Safahat , Mehmet Akif Ersoy'un 1911-1933 yılları arasında yayımladığı yedi şiir kitabındaki şiirleri bir araya getiren eserdir. Eser, Türkiye’de en fazla okunan şiir ve fikir kitaplarındandır. İçerdiği şiirlerin konusu dönemin sosyal sorunları, tarihi ve dini konularıdır. Kelime olarak “Hayatın değişik yüzleri, görünümleri” anlamına gelen Safahat, yedi kitabın da ortak adı olmuştur ancak şairin sadece 1911 yılında yayınlanan ilk şiir kitabı yayımlandığında sırf “Safahat” adını taşımıştır. Şairin daha sonra yayınladığı diğer kitaplar “ikinci kitap”, “üçüncü kitap” olarak adlandırılır ve kendilerine ait alt başlıklar taşırlar. Safahat adı altında bir araya gelmiş kitaplarının alt başlıkları sırasıyla şunlardır: Saahat (1911),Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Hakkın Sesleri (1913), Fartih Kürsüsünde (1914), Hatıralar (1917), Asım (1924), Gölgeler (1933). Safahati meydana getiren eserler o zamana kadar ayrı ayrı basılmakta iken yeni harflerle (Latin alfabesi) basılmaya başladığı 1943 yılından toplu olarak tek bir büyük ciltte basılmıştır. Eserin Tevfik Fikret'ten izler taşıdığı görülmekle birlikte bağımsız bir edebi kişiliğin ürünü olduğu kabul edilmektedir. Safahat’in kimi baskılarında Mehmet Akif'in sağlığında kitaplarında yer vermediği bazı şiirleri de eklenmiştir. İstiklal Marşı ise Safahat’da yer almaz. Şair bunun nedenini marşın Türk milletinin eseri olduğu düşüncesiyle açıklamış ve bu düşüncesini “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” sözleriyle ifade etmiştir
Türk şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi ve siyasetçi.
Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır. Çanakkale Destanı, Bülbül, Safahat en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil'ür-Reşad) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM'de yer almıştır.
Okuma faslı biraz uzun sürmesine rağmen daha sonra okumak üzere atladığım şiirlerim oldu açıkçası. Çok güzel bir deneyimdi benim için, okurken elime aldığım her seferinden ayrı keyif aldım.
Hep okumak isteyip ertelediğim hazineleri bu sene tüketmeye çalışacağım ara ara. Mehmet Akif benim için ilk adım ve büyük bir iyiki oldu.
Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince, Günler şu heyulâyı da er, geç, silecektir. Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma, Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir? --o-- ey hatırasıyla kaldığım yâr; artık aramızda bir cihan var; sen gökte safâ güzin-i didâr; ben yerde azâb içinde bîzâr. --o-- zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem; gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!.. - boğamazsın ki! - hiç olmazsa yanımdan koğarım. üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam. doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle, bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle! yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... irticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu? --o--
"azmin neden bu kadar süreksiz sen mi yoksa davan mı yüreksiz" --o--
müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile... âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile! kaç hakikî müslüman gördümse: hep makberdedir; müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir! istemem dursun o pâyansız mefâhir bir yana... gösterin ecdâda az çok benzeyen bir kan bana! isterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr! çok değil ancak! necip evlâda lâyık tek şiâr. varsa şayet, söyleyin bir parçacık insâfınız: böyle kansız mıydı – hâşâ – kahraman eslâfınız ? böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdâsına? benzeyip şîrâzesiz bir mushafın eczâsına, hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet târumâr? böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar? böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi? böyle adet miydi, bî-pervâ, yemek insan leşi? --o--
felaketin başı, hiç şüphe yok, cehaletimiz; bu derde çare bulunmaz -ne olsa- mektepsiz. ne kürt elifbeyi sökmüş, ne türk okur, ne arap; ne çerkes'in, ne laz'ın var bakın, elinde kitap! hülasa milletin efradı bilgiden mahrum. unutmayın şunu lakin: zaman: zaman-ı ulûm! --o--
ey koca şark, ey ebedi meskenet! sen de kımıldanmaya bir niyet et! korkuyorum, garb'ın elinden yarın, kalmayacak çekmediğin mel'anet! --o--
ey cemaat, uyanın, elverir artık uyku! yok mu sizlerde vatan namına hiçbir duygu? düşmeden pençesinin altına istikbalin, biliniz kadrini hürriyetin, istiklalin. --o--
