üstelik neden bitti, ben neden Gülüzar'ı daha fazla okumadım?
Gülüzar, çocukluğu 80 sonları ve 90'larda geçenlere ufak ufak göz kırpan, okurken suratınızda tebessüm bırakan, yer yer kendi çocukluğunuzdan satır araları bulacağınız, alt metinde imkansızlıklar arasında büyüyen bir kız çocuğunun gözünden 'kız çocuğu ve kadın' olmanın incelendiği keyifli bir romandı. Gülüzar sığındığı komşu kitaplarında farkında olmadan feminist ve sosyalist fikirlerin tohumlarını attı beynine. Üstelik liseye gönderilmeyen bir kız çocuğuyken başardı bunu.
Kitap günlük şeklinde yazıldığından okurken yormuyor. Dil çok akıcı ve sade. O çocuk naifliği bilhassa başlarda başarıyla aktarılmış. Bende okurken bir parça 'Antabus' tadı bıraktı, ki bu iyi bir şey, Antabus'u da çok severek okumuştum.
Kitabın sonu devam kitaplarının geleceğinin habercisi gibiydi. Umuyorum çok fazla beklemeyiz. Velhasıl kitap tavsiyedir.
"Çekip gitmek için, geride bırakabileceklerinin yokluğuna dayanmayı göze almak gerekiyormuş."
"Liseye gitseydim eylemlere katılmaktı ilk hedefim, hatta her güne bir eylem düzenlemek. Pankartlara yazacaktım koca koca. BABAANNESİZ EVLER OLSUN KAHROLSUN EBEVEYN BASKISI KIZLAR DA İSTEDİĞİ ERKEKLERLE GÖRÜŞEBİLSİN TÜM EVLERDE KİTAPLIK OLSUN Polis dövüyor eylem yapanları. Dayak, yemediğimiz şey değil. Annem de katılır belki. O da dayağa idmanlı. Hem ucunda babannemden kurtulmak var.
kisacik etkili samimi icten. duygulanarak ve gulumseyerek dondum soyle bir guluzarin yazdiklarini okurken; cocukluguma, kendi icime, yakin siyasi ve toplumsal tarihimize, ilkokuluma ortaokula liseye, cocukluk arkadaslarima, komsu evlere ve sokak arasi dugunlerine.... dilsiz annelerin sessiz cocuklari ndan sonra yine severek okudum. huzunlu bir tebessumle veya tebessume dönmüş bir huzunle-ama bu ikisi illa sirt sirta olacak. guluzarin hikayesi umarim devam eder.
Edebiyatta kadın yazarlarımız çoğaldıkça Dirmitlerimiz, Gülendamlarımız, Gülüzarlarımız çoğalıyor. Kendi adıma büyük bir sevinç ve kıvanç kaynağı bu durum. İnsanı bir nostalji tramvayına bindiriyor. Sakallı bebekten Uğur Mumcu suikastine değin her şeye değinilmiş. Hoş bir kitap.
Türkiye’de kız çocuk ve genç kız olmanın tüm ağırlığını Gülüzar’ın Günlüğü ile anlatan harika bir kitap Run Gülüzar Run. Okurken kendimden ve kendi çevremden çokça şeyler gördüğüm, oldukça akıcı ve başarılı bir hikaye.
Ayşegül Kocabıçak’tan okuduğum bu ilk kitabı mutlaka tavsiye ederim. Ben de Ayşegül Hanım’ın diğer kitaplarını okuyacağım en kısa zamanda!
Çok güzel ve çok gerçekti. Okurken can acıtacak, kalp sızlatacak kadar gerçek. Edebi zenginlik beklemeden Gülüzar'ın günlüğünün sayfalarını okumak, onun derdine ortak olmak çok iyi geldi.
(Storytel) Dinlerken gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Aslında basit bir "günlük" ama işte hayatı, o kadar güzel ve yalın anlatıyor ki... Çok beğendim.
Gülüzar günlüğüyle girdi hayatıma... 9 yaşından 18 yaşına kadar anlatmış kendini... Derdimi söyleyeyim de çözüm bul günlük demiş adeta... Yer yer içimi üşütse de yer yer güldürmedi değil... Komik kızmış bu Gülüzar :))
Yalın bir dil kullanılmış o sebeple 9 yaşındaki çocuk nasıl yazmış bunları diye çok sorgulatmadı bana... Sevdim sonuçta...
