Osmanlı padişahlarından belki de en çok tartışılanıdır Sultan II. Abdülhamid. Kimileri “Kızıl Sultan” diyor, kimileri “Ulu Hakan”… Siyasi hayatı ve tercihleri sürekli tartışılıyor. Ve bu tartışmalar, daha ziyade sancılı saltanat yıllarındaki siyasi olaylar, anlaşmalar, yürütülen “denge politikası” üzerinden yapılıyor. Peki şimdi, kişisel hayatı ve bıraktığı eserler üzerinden "insan Abdülhamid"e doğru bir yolculuğa ne dersiniz? Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid’in kişisel tarihindeki detaylar üzerinden İmparatorluğun son günlerini anlatıyor. - Sultan II. Abdülhamid hangi tarikata mensuptu? - Annesizliğini kimin şefkatli kucağında avuttu? - Çok erken vefat eden kardeşlerinin hatıralarını nasıl yaşattı? - Şehzdazeliğinde, saltanat yıllarına nasıl hazırlandı? - Hamidiye Şişli Etfal Hastanesi’nin arkasındaki acılı hikâye neydi? - Kudüs’teki Yafa Kapısı’nı neden yıktırdı? - Louis Pasteur’e Mecidî Nişanı’nı neden verdi? - Bir selam-ı şahâne ile emperyal İngiliz siyasetini nasıl engelledi? - Yıldız Sarayı’ndaki marangozhanede sanatkâr elleriyle neler üretti? - Tartışılan II. Abdülhamid- Mehmet Âkif ilişkisinin iç yüzü neydi? - Ziya Paşa ve Namık Kemal, Abdülhamid’in çağrısı üzerine vatanlarına dönerken Prens Sabahaddin ve Mahmud Celaleddin Paşa anlaşmamakta neden ısrar etti? Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid Han’ın gayri resmi tarihini gün yüzüne çıkarıyor, “Bir Dehanın İzleri”ni sürüyor. (Tanıtım Bülteninden)
Manisa Demirci’li olan Talha Uğurluel, 1997 yılında Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nin Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 8 yıl özel radyolarda tarih programları yaptı. Yerli ve yabancı dergilerde yayınlanmış birçok makalesi olup, Çanakkale Savaşları, Gelibolu Gezi Rehberi, Balkanların Başkenti Edirne, Varlık ve Yokluk Savaşımız, İstanbul’un Fethi, Peygamber Efendimiz’in İzinde Mekke-Medine, Önden Gelenler ve Mevlana adlı kitapların yazarıdır. Ayrıca Çanakkale, Edirne ve Mekke-Medine tarihi ile ilgili cd çalışmaları mevcuttur. İki yıl imaj kitap çalışmaları yapmış olup, Mukaddes Emanetler, Timur’un Tüzükatı, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Hatıratı ve Harp Mecmuası kitapları, editörlüğünü yaptığı eserlerden birkaçıdır. Muhtelif turizm acentalarında AR-GE yönetmenliği yapan Uğurluel, yerli gruplar ile Türkiye’nin birçok yerine kültür gezileri düzenlemekte, kurum ve derneklerin eğitim programları dahilinde tarih seminerleri vermektedir. Hâlen Marmara Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdüren Uğurluel, ayrıca TRT Radyo 1’de “Dünya Gezgini” programını ve TRT Türk’te “Tarihin İzinde” programını hazırlayıp sunuyor.
İçinde bulunduğu asrın tek hükümdarı! Osmanlı’nın son demlerinde bile düşmanı korkutabilecek bir padişahın çıkabileceğine örnek! Hala dünyadaki tüm mü`minlerin kalbinde altın tahtlarda yer edinmiş bir Halife! Allah ondan razı olsun! Talha abimizden de razı olsun! Tarihi öğrenmeyi hem kolaylaştırdığı hem de görsel bi şölenle bize sunduğu için çok teşekkürler.
If you have read my previous book review, you will know that this is not my first experience with a work by Talha Uğurluel. I had earlier read his book on Kanuni Sultan Süleyman and, despite some shortcomings, found it a satisfying and engaging read. Since I am deeply interested in both Ottoman history and modern Turkish Republican history, I decided to continue exploring his works. Bir Dehanın İzleri II. Abdülhamid Han is the first volume of a two-part series, and I was curious to see how the author approached such a pivotal and often-debated figure in our history.