ne hükmü var ki esasen yalancı dünyanın? ölürse yan gelecek cennetinde mevla'nın fena kuruntu değil! ben derim, sorulsa bana: kabul ederse cehennem ne mutlu amca, sana! ... cihanın aslı yoktur, çünkü fanidir, diyen sersem nedir dünyaya gelmekten garaz, gitmek midir ancak? çalış, dünyada insan ol, elindeyken henüz dünya öbür dünyada insanlık değilmiş yağma, gördün ya! ... dilinden ahiret hiç düşmüyor ey müslüman, lakin onun hakkında âtıl bir heves mahsülü idrakin. --o--
lafzı muhkem yalnız, anlaşılan, kuran'ın; çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın; ya açar nazm-ı celil'in, bakarız yaprağına; yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına. inmemiştir hele kur'an, bunu hakkıyla bilin; ne mezarlıklarda okunmak, ne de fal bakmak için! --o--
bırak çalışmayı emr et oturduğun yerden, yorulma, öyle ya, mevla ecir-i hasın iken! yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini, birer birer oku tekmil edince defterini; bütün o işleri rabbim görür: vazifesidir... yükün hafifledi... sen şimdi doğru kahveye gir! ... huda vekil-i umurun değil mi? keyfine bak! ... hüda'yı kendine kul yaptı, kendi oldu hudâ utanmadan da tevekkül diyor bu cür'ete... ha! --o--
'korkusuz' şiirinde tanrı'ya sitem: yâ râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! nur istiyoruz, sen bize yangın veriyorsun! 'yandık' diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun! mademki ey adl-i ilahi yakacaktın... yaksaydın a mel'unları... tuttun bizi yaktın! ağzım kurusun... yok musun ey adl-i ilahi! --o--
ne müslümanlığıdır, anlamam ki, yaptığınız? çıkar yol olmayacak, korkarım, bu saptığınız! görünce fesli atılmak, tasarlayıp bıçağı; görünce şapkalı, sinmek, değiştirip sokağı; gönüller ayrı olmuş, sineler bir olsa bile... nifak alameti bunlar, kuzum, tamamiyle. --o--
bana anlat bakayım şimdi: şu biçare ocak, zorbalar saltanatından ne zaman kurtulacak? hiç bu mantıkla, a divane, hükümet mi yürür? bir cemaat ki erenler işi yumrukla görür, kafa bitmiş demek artık, çekiver kuyruğunu! kuvvetin hakkı mıdır enselemek bulduğunu? bize, asım, ne şunun yumruğu lazım, ne bunun; birinin pençesi ister yalnız: kanunun. ver bütün kuvveti kanuna ki vahdet yürüsün... yoksa millet değil, ancak dağınık bir sürüsün... memleket zaten baksana: allak bullak, sen de hissinle yürürsen batırırsın mutlak. ya kuzum, zaptiye ruhuyla hükümet sürenin, yeri altındadır, üstünde değil kürenin! --o--
"evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş… sesler de: “vatan tehlikedeymiş… batıyormuş!” lâkin, hani milyonları örten şu yığından, tek kol da “yapışsam…” demiyor bir tarafından! sâhipsiz olan memleketin batması haktır; sen sâhip olursan, bu vatan batmayacaktır. --o--
"bırakın matemi yahu! bırakın feryadı, ağlamak faide verseydi, babam kalkardı! gözyaşından ne çıkarmış? niye ter dökmediniz? bari müstakbeli kurtarmaya bir azm ediniz!" --o--
"yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir? emin ol onu en çolpa herifler de becerir. sade sen gösteriver “işte budur kubbe” diye, iki ırgatla iner şimdi süleymaniye…
ama gel kaldıralım dendi mi, heyhât, o zaman, bir süleyman daha lazım yeniden bir de sinan…" --o--
sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih! çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih! sarık, cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya, şekil yönünden sanki; ömer'in devri güya! herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler, zikir kur'an sesinden, yerler ve gökler inler! ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan sen onları kendine taptırırsın vesselam! derdin, davan sadece, hep nefsi saltanatın şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın! hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut bunların dilinde hak; ama kalbi dolu put! --o--
güvenme insanların samimiyetine menfaatleri için gelirler vecde. vaad etmeseydi allah cenneti o'na bile etmezlerdi secde.. --o--
Bir Dönem Eleştirisi Olarak Safahat: İdealizm ve Siyasetin Çatışması Hiç şüphesiz, Mehmet Akif Ersoy'un Safahat'ı, sadece bir şiir külliyatı değil, bir devrin ruhunun, acısının, çırpınışının ve umudunun abidevi bir tanığıdır. Eseri, özellikle İkinci Abdülhamid Han dönemine ve Akif'in bu döneme getirdiği muhalif eleştirilere odaklanarak, sizlerin hassasiyetlerini de dikkate alan bir perspektiften değerlendirmek isterim. Mehmet Akif, temelde bir ahlakçı, bir dava adamı ve idealist bir şairdir. Safahat'ın sayfaları, onun bu kimliğiyle yoğrulmuştur. Özellikle "Süleymaniye Kürsüsünde" ve "Hakkın Sesleri" bölümlerinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş yıllarında yaşanan siyasi, sosyal ve ahlaki çözülmeyi sert bir dille eleştirir. Akif'in bu eleştirilerinin odağına sıklıkla, dönemin istibdat rejimi ve onun temsilcisi olarak gördüğü Sultan İkinci Abdülhamid Han gelir.