Ahhh babaanne, senin yatacak yerin yok hakikaten, bu da kişisel notum olsun burada ;)
Elime aldığımda bırakmadan bitirdiğim kitaplardan biri oldu. Çok samimi bir dilde yazılmış. Gülüzar adlı bir kızın günlük yazılarından oluşuyor kitap, ama gün gün değil de yıl yıl ilerliyor. Gülüzar benimle aynı yılda doğduğu için kendi çocukluğum ve gençliğimden de çokça parça buldum. Belki de o yüzden bu kadar hoşuma gitti bilmiyorum.
On yedisinde ,kız çocukları evlenır,ancak erkeğine kıyamaz bu millet... diye bir cümle geçiyor kitapta ve bu tüm kitabın özeti gibi... toplumumuzdadkii kız çocuğunun ,kadının yerini onları nasıl da yok saydığını 140 sayfada anlatmıs bi eser...
“Bazen kendimi şu yeni çıkan, çok renkli tükenmezkalemler gibi hissediyorum. Annemin yanında başka, babaannemin yanında başka, Kuran kursunda başka, kızların yanında başka renk oluyorum da asıl olmak istediğim renk olamıyorum bir türlü. Her rengimi deniyor çevremdekiler. Beni görmek istedikleri renge basıyorlar, hop o renk oluveriyorum. Peki, Gülüzar aslında ne renk, düşünen, merak eden, soran yok, biliyorum.”
… Ben merak ediyorum Gülüzar ama ben de hala kendi rengimi bulamadım.
Çok sıcak, çok samimiydi Gülüzar'ın saklayarak yazdığı günlüğü. 80lerde çocuk 90larda genç kız olmayı kaçırsam da aslında hâlâ çok tanıdık şeyler tıklım tıkış hastanede sıra beklemek, merdaneli çamaşır makinesi, kumandasız televizyon, kaset doldurmak ve tabi mahalle baskısı... Gülüzar biraz şanslı olduğu için, Hayri amca gibi bir komşusu olduğu için büyüdükçe gelişiyor, aydınlanıyor ve sonunda Allah onun sesini birazcık duyup yüzüne güler gibi oluyor ama ben bu kadarcık bile şanslı olmayanları düşünüp üzüldüm.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu gün içerisinde storytel’den Gonca Vuslateri’nin seslendirmesiyle dinleyip bitirdim. Seslendirme çok başarılıydı belki de bu sebeple kitap akıp gitti. Halbuki çokta beğenmeme rağmen dinleyip bitirmek istedim. 1980lerden başkarakterimiz Gülizar’ın gençliğinden küçüklüğünde yazdığı günlüklerin toplamını okuyoruz.(nasıl bir cümleydi bu??)
daha sonra yorumu güncelliyicem şimdilik bu kadar.
Aynı yaşlarda çoğumuzun tuttuğu günlükler gibi... Ama vazgeçilmemiş anlatılmaya devam edilmiş. Ne yazık ki bizim toplumda kız çocuklara nasıl adaletsiz davranıldığını okuduk yine. Yalın bir dille yazılmış. Şaşırtmıyorsa da bizi anlattığından ve biz aslında toplumca evlerin içinde neler olduğunu merak ettiğimizden okumaya devam ediyorsun işte...
Acı ve şiddetle bezeli komedi. Kitabın başları benim için travma tetikleyici oldu. Eğlenerek okurken bir anda şiddetin ortaya döküldüğü kısımlar Gülüzar'ın tüm hayatını özetliyor. Bir acı, bir tatlı; aslında hep acı ama arada tatlı. Tüm bağnazlıklar, yobazlıklar ve kadın düşmanlığı okuyucuya havadanmış gibi sunulsa da Gülüzar kendi cümleleriyle derinliğini, tezatları, ikiyüzlülükleri aktarıyor. Gülüzar'ın farkındalığı da canımı yaktı sanırım çünkü bu kısımlarda da kendimden çok parça gördüm. Yıllardır kendime "Ignorance is bliss." diye telkinde bulunurum çünkü farkındalık böyle zor hayatlar yaşayan insanların hayatını daha da zorlaştırır. Ama Gülüzar karakterinde farkındalık, aksine onun hayatını kolaylaştırıyor gibi hissettim.
Kitaptan edebi olarak çok zevk almasam da okuması akıcı ve keyifli bir kitaptı.
Bazen kendimi şu yeni çıkan çok renkli tükenmez kalemler gibi hissediyorum. Annemin yanında başka, babaannemin yanında başka, Kuran kursunda başka, kızların yanında başka renk oluyorum da asıl olmak istediğim renk olamıyorum bir türlü. Her rengimi deniyor çevremdekiler. Beni görmek istedikleri renge basıyorlar, hop o renk oluveriyorum. Peki, Gülüzar aslında ne renk, düşünen, merak eden, soran yok, biliyorum.