Before I begin my review, I should acknowledge that Abdülhamid II is a controversial figure, not only in Türkiye but also in the wider Islamic and European worlds. He remains deeply divisive. You either admire him or despise him. The author is fully aware of this polarization, and it shapes the way the book is written. To put it simply, if the question is whether this work is pro- or anti-Abdülhamid, it is clearly pro-Abdülhamid.
That said, more than anything, the author seeks to dispel the many misconceptions surrounding Abdülhamid II, and in my view, he does this very effectively. He supports his arguments with well-chosen examples, credible references, and visual aids that strengthen his case. What stands out most, however, is how the book humanizes this divisive figure. Abdülhamid is not presented only as a distant statesman but as a man with a personality, emotions, and burdens. The author shows us the reasoning behind many of his decisions while also acknowledging his shortcomings.
What surprised me most was realizing that many of the essential institutions and infrastructure we rely on in modern Türkiye, whether schools, military buildings, or reforms in education, actually trace their roots back to Abdülhamid II’s reign.
The author also does an excellent job of describing the state of the Ottoman Empire during this period. He highlights how the empire contained as many traitors as patriots, and how many reforms failed simply because there were not enough qualified people to run the institutions. The author is refreshingly realistic. He even states outright that the Ottoman Empire dissolved because it deserved to dissolve. To support this claim, he points to Abdülhamid himself, who, after traveling to Europe, admitted that they were a hundred years ahead of the Ottomans.
After reading this book, I have come to see Abdülhamid II as a truly tragic figure. He never expected to ascend the throne, and his personal life was marked by sorrow, including the death of his mother at a young age, the loss of his children, and the forced removal of his forebears from the payitaht due to the political agendas of those around them. In many ways, he was a visionary, but the circumstances of the empire and the condition of its people prevented him from fully realizing his ambitions. His policy of Ottoman nationalism ultimately failed, as the empire’s diverse religious and ethnic groups increasingly demanded independence. In response, he turned to a policy of ümmetçilik (Pan-Islamism), which the author shows he carried out with great effectiveness in many respects. Yet, despite these efforts, the book makes it clear that this too ultimately failed.
From a reading perspective, the book is generally easy to follow, though at times it wanders and the connections between chapters are not always clear. That is my main criticism. If Turkish is your second language, this will be of medium difficulty, but it will significantly improve your vocabulary. The author’s style even has a slight travelogue quality, which I found enjoyable and refreshing for a history book.
If you are looking for a highly detailed and comprehensive account of Abdülhamid II’s reign, this book may not fully satisfy you. Roughly half of it focuses on his policies and rule, but often at a surface level rather than in deep analysis. The other half is dedicated to his personal life which, as I mentioned before, does an excellent job of humanizing him. Taken on its own, however, this book is better seen as an introduction, a quick and engaging read that provides a balanced overview while sparking curiosity for deeper study.
Rating: 4/5
It is a great and accessible starting point for anyone who wants to get into the history of Abdülhamid II’s reign.
Talha Uğurluel’in kitaplarını daha önce de okumuştum. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman kitabını. Bazı eksikleri olmasına rağmen genel olarak beğenmiştim. Hem akıcı dili hem de Osmanlı tarihine olan ilgim beni bu kez II. Abdülhamid kitabına yönlendirdi. Osmanlı tarihi ve Cumhuriyet dönemi üzerine merakım olduğundan bu seriyi okumak istedim. Bir Dehanın İzleri II. Abdülhamid Han, iki ciltlik bir serinin ilk kitabı. Bu yüzden hem yazarın böylesine tartışmalı bir padişahı nasıl ele alacağını hem de ilk cildin genel yaklaşımını görmek istedim.
Şunu baştan kabul etmek lazım. II. Abdülhamid hem Türkiye’de hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da hâlâ tartışmalı bir figür. Seveni de çok, nefret edeni de. Yazar bunun farkında. Hatta kitap boyunca bu tartışmaların gölgesinde kalmadan bir yol izlemeye çalıştığını hissediyorsunuz. Ama kitabın tavrı açık: bu eser Abdülhamid’i olumlu bir bakış açısıyla anlatıyor. Yine de sadece övgü değil. Hakkında yanlış bilinen birçok konuyu düzeltiyor, farklı örnekler veriyor, kaynaklara dayanıyor.