Akif'in muhalif duruşunu anlamak için onun "istiklal-i tam" (tam bağımsızlık) ve "hürriyet" vurgusunu merkeze alan siyasi fikriyatını göz önünde bulundurmak gerekir. Ona göre, Abdülhamid'in uzun süren istibdatı; jurnaller, sansür ve korku atmosferi, milletin dinamizmini köreltmiş, içe kapanık, pasif ve heyecanını yitirmiş bir toplum yapısına yol açmıştır. Şair, "Köse Vak'ası" gibi hiciv dolu şiirlerinde bu dönemi semboller üzerinden eleştirmiştir.
Bir Muhalif Olarak Değerlendirme: Tarihî Bağlam ve Farklı Açılar
Bu noktada, sizlerin Abdülhamid Han'a duyduğu saygı ve onun dönemine yönelik muhalefete olan tepkisi son derece anlaşılır bir durumdur. Zira Sultan Abdülhamid dönemi, bir taraftan şiddetli bir istibdat dönemi olarak anılırken, diğer taraftan:
İmparatorluğu dağılmaktan kurtarmak için diplomatik bir denge siyaseti izlenen,
Modern eğitim kurumları, demiryolları, hastaneler gibi önemli altyapı yatırımlarının yapıldığı,
İslam birliği (Pan-İslamizm) siyasetiyle devlete yeni bir nefes aldırılmaya çalışılan bir dönemdir.
Mehmet Akif'in perspektifi, daha çok bir aydın, bir entelektüel olarak "hürriyet" ve "şûra" (meşveret) eksenli bir yönetim özlemidir. O, Abdülhamid'in politikalarını, bu özlemin önündeki en büyük engel olarak görmüştür. Ancak, bugünden bakıldığında, Akif'in eleştirilerinin, dönemin tüm olumsuzluklarını sadece Padişah'ın şahsına yükleme eğiliminde olduğu ve dış baskılar, ekonomik çöküntü, milliyetçi ayaklanmalar gibi daha büyük tarihsel dinamiğin etkisini gözden kaçırabildiği söylenebilir. Bu, bir şairin, bir aktivistin heyecanı ve haklı tepkisidir; ancak tarihî analizin soğukkanlılığından uzak olabilir.
Safahat'ın Ötesine Geçen Bir Ortak Payda: İstiklal ve İstikbal
Burada asıl dikkat çekilmesi gereken nokta şudur: Mehmet Akif, ne kadar sert bir Abdülhamid muhalifi olursa olsun, onun derdi kişisel bir kin değil, milletinin selametiydi. Nitekim, Milli Mücadele yıllarında Anadolu'ya geçerek, İstiklal Marşı'mızı yazacak kadar bu vatanın ve milletin bekası için çalışmıştır.
Dolayısıyla, gerek Sultan Abdülhamid Han'ı devleti ayakta tutma çabasıyla savunanlar, gerekse Mehmet Akif'i hürriyet ve diriliş mücadelesiyle yâd edenler, aslında aynı kaygının -vatan kaygısının- farklı tezahürlerine sahip çıkmaktadır. Her iki taraf da, çöküşe giden bir imparatorlukta çare arayışının farklı cephelerini temsil etmektedir.