Önsözde yazılana göre anlatılanlar bir kurgu değil. Gülüzar'ın yazdığı çoğu yanmış, yırtılmış günlüklerden kalanların derlenmesi. Epey severek okuduğum bir kitap nihayet!
Bir anlatıyı edebi eser yapan nedir? Storytel üzerinden etkilenerek dinlediğim bir uzun olay anlatısıydı bu kitap. Sonradan, verilen puanlara baktığımda, dört ya da beş yıldız veren okuyucuların neredeyse tamamının kadın okuyucular olduğunu gördüm, o zaman taşlar yerine oturdu; anlatı etkileyici ama yüksek not hak ettiğini düşünmüyorum, sebebi ise basit; anlatı orijinal değil, zaten defterlere yazılan olaylar bütününden kaleme alınmış, bu yapılırken keyifle okunan bir dil kullanılmış kabul ama ortada bu anıları edebi bir esere dönüştüren teknik bir ustalık yok; anlatının kurgusu zayıf diğer yandan, 145 sayfa boyunca okuyucuya merak duygusu veren, belirli olaylar arasında ilişki kuran bir iskelet yok, kaldı ki anlatı üzücü olmakla birlikte bugüne kadar örneğini çokça görüp okuduğumuz bir anlatı; belirli bir başlangıç, gelişme olmadığı gibi sonu da öyle havada kalıyor. Neticeten, vasat bir kitap, yine de Gülüzar hatrına üç yıldız veriyorum.
Bir yazardan okuyacağım ilk kitabı doğru seçince nasıl mutlu oluyorum anlatamam. Gülüzar’ı okurken çok güldüm, çok düşündüm, çok üzüldüm. Her duyguyu yaşattı bana; hele ki bir fahişe bölümü var hem güldüm hem sinirden bütün tırnaklarımı avcuma batırdım. Uzun lafın kısası, ben Gülüzar’ı çok sevdim ve devamını merakla bekliyorum.
Kitap Ağacı Adana grubumla nisan ayında Run Gülüzar Run kitabını okuduk.
Kitap günlük şeklinde yazılmıştı. Ön sözünde Gülüzar’ın gerçekten yaşadığı, kitapta anlatılanların onun günlüğünden alındığı yazıyordu. Hatta yazar sadece yazım ve noktalama düzeltmeleri yaptığını ve günlüğe başka hiçbir müdahalesinin olmadığını belirtmiş. Ben de kitaba bu yazılanlara inanarak başladım.
Gülüzar günlüğüne 9 yaşında başlıyor, kitabın sonunda ise 18 yaşında. Yalnız kitapta yazılanlar 9 yaşında bir çocuğun kurabileceği cümleler değil. İçime bir şüphe düşüyor, nette araştırmaya başlıyorum. Kitap kurgu çıkıyor. Gülüzar diye biri yok, yazar kitabı kendi hayal gücüyle yazmış, hatta kitabı yazarken Mahir Ünsal Eriş’le çalışmış. Bunu öğrendiğim anda benim yazara da kitaba da bakış açım değişiyor.
Bir yazar neden kurgu olan kitabına gerçek der? Kitabın hayal ürünü olduğunu öğrenince beğenmeyecek miyiz? Gerçek olması onu daha iyi, daha başarılı, daha çok satılan bir kitap hâline mi getirecek? Yazar kendini, okuyucuları kandırmış hissetmiyor mu? Ben kendimi kandırılmış hissediyorum açıkçası. Eğer bir gün yazarla yollarımız kesişirse bu soruları ona da sormaktan mutluluk duyacağım. O zamana kadar umarım kitabın yeni baskılarında o ön sözü kaldırırlar.
Kitap çok sürükleyici, komik, eğlenceli ama bir yandan da hüzünlü bir anlatıma sahipti. Severek okudum ama son zamanlarda kadın olmakla, kadın sıkıntılarıyla ilgili o kadar güzel kitaplar okudum ki Run Gülüzar Run en beğendiklerim arasına giremedi. Olaylar 1987-1997 yılları arasında geçtiği için o döneme özlem duyanlar tarafından hoş bir tebessümle okunacaktır. Tam bir 90’lar nostaljisi yaşatıyor kitap. Bu artısı dışında kadın olmakla ilgili bir kitap okumak isterseniz Seray Şahiner'den Antabus ya da Zeynep Kaçar'dan Kabuk’u tercih etmenizi öneririm.