En çok dikkatimi çeken noktalardan biri, kitabın Abdülhamid’i insani yönleriyle anlatması oldu. Çoğu zaman II. Abdülhamid hakkında ya çok politik ya da çok ideolojik yazılar okuyoruz. Bu kitapta ise onun kişiliğini, duygularını, acılarını ve kararlarının arkasındaki sebepleri görüyorsunuz. Yazar sadece başarılarını değil, eksikliklerini de dürüstçe ortaya koyuyor. Böylece karşınıza sadece bir padişah değil, aynı zamanda zaafları, hayalleri ve hüzünleri olan bir insan çıkıyor.
Okurken beni en çok şaşırtan şey, bugün modern Türkiye’de kullandığımız pek çok kurumun, altyapının ve eğitim sisteminin kökeninin aslında Abdülhamid dönemine uzanıyor olmasıydı. Okullar, askeri yapılar, eğitim alanındaki reformlar… Hepsinin temelini onun zamanında görüyoruz. Bu da bana Abdülhamid’in uzun vadeli vizyonunu daha net gösterdi.
Yazar bir yandan dönemin genel durumunu da çok iyi aktarıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde vatansever kadar hain de olduğunu, birçok reformun da başarısız olmasının sebebinin bu kurumları işletecek yeterli insan bulunmaması olduğunu net bir şekilde anlatıyor. Bu noktada kitabın en sevdiğim tarafı, gerçeği romantize etmeden anlatması. Yazar açıkça “Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı çünkü yıkılmayı hak etti” diyor. Bu iddiasını ise Abdülhamid’in kendi sözleriyle destekliyor. Avrupa’ya yaptığı seyahatten sonra padişahın “Onlar bizden yüz yıl ilerideler” demesi, imparatorluğun geri kalmışlığını çok çarpıcı bir şekilde özetliyor.
Kitabı bitirdiğimde Abdülhamid bana trajik bir karakter gibi göründü. Tahta çıkmayı hiç beklememişti. Kişisel hayatı büyük acılarla doluydu. Annesini genç yaşta kaybetti, çocuklarının ölümünü gördü, ailesi entrikalar yüzünden payitahttan uzaklaştırıldı. Birçok açıdan vizyonerdi. Fakat imparatorluğun şartları ve toplumun yapısı onun hayallerini tam anlamıyla gerçekleştirmesine izin vermedi. Önce Osmanlıcılık politikasını denedi, imparatorluğun farklı dinî ve etnik grupları bağımsızlık istediği için bu başarısız oldu. Sonrasında ümmetçiliğe yöneldi. Yazar bu politikayı Abdülhamid’in büyük ölçüde etkili bir şekilde yürüttüğünü gösteriyor. Ama kitabın da net olarak ortaya koyduğu gibi bu çaba da imparatorluğun çöküşünü engelleyemedi.
Okuma deneyimine gelirsem, kitap genel olarak akıcı. Ancak yer yer dağınık bir anlatımı var. Bölümler arasındaki bağlantılar her zaman tutarlı değil. Bu benim için en büyük eksisi oldu. Yine de özellikle Türkçe ikinci dili olanlar için faydalı bir eser. Orta zorluk seviyesinde, ama kelime dağarcığını geliştirmek için oldukça iyi bir kitap. Ayrıca anlatımın yer yer bir seyahatname havası taşıması da hoşuma gitti. Tarih anlatısına canlılık katmış.
Detaylı, akademik bir inceleme arıyorsanız bu kitap sizi tatmin etmeyebilir. Çünkü Abdülhamid’in siyasi uygulamalarını ve politikalarını yüzeysel anlatıyor, derinlemesine bir çözümleme yapmıyor. Kitabın yarısı onun yönetimi ve politikalarına ayrılmış, fakat çoğu kısım yüzeyde kalıyor. Diğer yarısı ise kişisel hayatına odaklanıyor ve bu bölümler gerçekten güçlü. Onu insani yönleriyle tanıtıyor. Bu yüzden tek başına ele alındığında, bu eser Abdülhamid dönemine dair tam anlamıyla kapsamlı bir kaynak değil. Daha çok bir giriş kitabı, hızlı okunabilen ve merak uyandıran bir çalışma.
Puanım 4/5.
Genel olarak akıcı, öğretici ve insana farklı bir bakış açısı kazandıran bir eser. II. Abdülhamid dönemine ilgi duyan herkes için güzel bir başlangıç kitabı.