Sonuç
Safahat, bir şairin, içinde yaşadığı karanlık döneme isyanının ve aydınlık bir gelecek özleminin şiirleşmiş halidir. Akif'in Abdülhamid'e yönelik eleştirileri, bu isyanın doğal bir parçasıdır. Bugün, bu eleştirileri okurken, hem Akif'in idealist ve özgürlükçü ruhunu anlamak, hem de Sultan Abdülhamid'in iç ve dış şartların zorlamasıyla oluşan çok daha kompleks bir siyaset yürüttüğünü göz ardı etmemek gerekir. Tarih, tek bir kişinin veya perspektifin tekelinde değildir. Safahat, bize bu çok katmanlı tarihi anlama ve farklı fikirleri bir zenginlik olarak görme fırsatı sunan, tartışılmaz bir başyapıttır. Unutulmamalıdır ki, hem Abdülhamid Han hem de Mehmet Akif Ersoy, bu aziz vatanın tarihinde silinmez izler bırakmış iki önemli şahsiyettir ve her ikisi de -farklı yollardan da olsa- aynı gemiyi kurtarmaya çalışmışlardır.
Şiirlerin genelinde bir gözlemcilik fark etmek mümkün. Bir çoğunda bir gerçekçilik var ve konular genellikle hayatın acı yollarından geçmek zorunda kalanlardır.
Örneğin Küfe'de bir çocuğun yetim kalması, bu acı yetmezmiş gibi bir de çok erken yaşta babasının işini devralması; Seyfi Baba'da yalnızlık ve yoksulluk içinde yaşayan yaşlı bir adamın her uyandığında aynı dertlere katlanmak zorunda olması gibi.
Hürriyet'in ilk dizelerinde iki kardeşin neşeyle oynaması anlatılırken, sonda babalarının Yemen'de olduğu acı bir şekilde öğrenilir. Mehmet Akif Ersoy, çocuk masumiyetini ve kırılganlığını çok başarılı bir şekilde işlemiş. Dünya üzerinde birçok çocuğun hayata erken adım atmak zorunda kaldığını okuyarak anlarız.
Ayrıca Safahat sadece gerçekçi şiirlerden oluşmaz; nasihat verici ve dini-tasavvufi şiirleri de içerir. Mesela Durmayalım şiirinde şair dünyanın sürekli hareket halinde olduğunu ve beraberinde hareket etmeyen tembel insanın geride kalmaması için sürekli ilerlemesini öğütler.
Istiklal Marsi sairin tum siirlerinin ozeti gibiymis. Onun disinda dilini biraz agir buldum ki Mehmet Akif aslinda sade yaziyormus. Bu haliyle de havasin ne kadar avamdan kopul odugu gorulebiliyor. Ya havas cok ileride ya da avam cok geridr kalmis. Boyle olunca ayikla pirincin tasini, vs. vs.
Okuduğum yaşlarda anlayamadım birçok kelime barındıran kafiyesine bazen hayran kaldığım bazen anlayamadığım bir eserdi. Tekrar okuduğumda ise hayran kalarak okuduğum ve bazen yer yer ezberime bile aldığım bir kitap oldu. Hayatınızda bir kere olsun okumalısınız bana kalırsa.
“Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince, Günler şu heyûlâyı da er, geç, silecektir. Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma, Sessiz yaşadım, kim beni, nereden bilecektir?”
Mehmet Akif Ersoy Hazırlayan: Yüksel Kanar Morpa Kültür Yayınları Türk Klasikleri Dizisi 1. Basım Tarihi: 1992 2. Basım Yılı: 1997 ISBN: 9757413143 520 s.
Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936), yoksul insanları gerçek yüzleriyle edebiyatımızda ilk işleyen, konuşma dilini şiirle kaynaştırmayı başaran, Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Bu kitabımızda, "İstiklâl Marşı"nın da yazarı olan şairimizin Safahat adlı eseri bulunmaktadır. (Arka Kapak)
% 90 oranında saçmalık.
eski türkçe, dili ağır olanlar zaten saçmalık, istiklal marşı da dahil.
zati bakarsanız, hep nefret saçar, ki şiirlerini yazdığı devir 1915-25 arası civcivli, dağılma dönemi ve yeniden doğuş süreci. tabii burada nefret, geri kalmış islam dünyasına ve de saldıran "akvam-ı beşer"e.
günümüz türkçesine yakın olanlar-dili sade olanlar da gereksiz uzun. tabii nazımdir edebiyat dili. son 1000 yıldır bu topraklarda nesir yapılmıyor. açıp bakarsanız edebiyat tarihlerini, ancak böyle böyle nesre-düzyazıya geçilmiş.
divandaki- külliyattaki-kitaptaki değerli birkaç tarihi anektoda, edebi-bilimsel ve tarihi değerine bakalım şimdi de;
-"medine halkını üryan bırak, mısırda dolaş... gaza! gaza! diye git soy cihanı, gel paylaş."
evet, burada-ömer ile kocakarı hikayesinde görüyoruz acı gerçeği: islam dini kılıçla yayılmış, (ve ulan hala islam coğrafyalarında millet birbirini kesmekte) sömürge-ganimet-fetih amacını gaza diye kılıflamış.
