Herkesin kesintisiz mutlu olmaya ya da mutluymus gibi gÖrünmeye sartlandigi bir çagdayiz. Keyifsizlik anlarinin dahi “minÖr depresyon” adini aldigi zamanlar. Herkesin “en mutlu, en güzel, en sansli, en basarili ve her kosulda pozitif” olmasini Ögütleyen Bati menseli psikoloji anlayisinin karsisinda, hüznün doya doya yasanmasi bile pek mümkün degil artik. Kemal Sayar, bÖyle mutluluk tariflerinin pesinden kosmaya gerek olmadigini, hiçbir seye kiymet vermeden sadece kendini degerli bilerek yasanmayacagini anlatiyor. çünkü hüzün bize dünyanin faniligini, seylerin gelip geçiciligini Ögreten gÖrkemli bir misafirdir. “Hüzün bizi en çiplak varolusumuzla karsilastirir, bizi sahte bir dünyada sahici kilar.” (Tanitim Bülteninden)
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör ünvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi, dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi'nde öğretim üyesidir.
Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda Ruhun Labirentleri isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.
Kitabın genelindeki yazıların çoğu hayatın içinden bir çok şeye değinen kısa denemelerdi. Kitaba adını veren Hüzün Hastalığı adlı bölüm ise hem daha uzun hem de çok güzel bir bölümdü. Yazar bu bölümde psikiyatri bilimini inceliyor ve kültürlere henüz entegre olamaması, hastalık olarak kabul ettiği şeyleri vs ele alıyor ve tıp endüstrisi ile ilgili endişelerimize bir doktor olarak değiniyor. Kitapta en çok bu bölümü okumaktan zevk aldım.
"Ölüm yönelimli bir varlık olarak insan, hüzünle kendi iç potansiyellerini fark eder, içe bakar, içe derinleşir. O halde bize dünyada bir gurbet hissi yaşatan hüznümüzü sevelim, onu hastalık olarak gören ve gösterenlere karşı duralım..
Aleksitimik, duygular için söz yokluğu..
Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir. Her gün olabildiğince akıllıca, olabildiğince bütün ve olabildiğince duyarlılıkla yaşanması gereken bir şeydir hayat.
"Modern dünyanın kandırmacası da budur işte: Her şeye yetişmek isterken aslında hiçbir şeye yetişmemek, her şeye sahip olmak isterken aslında hiçbir şeye sahip olmamak...."
"Bize sihirli sözcükler fısıldayan insanlar değil, fazilet sahibi önderler gerek."
"Çünkü dünyaya gelmek, İsmet Özel'in sölediği gibi, bir saldırıya uğramaktır."
"Medikalizasyon alternatif bir toplumsal kontrol biçimidir."
"Bu batılı mantık, hayat karşısındabir irkilme, bir haşyet duygusundan yoksun olmanın mantığıdır. Hayatın kaynağı olan İlahi kudret'e karşı saygısızlığın mantığıdır."
"Bilgi çoğaldı ancak zihinler daha karıştı."
"Modern zamanlar hayatımızdan hüznü acıyı ve ağrıyı uzaklaştırmak istiyor. Elbette ölümü de."
"Sorunumuz bir ahlak sorunudur."
"Anlamıyorum, neden iyi bir psikiyatr olmak için dinsiz olmak gerekiyor?"
Bu kitap kısaca.... okumaya değer çok kıymetli bir kitaptır...