Talha hocamın müdavimlerinden biri olarak, bu güzel kitabı es geçmem mümkün değildi. Yine de bir anlığına "Acaba almama gerek var mı?" diye düşünmedim değil, zira bir ara Abdühamid Han hakkında baya bir kitap okumuştum, haliyle ihtiyacım var mı diye sorguladım ama sonra Talha hocamın en bilinmedik, en nadide anekdotları paylaşması ile ünlü olduğunu hatırlayınca o güzel anlatımıyla bu kitabı okumak istedim. Nitekim hocam beni yanıltmamış da!
Kitap, Abdülhamid Han'ın geleneksel savaş/siyasi eylemlerinden ziyade onun kişiliği, özel uğraşları ile Sultan Abdülhamid Han değil de Abdülhamid'in kendisini gözler önüne seren güzel bir çalışma olmuş. Kitap çabuk bitti ve her zamanki gibi daha fazlasını istedim, doymadım maalesef. Yani neredeyse yazar, az buçuk bilgi paylaşmış da kalanı yeni kitaplara mı saklamak istemiş, ne iş? diye düşündüm ki şöyle bir baktım yeniden yooo, öyle az buçuk bilgi yok. Konu ilgi çekici, anlatım da harika olunca işte böyle insan doyamıyor. :) Neyse ki kitabın başında da devamının geleceğini belirtmiş yazar. Buna sevindim. :)
Şahsen Abdülhamid hakkında ne kadar çok şey öğrenirsem ona karşı hayranlığım da bir o kadar artıyor. Babamın "Yanlış zamanda doğmuş, büyük ve iyi bir padişah." dediği bu hünkarı herkesin -bilhassa siyasilerin/diplomatların- çok daha iyi tanıması ve eylemleri ve düşünceleri üzerine çözümleme yapması gerektiğini, onu örnek almaları gerektiğini düşünüyorum. Zaten onun dönemini okuyup da günümüz ile paralel olayların meydana geldiğini görmemek için kör olmak gerekir. Beni şaşırtan noktalardan biri de bu ayrıntı olmuştur; demek ki oyunlar 100 yıl sonra da 150 yıl sonra da hep aynı, biz hiç değişmediğimiz için hep oyuna gelmişiz. Adamlar da haliyle hep aynı olta yemiyle bizi avlamış!
Hünkarın özel uğraşları, benim en çok ilgimi çeken noktalardan biri oldu; sanat/zanaat ve spor anlamında da kendini geliştirmeye özen gösterdiği aşikar; doğa ve hayvan sevgisi de eklenince ideal bir kişilik haline geldi benim için. Kitabın son bölümü ise beni hüzünlendirdi; açıkçası sorgulama yeteneğim geliştiğinden beri içimi acıtan bir hadise olmuştur. Maalesef tarihi değiştiremeyiz ama tekrarının önüne geçebiliriz. İnşallah bu millet bir daha ecdadına böyle sırtını dönmez!
Kitabı herkese tavsiye ederim, Talha hocam her zamanki gibi su gibi anlatmış.
Kitaba çok güzel başladık ; yazarın biyografisi, yazar kaleminden açıklayıcı bir önsöz, aydınlatıcı bir kronoloji ve sonunda kaynakça.Kronolojiyi okurken , tahta çıkışından sonra siyasi olduğu kadar yaptığı sosyal hizmetler ve kültürel girişimleri de öğreniyoruz ; Hilal-i Ahmer'in kurulması, Hukuk Fakültesi'nin açılması, Bayezid Kütüphanesi'nin açılması, Sanayi-i Nefise Mektebi ( Güzel Sanatlar Akademisi) ve Beyoğlu Nisa ( Emrazı Zühreviye ) Hastahanesinin açılması, Amalar Mektebi açılması vb. Kronolojide 1884 Mithat Paşa Taif'te öldürüldü diyor ve benim kitabı okuduğum 19 sene olduğu halde gözlerim doluyor ( )... Hangi kitap ? " Taif'te Ölüm" Hıfzı Topuz, okumanızı tavsiye ederim. Anlatımda, dilde bir problem yok. Anlatılanlar fotoğraflarla desteklenmiş, rahatlıkla okunuyor. Tarih ve biyografi ağır bir konudur, sevmeyenler için daha zordur ama Talha Uğurluel , tarih dersinden çok , kaynakçadan alıntılar, yapılmış röportajlarla tarih sohbeti