Gülüzar’ın günlüğünü okumak, bildik bir coğrafyada dolaşmak gibiydi: Hiç babası tarafından saçı okşanmamış, babasının hiç masal okumadığı kız evlatlarının doğup büyüdüğü bir coğrafyada... Bu hasretledir ki sanırım, gelmiş geçmiş en iyi dizisinin kahramanı bir “Süper Baba” bu coğrafyanın. Hem de masal anlatanından...
“On yedisinde, kız çocukları evlenir ancak, erkeğine kıyamaz bu millet!” cümlesi içimi ezdi geçti resmen.
Bir de ne güzel anlatmış bu coğrafyanın kızlarının içindeki asıl renginin hiç merak edilmediğini:
"Bazen kendimi şu yeni çıkan, çok renkli tükenmez kalemler gibi hissediyorum. Annemin yanında başka, babaannemin yanında başka, Kuran kursunda başka, kızların yanında başka renk oluyorum da asıl olmak istediğim renk olamıyorum bir türlü. Her rengimi deniyor çevremdekiler. Beni görmek istedikleri renge basıyorlar, hop o renk oluveriyorum. Peki, Gülüzar aslında ne renk, düşünen, merak eden, soran yok, biliyorum.''
Özellikle 90’lı yıllara dair ayrıntılar beni aldı çocukluğuma götürdü. Hiç unutmadığım kareler var benim de; çocukluğuma dair. Bu kitabı okurken işte, o kareler belirdi hafızamda. Sıcak, sıcacık bir kitap. Gülüzar’ın günlüğü. Gülizar değil ama ismi. Zaten kendisi de ismi hakkında aynen şöyle diyor: “Ben Gülüzar. Gülizar, gül yanaklı demektir ama Gülüzar olunca bir anlamı olmuyor. Bu ülkede kadın olarak var olmaya çalışmak gibi belki de !”
Gülüzar, canım. Ne yapıyorsun şimdi? Gökhan'a kavuştun mu? Liseyi dışarıdan bitirebildin mi? Olmak istedğin yerde misin? Kitaplar ile aran nasıl mesela şuan ne okuyorsun? Hani diyordun ya "bir gün ben de ünlü olacağım" diye oldun bak, geldin evimize sıcacık ettin yüreklerimizi. Kah babana, babaannene kızdık seninle, kah Gökhan'a neler hissetiğini düşündük beraberce. Ne yapıyorsun sahi? Mutlu musun bir yerlerde gülüyor musun? Gökhan yanında mı mesela? Bir yerlerde iyi olduğunu bilmek istiyorum be Gülüzar, birde fiskos yapalım istiyorum seninle. Sen yine sonra tek kalır kendinle yaparsın fiskosunu. Ah be Gülüzar, nasıl güzelsin. Seni hiç unutmayacağım.
Güzel,sıcak bir kitaptı. Muhafazakar bir çevrede büyümüş kadınların kendinden ufak da olsa bir şeyler bulabileceği, kendisinde olmasa bile çevreden tanıdık şeyler göreceği bir kitaptı. Gülüzar kendini şu sözlerle tanıtıyor: "Ben Gülüzar. Gülizar, gül yanaklı demektir ama Gülüzar olunca bir anlamı olmuyor. Bu ülkede kadın olarak var olmaya çalışmak gibi belki de." Ben de bir Gülüzar olarak yer yer hüzünle yer yer tebessüm ederek okudum adaşımın günlüğünden kesitleri. Bir solukta okudum. İsmin karakteri diye bir şeyin olduğuna artık inanıyorum. Sende kendimden bir şeyler buldum, tanışmak konuşmak çok isterdim Gülüzar. Umarım şuan hayallerin gerçekleşmiş ve sıradanlaşmıştır :)
Tanıdık bir Türk ailesinde tanıdık şeyler yaşayan zeki, uyanık, yaratıcı kız çocuğu Gülüzar ve onun yarısı kadar olamayan ama ona yarısı kadar bile kıymet vermeyen ailesi, çevresi, ülkesi. Daha kötüsü de var bizim ve bizimkine benzer ülkelerde, Gülüzar görece ortalama bir hayat, güzel aktarılmış tadında kıvamında bir kitap olmuş.
Gülüzar çok içten, kendini okuyucusuna çabucak sevdiren sevimli bir karakter. Okurken eğlendiğim yerler oldu. İyi geldi bana bu hikaye. Devamını merak ediyorum.