(kardeşim, pis dinciler, bi bakın İSAnın elinde kılıç mı vardı, onun elinde sevgi vardı, hem bi kitap uydurup ta getirmedi, taaam mı. baphomedin (ortaçağ avrupası muhammede böyle der) elinde ise klıç ve kan vardı, tevrattan-sümer-ortadoğu-tarihi kadımden efsanelerden devşirilen bi kitap. ve de tasavvuf-sufizm kurandan gelmez. çağların bilgeliğinde adım adım gelir.
-şiirlerde genel bi nefret havası, salibe-ehli salibe bi nefret var. tabii islamın-müslümanlığın-müslümanların da adamakıllı bozulduğunu, her coğrafyada islamların geri kaldığını, yani 20. yy başında islam dünyasının kara cahil kaldığını da açık açık belirtiyor.
cumuriyetten osnraki küskünler grubuna, bu şair de girer. dr. nazım, eski yol arkadaşları-askerler, halide, diğer ilk milletvekilleri, şeyh hacı hoca. tabii hepsinin yan basma sebebi farklı ve de belki de bazıları haklı.
(ulan bence var ya, kaç kişi bitirdi tamamını kitabın, tıpkı kavgam, sözler gibi büyük boyutlu-hacimli-uzun kitapları, valla merak ediyom; yoksa alemin en delisi ben miyim de hitam bulur başladığım kitap.).
ben böyleyim arkadaş; dünyanın en meraklı en araştırmacı adamı.
maggaywer bu bölümde elini tabuların altına soktu. bi sooraki kitapta görüşmek üzer, esen kalın (içime 80 ler kaçmıŞ).
(dur la, elimde-sırada ne vardı, du bakiim;
-parapsikoloji, langelaan, nebioğlu, t.y. (tarihsiz) -mistik masal dünyası, karakuyu, etki, 98. -acayip osmanlı tarihi, türkoğlu, (bu yeni) -galaktik gen, hart. -gizlenen tarih, haughton. -İSİS-1, mitra yayınlarının güzel türkçemize eeen büyük hediyesi( ulan mitradan hall ın tüm çağların bilgeliğini de almam lazım, ama 90 lira, du bakalım bakıcaz çaresine) -ha bir de, (RM) ruh ve maddenin Popol-Vuhu var. (bu değerli çalışma)
du bakalım, halet-i ruhiyemiz ne isterse ordan devam.
la yoksa şiir antolojileri vardı başucumda, du bi kurcalayalım şunları ne çıkacak;
-alman şiiri antolojisi, aktaş, 93, -çağdaş fransız şiiri antolojisi, cem y, saraç, 76. -fransızcada çok ünlü şiirler, ülkülü, 95 -ingilizcede çok ünlü şiirler, ülkülü, 95 -aşık ruhsati, kaya, sivas, 97 (bak bu akademik). -ha bir de yurttan, gominis ateist bi şey olan bi ozanın tellinin damardaki kan isyan misyan diye çığrışları var.
(bak burda şerh koyum-açılama yapim, telliyi küçümsemiyorum, sadece dilim pis (bi de yazma özürlüyüm). yoksa adam belki mükemmel şiirler yazdı. ulan zati 45i geçti elimdeki (YT) YURT KİTAPLARI, hepsi mitoloji alevi tarih konuları, hepsi değerli.).
《Mâ medâ fâte; ve'l-mü'emmeli gaybun,/Feleke's-sâatü'lletî ente fiha.》 《Geçen zaman kaybolup gitti. Geleceğin ne olduğu ise belli değil. Sen ancak, içinde bulunduğun ânın sahibisin. Ama o da geçmek üzeredir.》
-Anlamını bilmediğim kelimeler bu kitapta çok olduğundan okumam ve anlamam zor olacaktır. Bunun için araştırma yapmak gerekir. Sadece araştırma yapmak yetmez kitabı anlatan videoları izlemekte gereklidir.