havasında gibi yazmış. TV programlarını da ilgi ile izliyordum. Sayfa 147'de : "Osmanlı Hanedanı'nda bir kural vardır. Osmanlı ailesine mensup her genç en az bir zanaat da ustalaşmak zorundadır; yani padişah adayı şehzadeleri sadece yönetimle ilgili konularda eğitilmesiyle yetinilmemektedir." Yıldız Parkı - Şale Köşkü gezilerimde ( en sevdiğim yerlerden mümkün oldukça gitmeye , görmeye çalışıyorum göz kırp ) gördüm; Abdülhamid Fransa'dan getirttiği bir sandalyeyi örnek olarak almış ve tam takım olarak yemek odası yapmış. Başta severek okuduğum kitap sonlara doğru değişti , beni rahatsız etti.Gene de okunmalı diye düşünüyorum .Beni rahatsız eden konular: Tevfik Fikret 'i Haluk 'la küçümsüyor , vuruyor, Fikret'in saltanata muhalefetini oğlunun yaptığıyla hak ettiğine, cezalandırıldığına getiriyor. Oysa Fikret zaten böyle olmasını istememiş ve kahrolmuş bu konuda. Ziya Paşa ve Namık Kemal içinde değişik tezler öne sürmüş.İkisininde sürgüne gitmediğini ve gizli görevle gönderildiğini ileri sürüyor???Onun için mi ikisi de o kadar muhalif eser verdi ?Ziya Paşa: II. Abdülhamit yönetimine karşı özgürlükleri ve meşrutiyeti savundu. Batılılaşma yanlısı, yenilikçi Tanzimat Edebiyatı'nın öncüleri arasında yer aldı. Bu konuları daha iyi ve değişik kaynaklardan araştırana kadar kendisine olan sempatimi dondurdum . Bu kitap benim yazara karşı fazla iyi niyetli olduğumu gösterdi ( kabul etmesem de belki yaşlandım hoş görü ve sempati dozajım arttı ) Eski Yunan ve Roma Tarihinden beri bütün iktidar değişimleri kanlı olmuştur. Birkaç örnek verirsek ; 1789 Fransız İhtilali sonucunda olan " Eylül Katliamı" ile Kral ve tüm ailesi katledildiler. Xinhai Devrimi veya 1911 Devrimi ya da Çin Devrimi, Çin'in son imparatorluk hanedanının katledilerek devrilip yerine Çin Cumhuriyeti'nin kurulduğu devrimdir. Şili lideri Salvador Allende devrilerek öldürüldü. 1917 Şubat Devrimi'nde Ruya'da Romanov Hanedanı katledildi.Bizim hanedan burnu bile kanamadan, ceplerinde yeterince harçlıkla sadece sürgüne gönderildi.İlk dönem sıkıntı çekmediler; sonra idare edemeyenlerin ekonomik durumları kötüleşti; çok üzücü bir şey ama ; Hazine-i hassayı batıranda hanedan saltanatı ve masraflarıydı.Dış borçlar yüzünden zaten savaşmadan ülke ipotek altındaydı. Siyaset yapmayı sevmem ama haksızlığı da sevmem . Hanedan mensupları Atatürk ve Cumhuriyete sahip çıkmışlar , kin tutmamışlar ama bu tip << kraldan çok kralcılar >> hanedana üzülürken neden o günlere gelindiğini unutuyorlar. Bir tarih - biyografi sever olarak kitabı kısa sürede keyifle okudum. bence başucu kitabı olmasa da kitaplıkta olması gereken bir kitap. Talha Uğurluel'i edebi açıdan tanımak, tarihin bir dönemini öğrenmek, Abdülhamid'i değişik bir açıdan tanımak için okunmalı.
Talha Uğurluel'in keyifli üslubuyla hızla okunacak akıcı bir kitap. Konularla ilişkili fotoğraf ve çizimlerle desteklenmiş. Abdülhamid Han'ın hayatı hakkında detaylara ve dönemin isimleri ile ilgili kısa bilgilere yer verilmiş. Kapsamlı bir biyografi olduğunu söyleyemem. Öncesinde Abdülhamid'in hayatı daha kapsamlı bir okumayla öğrenilmeli diye düşünüyorum.
Talha abim resimli rusumlu, basit ve ilgi çeken anlatımı ile kitabı akırtmış. Ama umarsızca Abdülhamid övülüyor, buna dayanamayacak varsa tavsiye etmiyoru. Ben ise çok beğendim.